“Türkiye Cumhuriyeti’nin Hiçbir Başbakanı Sayın Başbakanımız Kadar Acımasızca Eleştirilmemiştir

“Türkiye Cumhuriyeti’nin Hiçbir Başbakanı Sayın Başbakanımız Kadar Acımasızca Eleştirilmemiştir


Doç. Dr. Çelik:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin Hiçbir Başbakanı Sayın Başbakanımız Kadar Acımasızca Eleştirilmemiştir”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, uzun zamandan beri özellikle bazı çevrelerin ‘iktidarın bir diktaya doğru gittiği, özellikle AK PARTi’nin her tarafta devleti ele geçirdiği, basına sansür ve baskı uyguladığı” şeklinde maksatlı iddialar ortaya attıklarını söyleyerek, “Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir başbakanı, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan kadar acımasızca eleştirilmemiştir, hiçbir başbakana da bu kadar hakaret edilmemiştir. Hiçbir başbakan da açtığı hakaret davalarında maalesef belli bazı yargı organlarının da taraflı tavrıyla karşılaşmamıştır. Dikta yönetiminde bunlar olmaz” dedi.

Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında AK PARTi’nin basına sansür ve baskı uyguladığı yönündeki iddialara da yanıt verdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir başbakanının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kadar acımasızca eleştirilmediğini, hiçbir başbakana bu kadar hakaret edilmediğini ifade eden Çelik, hiçbir başbakanın da kendi açtığı hakaret davalarında belli bazı yargı organlarının da taraflı tavrıyla karşılaşmadığını söyledi. Dikta yönetiminde bunların hiçbir zaman olmayacağını; ancak Türkiye’de dikta olsa tüm bunların söylenemeyeceğini belirten Çelik, bazı köşe yazarlarının da bu tutum içinde bulunduklarını, aynı şeylerin zamanında Demokrat Parti’ye de yapıldığını kaydetti. Çelik, “Eğer ülkede askeri, sivil bürokrasiyle CHP ittifak halinde iktidarda değilse, birileri çıkıp orada ‘burada dikta var’ diyor. Menderes’e de böyle dediler. Merhum Özal gelince de dediler. Halkın çocukları iktidara gelince birileri bunu söylüyor” diye konuştu. Tek parti döneminde gayrimüslimlerin, Alevilerin, Kürtlerin, mütedeyyin insanların ve köylülerin ötekileştirildiğini ifade eden Çelik, çok partili döneme geçildikten sonra köylülerin oyunun kıymete bindiğini ve köylülerin ”öteki” olmaktan çıkmasına rağmen, diğer dört grubun aynı konumlarını sürdürdüklerini söyledi.

Gazeteci Bekir Coşkun’un işine son verilmesiyle ilgili iddiaların da gündemde olduğunu belirten Çelik, Coşkun’un Hürriyet gazetesi ile yollarının ayrıldığı dönemde de benzer iddiaların ortaya atıldığını hatırlattı. Çelik, Tufan Türenç’in, bir yazısında bunu yalanladığını, Coşkun’un yayınlanmadığı belirtilen yazısının gazetede yayınlandığını ifade ettiğini kaydetti. Türenç’in, ”Kendisi profesyonel düşündü, daha iyi imkanlar veren bir başka gazeteye gitti” şeklinde açıklamaları bulunduğunu aktaran Çelik, şöyle konuştu:

“Şimdi Sayın Bekir Coşkun’un Habertürk gazetesindeki işine son verildi. Ben bunu gazetelerde gördükten sonra bunun böyle bir yoruma tabi tutulabileceğini tahmin ettim. Sayın Fatih Altaylı ve Turgay Ciner’i aradım. Neticede Sayın Altaylı gazetenin başındaki insan, patronundan aldığı emri yerine getirmek zorundadır. Sayın Ciner, açık yüreklilikle ifade etti: ‘Üzerimizde Allah var. Hükümet ve AK PARTi çevresinden hiçbir Allah’ın kulunun baskısı bir tarafa, telkini bile olmamıştır’. Ben medya ve tanıtımdan sorumlu bir insanım. Ben Turgay Ciner ile böyle bir konuyu görüştüğümü hatırlamıyorum, asla böyle bir şey de görüşmedim. Zaten çok gerekmedikçe de gazete patronlarıyla görüşmüyoruz. Neticede böyle bir şey söz konusu değilken, Sayın Coşkun herhalde kendisine bir kahramanlık payesi çıkarmak için ‘İlk bertaraf edilen ben oldum. Ormanda yangın var, herkes de cayır cayır yanacak’ şeklinde açıklamalar yapıyor. Bu açıklamaları da açıkçası şık bulmadığımı ifade etmek istiyorum.”

Ciner’in, bunun bir patron tasarrufu olduğunu dile getirdiğini aktaran Çelik, Turgay Ciner’in ayrıca, ”Benim inandığım basın ilkelerine göre hareket etmeyen bir kişiyi ben gazetemde çalıştırmak zorunda değilim. Sayın Bekir Coşkun ne gazeteme gelen ilk kişi olacaktır ne de son giden” ifadesini kullandığını kaydetti.

Çelik, son MYK toplantısından sonra başkanlık sisteminin gündemlerinde bulunmadığını açıkladığını, bu net açıklamaya rağmen bazı kişilerin tatmin olmayarak, adeta noter tasdiki beklediklerini ifade etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlık sistemiyle ilgili ABD’de yaptığı açıklamalara ilişkin yorumlara da atıfta bulunan Çelik, ”Sayın Cumhurbaşkanı’na sorulan bir soru üzerine Sayın Cumhurbaşkanı aksine ‘padişahlığa mı gidiyor şuraya mı gidiyor, buraya mı gidiyor’ sorusuna cevap vermek üzere bir şey söylüyor. Bunu da çok farklı noktalara çeken meslektaşlarınız oldu maalesef. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da söylediği budur aslında. Bizim söylediğimizden farklı değildir” dedi.

“Seçimler zamanında yapılacak”

Çelik, genel seçimlerin öne alınmasına ilişkin YSK’ya başvuru yaptıkları ve YSK’nın da seçim tarihinin değiştirilemeyeceği yanıtını verdiği yönündeki haberlerin anımsatılması üzerine, seçimlerin öne alınmasına ilişkin yetkinin TBMM’ye ait olduğunu söyledi. Gündemlerinde ”erken seçim” anlamına gelecek bir tasarrufun olmadığını söylediğini de dile getiren Çelik, şunları kaydetti:

“Türkiye’de seçimler zamanında yapılacaktır. Ama endişe şudur ya da talep şudur, Temmuz ayları kampanyalar için seçmen ve kampanyayı yürüten siyasetçiler açısından sıkıntılıdır. İnsanlar tarlasında ya da tatilindedir. Bu bir zorluk yaratıyor. Acaba biraz öne alınabilir şeklinde bu bir görüşme, bu bir fikir egzersizi şeklinde hep söylenen şeylerdir. Eğer TBMM oturur buna karar verirse, YSK’nın itiraz edebileceği husus hazırlıkların ve çalışmaların yetişip yetişmeyeceği meselesidir. Bugüne kadar YSK, 3 ay kala 4 ay kala rahatlıkla seçimleri yetiştirmiştir. TBMM böyle bir karar alırsa YSK’nın bunu uygulamama gibi bir şansı olamaz.”

22.09.2010