“Yoğun Göç Alan Ege ve Akdeniz Hattında Sahil Milliyetçiliği Ortaya Çıktı”

“Yoğun Göç Alan Ege ve Akdeniz Hattında Sahil Milliyetçiliği Ortaya Çıktı”



Doç. Dr. Çelik: “Yoğun Göç Alan Ege ve Akdeniz Hattında Sahil Milliyetçiliği Ortaya Çıktı”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Habertürk Televizyonu’nda yayınlanan “Türkiye’nin Nabzı” programında Didem Yılmaz’ın sorularını yanıtladı. Referandum sonuçlarını değerlendiren Çelik, Akdeniz ve Ege hattındaki illerin Doğu ve Güneydoğu’dan çok fazla göç alan iller olduğunu söyleyerek, “Bu illerde özellikle göçlerle birlikte bir sahil milliyetçiliği ortaya çıktı. Bakın, klasik milliyetçi muhafazakar çizgi değil; bir sahil milliyetçiliği orada ortaya çıktı. Bu gelen göçlerden bir rahatsızlık ortaya çıktı” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Adana’da, Antalya’da, Mersin’de Akdeniz Belediyesi’ni BDP aldı. O zaman DTP’ydi, aldı. Oralarda BDP’nin de bir potansiyeli var ve özellikle maalesef bu terör örgütünün de yönlendirmesiyle orada ciddi rahatsızlık verici hadiseler meydana geliyor. MHP ve CHP sanki bunlar iktidardan kaynaklanıyormuş gibi çok kötü kullandılar. Demokratik açılım sürecinde de sanki PKK terörü AK PARTiyle birlikte başlamış, sanki demokratik açılım başlatıldı diye terör başlamış gibi, şehit cenazeleri sanki demokratik açılıma bağlıymış gibi bir propaganda yapıldı. Bu çok çirkin ve kara bir propagandaydı. Bildiğiniz gibi 1 yıl önce demokratik açılım süreci fiili olarak bir program olarak başladı; ama 1984’ten beri terör var ve şehit cenazeleri geliyor. Bir kere bu göçlerle birlikte bu illerde demografik yapı değişti, orada tabi göçlerden gelen insanlar köyleri boşaltılan insanlardı. Bunu çok iyi sosyolojik bir tahlile tabi tutmak gerekiyor. Göç eden, göçe bir manada zorlanan, insanlar şu veya bu sebepten göçe zorlanan insanlar gayri memnun insanlar olarak çoğunlukla oralara gittiler. Oralarda gettolaşmalar meydana geldi. Şimdi Mersin’e dikkat edin. Mersin’de 4 parti var; AK PARTi var, CHP var, MHP var, BDP var. AK PARTi, MHP, CHP aşağı-yukarı birbirine yakın oylar alıyor. İkinci dereceden BDP’den orada bir varlığı var. Bu sahil milliyetçiliği dediğim gibi bir manada bu demografik yapının değişmesinden dolayı duyulan bir rahatsızlığın ifadesidir.”

“AK PARTi’nin niyetiyle ilgili hala kuşkular taşıyorlarsa, onların kuşkularını gidermek bizim görevimizdir”

‘PKK’yla müzakere yapılıyor, PKK meşrulaştırılıyor, PKK terörüne göz yumuluyor, PKK’yla mücadele değil, müzakere yapılıyor’ şeklinde çok kötü ve kirli bir propaganda yapıldığını kaydeden Çelik, şunları söyledi:

“İç Anadolu’da bu bir yansıma bulmadı. İç Anadolu’daki milliyetçi insanlar daha çok muhafazakar insanlardır ve Hükümete, Sayın Başbakan’a bizim yaptıklarımıza inandılar bu insanlar. Dikkat ederseniz bu Yozgat’ta, Çorum’da, Çankırı’da, ne bileyim Kırıkkale’de, Amasya’da yansıma bulmuyor veya Aksaray’da, Niğde’de ciddi anlamda bir yansıma bulmuyor. Çünkü, buradaki insanlar muhafazakar milliyetçi gruplar AK PARTi’nin gerçek anlamda ne yapmak istediğini anladılar. Ama sahilde dediğim gibi ulusalcı bir şu anda dalga oluşturulmaya çalışıldı. Tabi ulusalcılıkla milliyetçiliği ben aynı görmüyorum. Ulusalcılık daha çok manevi sinirleri alınmış milliyetçiliktir. Ve bir şey daha var sahillerde, başından beri. AK PARTi 8. yıldır iktidardadır. İnsanların yaşam biçimi, yaşam tarzı üzerinde acaba AK PARTi’nin gizli bir niyeti var mı, bir baskı oluşturacak mı şeklinde bazı insanlar endişe ve korku pompalıyorlar. Halbuki biz de diyoruz ki insanlara, kardeşim biz 2004’ten beri mahalli idarelerde iktidardayız. 2002’ten beri de merkezi Hükümette iktidardayız. Biz kimin hayat tarzına karıştık? Biz insanlara yaşam biçimi falan dayatmıyoruz… Bu Anayasa değişiklik paketinde de insanların hayat biçimine, hayat tarzına müdahale anlamına gelebilecek bir madde değil, bir fıkra, bir kelime, bir cümle kimse gösterebilir mi? İşte bu çirkin, kara propaganda budur, yalan üzerine tesis edilmiş olan siyaset budur. Demek ki bazı insanlar da bunu satın alabiliyorlar. Dediğim gibi insanları böyle ürkütmeye, korkutmaya, sizin hayat tarzınıza müdahale edilecek, sizin yaşam biçiminize müdahale edilecek, kıyafetinize müdahale edilecek şeklinde, siz rahat istediğiniz gibi yaşayamayacaksınız şeklinde bir kötü propaganda yapıldı. Buna da demek ki inanan bir insan kitlesi var. AK PARTi’nin niyetiyle ilgili hala kuşkular taşıyorlarsa, onların kuşkularını gidermek bizim görevimizdir. Biz bir kere şunu söylüyoruz: Biz 73 milyon insanın hepsini kucaklıyoruz. Bırakın hayat tarzı şu veya bu şekilde olanlar, bakın AK PARTi Türkiye’de gayrimüslimlerle ilgili ciddi manada iyileştirmeler, açılımlar yapmıştır. Benim Yahudi vatandaşım varsa o da başı dik Türk vatandaşı olarak hayatına devam etsin. Benim Ermeni vatandaşım varsa gitsin ibadetini yapsın. Farklı dine, farklı inanca, mezhebe sahip olabilir, ama Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşı olması, vatandaşlık ödevlerini yerine getirmesi bizim için 1. sınıf makbul ve hür bir vatandaş olması için yeterlidir. Rum vatandaşlarımızla ilgili, hakeza Alevi vatandaşlarımızla ilgili, hakeza bu memleketin Kürt vatandaşlarıyla ilgili hakeza bütün bu açılımları yapan, bu ülkede biz farklı renkleriz, gökkuşağındaki renkler nasıl ki rengarenkse, birinin diğerine dönüşme mecburiyeti yoksa, o farklı renkler bir arada durunca bir güzellik unsuru oluyorsa bu toplumu da böyle görmemiz lazım.

“AK PARTi’nin oy oranı yüzde 47,6”

Oy oranlarına ilişkin son yapılan araştırmalar hakkında da bilgi veren Çelik şunları söyledi:

“Pollmark’ın yaptığı bir istatistiğe göre bizim işte bu referandum esnasındaki kampanya döneminde de Sayın Başbakanımız, bizler kendimizi halka daha iyi anlatabildik, yaptıklarımızı anlattık. AK PARTi’nin oylarında da ciddi bir yükselme oldu. Yüzde 45,5’ti. Ama şimdi ismini vermeyeyim rızasını almadığım için. Çok saygın ve bütün aşağı-yukarı kamuoyu anketleri çoğu zaman tutan bir firma bir araştırma yaptı, tabi ona araştırmayı yaptırtan firmayla bir anlaşması olduğu için yayınlanmamak kaydıyla yaptığı için, bu referandum esnasında AK PARTi’nin oy oranı yüzde 47,6’ya çıktı. Şimdi bunu öncelikle ifade edeyim. AK PARTi aslında yüzde 48’lik bir kitleyi kendisine inandırmış. Yani her sokaktaki 2 vatandaştan birisi zaten AK PARTi’ye inanıyordu. Yüzde 58’lik bir oran çıktı. Bu da Türkiye açısından çok bence anlamlı bir şey oldu. Sayın Başbakanımız, bağımsız ülkücülere de, Kürt aydınlarına da, bize şu veya bu şekilde destek veren bütün herkese, Saadet Partisine de, Büyük Birlik Partisine de, diğer bazı sol partilere de, 12 Eylül mağduru solculara da, STK’lara da, herkese teşekkür etti. Biz de ayrıca kendisine teşekkür ediyoruz, bize oy verdiyse sağ olsun.”

“Kenan Evren de hakim karşısına çıkmalı”

12 Eylül mağdurlarının referandumun hemen ertesinde 13 Eylül’de mahkemelere darbecilerin yargılanması için yaptıkları başvuruyu da değerlendiren Çelik, “Mahkemeye gidip hemen müracaat edenler biraz acele ettiler, şunun için acele ettiler. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu henüz referandum sonucunu resmen ilan etmedi. Resmen ilan etmediği için de henüz yürürlüğe girmedi. Ama diyelim ki yarın ilan ederse, bir gün sonra ilan ederse o zaman yürürlüğe girecek. Yani o insanlar biraz da sembolik olarak gidip sanırım müracaat ettiler” dedi. 12 Eylülcülerin zaman aşımından dolayı yargılanamayacağına ilişkin tartışmalara da değinen Çelik, şöyle devam etti:

“Peki, yargılanır mı 12 Eylülcüler? Biz dikkat ederseniz bu tartışmalar üzerine bir bildiri yayınladık, AK PARTi Tanıtım ve Medya Başkanlığı olarak biz bir basın açıklaması yaptık ve dedik ki; bir kere, bir; adeta darbecileri kutsayan ve onlara bir zırh giydiren bu geçici 15. madde ayıbından Türkiye’yi kurtarıyoruz, bir kere yargılanmaz hükmünü ortadan kaldırıyoruz. Geçici 15. madde olduğu sürece, kim, hangi mağdur müracaat ederse etsin, 12 Eylülcüler ve onların destekçileri, onların şürekası yargılanır mıydı? Yargılanmazdı. Peki, müruru zaman var mıdır, yani hani 30 yıl geçince zaman aşımına uğrar diyorlar ya. Peki 12 Eylül 1980, 12 Eylül 2010, 30 yıl doldu. İşte zaman aşımı var kabul edilse bile, 12 Eylülcüler bütün icraatlarını 12 Eylül 1980 günü mü yaptılar? Sonraki esas bütün iş, birçok işkence, zulüm sonraki 3 yıl içerisinde yapıldı. Böyle kabul etseniz bile, müruru zaman vardır deseniz bile bu 30 yıl dolmadı. Yani en azından 12 Eylülcüleri 3 yıllık icraatı olarak düşünürseniz 3 yıla kadar birçoğunun süresi var, onu bir kere söyleyeyim. İki; biz müruru zamanın başlamadığı kanaatindeyiz, niye başlamadı? Bir kere kum saati çevrilmemişti. Siz yargılanamaz hükmü koyduğunuz için, yargılama başlayacak ki müruru zaman söz konusu olsun. Başlamamış olan bir şeyin dolması söz konusu olabilir mi? Yani siz arabanıza petrol akıtmamışsınız, düğmeye basmamışsınız, petrol dolmadı, miadı da dolmadı, böyle bir şey olamaz. Dolayısıyla, orada süre dondurulmuştur. Yargılama başladıktan sonra ve Yüksek Seçim Kurulu bu sonuçları açıkladıktan sonra müruru zaman süreci başlar; bizim kanaatimiz bu. Peki, buna kim karar verecek? Buna yargının karar vermesi lazım. Meclis’te niye bir madde konmadı? O CHP yöntemidir. Biliyorsunuz bir kere hukuk tekniği itibariyle, kanun yapma tekniği itibariyle böyle bir şey yapma söz konusu değildir. Örneğin, şimdi şu anda sigara içmek yasaktır değil mi, yasak değil mi? Çünkü kapalı yerlerde sigara içmek yasaktır ve cezası var. Peki 5 yıl önce sigara içmek yasak mıydı kapalı yerlerde? Değildi. Şimdi siz 5 yıl önce sigara içenleri de cezalandırmak üzere bir kanun çıkarıyorsunuz, diyorsunuz ki 5 yıl önce sigara içenler de cezalandırılsın. Böyle bir şey yapamazsınız, kanunlar makabline şamil değildir, yani kanunlar çıktığı günün öncesini yargılayamaz. Ama 60 darbesini yapan çete, Demokrat Partilileri geçmişteki 10 yıl önceki, 7-8 yıl önceki icraatlarından dolayı mahkum edebilmek için bu tür kanunlar çıkardılar. Bu hukuk yapma tekniği itibariyle böyle bir şey söz konusu değildir.”

Kenan Evren’in de hakim karşısına çıkması gerektiğini ifade eden Çelik, “Herkes çıkmalı. Bu darbede katkısı olan. Sayın Evren de, 12 Eylül’de kimin dahili varsa gidip bence hesap vermesi lazım” dedi. Çelik darbecilerin yargılanmasına ilişkin olarak şöyle devam etti:

“Ben tekrar söylüyorum, zaman aşımının başlamadığını, bu sürecin başlamadığını, dolayısıyla dolmadığını ifade ediyorum. Efendim, geçmiştekileri ille de yargılamak için siz bir kanun çıkarsaydınız, bunu yargının yorumuna bırakmasaydınız şeklindeki yaklaşım, kanun yapma tekniğini, özellikle hukuk mantığını bilmeyen insanların söylediği bir şeydir. AK PARTi’nin CHP’den de farkı budur.”

15.09.2010