“Terör Mağdurlarına 1 Milyar Dolar Ödeme Yapıldı”

“Terör Mağdurlarına 1 Milyar Dolar Ödeme Yapıldı”


Doç. Dr. Çelik: “Terör Mağdurlarına 1 Milyar Dolar Ödeme Yapıldı”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Taraf Gazetesi’ne gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çelik, Kürtlerin, anadilde eğitim dışında tüm taleplerinin karşılandığını belirterek, “Ağırlıklı 13 il olmak üzere terör mağdurlarına 2005 yılından bu yana 1 milyar dolar ödeme yapıldı” dedi.

Çelik, PKK’nın eline silah alma gerekçe ve bahaneleri olarak ileri sürülen sorunların ezici bir kısmının giderildiğini belirterek, “TRT Şeş Kürtçe yayın yapıyor. Gaziantep’te özel Dünya TV yayına başladı. Ağırlıklı 13 il olmak üzere terör mağdurlarına 2005 yılından bu yana 1 milyar dolar ödeme yapıldı” dedi. Genel demokratikleşme perspektifi içerisinde halkı rahatsız eden tüm sorunların ortadan kaldırılmasına çalışıldığını ifade eden Çelik, “O zaman silahları ebediyen sustursunlar. Şiddet ve terör, 21’inci yüzyılda insanların kendilerini ifade etme biçimi ve bir sorun çözme aracı olarak artık görülmemelidir. Ama bu mesele bu kadar masumca değil. Şiddet ve terör ne yazık ki uluslararası bir sektör haline gelmiştir. İçeride ve dışarıda çok farklı hesaplar var” diye konuştu.

“Kürt meselesinin çözümü tam ve içe sinen bir demokratikleşmeden geçmektedir”

Çelik, AK PARTi’nin iktidara geldiğinden bu yana, Kürt sorununda askeri olmayan çözüm yollarına odaklandığını; ancak aynı zamanda terörle olan silahlı mücadelenin de devam ettiğini belirterek, şunları söyledi:

“Kuzey Irak’ta federasyon varsa bunun nedeni Irak Kürtlerinin yüzde 80’inin orada yaşıyor olmalarından kaynaklanıyor. Türkiye’deki Kürt nüfusun ise üçte ikisi Batı’da yaşıyor. Federasyon Türkiye’ye kesinlikle uymaz, zaten gündemde de değil. PKK da geçmişte dillendirdiği bu talepten vazgeçmiş görünüyor. Kürt meselesinin çözümü tam ve içe sinen bir demokratikleşmeden geçmektedir. Türkiye, hem bu problemi çözebilir hem de üniter yapıya en ufak bir zarar verilmemesi pekala mümkündür. Yeter ki Türkiye’de belli kesimler ırkçı bakış açılarından ve saplantılardan kurtulsunlar. AK PARTi, üniter yapı içersinde ırkçılık eksenli politikaların tamamen uzağında bir çözüm için gayret göstermektedir.”
Çelik, BDP’nin referandumu boykot kararına ilişkin da, “Israr ederse, yanlış yapar. Sandığa gidecekler “Evet” diyecektir” dedi.

“Türkiye demokratikleşmeyi yaşarken TSK ve yargı bu sürecin dışında kalamaz”

Sivil-asker ilişkilerindeki demokratik dengeye ilişkin açıklamalarda da bulunan Çelik, “1960 darbesinden bu yana şekillenmiş, sivil iradeyi vesayet altına alan bir ordudan bahsediyoruz. Sivil asker ilişkileri anlamında bugün dünden daha mı iyi, “Evet”, yarın, bugünden daha mı iyi olacak “Evet”. Mevlana, ‘İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur’ der. Türk Silahlı Kuvvetler ile ilgili toptancı itham ve ilzam eden yaklaşımların dışındaki iyi niyetli eleştirilerin TSK lehine olduğunu düşünmeliyiz. Türkiye demokratikleşme yaşarken, TSK ve yargı, bu sürecin dışında kalamaz” dedi. Bürokratik Cumhuriyet’ten Demokratik Cumhuriyet’e geçilmesi iradesinin referandumda belli olacağını kaydeden Çelik, şöyle devam etti:

“Türkiye’de bütün dertlerin çaresi gerçek anlamda bir demokratikleşmedir. İnsanların içine sindirdiği, kağıt üzerinde kalmayacak, demokratikleşme. TSK’nın kendi sınırları içinde kalması yani varlık nedeni olan yurt savunması görevini yerine getirmesi, yasa ve anayasada belirlenmiş. Pratikte de böyle olmalı. Kurumlar görevleri bakımından sınırlarına çekilecek, keza yargı için de ayni şey söz konusu. Olur olmaz beyanat veren bir komutan olmaz. Nasıl bir emniyet müdürü olur olmaz beyanat vermiyorsa. Türkiye eğer dünya demokrasi liginde süper ligde oynamaya talipse 3’üncü dünya uygulamalarını terk etmek zorunda.”

“Yapılmış olan yasal değişikliklerle daha şeffaf, hesap verebilir bir devlet yapısı oluşturma çabasındayız”

‘Düşman imal eden, üreten statükocu zihniyete karşıyız’ diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Düne kadar Soğuk Savaş döneminde kanlı bıçaklı olduğumuz Rusya şimdi en önemli ticari ve ekonomik ortağımız. İçeride ise herkes devleti ele geçiriyor paranoyası vardı. Solcusu, sağcısı, Kürdü, muhafazakarı, Alevisi, devleti ele geçiriyor anlayışı vardı. Bunların hepsini topladığınızda Türkiye’nin nüfusu ortaya çıkıyor. İnsan kendisine ait olan bir şeyi ele geçirmez. Eğer böyle bir endişenin gerçekten bir dayanağı varsa, demek ki biz bu kadar çok insan kitlesine, devletin onlara da ait olduğu duygusunu verememişiz. Geldiğimiz noktada yapılmış olan yasal değişikliklerle daha şeffaf, hesap verebilir bir devlet yapısı oluşturma çabasındayız, tabi ki bu yetmez. Buna paralel bir zihniyet devriminin gerçekleşmesi gerekiyor. Sadece yasama ve yürütmede yaklaşım ve bakış açısının değişmesi yetmez. Sivil ve askeri bürokrasinin de bu paralelde bir zihniyet değişim ve dönüşümünden geçmesi gerekiyor. Takdir edilir ki bu, o kadar çok kolay ve kısa vadeli değildir. Konfüçyus; ‘Hükümdar adil olursa kanuna gerek yoktur. Hükümdar adil değilse kanunun anlamı yoktur’ der.”

27.08.2010