Doç. Dr. Hüseyin Çelik’ten Sağduyu Çağrısı

Doç. Dr. Hüseyin Çelik’ten Sağduyu Çağrısı


Doç. Dr. Çelik’ten Sağduyu Çağrısı: “Herkes Türkiye’nin Birliğine, Bütünlüğüne, Huzur ve Barışına Katkıda Bulunmalıdır”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç.Dr. Hüseyin Çelik, NTV’de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doç. Dr. Çelik, Hatay Dörtyol’da yaşananlara ve ardından BDP heyetinin Dörtyol’a alınmamasına ilişkin olarak, Türkiye’yi her zaman bir kargaşa ortamına itmek isteyen art niyetli, pusuda bekleyen insanlar, çevreler olacağını belirterek, “Ama tüm halkımızın sağduyusuyla, itidalli davranışlarıyla buna meydan vermemesi gerekiyor” dedi. Çelik şunları söyledi:

“Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Kimse kendi mahkemelerin yerine, kimse kendini adliyenin, polisin yerine koymamalıdır. Neticede bu gelen şehitler, özellikle şehit olan polislerimiz, askerlerimiz hepimizin yüreğini dağlıyor. Türkiye 1980’nin başından itibaren maalesef bu acı haberleri duymaktadır. Zaten terör örgütünün esas amacı, yıllardan beri Türkiye’de bir Kürt-Türk kavgası çıkarmaktır. Geçmişte Sünni-Alevi çatışmasını denediler, sağ-sol çatışmaları bu ülkeyi, 12 Eylül ortamına getirdi ve 5 bin insan sokakta birbirini maalesef boğazladı. Türkiye’nin bugünlere gelmemesi gerekiyor. Bugünlerden dönüp arkaya baktığınız zaman, bütün o olayların arkasında senaryoların olduğunu ve o sokağa ittikleri gençlerin, insanların sırtından birilerinin nemalandığını tespit ettik, öğrendik. Onlar bugüne ibret olmalıdır. Gerek İnegöl’de, gerekse Dörtyol’da sergilenenler maalesef hoş şeyler değildir. Ben tüm insanımızı sağduyulu olmaya, itidalli olmaya, terör örgütünün veya bazı çıkar çevrelerinin Türkiye’nin karışmasından özellikle menfaati olan insanların oyununa gelmemeye davet ediyorum; söylenmesi gereken budur. Tabi ümit ediyorum ki başka tarafta bu senaryolar sergilenmez. Eğer bütün halk olarak biz bu ve benzeri şeylere gerekli tepkiyi gösterirsek bunun tekrarı söz konusu olmaz. Öte yandan her siyasi parti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasası ve yasalarına göre kurulmuş olan her siyasi parti Türkiye’nin her santimetrekaresinde çok rahatlıkla siyaset yapabilmelidir. BDP Türkiye’nin 81 vilayetinde 1000’e yakın ilçesinde, her köyünde siyaset yapabilmelidir. MHP de her köyünde, her ilçesinde, beldesinde siyaset yapabilmelidir. Ancak burada ince bir nokta var. Kimse etnik siyaset de yapmamalıdır, etnik siyaset yaparsanız Türkiye’nin geleceği yer burasıdır. Ama bir ilçede tansiyon yükselmişse, gerilim artmışsa, ona tuz biber olacak şekilde davranışlardan da herkesin kaçınması gerekiyor. Güvenlik güçleri orada o gün öyle bir ziyaretin olmasının tansiyonu daha çok arttıracağı, gerginliği daha çok arttıracağına yönelik bir uyarısı varsa, ki vardır, önceden bu uyarı yapılmış olmasına rağmen BDP’li arkadaşların yola çıkmaması gerekiyordu. Elbette BDP Genel Başkanı Dörtyol’a gitme hakkına sahiptir. Ama bugün gitmez 1 hafta sonra gider, 10 gün sonra gider, olaylar yatıştıktan sonra gider. Toplum psikolojisini iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü galeyan geldiği zaman mantık savuşur. Oradaki o özellikle sokağa dökülen insanların yaptıklarını asla tasvip etmek mümkün değildir. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Dediğim gibi kimse kendini devletin yerine, devletin güvenlik güçlerinin yerine, polisinin yerine, adliyesinin yerine koymayacak. Koyarsa anarşi ve kaos doğar. Ama böyle bir günde de BDP’li arkadaşların da böyle bir teşebbüste bulunmaması gerektiğini düşünüyorum. Nitekim sağduyu hakim olmuştur, onlar da geri dönmüştür. Herkes sağduyulu davranmalıdır, Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne, huzuruna ve barışına katkıda bulunmalıdır, bunu bozmaya kimsenin tevessül etmeye hakkı yoktur diye düşünüyorum.”

“Yaşananları demokratik açılıma bağlamak vicdanla bağdaşmaz”

Yaşanan gerilimin demokratik açılımdan kaynaklandığı yönündeki eleştirilere de cevap veren Hüseyin Çelik, “Bu çok haksız bir ithamdır” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Hatırlamaya çalışalım. Kahramanmaraş’ta sergilenen olayları, Çorum’da meydana gelen olayları göz önünde bulunduralım, Sivas’ta olup bitenleri göz önünde bulunduralım geçmişte, hafızamızı şöyle bir tazeleyelim, o zaman AK PARTi diye bir şey yoktu. 90’lı yıllarda 1 yılda bin şehit verdiğimiz günler vardı. O zaman AK PARTi de yoktu, demokratik açılım da yoktu. Şimdi bunu tutup da demokratik açılıma bağlamak, kesinlikle vicdanla, izanla, basiretle bağdaşmaz. Demokratik açılım dediğimiz şey, aksine, bunu iddia edenlerin aksine bir diyoruz ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olan ister Kürt kökenli, Türk kökenli, Abaza, Çerkez, Gürcü, bu ülkenin vatandaşı, Müslim, gayrimüslim, Sünni, Alevi, kim olursa olsun, bu ülkenin vatandaşı olan 73 milyon insanın kardeşliğini ve vatandaş olarak eşit bireyliğini savunan bir projedir, adı da milli birlik ve kardeşlik projesidir, bu sürecin adı demokratik açılım sürecidir. Şimdi bunun üzerinden, özellikle terör üzerinden devam eden kargaşa, kaos, kavga üzerinden nemalanan insanların bir iddiasıdır. Bu iddiaya katılmak mümkün değildir, bu son derece haksız bir mesnettir.”

“İnsanların onurunu, şahsiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerekiyor”

Balyoz Davası’ndaki yakalama kararları ve Yüksek Askeri Şura’ya ilişkin yorumlarda da bulunan Çelik şöyle devam etti:

“Yakalama kararları terfileri nasıl etkiler, nasıl etkilemez bunu çok bilmiyorum. Ancak benim bildiğim bir şey vardır. Eğer Türkiye bir hukuk devletiyse, hukuk devletinin gereği neyse bu yapılmalıdır. Kanunlar, yasalar, anayasa, Ahmet, Mehmet için, sokaktaki vatandaş için de aynıdır, Hüseyin Çelik için de aynıdır, bu herhangi Türk Ordusundaki bir er için de, general için de aynıdır ve aynı şekilde uygulanmak zorundadır. Özellikle hukuku arkadan dolanarak, maalesef hukuka karşı hile yaparak kimse bu konularda engelleyici ve hukukun gereğini yerine getirmeye yönelik çabaları boşa çıkarıcı bir tutum içerisinde olmasın. Çünkü bu, Türkiye’de hukuka karşı olan maalesef güveni zedeliyor. Bizim memleketimizde eğer adalet duygusunu, insanların adalet duygusun zedelersek, bunu hiçbir şeyle telafi edemeyiz, bu adalet duygusunu zedelememiz gerekiyor. Herkes üzerine düşeni yapması gerekiyor. Elbette adil yargılanma hakkı her bireyin hakkıdır, herkes için adil yargılanma hakkı vardır. İnsanların onurunu zedeleyecek, şahsiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerekiyor. Tutuklama kararları verilirken de, gözaltına alınırken de bunun şekli, bunun usulü, bütün bu konularda sadece generaller, sadece askerler için değil bütün vatandaşlarımız için bu yapılmalıdır. Bu konuda azami hassasiyet gösterilmelidir. Bir polis görevlisi ve üst düzey yetkilisiyle ilgili bir iddia söz konusu olduğu zaman, efendim bu özellikle incelemenin, soruşturmanın selameti için bazı tedbirler alınıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri elbette saygın bir kurumdur, kendi saygınlığını da sürdürmesi gerekiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şu veya bu şekilde toptancı bir anlayışla asla yıpratılmaması gerekiyor. Ama kendi içerisinde birileriyle ilgili bir itham varsa, bir iddia varsa, bakın tekrar altını çiziyorum, insanların suçluluğu ispat edilmeden, masumiyet karinesinden dolayı kimseye suçlu yaftası vuramayız. Ama böyle bir iddia varsa, o insanların mahkemeye çıkması, hukuk önünde kendilerini savunmaları ve eğrinin-doğrunun, haklının-haksızın ortaya çıkması için kolaylaştırıcı olmak lazım, benim söyleyeceğim budur.”

30.07.2010