“Anayasa Mahkemesi’nin Verdiği Karar Hukuki Değil, Siyasi”

“Anayasa Mahkemesi’nin Verdiği Karar Hukuki Değil, Siyasi”


Doç. Dr. Çelik: “Anayasa Mahkemesi’nin Verdiği Karar Hukuki Değil, Siyasi Bir Karar”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, 8 Temmuz’da katıldığı CNNTÜRK’te yayınlanan haber kuşağında, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa Değişikliğine ilişkin kararını değerlendirdi. Çelik, verilen kararla ilgili “yetki aşımı” olduğunu ifade ederek, “Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı hukuki bir karar olarak değil; siyasi bir karar olarak görmek lazım” dedi.

Anayasa Mahkemesi’nin 10’uncu ve 42’nci maddelerin iptalinde de aynı şeyi yaptığını kaydeden Çelik, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkisinde olan bir şeyi sanki kendi yetkisindeymiş gibi ele aldı, değerlendirdi ve karar verdi. Burada bir yetki aşımı var. Anayasa Mahkemesinin yetkileri ve hangi konuda anayasal denetim yapıp yapamayacağı, Anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak kesinlikle içeriye giremeyeceği, yani esasa giremeyeceği şeklinde 148’inci maddede çok açık bir hüküm var” dedi. Çelik şunları söyledi:

“Bildiğiniz gibi Anayasadan ve yasalardan alınmayan hiçbir yetkiyi hiçbir kişi veya hiçbir kurum kullanamaz. Eğer bir hukuk devletiyseniz bunu kesinlikle göz ardı edemezsiniz, hukukun temel prensibi de budur. Anayasa Mahkemesi Türkiye’deki yüksek mahkemelerden birisidir. Öncelikle hukukun üstünlüğü kavramını ve hukuk devleti kavramını Anayasa Mahkemesi’nin gözetmesi gerekiyor. Maalesef bu hassasiyet gösterilmemiştir. Raportörün yazdığı rapor son derece hukuki bir rapordur. Ancak, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı hukuki bir karar olarak değil; siyasi bir karar olarak görmek lazım, bunun altını özellikle çizmek istiyorum.”

“Halka gideceğiz, nihai kararı halk verecek”

Çelik, Anayasa Mahkemesi’nin kısmi iptaline ilişkin şöyle devam etti:

“Biz aslında Danıştay’ın, Yargıtay’ın vesairenin yaptığı seçimlerde her üyenin bir kişiye oy vermesini aslında çoğulcu bir sistem kurabilmek için getirmiştik. Nispi temsil olsun diye getirmiştik. Ama burada Anayasa Mahkemesi bu tavrıyla çoğulcu bir sistemden, bir seçim sisteminden yana değil; çoğunlukçu bir sistemden yana olduğunu ortaya koymuştur ve burada bir bloklaşmaya izin vermiştir. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi bir bloklaşmaya müsaade etmiştir. Esasen Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir şeye müsaade edip etmeme gibi bir yetkisi de yok. Ama fiili bir durum oluşturmuştur. Meclisin adeta iradesini kendisinde vehmederek bir kural ihdas etmiştir ve bu kuraldan hareket ederek de bir karar vermiştir, önce bunun altını çizmek istiyorum. Ama bütün bunlara rağmen Anayasa Mahkemesi’nin buradan bazı cümleleri çıkararak, bazı hükümleri çıkararak kısmi olarak bazı iptal kararları vererek yaptığı şeyi doğru bulmuyoruz. Şimdi bütün bunlara rağmen bu paket önemli bir reformdur. 12 Eylül Anayasasından kurtulabilmek için çok çok önemli bir reformdur. Biz bu paketin arkasındayız ve milletimiz de bu paketin eminim ki arkasında olacaktır. Halka gideceğiz, nihai kararı halk verecek.”

“Anayasa Mahkemesi’nden daha üst mahkeme milletin vicdan mahkemesidir”

Şeklen bir inceleme yapıldığını; ancak inceleme sonunda CHP’nin, 111 milletvekilinin iddialarının geçerli kabul edilmediğini kaydeden Çelik, “Bu talebi reddetmişler. Muhtevaya girilip girilmemesi, yani esastan görüşülüp görüşülmemesi konusunda bir oylama yapmışlar, ama esasa girmeyi kabul etmişler. Bunu önlemek için ne yapmanız lazım? Anayasa değişikliği yapmanız lazım. Zaten Anayasa diyor esasa giremez. Yani 148’inci madde yeteri kadar açık değil mi? Aslında çok net” dedi. Çelik şunları söyledi:

“Şimdi ben hep söylediğim ve çok hoşuma giden Konfüçyüs’e ait bir söz var diyor ki, ‘hükümdar adil olursa kanuna gerek yoktur, hükümdar adil değilse kanununun anlamı yoktur’ Ben yaptım oldu, peki Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde bir temyiz makamı var mı? Yani Anayasa Mahkemesi’ni şikayet edebileceğiniz bir daha üst mahkeme var mı? Yok. Var bence, o da milletin vicdan mahkemesidir. Anayasa Mahkemesi’nin kararını millet bir şekilde tashih eder, millete götürürsünüz. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin kararını götüreceğiniz bir üst mahkeme olmadığına göre biz de halkımıza diyeceğiz ki bakın mesele bundan ibarettir. Halkımız bu referandumda bu paketi destekleyecektir ona inanıyoruz, halkımızın sağduyusuna inandığımız için buna inanıyoruz. Bu referandumda evet sonucu çıkacaktır ve 12 Eylül Anayasasının önemli bazı maddelerinden en azından kısmi de olsa kurtulacağız. Ama daha sonra tabi Türkiye’de daha köklü, Batı standartlarında demokratik standartları yüksek olan, devleti birey karşısında garantiye alan değil; kişi hak ve özgürlüklerini devlet karşısında garantiye alan bir Anayasaya Türkiye’nin ihtiyacı vardır. Ümit ediyorum ki Türkiye bunu hak ediyor, buna kavuşacaktır.”

“CHP pakete, halk da CHP’ye hayır diyecek”

Pakette daha çok HSYK’nın yapısı ve Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin maddelerin ön plana çıktığını belirten Çelik, “Fakat kadınlarımızla ilgili, çocuklarımızla ilgili, şehitlerimizin dul ve yetimleriyle ilgili, gazilerimizle ilgili, özürlülerimizle ilgili, yaşlılarımızla ilgili burada önemli şeyler var, yapılan düzenlemeler var. Ve dezavantajlı dediğimiz kesimlere avantaj sağlayan bir Anayasa değişikliği yapıyoruz. İşçilerimizle ilgili avantajlar var, memurlarımızla ilgili avantajlar var, iş dünyasıyla ilgili avantajlar var. Hangi yönüyle bakarsanız bakın, toplumun hangi kesimi bunun içinde değil diye sorarsanız, Türkiye’nin bütün kesimleri bunun içindedir. Bütün halkımızı, 73 milyonu ilgilendiren bir Anayasa değişikliği yapılıyor” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Aslında biz Sayın Kılıçdaroğlu’ndan şunu beklerdik, yani mademki CHP’nin değiştiğini, yeni bir iklimin ortaya çıktığını iddia ediyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu şunu demeliydi: ‘Biz halkımızın vereceği kararı esas alırız, halka güveniyoruz.’ Eğer Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki halk kelimesi gerçekten halkçılığı içeriyorsa, AK PARTi’nin 336 milletvekili, bazı birkaç bağımsız arkadaşımızın desteğiyle bu Anayasayı hazırladığı ve evet dediği bu Anayasa paketi, CHP, MHP ve diğer partiler tarafından beğenilmeyebilir. AK PARTi’nin yanlış yaptığını da iddia edebilirler. Ama millete gideceksiniz, milletin yüzde 50’sinden fazlası buna evet derse, demokrasilerde esas olan bu değil mi? O zaman siz milletin yanlış yapabileceğini mi düşünüyorsunuz, yanlış yaptığına mı inanıyorsunuz? Halkçılıklarını bu konuda göstermeliydiler. Bir kere CHP, Anayasa Mahkemesi’ndeki o başvurusunu geri çekmeliydi, bunu yapmadılar. CHP hayır diyeceğiz diyor, halk da CHP’ye hayır diyecek. CHP pakete hayır diyecek, halk da CHP’ye hayır diyecek. 60 senedir bakın bu halk CHP’yi bu tavrından dolayı iktidar yapmamıştır. Her zaman halka sırtını dönen bir CHP vardır. Halkın taleplerine, isteklerine, arzularına, eğilimlerine, değerlerine kulağını tıkayan bir Cumhuriyet Halk Partisi vardır, istemezükçü bir Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bu tavrıyla her zaman kaybetmiştir, bu sefer de eminim ki kaybedecektir. Halkın vicdan mahkemesi her zaman çok sağlam bir mahkemedir, terazisi çok sağlam bir terazidir. O teraziye gideceğiz, elbette verilen karar başımızın üzerinde olacaktır, herkes buna saygı duyacaktır. Orada Sayın Kılıçdaroğlu’na katıldığım şey şudur: Anayasa Mahkemesinin kararları bağlayıcıdır. Hatırlarsanız ben daha önce hani bu Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar yok sayılsın dendiği zaman da bir açıklama yapmıştım. Yüksek mahkemelerin verdiği kararlar bağlayıcıdır, beğenmeseniz de uygulamak durumundasınız demiştim. Bugün de aynı şeyi söylüyorum, elbette uyacağız. Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde kararı götüreceğimiz bir yer yok, bir tek yer var o da milletin vicdan mahkemesidir. Halkımıza gideceğiz ve halkımız eminim ki buna destek verecektir. Sayın Kılıçdaroğlu ve Partisi zaten bu tavrını Anayasa görüşmeleri esnasında Meclis’te göstermişti. Yeni bir şey değil.”

“Timsah gözyaşları benzetmesini yakıştırmadım”

HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek’in, AK PARTi’nin Anayasa Mahkemesi’nin kararından aslında memnun olduğunu söylemesi ve bunu da “timsah gözyaşları” benzetmesiyle yapmasını da değerlendiren Çelik, “Sayın Özbek’in görüşlerine saygı duyarım ama, bu timsah gözyaşları benzetmesini kendisine yakıştıramam, şık bulmam, öncelikle onu ifade etmek istiyorum. Sayın Özbek’in söylediğinde de yeni bir şey yok, eski söylediklerini ve eski beklentilerini tekrar ifade ediyor” dedi. Çelik şunları söyledi:

“Ayrıca bir yargı kurumunun Başkan Vekili, yani başındaki insan eğer bakanı bir tarafa bırakırsanız, başındaki insan bir siyasi partinin lideriymiş gibi, mensubuymuş gibi konuşamaz, konuşmamalıdır. Bu da maalesef Türkiye’de artık yalama olan bir durumdur. Askerlerin konuştuğu, yargı mensuplarının konuştuğu, bürokratların konuştuğu yapı çok sağlıklı bir yapı değil. Onlar görevlerini yaparlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşması normaldir, Sayın Bahçeli’nin konuşması normaldir, BDP’lilerin konuşması normaldir, Parlamento dışı muhalefetin lehte veya aleyhte beyanlarda bulunması elbette normaldir. Sayın Özbek de bu konuda elbette fikirlerini söyleyebilir. Ama iktidar mensuplarını timsah gözyaşı dökmekle ifade etmesi dediğim gibi bu Batı standartlarındaki demokrasilerde kimsenin alışık olmadığı bir şeydir, bunu yakıştırmadığımı ifade etmek istiyorum. AK PARTi iktidarının bir kere Ahmet’le, Mehmet’le şahıslarla bir problemi olmaz. Hukuk devletinde işleyiş neyse yapılan odur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama yetkisi var değil mi? 367 olsaydı Sayın Cumhurbaşkanı isteseydi referanduma götürebilirdi. Ama 330 ve 367 arasında olunca Sayın Cumhurbaşkanının referanduma götürmesi gerekiyor, Sayın Cumhurbaşkanı bunu yapmıştır. Peki yapılan nedir? Referandumda halkımız öyle veya böyle karar verebilir. Buna da herkes saygılı olmak zorundadır. Yani Hükümet, yargıyla veya bir başkasıyla başka bir erkle, başka bir kurumla bu manada bir kan, kin davası içerisinde olamaz. Hükümet olmanın gereği bu değil bir kere, Hükümet böyle bir şey yapmaz. Biz diyoruz ki bakın katılımcı bir anlayış getirelim. HSYK’nın yapısında bir değişiklik yapalım, ne yapıyoruz? Bakın birinci kademe mahkemelerdeki 13 bin hakim, savcımız kendi yöneticilerini seçecek. Biz onların ehliyetine, biz onların liyakatına, biz onların basiretine inanmıyor muyuz? İdare Mahkemeleri ve Adli Mahkemeler HSYK’ya 10 kişi seçecek. Peki Parlamento seçiyor mu, Meclis seçiyor mu HSYK’ya üye? Hayır, seçmiyor. Yani yargının kuşatılması, yargının baskı altına alınması söz konusudur diyorlar ya… Parlamento seçmiyor. Peki partiler seçiyor mu? Seçmiyor. Hükümet seçiyor mu? Seçmiyor. Kim seçiyor? Birinci kademe mahkemeler; Danıştay, Yargıtay, Adalet Akademisi seçiyor. Sayın Cumhurbaşkanı 4 kişi seçiyor hepsi bu. Peki Sayın Cumhurbaşkanı, bundan sonra cumhurbaşkanları seçimle, daha doğrusu halk oylamasıyla seçilecekler. Halkın yüzde 50’sinden fazlasının teveccühüne mazhar olmuş bir Cumhurbaşkanının, 22 üyesi olan bir HSYK’ya 4 değerli hukukçuyu ataması niçin anormal kabul ediliyor? Avrupa’daki örneklerine bakın. Meclis başkanları, devlet başkanları, hükümetler, parlamentolar, bu HSYK’ya benzeri kurumlara eleman atıyorlar, üye atıyorlar. Burada bu tartışma olmasın diye, bakın Parlamento atamıyor, Hükümet atamıyor, Meclis Başkanı atamıyor, partiler atayamıyor. 16’sı yargı kurumları tarafından, 22’nin 16’sı yargı kurumları tarafından atanıyor. Birinci kademe mahkemeler; Danıştay, Yargıtay, Adalet Akademisi 16 kişiyi seçiyor. 4’ü Cumhurbaşkanı ve 2’si de müsteşar ve bakandan oluşuyor. Bunun neresi yargıyı kuşatma, bunun neresi yargıyı vesayet altına alma?”

08.07.2010