“OHAL’den En Fazla PKK Memnun Olacaktır”

“OHAL’den En Fazla PKK Memnun Olacaktır”


Doç. Dr. Hüseyin Çelik: “OHAL’den En Fazla PKK Memnun Olacaktır”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, 24 Haziran tarihinde Kanal 24’deki “Moderatör” programına katılarak Kanal 24 Ankara Haber Müdürü Melik Yiğitel’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Doç .Dr. Çelik, MHP’nin “Olağanüstü hal” önerisini değerlendirerek, “Yarın Doğu’da, Güneydoğu’da olağanüstü hal ilan edilirse bundan en çok memnun olacak şey PKK’dır” dedi. Çelik, “olağanüstü hal” çağrısına ilişkin şunları söyledi:

“PKK, her evden bir mağdur olmasını istiyor. Yol aramalarıyla vatandaşın yine canından bezmesini istiyor. Yayla yasaklarının yine konmasını istiyor. Çünkü olağanüstü bir durumdan besleniyor. Kurt pusulu havadan hoşlanır, terör örgütleri pusulu havadan beslenirler. Kandan, baruttan, ölümden, şiddetten beslenirler. Dolayısıyla bugün Doğu’da ve Güneydoğu’da tekrar olağanüstü hal ilan edelim demek aslında bölücülüğün kendisidir. Bir memleketin bir tarafında olağan yönetimle, bir tarafını da olağanüstü yönetimle idare ediyorsanız bu yanlıştır. Bu şu anlama gelmiyor: Şimdi olağanüstü yönetim, olağanüstü hal ilan etmemek terörle mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Bugüne kadar terörle mücadelede iddia edildiği gibi bir zaaf söz konusu değildir.”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Hüseyin Çelik’in, demokratik açılım ve teröre ilişkin değerlendirmelerinde öne çıkan başlıklar şöyle:

“Demokratik Açılım meselesini birebir PKK ile eşleştirmemek lazım”

“Terörü bir araç olarak kullananlar, terörü bir kendini ifade etme biçimi olarak kullanan insanların demek işine gelmedi, demek ki onların ekmeği kesilmeye başladı. Yani bir yerde özgürlükler olursa, eğer demokrasimizin standartları yükselirse, bu ülkedeki 73 milyonun hepsi kendini bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı hissederse, Cumhuriyete, devlete, millete, topluma kendini ait hissederse o zaman insanların istismar edebileceği bir şey kalmayacaktır, dolayısıyla anlamsız hale gelecektir. ‘Ben de varım, ben buradayım, beni de görün, beni de muhatap alın’ diyen demek ki bir anlayış var. Şimdi bütün bunlar olurken maalesef muhaliflerimiz çok acımasız bir şekilde, çok haksız bir şekilde izana ve vicdana sığmayacak bir şekilde de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni, Partimizi terörle mücadele etmek yerine müzakere eden bir Parti ve Hükümet olarak maalesef itham ediyorlar. Bu da en çirkin tarafı. Şimdi böyle bir zamanda ülkenin böyle bir musibetle karşı karşıya bulunduğu bir zamanda olması gereken nedir? Olması gereken sağduyunun ortaya konmasıdır. Bunun bir politik malzeme haline getirilmemesidir. Şimdi çıkıp biraz da sıkılmadan, utanmadan ‘demokratik açılım dediniz bak böyle oldu’ diyorlar. Demokratik açılım süreci dediğimiz süreç 11 ay önce başladı, fakat terör 26 yıldır can alıyor, can almaya devam ediyor. 84’ten bu yana 26 yıldır devam eden bir terörü eğer siz getirip de 11 aylık bir demokratik açılım sürecinin sonucu haline getirirseniz gözleriniz iyi görmüyor demektir, miyopluk var demektir bu işte. Sonra demokratik açılım meselesini, Kürt meselesini birebir PKK’yla eşleştirmemek lazım. PKK meselesiyle özdeş hale getirmemek lazım. Her zaman söylüyoruz, varsayın ki terör örgütü diye bir örgüt yoktur, varsayın ki bu tür saldırılar da yoktur, insanlar da şehit olmuyor, insanlar öldürülmüyor böyle varsayın. Şimdi bizim Kürt vatandaşlarımızın makul, meşru, mantıklı, masum talepleri olduğu zaman biz bunlara kulaklarımızı mı tıkayacağız?”

“AK PARTi yaraları onararak geliyor”

“1991’de malumunuz Hükümet ortağı bugünkü CHP’nin eski bir şekli olan, aynı kadrolardan oluşan SHP’dir. Ne zamana kadar 95’e, 96’ya kadar bu böyledir. Ama Türkiye’de en fazla şehidin verildiği yıllar bu yıllardır. Şehit sayısının bin 100’e çıktığı yıllardır bunlar. Bin 100 şehit verilmiştir 94 yılında düşünebiliyor musunuz? Peki o gün demokratik açılım mı vardı, o gün AK PARTi mi vardı? O gün milli birlik ve kardeşlik projesinden mi söz ediliyordu? Hayır. Biz ne yaptık? Esas rahatsız eden şu: AK PARTi gelir gelmez olağanüstü hali kaldırdı. Sonra bakın faili meçhul cinayetler hayatın normali haline gelmişti. AK PARTi döneminde soruyorum, faili meçhul cinayet var mı? İşkenceden söz edilebiliyor mu? Sistematik işkenceden söz etmek mümkün değil. Çok münferit olaylar olsa bile artık onların arkasında kimse durmuyor. Cezaevinde bir şey olursa, oradaki gardiyanı, oradaki işte varsa askeri, jandarması neyse bir şekilde hukuk önünde hesap veriyor. İnsanlar kayboluyorlardı, meçhule gidiyorlardı, var mı böyle bir şey? Yok. Yayla yasakları, var mı böyle bir şey? Yüzde 99 yok. Yol aramalarında insanlar canından bezmişti, var mı böyle bir şey? Yok. Bugüne kadar Doğu ve Güneydoğu’da ağırlıklı 13 vilayette 1 milyar dolar vatandaşın terör tazminatı diye bildiği para dağıtılmıştır. Şefkatli devletin yapması gereken buydu. Bakın hukuk devleti terörist karşısında şiddeti bir enstrüman haline getiren, bir araç haline getiren karşısında şahin olur. Çünkü kurda merhamet etmek, kuzuya zulmetmektir. Ama sıradan vatandaş karşısında işinde, bağında, çiftinde, çubuğunda, dükkanında olan, günlük hayatında yaşayan karşısında da devlet güvercin olur. Devlet şefkat elini vatandaşa uzatır. Bugün AK PARTinin Doğu ve Güneydoğu’da birinci parti olmasının sebebi budur. Oradaki Kürt vatandaş şunu diyor: ‘Bu parti ırkçı bir parti değil, bu parti bölgeci bir parti değil, bu parti bana ayrımcılık yapmıyor. Bakın köyümde su yoktu getirdi, okulum yoktu yaptırdı, telefonum yoktu şu anda telefona ulaştım, elektriğimde sıkıntı vardı, geldi. Yolumda problem vardı, bakın yol yapıldı. Çocuğuma ders kitabı veriyor. Okula giden çocuğu için annesinin cebine harçlığını koyuyor. Kapıma kömürümü getiriyor. Bana duble yol yapıyor. Bana doğalgaz getiriyor, ben tezek yakarken bunu getiriyor’ Vatandaş niçin AK PARTiye oy veriyor? Bunun için oy veriyor. Bana da ayrımcı politikalarla yaklaşmıyor, kurunun yanında yaş yansın demiyor. AK PARTi bu yaraları onararak geliyor. Şimdi bütün bu istismar edilen şeyler ortadan kalkınca, bu sefer istismar edilecek bir şey kalmayacak gerekçesiyle, İmralı’daki ‘beni muhatap alsınlar’ diyor. Ve elindeki terör kartını oynamaya başlıyor. AK PARTinin zayıflamasına yönelik bir hamledir bu. Referanduma gidiyoruz kaos, kargaşa çıkaracaksınız, şehit cenazeleri göndereceksiniz. İnsanlar diyecek ki ‘Kardeşim, Hükümet buna ne çaresi bulacak?’ Terörle mücadele güvenlik güçleriyle yapılacak değil mi? Polisin, askerin silahı yok da, daha doğrusu silah lazım da silah mı alınmadı? Orduya top, tüfek, tank, uçak, helikopter, uçaksavar mı alınmadı? Her türlü lojistik için gereken malzeme mi alınmadı? Bunların hepsi yapıldı, bütün bunlar yapıldı. Terörle de kararlı bir şekilde mücadele ediliyor, ama bir taraftan terörle, teröristle mücadele ederken, bir taraftan da vatandaşın gönlünü kazanmaya yönelik, vatandaşın ülkesine, milletine, toplumuna bağlılığını, bağlılık duygusunu, aidiyet şuurunu, bilincini artırmaya yönelik Hükümet adımlar atıyor. Peki ne yapsın Hükümet bunun ötesinde? Terör örgütü de ne yapıyor? Devlet içerisinde çöreklenmiş bazı çetelerle, onların uzantılarıyla da geçmişte yaptığı işbirliğine benzer şimdi de bir işbirliği var. Yani aman AK PARTi gitsin de ne olursa olsun diyen bütün güçler şimdi kafa kafaya verdiler; mesele bu.

“Bir ihmal varsa sorumlulardan elbette hesap sorulmalıdır”

Güvenlik zafiyetine ilişkin soruları da yanıtlayan Çelik şunları söyledi:

“Bir ihmal varsa, bir kusur varsa, bir hata varsa, yapılması gerekip de yapılmayan bir şey varsa elbette onların sorumlularından hesap sorulmalıdır. Ancak terör nizami savaşan, nizami bir şekilde karşınıza çıkan bir güç, bir unsur değil. Şimdi siz 200 bin kişilik bir orduyla ortadasınız, siz teröristlerin yöntemleriyle hareket edemezsiniz. Siz nizami ordu olduğunuz zaman bebeği de, kadını da, masumu da, köylüyü de, çobanı da görüp gözetmek zorundasınız. Onların böyle bir kaygısı yok ki. Dolayısıyla istihbarat da önlenebilir. Şimdi 10 tane iş takip edersiniz, 9’unu tespit edersiniz istihbaratta, birisi kaçtığı zaman işte Halkalı’daki olay meydana geliyor. Onun için bir kere terörün ne zaman, nerede, nasıl karşınıza çıkacağını bilemezsiniz, bunun olmaması gerekiyor. Ben şimdi buradan o terör yapan insanlara da sesleniyorum. Niçin terör yapıyorsunuz, niçin insan öldürüyorsunuz, niçin dağa çıktınız? Diyordunuz ki, ‘bu devlet bizim varlığımızı inkar ediyor, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kürtleri yok sayıyor’ değil mi? Peki bu Hükümet, bugünkü devlet yok sayıyor mu? Hayır. Kart kurt hikayelerini hepimiz biliyoruz, bunlar çok gülünçtü. Benim bugünkü Hükümetim, devletim diyor ki ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığı esastır. Etnik kökeni ne olursa olsun, dini ne olursa olsun, ana dili ne olursa olsun, bölgesi, rengi ne olursa olsun bu ülkede yaşayan 73 milyon insanın hepsi birdir, birinci sınıf vatandaştır, eşit bireylerdir’. Bunun dışında şimdi senin, etnik varlığını mı inkar ediyor, etmiyor. Dilini mi yok sayıyor, dilini de yok saymıyor. Dergi gazete çıkarmak istiyorsan bu serbest bırakılıyor. Efendim radyo yayını yapmak istiyorsun bu da serbest, televizyon yayınları yasaktı bu da özel sektöre de serbest. Devletin bir TRT kanalında Kanal 6 dediğimiz TRT ŞEŞ’te 24 saat Kürtçe yayın yapılıyor, şimdi bu da var. Kurslarda Kürtçe de öğrenebiliyorsun. Şimdi resmi dil evet Türkçe’dir, eğitim dili Türkçe’dir, ama kendi dilini öğrenmek isteyen insana mani olunmuyor. Bu konuda eksiklikler var mı? O da giderilebilir. Ama bunun yolu silahı eline alıp insanları öldürmek değil. Bir de şimdi siz diyelim ki asker, polis şehit ediyorsunuz, ama o dağda ölenler de onlar da ana, babaların çocuklarıdır. Onların annesinin yüreğine de kor, köz düşüyor. Onlar adeta intihara gidiyorlar. Niye? Bakıyorsunuz şimdi bugüne kadar 30 bine yakın PKK’lı öldürülmüş. Peki onların öldürülmesi iyi bir şey mi? Bu memleketin çocuklarının şu veya bu şekilde ölmesi iyi bir şey mi? Ölmemesi gerekiyor. Ve küçüklükten itibaren genetik bir düşmanlık büyütülüyor, bir kin büyütülüyor, bir nefret büyütülüyor. Bunun yok olması gerekiyor. Bunun yok olmasının yolu da şudur: Buradan kimse siyasi rant devşirme peşinde olmayacak. CHP’si de, MHP’si de, BDP’si de. Diyecek ki, terör senin meselen benim meselem değil, biz hepimiz bir gemide beraber seyahat ediyoruz.”

“Rüzgarın önüne kapılmış bir yaprak gibiydik”

26 yıldır bu şekilde silahlı eylem yapan bir örgütün dışardan birilerinden destek almadan ayakta kalabilmesinin mümkün olmadığını belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Peki içeriden var mı? İçeriden de menfaatleri gereği, düşmanımın düşmanı düşman oldukça bana dosttur mantığıyla hareket edenler de var. Sonuçta Türkiye bir yere doğru gidiyor. Türkiye dünyada itibarlı bir ülke haline geliyor. Krize rağmen Türkiye ekonomik büyümesini sürdüren bir ülke. Şimdi Avrupa Birliği ülkelerinden Yunanistan iflas etti. İspanya’da ciddi sıkıntı var, Portekiz’de ciddi sıkıntı var, Macaristan SOS veriyor, İrlanda’da ciddi sıkıntı var, İtalya’da ciddi bir problem var. Bunlar Avrupa Birliği ülkeleri. Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de ciddi anlamda tüketim daraltılması var. Şimdi bakıyorsunuz Türkiye, bütün bu kargaşa içerisinde iyi yolda ve tam yol ileri devam ediyor. Biz rüzgarın önüne kapılmış bir yaprak gibiydik adeta. Şimdi gündemi belirlenen, gündemin peşine takılıp giden bir Türkiye yok; gündem belirleyen, küresel yöneten ve yönlendiren iradenin bir parçası Türkiye var. Türkiye’nin bu başarısı hazmedilmiyor. Yıllar yılıdır bize uygulanan politika, uzadıkça budanan, kurudukça sulanan bir politikadır. Fazla dal budak salmamanız lazım birisi buduyor, fazla kurumamanız lazım, burada da lazım. Çünkü Batı’nın en Doğu’sunda, Doğu’nun en Batı’sında, Kuzey’in Güney’inde, Güney’in Kuzey’inde bir ülke, çok önemli bir yeri var. Zaman zaman bu yapılırken de kendi içimizdeki unsurlar da kullanılıyor.

“Mesele tek başına Kuzey Irak meselesi değil”

Genellikle teröristlerin sınırı ihlal ederek Türkiye’ye girdiği ve terörist eylemler yapıp geri gittiği yönündeki söylentileri de değerlendiren Çelik, şunları söyledi:

“Şemdinli’deki böyledir, peki Tunceli’deki? Tunceli 600 kilometre sınırdan içeride değil mi? Tunceli’nin dağlarında bine yakın silahlı terörist olduğunu bütün güvenlik güçleri biliyor. Biliyor da gidip getirmiyor, bu öyle kolay bir şey değil. Silvan sınırdan, yani İran sınırından bile 550 kilometre daha içeride bir yerdedir. Elazığ peki ve Halkalı. Şimdi oradan ihlal ederek gelip bunlar eylem mi yapıyorlar? Biz bir kere Kuzey Irak tabii ki bu işin üssüdür. Ama tek başına mesele Kuzey Irak meselesi değil, bunun farkında olmamız lazım artık. Şimdi orada otorite boşluğu var ve bizim sınırımızı ihlal edip geliyorlar. Şimdi soruyorum ben yetkililere, kaç kilometre içeri giriyorlar? 15 kilometre, 20 kilometre, bazen 100 kilometre. Peki bizim tarafta otorite boşluğu var mı? Yok. Gelenleri geri bırakmayın o zaman. Eğer biz şöyle bir şartlanmaya tabi tutarsak kendimizi, bütün derdimiz Kuzey Irak’tır dersek bu doğru değil. Gerektiği zaman Jetler kampları bombalıyor mu? Bombalıyor.Peki MHP-DSP-ANAP döneminde ne yapıldı da bizim dönemde yapılmadı? Şimdi bakın terörü kullanarak birileri eğer siyasi rant devşirmeye çalışıyorsa, bir kere bu ülkeye en büyük kötülüğü o yapıyor demektir. Onun için ister MHP, ister CHP, ister BDP gün terör üzerinden siyaset yapma günü değildir, şehitler üzerinden siyaset yapma günü değildir. Kimin bildiği ne çözüm varsa, çözüme katkı varsa, kanı durdurmaya yönelik bir katkısı, bir çözümü varsa onu ortaya koysun biz de müteşekkir oluruz. Bu mesele milli bir meseledir.”

02.07.2010