TBMM’de Görüşülmekte Olan Anayasa Değişiklik Paketi İle İlgili Basın Bilgilendirme Notu -3-

TBMM’de Görüşülmekte Olan Anayasa Değişiklik Paketi İle İlgili Basın Bilgilendirme Notu -3-

TBMM’DE GÖRÜŞÜLMEKTE OLAN ANAYASA DEĞİŞKLİK PAKETİ İLE İLGİLİ BASIN BİLGİLENDİRME NOTU -3-
25.04.2010

Dün (24 Nisan 2010) tarihinde TBMM’de Anayasa değişiklik paketinin 12, 13, 14 ve 15.maddeleri müzakere edilmiş ve 4 madde de 330’un üzerinde oy alarak geçmiştir.

Değişiklik Paketinin 12.maddesi ile Askeri personelin YAŞ (Yüksek Askeri Şura) kararları ile Ordu’dan ilişiğinin kesilmesi yargı denetimine dahil edilmektedir.

Anayasa’nın 125. maddesinin mevcut haline göre, idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabidir. Ancak bunun iki istisnası vardır: Sayın Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemler ile Yüksek Askeri Şura Kararları yargı denetimine tabi değildir.

Yıllardan beri birçok askeri personel, çoğu zaman subjektif değerlendirmeler, şahsi ve aile hayatları ile ilgili birçok ithamla karşı karşıya bırakılarak ordudan ilişikleri kesilmiş ancak hukukun en temel prensiplerin biri olan “savunma hakkı” bu insanlardan esirgenmiştir. Kuvvet Komutanlıklarından, komutanların inisiyatifi ile atılanlar, mahkemelere müracaat etme hakkına sahipken, YAŞ kararları ile Ordu’dan ilişiği kesilenlerin askeri mahkemeler dahil mahkemelere müracaat ederek haklarını araması Anayasa engelinden dolayı mümkün olamamıştır.

Her darbe, en büyük zararı bizzat Ordu’ya vermiştir. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra 230 küsuru general olmak üzere binlerce subay Ordu’dan atılmış ve ordudaki birçok tecrübeli komutan ne yazık ki en faydalı dönemlerinde kendilerini, hem de mağdur olarak, TSK’nın dışında bulmuşlardır.

12 Eylül 1980 Darbesi, bu anlamda bir tasfiyeye gitmemiş ancak Anayasa’nın 125. maddesinin verdiği yetkiyle şimdiye kadar yaklaşık 1500 subay ve astsubay, sorgusuz sualsiz ordudan atılmıştır. Bu insanların kendileri ve aile fertleri için büyük bir travma olan bu durum, maalesef her YAŞ toplantısından sonra devam etmiştir.

Elbette ordu mensuplarının suç işleme imtiyazı yoktur. Askeri disiplinin ne anlama geldiğini herkes bilir. Ne var ki, suçlu kabul edilip rütbeleri sökülen ve ardından kendisini işsiz, güvencesiz sokakta bulan insanların suçlu olup olmadığına mahkemelerin karar vermesi gerektiği aklın, vicdanın ve hukuk devleti olmanın gereğidir.

Aynı madde ile Anayasa’nın 125. maddesinin 4. fıkrasında, yapılan yeni bir düzenleme ile yargının “yerindelik” denetimi yapamayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Yargısal denetim hakkı “hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” ifadesi, tereddütleri ortadan kaldıracaktır.

Esasen 125. maddenin 4. fıkrası, yargı denetimini, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlandırmış, yürütmenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde yargının idari işlem tesis etmesi yasaklanmıştır. Ancak, uygulamada yargı, bugüne kadar maalesef yerindelik denetimi yaparak idarenin elini kolunu bağlayan, ekonomiye büyük zararlar veren kararlara imza atmıştır.

Kamu yararı gibi subjektif bir kavramla birçok özelleştirme kararı iptal edilmiş, küresel sermayenin Türkiye’de yatırım yapması ile ilgili birçok zorluk çıkarılmıştır. Sadece 90’lı yıllarda Telekom’un özelleştirilmesine mani olunması sonucu Türkiye, yaklaşık 25 milyar dolarlık zarara uğratılmıştır.

25 milyar dolarla, Türkiye’nin eğitim ve sağlık alt yapısı bir yılda İsviçre’nin düzeyine getirilebilir.

Bu düzenleme, yönetenlerin yargı denetiminden kaçması anlamına gelmez. Sadece yargı kendi alanında, yürütme de kendi alanında kalacaktır.

13. madde ile yapılan düzenleme ile 6. maddede memurlara verilen toplu iş sözleşmesi hakkına paralellik sağlamak üzere Anayasa’nın 128. maddesine “ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” şeklinde bir cümle ilave edilmiştir.

14. madde ile memurlara verilen her türlü disiplin cezası yargı denetimine verilmiştir. Muhalefet tarafından, Hükümetin, yargı denetiminden kaçtığı şeklindeki ithamların yanlışlığını ve yersizliğini gösteren maddelerden birisi de budur. Mevcut uygulama ile kamu çalışanlarına verilen uyarma ve kınama cezalarından dolayı yargıya başvurulamıyor. Subjektif değerlendirmeleri, keyfi olabilecek tasarrufları ortadan kaldırma bakımından bu düzenleme anlamlı bir adım olmuştur. Kamu çalışanlarının arzusu istikametinde yapılan bu düzenleme ile yıllardır devam eden bir haksızlık ortadan kaldırılmış olacaktır.

15. maddedeki düzenleme ile Anayasa’nın 144. maddesinde önemli bir değişiklik yapılmaktadır.

Yine iddiaların aksine bu madde ile Yargı bağımsızlığı çok daha güçlü bir hale getirilmektedir.

Bugüne kadar, Adalet Bakanlığı bünyesindeki tüm personelin, hakim ve savcılar dahil, denetlenmesi Adalet Bakanı’na bağlı Adalet müfettişlerince yapıla gelmiştir.

144. maddede yapılan değişiklikle, hakim ve savcı sınıfı dışındaki Adalet hizmetleri personelinin denetimi, Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak yeni kurulacak Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca yapılacak; hakim ve savcıların denetimi ise Anayasa’nın 159.maddesinde yapılan bir düzenleme ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bırakılmaktadır. Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, bu sınıftan, sadece savcıların idari denetimini yapacaktır.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, partimizin ve hükümetimizin üzerinde en çok titrediği ve hassasiyetle durduğu konulardan birisidir. Tüm bu düzenlemeler yapılırken demokratik standartları yüksek, hukuk sistemi oturmuş ülkelerdeki uygulamalardan da yararlanılmaktadır. Şu veya bu partiye veya iktidara göre bir hukuk sistemi değil; 21. yüzyılın kalkınmış, gelişmiş, halkıyla ve dünyayla barışık Türkiye’sine göre bir hukuk sistemi oluşturulmak istenmektedir. Tüm gayret ve amaç bundan ibarettir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı