CHP Türkiye’nin Baas partisidir

CHP Türkiye’nin Baas partisidir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, parti genel merkezinde bir basın toplantısı düzenledi.

Çelik, düzenlediği basın toplantısında, dün yapılan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı hakkında bilgi verdi, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

AK Parti'nin büyük kongre sürecinin devam ettiğini, 2012 yılı Ekim veya Kasım ayında Kongrenin gerçekleştirileceğini hatırlatan Çelik, MYK toplantısında buna ilişkin değerlendirmeler ile iç ve dış gelişmelerin ele alındığını kaydetti. Çelik, AK Parti'nin her yıl gerçekleştirdiği İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın bu yıl 14-16 Ekim tarihinde Kızılcahamam'da gerçekleştirileceğini de duyurdu.

Türkiye ve İsrail ilişkilerinin de toplantıda gündeme geldiğini belirten Çelik, ikili ilişkilerin geldiği noktayı geriye dönük süreci ele alarak anlattı. İsrail'in Mavi Marmara Gemisi'ne yönelik uluslararası sulardaki saldırısının ''sineye çekilecek, hazmedilecek bir olay olmadığını'' vurgulayan Çelik, ülke olarak gereken tepkinin gösterildiğini belirtti. İsrail'in özür dilemesi ve Mavi Marmara Gemisi'nde hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemesi gerektiğini bir kez daha yineleyen Çelik, aksi takdirde ilişkilerin eskisi gibi olmayacağını belirtti. Saldırıya yönelik uluslararası tepkileri de hatırlatan Çelik, ancak BM'nin konuya ilişkin yayınlanan Palmer Raporu ile saldırının adeta meşrulaştırılmaya çalışıldığını, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. İsrail'le diplomatik ilişkilerin ikinci katip düzeyine indirildiğini hatırlatan Çelik, ''Aslında İsrail'le bütün köprüler atılmış değil. İsrail ile diplomatik ilişkiler tamamen kesilmiş değil. İsrail'de büyükelçiliğimiz açık, İsrail'in de Ankara'daki büyükelçiliği açıktır. Ancak ilişkiler ikinci katip düzeyine indirilmiştir. İsrail'in özür dilemesi ve tazminat ödemeyi kabul etmesi halinde ilişkiler eski seyrinde devam edecektir'' dedi.

''CHP, TÜRKİYE'NİN BAAS PARTİSİDİR''

Uluslararası meselelerde iç politika hesaplarının bir tarafa bırakılması gerektiğine dikkati çeken Çelik, ancak Türkiye'de muhalefetin bu konuda ''kötü bir sınav'' verdiğini, hatta ''sınıfta kaldığını'' söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Suriye'deki gelişmelere ilişkin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarını bu ülkenin iç işlerine karışmak olarak nitelendirdiğini ifade eden Çelik, şöyle konuştu:

''Ana muhalefetin lideri 'Sayın Başbakan (sabrımız taştı) diyor. Bu Suriye'nin iç işlerine müdahaledir. Bu bizim meselemiz değildir. Efendim siz savaşıyor musunuz?' gibi beyanlarda bulunarak kendi elimizi güçlendirmek yerine, bir Baas rejimini savunma refleksine girmiştir. Niçin bunu yapmıştır? Biliyorsunuz CHP ile Arap ülkelerindeki Baas'cı rejimler arasında genetik akrabalık vardır. CHP, Türkiye'nin Baas partisidir. Ve Baas'çı rejimler biliyorsunuz otoriter yapıları itibariyle CHP'nin geçmişteki iktidarıyla aynı karakterdedir. Türkiye kendi Baas'çı rejiminden 1950'de demokratik yollardan, seçimle kurtulmuştur ve barışçı bir şekilde kurtulmuştur. Sandıkta bunu halletmiştir. Ama şimdi Arap ülkeleri kendi Baas'çı rejimlerinden, hepsinin partisinin adı Baas olması gerekmiyor bu bir zihniyet meselesidir, halk ayaklanmalarıyla kurtulmaya çalışıyor. Ve biz bu süreci destekliyoruz.''

Çelik, Türkiye'nin demokratikleşme adına ''Arap Baharı'' denilen süreci desteklediğini, Arap ülkelerinin bu demokratikleşmeyi gerçekleştirmesinin İsrail'in de işini zorlaştıracağını, İsrail'in bu demokratikleşmeden rahatsız olduğunu söyledi.

Çelik, muhalefetin Ortadoğu'daki gelişmelere Türkiye'nin yaklaşımını ''sana ne?'' diyerek eleştirmesinin doğru olmadığını belirterek, ''Benim bitişiğimdeki komşum kendi evini yakma hakkına sahip değil. O evini yakarsa benim evim de yanar, benim evime de sıçrar'' dedi. Türkiye'nin bir yol ayrımında olduğunu ve bu ayrımda etkin ve aktif dış politikadan yana tavır sergilediğini anlatan Çelik, ülkeler arası ilişkilerdeki asırlık sorunların bir anda çözülemeyeceğini, ancak kararlı olunması gerektiğini vurguladı.

Çelik, ''Ana muhalefet lideri, Sayın Başbakanımızı, Hükümetimizi Arap Sokağına yönelik popülist bir politika izlemekle suçluyor. Biz kendi sokağımıza yönelik bile popülizm yapmıyoruz. Popülizmin ne olduğunu biz çok iyi biliyoruz. İngilizcede CHP'nin adı popülist partidir'' dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''Başbakan Erdoğan'ın Yahudilerin verdiği cesaret ödülünü iade etsin'' açıklamalarını da eleştiren Çelik, AK Parti'nin İsrail Hükümetinin politikalarına itiraz ettiğini, İsrail halkıyla, Yahudilerle bir sorunu olmadığını vurguladı. Çelik, AK Parti'nin hiçbir konuda toptancı bir yaklaşım içinde olmadığını, toptancılığın ırkçıların bir özelliği olduğunu kaydetti. Çelik, Mavi Marmara gemisine yönelik saldırı konusunda Türkiye'nin Lahey Adalet Divanı'na başvuru yapacağını da hatırlattı.

''MEZHEP YAKINLIĞI DAYANIŞMASI MI?''

Muhalefetin dış politikaya yönelik eleştirilerinde Türkiye'nin çıkarlarını dikkate alması gerektiğini belirten Çelik, şöyle konuştu:

''İsrail'le olan meselemiz bir uluslararası meseledir, milli meseledir. Siyasi partilerin elbette politikalarımızı eleştirmek gibi bir hakkı vardır ama bunu yaparken Türkiye'yi haksız gören, diğer ülkeleri haklı kılan bir tutum içine girmelerini yadırgarız.

Niçin savunuyorsunuz Suriye'deki Baas'çı rejimi? Açıkçası aklıma başka kötü şeyler de geliyor. Suriye'deki Baas'çı rejim yüzde 15'lik kitleye dayanıyor. Acaba Sayın Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye'ye bu manada sahip çıkıyor? Bu da aklımıza gelir. Eğer böyle bir şey yapıyorsa bu daha da affedilmezdir. Siyasi partilerimizin makul meselelerde, makul bir zeminde bize muhalefet etmesi en tabi haklarıdır. Ama Türkiye'nin tezlerini zayıflatacak tutum ve davranışlardan kaçınmalarını da talep etmek bizim en tabii hakkımızdır.”

Açıklamalarında, NATO tarafından Türkiye'ye kurulması planlanan füze kalkanı konusuna da değinen Çelik, ''Füze savunma sistemi bir NATO projesidir. Ve bu ilk gündeme geldiğinde Türkiye bu konudaki itirazlarını, tezlerini dile getirmiştir'' dedi. Türkiye'nin bu tezlerinin kabul edildiğini de hatırlatan Çelik, Türkiye kurulanların füze rampası değil, radar sistemi olduğunun altını çizdi.

Çelik, NATO'nun Türkiye'de üye olduğu günden bu yana süreç içinde kurulan çok sayıda tesisi olduğunu belirterek, NATO'nun ortağı olmaya devam ettiği sürece benzerlerinin de yapılacağını kaydetti.

Çelik, ''Bir Amerikan projesi, ABD'nin dayatması da değildir'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Mısır, Tunus ve Libya ziyaretine ilişkin bazı çevrelerce yapılan eleştiriler olduğunu hatırlatan Çelik, Erdoğan'ın sorunlar yaşayan kardeş ülkelere giderek, çözüme uluslararası katkının yollarını aradığını belirtti. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan'ın ziyaretlerini önce eleştirdiğini, ancak ardından kendisinin de bu yolu izlediğini belirten Çelik, ''Sayın Başbakan ne yapıyorsa önce Sayın Kılıçdaroğlu bunu eleştiriyor, arkasından da kendisi bunu yapmaya çalışıyor. Bütün taklitler aslına hizmet eder. Sayın Başbakan Somali'ye gitti. 'Ben de gidiyorum' dedi. Sonra yolunu şaşırdı Kenya'ya gitti. Merdivene ters bindiği gibi bir baktık ki Sayın Kılıçdaroğlu, Somali yerine Kenya'ya gitmiş. Arkasından Sayın Kılıçdaroğlu, 'Ben de Mısır'a gidiyorum, Tunus'a, Libya'ya gidiyorum' derse hiç şaşırmayın, gidebilir. Keşke anamuhalefet liderimiz sağlam, yere basan, akıllı politikalarla bunları yapsa'' diye konuştu.

Erdoğan'ın bölgeye yönelik ziyaretlerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Çelik, ''Dış politika elbette duygusallıkla yapılmaz. Ama duygularınız aklınızın emrinde olsun. Bizim duygularımız aklımızın emrindedir'' dedi.

Çelik, Deniz Feneri e.V bağlantılı soruşturmayı yürüten savcılarının görevden alınmasına ilişkin eleştirileri değerlendirirken de Türkiye'de son yıllarda birçok davanın medya üzerinden yürütüldüğünü, bundan büyük üzüntü duyduklarını söyledi. Çelik, ''Bu Ergenekon davası için de böyledir, Balyoz davası için de böyledir, Deniz Feneri davası için de bir çok dava için de böyledir'' dedi.

Deniz Feneri e.V bağlantılı soruşturmada savcıların görev yerlerinin değiştirilmesi konusunda Adalet Bakanı'na yönelik eleştirilerin çifte standart niteliğinde olduğunu belirten Çelik, ''Bu ilk defa olmadı. 2010'da Balyoz davasına bakan savcılar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından değiştirildi. Üstelik bir soruşturma işin içinde yokken. Bugün kıyamet koparan bazı basın yayın organları, o gün buna tek kelimeyle itiraz etmediler'' diye konuştu.

TÜBA'nın yapısının yeniden düzenlenmesine ilişkin eleştirileri de yanıtlayan Çelik, bilimsel yapının ortadan kaldırılmasının söz konusu olmadığını, daha sağlıklı ve işlevsel bir yapıya dönüştürüldüğünü söyledi.

SORULAR

Çelik, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bir gazetede dava konusu olan ''kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleriyle'' ilgili dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un uyarıldığı, ancak dikkate alınmadığı'' yönünde haber olduğunun ifade edilmesi üzerine Çelik, şunları söyledi:

''Ben daha önce değişik vesilelerle Sayın Başbuğ'un Genelkurmay Başkanlığı esnasında bazı iddialar gündeme geldiği zaman maalesef bunun gereğinin yapılmadığı yönünde görüşlerimi ifade ettim. Yer altında lav silahları çıktığı zaman Sayın Başbuğ 'bu borudur' dedi. İnternet andıcı ortaya çıktığı zaman bunun inkarına gitti. Islak imza ortaya çıktığı zaman elindeki kağıdı fırlatarak 'bu bir kağıt parçasıdır' dedi. Veya kendileri eleştirildiği, yaptıkları yanlışlar ortaya koyduğu zaman firkateynin üzerine çıkıp insanları tehdit etmeyi tercih etti, maalesef. Bunlar kabul edilebilir değildi. Hükümetimizden şu tarihte, şu saatte birisi Sayın Başbuğ'a şunu söyledi mi, söylemedi mi onu bilmiyorum.''

Çelik, bir süre önce gündeme getirdiği ''sivilleşme önerilerini'' parti yönetimiyle paylaşıp paylaşmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken de bunların bir politikacı, bir akademisyen olarak kamuoyunun takdirine sunduğu kendi görüşleri olduğunu belirtti.

Her kurumda yanlış yapanlar olabileceğini, bu yanlışlıkların tüm kuruma mal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Çelik, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için de bunun geçerli olduğu belirtti. Çelik, önerilerinin TSK'da sivilleşme değil, sivil-asker ilişkilerinin demokratikleşmesi olduğunu kaydetti.

Çelik, bedelli askerliğe ilişkin haberlerin hatırlatılması ve buna ilişkin netleşen bir bilgi olup olmadığının sorulması üzerine de şunları söyledi:

''Ben netleşen bir bilgi bilmiyorum. Bedelli askerlik, askerlik sürelerinin gündemde olduğunu biliyorum. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Hükümetin gündeminde oldum olası olduğunu biliyorum. Ama ne yapıldı, nereye varıldı onu bilmiyorum. Sonuçlanırsa sizlerle paylaşırız'' dedi.

Başbakan Erdoğan'ın genel seçimler öncesinde kendisine bedelli askerlikle ilgili sorular sorulduğunda ''Biz bunu büsbütün yok sayar, reddeder bir durum içerisinde değiliz. Türkiye'nin şartları, TSK'nın asker ihtiyacı vesaire bütün bunlar göz önünde bulundurulur, eğer olabilecek bir şeyse yapılır'' dediğini ifade eden Çelik, kendisinin de bu noktada olduğunu belirtti.

Çelik, bir başka soruyu yanıtlarken de İsrail'in Türkiye'den bakım için gelenlerle sipariş edilerek parası ödenen insansız hava araçlarını son günlerdeki gelişmelerin ardından Türkiye'ye göndermediğini belirterek, bunun uluslararası ticaret ahlakı anlayışından doğru olmadığın vurguladı. Çelik, bunun keyfi bir yaklaşım olduğunu söyledi.

TBMM'nin yeni yasama yılı nedeniyle 1 Ekim'de yapılan resepsiyonun iptal edildiğinin hatırlatılması üzerine ise resepsiyonların mutlaka yapılması gereken anayasal bir kural olmadığını vurgulayarak, çok önemli bir konu olmadığını belirtti.

Çelik, AK Parti Milletvekili Mehmet Metiner'in internette yayınlanan ses kayıtları ve kendisinin bu konudaki açıklamalarını nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruyu yanıtlarken de şunları söyledi:

''İnternete düşen ses kaydı kendisinin bir başka siyasi partinin genel başkan yardımcısı olduğu döneme aittir. Tabii öyle de olsa orada sarf edilen sözler hoş sözler değil. Başbakanımız açısından kabul edilebilir değil. Nitekim 'Ben bir başka partinin elemanıyla bu sözleri söyledim. Bundan dolayı da sayın Başbakanımızdan özür diliyorum' dedi milletvekilimiz. Ama o dönemle ilgili kullandığı sıfatlar, yaptığı benzetmeler kendisine aittir. Kendisi böyle uygun görmüş, söylemişse söylenecek söz yok. Benim ayrıca bir yorum yapmama gerek yok. Ama Sayın Metiner'in 'AK Parti milletvekili seçildikten sonra bakanlık beklentisi vardı, bakan olamadı için Başbakan'la ilgili böyle söyledi' şeklindeki yorumlar ve yakıştırmalar da gerçeği yansıtmıyor. Ben de o ses kaydını dinledim. Siyaseti takip edenler bugünlere ait olmadığın bilirler.