Yapıcı eleştiriyi baş üstüne koyarız

Yapıcı eleştiriyi baş üstüne koyarız

Okullarda dağıtılan sütlerin hem öğrencilerin bedensel ve ruhsal açıdan gelişmelerine katkı sağladığını hem de tarım kesimine ve süt üreticilerine destek olduğunu söyledi.

Süt dağıtımı projesinin ''son derece anlamlı'' olduğunu ifade eden Çelik, Türkiye çapında 32 bin 600 okulda 7 milyon 200 bin öğrenciye her gün taze süt dağıtıldığını hatırlattı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin her gün 37 kuruluştan aldığı sütleri dağıtmasına ilişkin sözlerini hatırlatan Çelik, şöyle devam etti:

''Burada çok önemli çarpıtmalar var. İzmir Büyükşehir Belediyesi her gün süt dağıtıyor ama farklı mahallelerde ve farklı öğrencilere dağıtıyor. Netice itibarıyla İzmir'deki çocuklar haftada sadece bir gün belediyenin dağıttığı sütten faydalanmaktadır. Bir okula, bir öğrenciye haftada bir süt verilmektedir. Ama sanki her gün veriliyormuş gibi bir iddiada bulundu. İkincisi UHT denilen ısıl işlemden geçirilmiş bir süt değil, pastörize bir süt dağıtıldığından bahsetti. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından dağıtılan pastörize süt, genelin yüzde 20'lik bir kısmını teşkil ediyor. Diğeri de UHT süttür.''

Çelik, mezra ve köylere kadar süt dağıtıldığını, pastörize süt dağıtımının ise büyük bir risk teşkil ettiğinin gözardı edilmemesi gerektiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin 81 iline süt dağıtımının ve bu işin zorluğunun gözönünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.

''İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin dağıttığı süt 54 kuruşa geliyor''

Süt ihalesinin yandaşlara verildiği iddiasını da yalanlayan Çelik, İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne süt temin eden firma ile okul projesinde ihale alan firmalardan birinin aynı olduğunu bildirdi.

Türkiye'de söz konusu işi yapan 17 firmanın ihaleye katıldığını anımsatan Çelik, ''Bir yandaş kelimesi ezberlemişlerdir ve her seferinde yandaşlara dağıtılıyor şeklinde iddialarda bulunuyorlar. Bu iddialar gerçekten kabak tadı veriyor'' diye konuştu.

Dağıtılan sütün fiyatına da değinen Çelik, ''Hükümetin dağıttığı sütün ortalama maliyeti 52 kuruştur. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin dağıttığı süt ile mukayese ederseniz sadece 8 kuruş nakliye bedeli ödeniyor. Aslında ambalaj, nakliye ve diğer hususlar hesaba katıldığında İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin dağıttığı süt 54 kuruşa geliyor. Hükümetin dağıttı sütün Türkiye ortalaması 52 kuruşa geliyor. Bu da doğru bir hesap değildir. Dürüst olmamız gerekiyor. Bunları çarpıtarak, çocukların günlük nafakaları üzerinden günlük siyasi polemik yapmak, bundan siyasi bir gelir elde etmeye çalışmak ne kadar ahlakidir. Ben bunu kamuoyunun takdirine sunuyorum'' dedi.

Böyle bir projenin günlük siyasi polemiklerin konusu yapılmasına ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP'li yetkililerin konuya ilişkin açıklamalarına itiraz eden Çelik, üniversiteler ile Sağlık Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın süt örneklerini analize tabi tuttuğunu ve zararlı bir maddenin çıkmadığını hatırlattı.

Sivas'ta süt tedariki yapan firmanın dağıtım ağından çıkarıldığını dile getiren Çelik, 2002'de Devlet Bakanı Hasan Gemici'nin, 4 ildeki okullarda süt dağıtılmasının ardından öğrencilerin hastaneye kaldırılmasına ilişkin yaptığı açıklamayı anımsattı. Çelik, o dönemde 522 kişinin hastaneye kaldırıldığını, bugün ise 81 ilde bin 700 çocuğun çeşitli şikayetlerle hastaneye gittiğinin gözönünde bulundurulması durumunda daha önceki uygulamanın 4 ille sınırlı olmasına karşın daha çok vaka meydana geldiğinin görülebileceğini söyledi.

''Bir tanesinin burnunun kanaması, rahatsız olması elbette ciddi bir meseledir''

Çelik, çocukların bir tanesinin bile rahatsızlanmasını ciddi bir mesele olarak gördüklerini kaydederek şöyle devam etti:

''Çocukların nafakası üzerinden, bu kadar hayırlı bir iş üzerinden eleştiri yapabilirsiniz, yanlışları düzeltmek için çocukların bir tanesinin burnunun kanaması, bir tanesinin rahatsız olması elbette ciddi bir meseledir. Bunun üzerinde titizlikle durulması gerekiyor. Ne yapılması gerekiyorsa veya ne yapılmaması gerekiyorsa derhal yerine gelmesi gerekiyor. Eleştirirken, bunu bile ideolojik bir boyuta taşıyarak 'Hükümet beceremedi, sütü pahalı aldı' iddialar, iftiralar ve ithamlar, siyasi etikle kesinlikle bağdaşmıyor. Geçmişte yapılan uygulamalar budur arkadaşlar. Mesele bundan ibarettir.

Ücretsiz ders kitabı dağıtımı yaparken, 60 bin noktaya okulların açıldığı gün çocuklara ders kitabı dağıtıldı. Şimdi Türkçe çalışma kitabı, Türkçe öğretmen kitabı veya ders kitabı karıştı. Bunu tespit ettiler mi kıyamet kopuyordu. Olur mu, bakın neler oldu? Sonuçta bunlar kul yapısıdır. Hepsinde hata payı vardır. Ama çocuklarımızdan bir tanesinin sağlığı bizim için çok önemlidir. Eleştiri yapıcı olursa, bu sürece katkısı olursa, bu amacı taşıyorsa onu öper başımızın üzerine koyar ve gereğini yaparız. Ama bunun üzerinden hükümete vurma, bunun üzerinden siyasi polemik yapma, bunu ideolojik boyutlara çekme amacına yönelikse, kusura bakmayın bu tür eleştiriler saygıdeğer eleştiriler değildir. Biz de üzerinde durmuyoruz.''

Çelik, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin dağıttığı sütün yağlı, hükümetin dağıttığı sütün ise tam yağlı süt olduğuna, arada kalite ve fiyat farkı bulunduğuna dikkati çekti.

Milli bayramlar ve resmi bayramlarla ilgili hükümetin bir yönetmelik değişikliği yaptığını hatırlatan Çelik, Atatürk zamanında, 1923-1930 arasında yapılan bazı kutlama ve programlarda, Cumhuriyetin değişen modernleşen çehresini göstermek için ne kadar teknoloji ürünü, traktör, dozer, ambulans gibi araç gereç varsa bunların stadyumlarda sergilendiğini söyledi.

O dönemler bunun gerekli olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti:

''Ama artık Gana'da, Gine'de, Uganda'da, Somali Cumhuriyeti'nde bulunan bütün bu araç gereçler… Şehrin kurtuluşu diyorsunuz, toplar, tanklar geçiyor, arkasından köy hizmetlerinin dozerleri, greyderleri geçiyor, Sağlık Müdürlüğünün ambulansları geçiyor, Telekom'un pikapları, bir bakıyorsunuz belediyenin otobüsleri, vidanjörleri geçiyor. Bundan daha komik bir manzara olabilir mi- Bunu değiştirmeyelim mi- Bu böyle devam etsin mi- Şehrin temsili kurtuluşu gösteriliyor, ilkokul çocukları acayip acayip kıyafetler giydirilerek şehir meydanında bir mermi süngületiliyor, bunu sürdürelim mi- Bunlar değişsin. Bunlar sadece, bütün bu kutlamalar, milli bayramlarımız, kurtuluş günlerimiz, Atatürk'ü anma, Atatürk'le ilgili tarihi günler. Bunlar birer ritüeldir, birer seremoni. Birer sadece yapmış olmak için yapılan şekli ve özellikleri olan şeyler olmaktan çıksın.

Biz 'bu işlere bir içerik, bir ruh, bir mana katalım, bir şuurlanma, bilinçlenme vesilesi olsun' dediğimiz zaman biz Cumhuriyet düşmanı oluyormuşuz. Cumhuriyet kimsenin malı değil. Bu ülkede bir padişah gelsin bizi idare etsin, bir haneden ailesi bizi idare etsin diyebilecek kadar basit düşünen bu ülkede insan düşünemiyorum.''

Kendilerinin bürokratik cumhuriyetten değil demokratik cumhuriyetten yana olduklarını ifade eden Çelik, ''Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırmak varlık sebebimizdir. Biz bunu istiyoruz. Kuzey Kore'deki törenleri yapmamızı mı istiyorsun, Kremlin Meydanı'nda sergilenen görüntüleri sergilememizi mi istiyorsun- Tanklar niçin sokağa çıksın- Biz tanklarımızın olduğunu bilmiyor muyuz- Biz bu tankları dünyaya göstererek birine gözdağı mı veriyoruz- Halkımıza mı gözdağı veriyoruz- Hayır o zaman sizin ne kadar gücünüzün olduğu, ne kadar askeri mühimmatımızın olduğu, tankınızın, topunuzun, uçağınızın olduğu aslında esrarlı olursa daha caydırıcı olur. O zaman vazgeçelim bunlardan'' şeklinde konuştu.

Bu sevinci paylaşarak büyütmek ve kutlamak gerektiğini ancak bunun medeni ve demokratik ülkelerdeki şekliyle olması gerektiğini ifade eden Çelik, kendilerinin standartlarının Kuzey Kore standartları olamayacağını söyledi.
    
TSK'nın bildirisi
    
Çelik, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun TSK'nin bildirisine karşı tavrı ve tepkisine ilişkin olarak da şu değerlendirmede bulundu:

''TSK diyor ki 'biz demokrasiye bağlıyız biz bize kanunlarla yasalarla çizilmiş bir yasa vardır, o sınırlar içerisinde kalırız' diyor. Sayın Kılıçdaroğlu ve arkadaşları buna tepki gösteriyor. Bir köşe yazarı 'artık niçin vesayetçi değilsiniz, niçin darbeci değilsiniz' anlamına gelebilecek şekilde Silahlı Kuvvetler'in mensupları, paşaları, generalleri tahkir ediyor, tezyif ediyor. Son derece çirkin benzetmelerle saldırıyor. Bir başka baro başkanı 'biz zannediyorduk ki TSK bizim ordumuz var, bizi koruyacak'. Kime karşı koruyacak dış düşmana falan karşı değil arkadaşlar, kime karşı milli iradeye karşı, meşru hükümete karşı. Şimdi buradan Silahlı Kuvvetler bir tepki gösteriyor.''

Konu ne olursa olsun Silahlı Kuvvetler'in ikide bir bildiri yayınlamaması gerektiğini belirten Çelik, şöyle devam etti:

''Aslında hiç yayınlamamalıdır. Silahlı Kuvvetler'e biri saldırdığı zaman Silahlı Kuvvetleri'nin, Genelkurmay Başkanlığı'nın, Milli Savunma Bakanlığı'nın yargıya başvurma hakkı vardır. Bu tahkir, tezyif, hakaret söz konusuysa bu kesinlikle yapılmalıdır. Ordu da birilerinin şamar oğlanı falan değil. Ama bildiriyle vatandaşa muhatap olma veya şuna bununla muhatap olma dönemi artık kapanmalıdır. Vatandaşı bilgilendirmek ve aydınlatmak için TSK elbette bildiri yayınlayabilir, kendi üzerinden, MSB üzerinden veya başka mekanizmalar üzerinden. Öte taraftan özlük haklarının düzeltilmesini isteyen emekli astsubaylara karşı bildiri yayınlamak bu da doğru değil, hoş olmamıştır.

CHP bizim alıştığımız TSK bildirisine tepki göstermemiştir, belli yazarlar buna tepki göstermemiştir. Askeri darbeye teşvik eden, askeri darbeye, müdahaleye çağıran, askeri vesayeti sürdürmeye davet edenlere karşı TSK bir bildiri yayınlamıştır. Bundan rahatsız olmaktadır.''

''TSK muhtıra manasına gelebilecek veya birilerinin farklılığından dolayı, ciddi duruşundan dolayı, legal meşru siyasi tavrından ve tarzından dolayı eğer bildiriye muhatap kabul ederse biz o bildirinin muhatabı olarak kendimizi kabul ederiz'' diye konuşan Çelik, kendilerinin buna şiddetle karşı çıkacaklarını ama son hadisenin böyle olmadığını söyledi.

Kendilerinin her kurumun olduğu gibi TSK'nın da medeni ve kalkınmış demokratik ülkelerdeki gibi olmasını arzu ettiklerini ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Güçlü, hareket kabiliyeti yüksek ama kesinlikle siyasi iradenin ve halkın emrinde olan bir Türk Silahlı Kuvvetleri. Bugün eğer ordumuz böyle yöne doğru gidiyorsa, ordumuz arızalarından kurtuluyorsa, darbecilikten, cuntacılıktan kurtulmaya çalışıyorsa hepimizin bu sürece katkıda bulunmamız gerekiyor. Geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bulaştırılan o virüs temizleniyorsa, bizim bu sürece katkıda bulunmamız gerekiyor AK Parti'nin esasen duruşu budur, sayın Başbakan'ın, hükümetin duruşu budur. Bunun böyle bilinmesi gerekiyor.''
    
''Muhalefeti eleştiriyi yaparken insafa davet ediyorum''
    
''Kılıçdaroğlu'nun bayramlık ağzını açtığını ve Başbakan Erdoğan'a akla hayale gelmeyecek şeyler söylediğini'' ifade eden Çelik, ''En hafif söylediği şey yalancıdır. Bunu da daha önce söyledim, biz bu seviyeye inmeyeceğiz, onların seviyesizliğine inmeyeceğiz. Biz onların söylediği kelimeleri tekrar ederek ağzımızı kirletmeyeceğiz'' dedi.

Başbakan Erdoğan'ın İstanbul'da katıldığı bir toplantıda korsan taksicilikle ilgili yapılması gerekenlerin yapılacağına dair bir taahhütte bulunduğunu ifade ederek, 6 ay kadar önce Başbakan'ın verdiği talimatla kanun teklifi hazırlandığını hatırlattı. Bunun sadece İstanbul'a mahsus bir sorun olmadığına işaret eden Çelik, tasarının Kılıçdaroğlu dillendirdiği için hazırlanmadığını vurguladı.

Batmış ve hükümet kuramayacak durumda gelmiş Yunanistan'ın kredi notunu yükselten ama Türkiye'nin kredi notunu pozitiften durağana çeviren derecelendirme ve kredi kuruluşunun avukatlığını yapmanın da Kılıçdaroğlu'na düştüğünü öne süren Çelik, anlaşma yapılan uluslararası bütün kuruluşların her icraatını beğenmek zorunda olmadıklarını anlattı.

Türkiye'nin gösterdiği tepkiden dolayı ilgili kuruluşun daha ciddi davranacaklarına dair sinyaller verdiğini dile getiren Çelik, ''Türkiye'nin duruşunu, tavrını, tarzını müdafaa etmesi gerekirken, burada milli bir politika ve milli bir duruş sergilemesi gerekirken, bu mesele üzerinde de iktidara yüklenmeyi sayın ana muhalefet partisi lideri tercih etmiştir'' diye konuştu.

CHP'lilerin en çok söylediği şeyin ''AK Parti döneminde Türkiye borç batağına battı'' olduğunu belirten Çelik, AK Parti iktidara geldiği zaman 100 liralık milli gelirin 74 lirasının borç olduğunu ifade etti. 2001 yılında toplanan her 100 lira verginin hepsinin faize ödendiğini, bunun da yetmediğini dile getiren Çelik, şimdi ise toplanan her yüz lira verginin 16,6 lirasının borca verildiğine işaret etti. Çelik, hükümeti kötülemek için gerçeklerin saptırıldığını öne sürerek, şöyle devam etti:

''Ben muhalefeti eleştiriyi yaparken insafa davet ediyorum, halkı kandırmamaya davet ediyorum. İlle de ülkenin başbakanına ağzınıza gelen her şeyi söylemek için onu bunu bahane etmeyin, adam akıllı siyasi rekabette bulunun. Siyasi rekabetin, siyasi nezaketle yapılması gerekiyor. Aksi takdirde siyasetin seviyesi düşer.''

Hükümetin gündemini Kılıçdaroğlu'nun belirleyemeyeceğini söyleyen çelik, ''Sayın Kılıçdaroğlu, adam akıllı, bir muhalefet liderine yakışan yaklaşımla meselelere yaklaştığı zaman her zaman daha ciddiye alınacaktır, sözleri muteber kabul edilecektir'' dedi.

Bir gazetecinin, Başbakan Erdoğan'ın 28 Şubat soruşturmasına yönelik sözlerini hatırlatarak, ''Sayın Başbakanın açıklamalarının yargıyı etkilemeye yönelik sözler olduğu yönünde yorumlar var. Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz-'' sorusunu şöyle cevapladı:

''Sayın Başbakan'ın söylediği şudur; Sürekli dalga olursa bütün kıyılar harap olur. Dalgalı zamanlar olacaktır. Sayın Başbakan sürecin hassasiyetine, hızlanması gerektiğine yasal mevzuat çerçevesi içinde yapılması gerekenlere daha önce de işaret etti. Kurunun yanında yaşın yanmaması gerektiğiyle ilgili hepimizin müşterek hassasiyetleri var bunu söyledik. Sayın Başbakan MÜSİAD'ın İstanbul'daki genel kurulu esnasında söyledi. 'Piyonlar dahil gerçek faillerin hepsine kadar gitmelidir' dedi. 'Piyonlar dahil' bundan daha net bir ifade olabilir mi- Ama bu çok seri yapılmalıdır, Türkiye her gün böyle dalgalarla uyanmamalıdır. Bir an önce bütün uzantılarıyla… Ama bu sabahtan akşama bitecek anlamına gelmiyor. Sayın Başbakan böyle bir hassasiyetten söz ediyor. Hiçbir savcı, bunu yargıya müdahale olarak algılamaz. Sayın savcıların da herhalde bundan farklı düşündüklerini zannetmiyorum.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in ve tüm hükümet ve AK Parti yetkililerinin adil yargılama, usulde ve teferruatta haksız duruma düşerek ülkenin görünümünü uluslararası camia nezdinde sıkıntıya sokacak bir şeyin olmaması konusunda hassasiyet gösterdiklerini kaydeden Çelik, ''Herkes buna göre mesajını inanıyorum ki almıştır'' dedi.
    
Uzun ömürlü süt tartışması
    
AK Parti Sözcüsü Çelik, uzun ömürlü UHT sütlerin sağlığa zararlı olduğu yönündeki yorumların hatırlatılması üzerine de konuyla ilgili hazırlanan raporların altında imzası bulunan bilim adamlarının uzmanlık alanlarını gündeme getirdi.

Çelik, adı geçen bilim adamlarının sosyal pediatri, çocuk metabolizma hastalıkları, gastrientroloji, pediatrik enfeksiyon, süt teknolojisi, beslenme ve diyabetik, gıda mühendisliği gibi alanda uzman kişilerden oluştuğuna dikkat çekerek, ''Uzun ömürlü sütün, sağlığa zararlı olduğuna gazeteciler veya bizler değil, bilim adamları karar verecek. Bu uzun ömürlü UHT süt ilk defa icat edilmiş ve bizim işleme koyduğumuz bir şey değil. Eğer bunun bir mahsuru varsa buna bilim adamları karar verecektir.