Öğrenilmiş çaresizlik gafletin ta kendisidir

Öğrenilmiş çaresizlik gafletin ta kendisidir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Türkiye'nin tam anlamıyla demokratik bir cumhuriyet olmadığını belirterek, ''Bugün, bir cumhuriyet var, bize bunu 'demokrasi' diye anlatmışlar. Aslında bu cumhuriyet demokratik bir cumhuriyet değil, uygulamaları itibarıyla bürokratik bir cumhuriyet'' dedi.

Çelik, Demokraside Birlik Vakfı ve İnsani Değerler Derneğinin düzenlediği ''İnsani Değerler ve Demokrasi Sohbetleri'' konferansında, ''Bürokratik Cumhuriyetten Demokratik Cumhuriyete Türkiye'' konulu bir konuşma yaptı.

Türkiye'de vatandaşlara ilkokuldan itibaren cumhuriyetin demokrasi olarak öğretildiğini, insanlar büyüdükçe de cumhuriyetin çeşitlerinin olduğunu öğrendiğini ifade eden Çelik, dünyada totaliter, sosyalist, teokratik, bürokratik ve demokratik olmak üzere 5 çeşit cumhuriyet bulunduğunu söyledi.

Çelik, Türkiye'nin, anayasasına göre ''Demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti'' olduğunu, bu tabirlere göre demokratik bir cumhuriyetin arzu edildiğini ancak uygulamada bunun görülmediğini belirterek, ''Fakat arzu etmek yetmiyor. Adı demokratik cumhuriyet olmakla birlikte, uygulama totaliter ve bürokratik cumhuriyet arasında gidip gelmiştir. Bugün bürokratik cumhuriyetten, demokratik cumhuriyete geçmeye çalışıyoruz'' dedi.

İngiltere'de krallığın bulunduğunu ancak insan hak ve özgürlüklerinin totaliter şark toplumlarıyla mukayese edilmeyecek kadar geniş olduğunu vurgulayan Çelik, krallık bulunan birçok batı ülkelerinde adalet kavramının yerli yerinde, mahkemelerin bağımsızlığının şüphe götürmediğini ve insan hak ve özgürlüklerinin çok geniş yaşandığını söyledi.

Toplumların değişmesinin bir anda ve kanunlarla olmayacağına işaret eden Çelik, şöyle dedi:

''Toplum kanun paralelinde meselelere muhatap olur ve zamanla bu zihniyete dönüşür. Sabahtan akşama bu olmaz. Hükümler, kanunlar adil değilse kanunun anlamı yoktur. Dünyanın en iyi kanununu kötü bir adama verin, kendine benzetir. Siz kanun çıkartın, o kötü adam kanunu kendine uydurur. Bir şeyi gönüllere yerleştirmedikçe gerçek manada sevdirmiş olmazsanız. Kanunla insanların birbirini sevmesi mümkün değil. Böyle olsaydı bizim Mecliste ezici çoğunluğumuz var. Bir kanun çıkartır muhalefetin bizi sevmesini sağlardık. Bu, bir süreç meselesidir.''

''Öğrenilmiş çaresizlik gafletin ta kendisidir''

''Deliliğin standart olduğu yerde akıllılık sapmadır'' diyen Çelik, ''Türkiye'de bir deli standardının oturtularak, insanların buna alıştırıldığını'' savundu.

Hüseyin Çelik, ''Öğrenilmiş çaresizliğin'' de Türkiye'de uzun yıllar topluma öğretildiğini, doğru olarak benimsetildiğini ve toplumun da öğrenilmiş çaresizliklerine boyun eğdiğini belirterek, şöyle devam etti:

''(Öğrenilmiş çaresizlik) gafletin ta kendisidir. Cevdet Sunay'ın cumhurbaşkanı olması da öğrenilmiş çaresizliğin sonucudur. Cumhurbaşkanı adayı olarak genelkurmay başkanlarının önerilmesi budur. Sunay'ın süresi dolunca dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Faruk Güner 'ben olurum' demiştir. Güner'in karşısına Adalet Partisi Orgeneral Tekin Arıburun'u önerdi. Bunlar olmayınca Oramiral Fahri Korutürk seçildi. Korutürk'ün süresi dolunca CHP, Orgeneral Muhsin Batur'u, Adalet Partisi de yine bir orgenerali önerdi. Başka niye bir isim akla gelmiyor, bu topluma dayatılmış çaresizliğin eseridir.

Türkiye'de sivil militaristler, asker militaristlerden çok daha öndedir. Militarizm üniforma işi değil, zihniyet işidir. 28 Şubat'ı hep birlikte yaşadık. Yüksek yargı mensuplarına 'gelin brifing vereceğiz' diyorlar, 'emriniz olur' sesleri yükseliyor. Büyük gazetecilere 'şu manşeti atın' diyorlar, 'emriniz olur' yanıtı geliyor. Bunları siviller yapıyor. O gün, TOBB'dan TESK'e, işçi sendikalarından büyük sivil toplum örgütlerine kadar hepsi selama durdular. 28 Şubat'ın postmodern darbe olmasının sebebi buydur.

Bugün, Türkiye'de gerçek manada demokratik cumhuriyet yapılmaya çalışılıyor. Bunun olmasını istemeyenlerle böyle olmasını isteyenler arasında mücadele yaşanıyor. 'Bürokratik cumhuriyet kalsın' diyenler var, bir de öğrenilmiş çaresizlik içinde bunu kabul edenler var, ama şunu da görüyorum her geçen gün öğrenilmiş çaresizlik parçalanıyor. Batılı ülkeler karşısında ezik tavır sergilemek, militarizm karşısında pısmak, militarizm yargı karşısında pısmak bizim öğrenilmiş çaresizliğimizdir.''

''Mahmut Esad Bozkurt''

Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün seçilmesi öncesinde yaşananların da demokrasilerde olmaması gerektiğini belirterek, ''Seçilmiş parlamento 400 kişiyle, 500 kişiyle iktidara gelse de nihai irade bürokratik iradeydi'' dedi.

Sivil bürokrasiye yargının da dahil edilmesi gerektiğini dile getiren Çelik, şunları söyledi:

''Mahmut Esad Bozkurt, Türk yargısını cumhuriyet döneminde şekillendiren şahsiyettir. Maalesef adliye koridorlarında Bozkurt'un, halen onun habis ruhu dolaşıyor. Hukukçulara dediği şey şudur: 'Sizin birinci vazifeniz hukuk dağıtmak değil, siz rejimin koruyucularısınız'. Milleti, halkı, bireyi devlete karşı değil, devleti bireye karşı koruyan bir anlayış var.''

Çelik, darbelere ihtilal denilmesinin yanlış olduğunu belirterek, ihtilalin halk hareketi, 12 Eylül 1980'in ise tamamen bir darbe olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

''Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir, millet egemenlik hakkını kurumlar eliyle kullanır. Kaç milletvekiliyle iktidara gelirsen gel, bürokratik cumhuriyetlerde bunun önemi yoktur. Kanun çıkartırsınız Anayasa Mahkemesinden çevrilir, idari tasarrufta bulunursun Danıştaydan çevrilirsin, eğitimde bir tasarrufta bulunmak istersin YÖK tarafından çevrilirsin. Bütün bunları aşarsan bir gün ya 'rap rap' sesleri gelir ya da biri size muhtıra dayatır, bunun postmoderni de olur. Sakın 'kültür politikamız, eğitim politikamız, dış politikamız, adalet, din politikamız var' demeyin. Böyle dediğiniz zaman bürokratik cumhuriyet önünüzü keser. Türkiye'nin sıkıntısı bu.

CHP'liler vatandaşıyla dalga geçiyordu, 'bizi bu kasketli Haso'lar, Memo'lar mı yönetecek' diyordu. 1950'de vatandaş CHP'ye öyle bir sille çekti ki 62 senedir CHP'nin suratında Haso'ların, Memo'ların izi duruyor. Kendi vatandaşına böyle bakan bir parti olmaz. Kendi aralarında 'tanrı uludur, tanrı uludur. Memurlar İsmet Paşa'nın has kuludur' diye dalga bile geçiyorlarmış. Bugün, bir cumhuriyet var, bize bunu 'demokrasi' diye anlatmışlar. Aslında bu cumhuriyet demokratik bir cumhuriyet değil, uygulamaları itibarıyla bürokratik bir cumhuriyet. İktidara talip olan siyasi partiler, 'bu niye demokratik cumhuriyet değil, bunu demokratik cumhuriyete dönüştürmeliyiz' dediği anda sonları trajik bitmiş, Menderes gibi ya da Sayın Demirel gibi her iktidara oturduğunda dar ağacında 3 tane ceset görüyordu önünde.''

''Bürokratik cumhuriyetin partisi olanlar diskalifiye edildi''

Hüseyin Çelik, Türkiye'de vatandaşını kategorize eden, bürokratik cumhuriyetin partisi olan siyasi partilerin diskalifiye edildiğini belirterek, şunları söyledi:

''Anavatan Partisi parladı ama şimdi yerinde yeller esiyor. Siz bürokratik mekanizmanın partisi olursanız… Sayın Mesut Yılmaz, 28 Şubat'ta ihaleye çıkartılan hükümetin başbakanı oldu ve o gün intihar etti, bitti. DYP'nin akıbeti de farklı değil. DYP, devlet bürokrasinin belli başlı isimlerini vitrine koyunca ihya olacağı sandı. Vatandaş partide kendini görmek istiyor, temsil edilmek istiyor.''

Demokratik cumhuriyette devletin orkestra şefi gibi davranması gerektiğini ifade eden Çelik, ''Devlet, orkestra şefidir. Herkes kendi enstrümanını çalar, farklı sesleri devlet mekanizması bir ahenge dönüştürür. Devlet, orkestra şefliğinde becerikliyse ortaya ahenk çıkar. Maalesef devlet iyi orkestra şefliği yapamıyor. Zile, 'zurna gibi ses çıkar' diyorsun. Onun tabiatına aykırı, bırak kendi sesini çıkartsın'' diye konuştu.

Çelik, 41 senedir birçok konuşmacının, ''Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu bugünlerde'' ifadesini kullanarak konuşmasına başladığına değinerek, milli birlik ve beraberliğin nasıl sağlanacağının halen bu kişiler tarafında öğrenilemediğini, ortak paydalar üzerinden birlik ve beraberliğin sağlanması gerektiğini, kimseye dayatmalarla, tabiatına aykırı davranmasını istemekle ilerleme sağlanamayacağını vurguladı.

Hüseyin Çelik, şunları kaydetti:

''Allah'a şükür her şey iyiye gidiyor. Topladığımız vergilerin devletin borçlarının faizine gittiği günler geride kaldı. İlk ilk bakanlığım döneminde topladığımız 100 liralık verginin üzerine 3 lira daha borçlanıp, faiz borcuna veriyorduk, şimdi Türkiye'de her 100 liranın 30 lirası borca gidiyor. Maddi manevi olarak kimse karamsarlığa kapılmasın. Türkiye'de yaşanan 'Ergenekon', 'Balyoz darbe planları' gibi tartışmaların özündeki mesele, Türkiye tırtıl vaziyetinden kelebek vaziyetine geçmeye çalışıyor, bu da sancılı olur, her doğum sancılıdır.''