Darbeciler ve teşebbüs edenler yargılanmalı

Darbeciler ve teşebbüs edenler yargılanmalı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ''Türkiye'deki bütün darbeciler de, darbeye teşebbüs edenler de, bir şekilde darbenin alt yapısını hazırlamaya çalışanlar da, ölüm döşeğinde de olsalar mutlak şekilde yargılanmalıdırlar'' dedi.

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

12 Eylül Darbesi'ni gerçekleştirenlerin yargılanmaya başlandığını hatırlatan Çelik, muhalefet partilerinin, referandum sürecinde ''12 Eylülcülerin yargılanamayacakları'' iddiasında bulunduğunu, bunun da yargılamanın başlamasıyla geçerliliğini yitirdiğini ifade etti.

Çelik, ''Muhalefetin, halkı aldattıkları, halka doğruyu söylemedikleri için halka bir özür borçları yok mu- Dürüst siyaset bunu gerektirir, bunu kendilerinden bekliyoruz'' dedi.

Yassıada duruşmalarının Türkiye tarihindeki utanç sayfalarından biri olduğuna işaret eden Hüseyin Çelik, 1960 yılında gerçekleştirilen darbeyi halkın yargıladığını belirterek, ''Başta Cemal Gürsel olmak üzere darbenin faillerinin hepsinin, tüm kamu kurumlarından ve yer isimlerinden, isimlerinin kesinlikle silinmesi gerekiyor. 12 Eylülcüler için de aynı şey söz konusu olmalıdır, 12 Mart muhtırasını verenler için de, 28 Şubat Post Modern Darbesi için de, 27 Nisan E- Muhtırasının failleri ile ilgili de bu böyle olmalıdır'' diye konuştu.
    
''Sanki darbeci olmak, darbeyle suçlanmak çok daha şerefli bir şeymiş gibi…''
    
Son zamanlarda basında darbecilik, teröristlik tartışmalarının yapıldığını anımsatan Çelik, ''Sanki darbecilik, teröristlikten çok daha şerefli bir şeymiş gibi, sanki bu daha asil bir suçmuş gibi bir tartışma yapılıyor. Bunu da ibretle ve hayretle izliyoruz'' dedi.

Çelik, şunları kaydetti:

''Sonuçta bir insan terörist değilse, değildir. Ona terörist yaftası vurmak kimsenin hakkı değildir. Ama sanki darbecilikle anılmak, darbeci olmak, darbeyle suçlanmak çok daha şerefli bir şeymiş gibi sanki çok hafif bir suçmuş gibi, sanki çok daha asil bir suçla itham edilecekmiş gibi bir tartışma yapılıyor. Bunu gerçekten hayretle ve ibretle izliyoruz. Türkiye'deki bütün darbeciler de, darbeye teşebbüs edenler de, bir şekilde darbenin alt yapısını hazırlamaya çalışanlar da, ölüm döşeğinde de olsalar mutlak şekilde yargılanmalıdırlar. İbreti alem için bu böyle olmalıdır. Bizim kimseyle kan, kin davamız yoktur. Bizim şahıslarla bir derdimiz yoktur. Biz prensipler çerçevesinde meseleye bakıyoruz. Artık darbe söylentisi, muhtıralar, andıçlar bizim hafızamızdan, dünyamızdan çıkarılmalıdır. Bizim sözlüğümüzden bunlar çıkmalıdır. İspanya'nın, Yunanistan'ın, Şili'nin yaptığı gibi bütün Pinochetler hesap vermelidir.''
    
''28 Şubat bir Gestapo dönemiydi''

    
12 Eylül'de 1 milyon 650 bin kişinin mağdur olduğunu ifade eden Hüseyin Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu karanlık dönem ümit ediyorum ki bu davaların başlamasıyla birlikte tekrar aydınlanacaktır. Bu 28 Şubat için de yapılmalıdır. 28 Şubat bir Gestapo dönemiydi, manevi işkencelerin yapıldığı bir dönemdi. 28 Şubat'ta belki doğrudan kimseye silah doğrultulmadı ama Sincan'da yürütülen tanklar aslında milletin iradesinin üzerinden yürütüldü. Bunlar unutulmaya terk edilmemelidir. 27 Nisan bildirisi de buna dahildir. Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki 'Niye bu dönemi yargılamıyorsunuz', biz mi yargılıyoruz. Hükümetler yargılama makamı değildir. 12 Eylül'ü yargılayanlar savcılardır, hakimlerdir, Ergenekon davasında da yargılama yapan bu ülkenin adaleti olduğu gibi, Balyoz davasında bu ülkenin hakimi, savcısı devrede olduğu gibi o meselede ben inanıyorum ki günün birinde bunların da hesabı sorulacaktır. 28 Şubat sürecinde adeta Türkiye'de bir rezillik sergilendi. Telekızların, uyuşturucu baronlarının, zamparaların, irticanın bir aleti olarak ortaya sunulduğu bir dönemde o ve medyamız o zaman bu işin aleti oldu. CHP'liler, diğer muhalefet bize '12 Eylülcüler yargılanıyor da şu niye yargılanmıyor' diye soruyorlar. Yargılamaları biz sıraya koymuş değiliz bu ülkenin adaleti var. 'Yargıyı vesayet altına aldınız, yargı hükümetin talimatıyla hareket ediyor' diyorlar. Bir taraftan da 'şunun, bunun yargılanması için devreye girin' diyorlar. Bu bir çelişkidir, bizim iktidarımız hükümetimiz bu çelişkinin içinde olmayacaktır.''

CHP'nin tam bir tüluat tiyatrosu, direkler arası tiyatrosu manzarası sergilediğini belirterek, ''Nedir- Sayın Kılıçdaroğlu için yargıya hakaretten, yargıyı etkilemekten dolayı bir fezleke hazırlanmış. CHP'liler buna o kadar sevindiler ki adeta müsamereye giden çocuklar gibi şendiler. Hatırlayın, görüntüleri görün. Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim'in ölümünden sonra resmi olarak ağlama seansları yapıldı ya. Bugün de bir haber var gazetelerde, buna katılmayanlar, katıldığı halde ağlamayanlar, ağladığı halde çok ağlamayanlar kaplara sürgüne gönderilecekmiş. Dün baktım CHP'li 132 milletvekilinin manzarası buydu. Onlar Kim için, bizimkiler Kılıçdaroğlu için ağlıyorlar'' diye konuştu.

''Peki neden bu mesele bu kadar azaltıldı, Sayın Kılıçdaroğlu'nun fezlekesi çok vahim bir mesele olarak önümüze çıkarıldı. Peki Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili genel başkanlığı döneminde, diğer dönemleri bir tarafa bırakıyoruz. Grup başkan vekilliği, milletvekilliği dönemini bir tarafa bırakıyoruz. Genel başkanlığı döneminde ilk defa mı fezleke hazırlanıyor-'' diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hayır. Ben size Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili hazırlanıp TBMM'ye gönderilen fezlekelerin teker teker tarihlerini söylüyorum. 01.06.2011'de yani 1 Haziran 2011'de Bitlis valisine hakaretten Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili fezleke hazırlanmış, TBMM'ye gönderilmiş. 19.09.2011'de farklı farklı yerlerde Şanlıurfa'da, Sarıyer'de, şurda, burda yaptığı konuşmalarda Bitlis valisine aynı mahiyette hakaretlerde bulunduğu için ayrı ayrı fezlekeler düzenlenip gönderilmiş. 19.09.2011'de iki tane ayrıca fezleke, 20.05.2011'de toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili yine fezleke hazırlanıp gönderilmiş. 13.04.2011 tarihinde Rize eski milletvekili Ali Bayramoğlu'da hakaretten hakkında fezleke düzenlenip gönderilmiş TBMM'ye ve tekrar 20.05.2011'de toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili olarak fezleke düzenlenip TBMM'ye gönderilmiş.

Peki bütün bu fezlekelerle ilgili olarak Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP'li milletvekilleri niye feryat figan etmediler, kıyamet koparmadılar da şimdi ne oldu- Arkadaşlar Yargıtay'a ve Danıştay'a seçilen değerli hukukçulara militan diyeceksiniz. Gideceksiniz Silivri cezaevinin önünde hakimlere, savcılara, yargı mensuplarına ağız dolusu haksızlık yapıp hakaret edeceksiniz. Sonra hakkınızda fezleke hazırlanıp gönderilecek, diyeceksiniz ki 'Başbakan'ın haberi vardı bundan.' Peki Sayın Başbakan'ın kendisi hakkındaki fezlekeye ne diyeceksiniz. Şu anda hükümet üyesi olup da hakkında fezleke olan Sayın Başbakan var, Sayın İdris Naim Şahin var, Sayın Ömer Dinçer var. Son zamanlarda hakkında fezleke hazırlanıp TBMM'ye gönderilen Sayın İsmet Yılmaz var, Milli Savunma Bakanı. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Ömer Çelik ile ilgili hazırlanıp gönderilen fezleke var. Bunları da Başbakan mı hazırlatıp gönderdi-''
    
''Siyasi etik açısından da kesinlikle doğru değil''
    

CHP'nin kendi içinde kaynadığını ifade eden Hüseyin Çelik, şunları kaydetti:

''Sayın Kılıçdaroğlu'na karşı parti içinde müthiş bir hoşnutsuzluk ve rahatsızlık başladı. Sayın Kılıçdaroğlu mağdur ve mazlum pozisyonuna büründü şu anda. Şimdi bir kahraman edasıyla ortaya çıkıyor. 'Ben asılsam da, kesilsem de, cezaevine gönderilsem de' demeye başladı. Peki diğer fezlekeler geldiği zaman bunu niye demedin Sayın Kılıçdaroğlu- Diğer fezlekeler gelip TBMM'de beklediği gibi bu da gelip bekleyecek. Dokunulmazlığından dolayı orada duracak. Fakat öyle takdim ettiler ki sanki yarın öbür gün Sayın Kılıçdaroğlu alınacak, tutuklanıp cezaevine gönderilecek. O duymuş ki cezaevine girince insanlar dönüp Başbakan oluyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu herkes cezaevine girince Başbakan olmuyor Sinan Aygün de cezaevine girdi, o başbakan falan olmadı. Dolayısıyla sanki hükümet anamuhalefeti sindirmeye çalışıyor. İktidar anamuhalefet liderini cezaevine göndermeye çalışıyor gibi bir algı oluşturmanın gerçekle bağdaşı tarafı da yoktur. Sayın Kılıçdaroğlu'nın ve CHP'nin bu şekilde davranması da siyasi etik açısından da kesinlikle doğru değil. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.''
    
''Bu halk darbeseverleri sevmez darbesavarları sever''
    
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, 'Silivri Cezaevi, Bekirağa Bölüğüne dönüştü' şeklinde açıklamalarda bulunduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:

''Mahkeme sonuçlanıncaya kadar biz bu insanlara suçlu yaftası vurmayacağız. Ergenekonla ilgili iddiaları burada tekrarlayacak değilim. Yer altından fışkıran silahları anlatacak değilim. bugüne kadar biz Çorum'da Kahramanmaraşta Sivas'ta Türkiye'nin muhtelif yerlerinde hep tetik çekenleri gördük, ama tetik çektiren elleri görmedik. O insanları sokaklara süren organizatörler, 5 yıldızlı otellerde purolarını ve pipolarını tütürmeye devam ettiler. Sonra bir bakıyoruz ki bunun altından derin devlet diye bir şey çıkıyor. Bu insanları eğer sayın devlet bahçeli eğer bu kadar… en azından bu iddialarla yargılanan insanları Süleyman Nazif'e benzetiyorsa ben söyleyecek söz bulamıyorum. sayın bahçeliyi muhafazakar, milliyetçi tabanına havale ediyorum. Tabi MHP yönetimi, MHP'nin milliyetçi, muhafazakar tabanından koptu. Şu anda ulusalcılık konusunda CHP ile aynı safa geldi. Eğer sayın Bahçeli Yassıada tutukluları Bekirağa bölüğüne benzetseydi, gerçek bir benzetme yapmış olurdu. Ama yapamaz çünkü 60 darbesinin asli unsurlarının biriside sayın Bahçeli'nin zihniyetiydi. Bu benzetmeyi talihsiz bir benzetme, tarih bilmeyen, tarihi gerçeklerden bihaber bir benzetme olarak nitelendirdiğimi ifade etmek istiyorum.''

Bu halk darbeseverleri sevmez darbesavarları sever. Bu ülkede artık herkesin darbeseverliği bir tarafa bırakması lazım. Darbecileri masum, meşru gören zihniyet ayaklarımızın altındaki bir zihniyettir. Bunun külliyen terk edilmesi gerekir sayın Bahçeli de bunu yaparsa sağlam bir adım atmış olur''

Çelik, ''Parti olarak sayın Başbuğ'un Yüce Divan'da mı yoksa özel mahkemelerde mi yargılanması gerektiği konusunda ne düşünüyorsunuz'' sorusu üzerine şöyle dedi:

''Andıç hazırlamak, meşru hükümete karşı ülkenin kaynaklarıyla 42 internet sitesi oluşturup burada kirli propaganda yapmak ve yaptırmak… Sonra Yargıtay cumhuriyet başsavcısı bunları delil kabul ederek AK Parti'ye karşı kapatma davası açacak. Bütün olup bitenleri kendi görevi esnasında yaptığı bir suç, mesleği ile ilgili bir suç olarak değerlendireceksiniz. Bu nerede yazar Allah aşkına. Darbeye teşebbüs etmek, darbeye zemin hazırlamak, demokratik usullerle halkın iradesiyle seçilmiş meşru hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik bir gayret içinde bulunmak bunun neresi bir askeri suç, neresi meslekle ilgili bir suç. Mesleğinizle ilgili bir suç olursa Yüce Divan'a gidersiniz bu doğrudur. Ama bu bir askeri suç değil. Asker kendi görevini yaparken, siz ordu komutanısınız. Verdiğiniz yanlış bir karardan dolayı siz memleketin felakete gitmesine yol açtınız sizi bundan dolayı Yüce Divan'da yargılarlar. Ama diğer türlü suçlarla ilgili siz sivil mahkemelerde yargılanırsınız, doğru olan budur. Bu konuyla ilgili hazırlanan dosyalara o hakimler ve savcılar sizden benden çok daha vakıftır. Türkiye'de bu konular gündeme geldiği zaman takım tutar gibi meseleye yaklaştığımız zaman işin içinden çıkamıyoruz. İster Genelkurmay Başkanı ister başbakan ister herhangi bir vatandaş. Herkesin adil yargılanma hakkı vardır. Teröristler dahil adil yargılanma hakkı var. Terörist deyince her türlü teröristi kastediyorum. PKK teröristi bile olsa herkesin adil yargılanma hakkı var. Bu hukukun şaşmaz prensibidir.''

Türkiye'de daha önce tutuklu-hükümlü oranının neredeyse eşit iken, şu anda tutuklu oranının yüzde 28'e düştüğünü de belirten Hüseyin Çelik, ''Bu iyiye doğru gidişi gösteriyor. Alınacak ekstra tedbirlerle bir taraftan yargının hızlandırılması, bir taraftan yargı mensupları üstündeki iş yükünün azaltılması, bir taraftan işleyişle ilgili sıkıntıların ortadan kaldırılmasıyla birlikte bu işlerin çok daha sağlıklı bir yola gireceğine inanıyorum'' dedi.

Çelik, Başbuğ'un yargılanması konusunda da ''Ben sayın Başbuğ'un Yüce Divan'da değil, şu anda yargılandığı yerde yargılanması gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.

''Bu andıçlardan birinin mağdurlarından birisiyim''

Hüseyin Çelik, ''Başbuğ'un durumunun görevi kötüye kullanmak olarak değerlendirilebilir mi- 12 Eylül darbesinin yargılanmasının önü açıldıktan sonra çok başvuru olmuştu. Bu başvurular sonrasında savcılar harekete geçmişti. Peki 27 Nisan E-Muhtırası ile ilgili biri olarak siz başvuruda bulunacak mısınız'' sorusuna şu yanıtı verdi:

''27 Nisan e-muhtırası ayan beyan internette yayımlanan herkesin bildiği, üzerinde durduğu bir şey. 12 Eylülcülerin yargılanması sadece Ahmet'in Mehmet'in müracaatı üzerine başlamış bir süreç değil. Onun önündeki set kalktıktan sonra bu ülkedeki yargı sisteminin devreye girmesiyle birlikte olmuş bir şeydir. Dün Anayasa Komisyonu başkanımıza sormuşlar, 'Niye şunlar bunlar dışarıda, niye onlar yargılanmıyor.' Denmiş ki ''Kardeşim ben savcı mıyım-' Her şey meydanda buyurun ne yapılacaksa yapılsın. Türkiye'de tedrici olarak, adım adım, Türkiye bir arınma ve tam demokrasiye geçme süreci yaşıyor. Ben bunların hepsinin peyderpey, peş peşe geleceğine inanıyorum. Bu andıçlardan birinin mağdurlarından birisiyim. Şu anda yürüyen andıç davalarının birinde de müdahil konumdayım. bizzat dilekçe verdim ve orada bunun gereği neyse yapılsın dedim. Ben müdahil konumdayım. Avukatım süreci takip ediyor. Bunların hepsine günün birinde sıra gelecektir diye düşünüyorum.''

Gazeteci Bulut'un Başbakan Erdoğan'a başdanışman olarak atandığı iddiaları…

Çelik, ''Gazeteci Yiğit Bulut'un Başbakan Erdoğan'a ekonomi ve özelleştirmelerden sorumlu başdanışman olarak atandığı iddiaları var. size gelen bir duyum var mı-'' sorusu üzerine dün konuyu basından öğrendiğini belirtti. Hüseyin Çelik, ''Düne kadar bir resmi işlem tesis edilmiş değildi ama bu olabilir mi olamaz mı onu bilemiyorum. Bu üzerinde uzun boylu duracağımız bir mesele de değil. Bakanlar, başbakan istediği insanı danışman olarak çalıştırabilir, başdanışman, danışman yapabilir. Ama düne kadar resmi bir işlem yapılmadığını biliyorum ama bugün yarın bu olabilir mi olabilir ama kesin bir bilgi sahibi değilim'' dedi.

''CHP'nin karnesine baktığınız zaman Anayasa Mahkemesine gitmek pekiyidir her zaman''

Hüseyin Çelik, ''Sayın cumhurbaşkanının görev süresiyle ilgili bir düzenleme şu anda mecliste görüşülüyor. Anamuhalefet partisi eğer düzenleme geçecek olursa Anayasa Mahkemesine gideceğini söylüyor. Eğer süreç Anayasa Mahkemesine taşınırsa AK Partinin duruşu ne olacak-'' sorusu üzerine, bu konunun hukuk partisi birinci sınıf öğrencileri tarafından net olarak cevaplanabileceğini ifade ederek, ''Muhalefetin tavrı aslında hukuki bir tavır değil, siyasi bir tavırdır'' dedi.

Kendisinin böyle bir kriz beklemediğini vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

''CHP Anayasa Mahkemesine götürse bile mahkemenin düzenlemenin aleyhinde bir karar verebileceği kanaatinde kesinlikle değilim. Şunun için; hatırlarsanız bundan bir önceki basın toplantısında TBMM'nin seçilmiş cumhurbaşkanının görev süresini kısaltma yetkisi yoktur. Bu cumhurbaşkanını azletmek anlamına gelir. Sayın cumhurbaşkanı şu anda halihazırda yürürlükte olan referandumla kabul edilmiş olan 5+5 halk tarafından seçilme usulüne göre değil, milletvekillerinin oylarıyla 7 yıllığına seçilmiştir. Anayasa değişiklikleri geçmişe dönmez, geçmişe yürümez. Aslında bu şu anda yapılan düzenleme bana kalırsa böyle bir düzenlemeye de gerek yok. 2-3 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı makamı tartışma konusu haline getirileceği için bu muhalefet mensubu beyefendileri birazcık tatmin etmeye ve onları bu konuda gerekli gereksiz cumhurbaşkanı makamı ve süresini tartışmaya açmamaya yönelik yapılan bir çalışmadır. Bu malumu ilan etmek anlamına gelir. Yani bilinen bir şeyi bir kez daha teyit ediyorsunuz. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin böyle bir karar vereceği kanaatinde değilim. Temel hukuk bilgilerine sahip olan insanlar bile bunun böyle olması gerektiğini bilir. Ama nedense bu meseleyi tekrar tekrar gündeme getirmekten, bulup kaşımaktan, acaba bu onu da acaba bir kaos yaratabilir miyiz sevdasından muhalefet vazgeçmiyor. CHP Anayasa Mahkemesine gider mi, gider. CHP'nin en iyi yaptığı iş de odur zaten. CHP'nin karnesine baktığınız zaman Anayasa Mahkemesine gitmek pekiyidir her zaman.''