Demokratikleşme sonuna kadar devam edecektir

Demokratikleşme sonuna kadar devam edecektir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, gazete, televizyon ve haber ajanslarının Ankara haber müdürleriyle biraraya geldi ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Çelik, Irak sınırında 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili değerlendirmelerde bulunurken, kendisinin her AK Parti MYK veya MKYK sonrasında açıklamalar yaptığını, bu olayın yaşandığı dönemde de MYK ve MKYK toplantılarının yapıldığını söyledi.

Çelik, şöyle konuştu:

''O gün bizim MKYK toplantımızın tarihi buna göre ayarlanmış değil. Ben o gün ne açıklarsam açıklayayım, ne söylersem söyleyeyim MKYK'da sadece bu konuşulmadı. Kamuoyunun kitlendiği konu buydu. İster istemez benim orada bununla ilgili partide görüşlerimi açıklamam gerekiyordu. Dolayısıyla farklı farklı yorumlamalar var…

Biz neye bakarız? Hatırlayın, 26 Mart 1993'e gidin. Gölardı köyü ismini umarım yanlış hatırlamıyorum Şırnak'ta köy bombalandı ve 12 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu ilk kez değil. O zamanki devlet, o zamanki asker o zamanki Genelkurmay burnundan kıl aldırmadı. Bu mesele, belki adiyattan bir mesele olarak değerlendirildi. 27 ve 28 Mart 1993 tarihli gazetelere bakın oralardaki yansıması da küçücük haberler şeklindedir veya başka haberlerin altındadır. O günkü gazeteleri bir tarayın. Bu sefer bakın olay gece meydana geldi, ertesi gün iktidar partisi diyor ki: Bu vatandaşların hiçbiri terörist değildir, terörist olmadıkları tespit edilmiştir, bunlar sivil vatandaşlardır. Ben yaptığım açıklamanın özetini söylüyorum size. Bu insanlar, sivil vatandaşlardır, bunlar maalesef bir operasyon kazasında hayatını kaybeden insanlardır, bunlar bombalama sonucu öldürülmüşlerdir, yakınlarına başsağlığı diliyoruz, Allah'tan rahmet diliyoruz. Ve hiçbir şeyin örtbas edilmeyeceğini, hiçbir şeyin sumen altı edilmeyeceğini, idari ve adli soruşturmanın başladığını ve gereğinin yapılacağını söylüyoruz. Ben başka ne söyleyebilirdim, ne söylemem gerekiyordu?

2 ifrat ve tefrit olan görüş daha var. Türk ırkçılar diyor ki: Devlet gereğini yaptı. Bunu kabul etmek mümkün değil. Devlet kurunun yanında yaş yansın mantığı ile hareket edemez. Kürt ırkçılar diyor ki: Devlet Kürtleri öldürdü. Şimdi Türk ırkçılar da Kürt ırkçılar da bizi bu manada eleştirdiğine göre demek ki biz doğru yoldayız. Türk ırkçılar AK Parti'yi bölücülük yapmakla, bölücülüğe zemin hazırlamakla, bölücülüğü hayata geçirmekle suçluyor. Çok açık şekilde bunu yapıyor. Onlara göre, biz PKK ile kol kola yürüyoruz. PKK'lılara veya PKK paralelinde düşünenlere bakıyorsunuz onlar da devletin statükosu ile AK Parti'nin birleşerek kendi vatandaşına böyle bir muameleyi reva gördüğünü söylüyor. Dolayısıyla hem Kürt, hem Türk ırkçılar bizi bu konuda acımasızca eleştiriyor, ama biz bunu hak etmiyoruz ve tekrar altını çizeyim; demek ki biz doğru yoldayız.''

''Başbakanın Genelkurmay Başkanına teşekkürü''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dünkü AK Parti TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada Genelkurmay Başkanına teşekkür ettiğini anımsatan Çelik, bunun sebebini de açıkladı.

Çelik, şunları kaydetti:

''Sebebi nedir biliyor musunuz? Sayın Genelkurmay Başkanına 'bu bombalama yapıldı, hava kuvvetleri bunu bombaladı, pilot uçağı uçurdu' diye teşekkür değil… AK Parti'nin gösterdiği hassasiyeti gösterdiği için bu teşekkür yapılmıştır.

Bu bir operasyon kazasıdır, bunu örtbas edin, bunu görmemezlikten gelin… Genelkurmay, hatırlayın ertesi gün başsağlığı mesajı yayımladı. O da bütün vefat edenlere Allah'tan rahmet diledi, yakınlara başsağlığı diledi. Genelkurmay, bütün yılbaşı dolayısıyla yapacağı eğlenceleri de iptal etti.

Dikkat edin bazı sivillerimiz 35 insan hayatını kaybetmişken, 35 can yok olmuşken, yılbaşında malesef İstanbul'da havai fişeklerini patlatmaya devam ettiler. Dolayısıyla Sayın Başbakanın dün grup toplantısında söylediği gibi biz, kanı gruplarına göre, kanı etnik özelliklerine göre ayırmıyoruz. Akan kan Kürt kanı da olsa, Türk Kanı da olsa Arnavut, Çerkez, Laz kanı da olsa bizim insanımızın kanıdır ve o kanın akmaması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdi Genelkurmay şöyle bir tavır takınsaydı: Kardeşim terörle mücadele ediyoruz, olmuştur… Geçmişte yapıldığı gibi bir tavır takınsaydı o zaman Sayın Başbakanın da hepimizin de tavrı farklı olurdu. Sayın Başbakanın, Genelkurmay Başkanına ve özellikle TSK'ya yaptığı teşekkür 'iyi ki böyle bir şey yapıldı' teşekkürü değil. Bunu birileri istismar edebilir onlar da sizin bizim ortaya koyduğumuz hassasiyetleri ortaya koydular. Bir de masumiyet karinesi vardır. Bir şey aksi ispat edilene kadar onu öyle kabul etmek zorundasınız. TSK çıkıp diyor ki: Biz onları terörist zannı ve kastı ile bombaladık. Şimdi bunun araştırması, incelemesi yapılıyor. Eğer bunun böyle olmadığı ortaya çıkarsa Sayın Başbakan da biz de siz de burada eğer burada bir kast söz konusu ise onun gereğini yaparız. Ama hata varsa, ihmal varsa onun da gereği yapılacak. Bu kimsenin yanına kalacak bir şey değil.''

33 kurşun olayı

Çelik, Uludere'de meydana gelen bu olayı, ''çok acımasızca, çok ideolojik olarak, 33 kurşun olayı''na benzettiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:

''Mustafa Muğlalı ayıbını giderelim dedik, kimse ağzına almazken bu meseleyi biz ele aldık ve sonunda Mustafa Muğlalı tabelası oradan indi mi- İndi. CHP'li belediye de Mustafa Muğlalı'nın ismini Muğla'daki işhanının üzerinden de indirin denildi. Yapmadılar. Şimdi 33 kurşun olayına benzetmek için izah, insaf sahibi olmak lazım. 33 kurşunun yapıldığı dönemde CHP iktidardadır ve CHP bunu sumen altı etmiştir. Bunu kaçakçılarla girilen mücadele sonucu hayatlarını kaybeden insanlar olarak kayıtlara geçirilmiştir. Ne zaman tekrar bu sayfa açılmıştır- 1946'da Demokrat Parti Meclis'e girdikten sonra bir araştırma komisyonu kurulmuş Mustafa Muğlalı'nın suçluluğu tespit edilmiş, askeri mahkemeye başvurulmuş ve bu mahkeme, Muğlalı'yı müebbet hapse çarptırmış ve sonra ceza 20 yıla düşürülüp hapishanede ölmüş. Kasten, kaçakçı olduğu biline biline mahkemeye çıkarılmış ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış 33 insanı kurşuna dizdirmek nerede, bu olay nerede?

Bu, vahim bir olaydır. Bu öyle geçiştirilecek bir olay değil. Fakat, peki 'Ben operasyon kazası' dedim birileri rahatsız oldu. Niye bunu söylüyorum. Ben çünkü, vicdanen, aklın, izanın birilerinin bile bile 20 yaş altındaki çocukları gidip bombalarla, 5-80-10 lira para kazanmak için böyle bir şey yapan insanları öldürmeye hiç kimsenin vicdanının, izanının müsaade etmediğini düşünüyorum. Aksi ispat edilene kadar böyle inanmak zorundayız. Fazla uzağa gitmeyin. Kıbrıs savaşında kendi firkateynimizi kendi uçaklarımızla vurmadık mı? Daha kısa süre önce ABD'liler kendi askerlerini vurmadılar mı? Bu olabiliyor mu? Olabiliyor. İster buna istihbarat hatası deyin, ister buna beceriksizlik deyin ne derseniz deyin ama bu oluyor.”

Çelik, bir gazetecinin,''Bunun operasyon kazası olduğunu düşünüyorum. Ama bu olaydan iki gün önce Savunma Bakanı bir açıklama yaptı. Teröristlerle girilen çatışmalarda mağarada kıstırılsa bile bu insanlara teslim olmaları konusunda ikna çabalarımız sürüyor, ateş dahi açılsa önce teslim olmaları çağrısı yapılıyor. Masumiyet karinesinden hareketle söylüyorum. Gerçekten o terörist grup olsaydı dahi yani esir alma yönünde bir girişimde bulunmadan bombalamak masumiyet karinesine aykırı değil mi?'' sorusuna şu yanıtı verdi:

''Bir insan teröristse, yani silahlı durumdaysa ve adam öldürmeye gidiyorsa, bir adam silahı alıp dağa çıkmışsa ve adam öldürmeye programlanmış kişi demektir bu. Bunu bile bile, mağarada kıstırdığınız pasif konuma gelmiş insanı, eğer sağ olarak ele geçirmek mümkün ise onun kafasına kurşun sıkmak, insani değil. Ama bu dediğiniz vaziyette dünyanın hiçbir yerinde sizin dediğiniz şekilde terörle mücadele esnasında bir tavır sergilenmez.

Hantepe'de katırlara silahları yüklemiş, uçaksavarları yüklemiş ve gelmiş oralarda birçok askerin şehit olması sonucunu doğurmuş adamlar var ortada. Zaten Heronlar o mesafeden sizin dediğinizi yapmaları mümkün değil. Esas işin başka tarafına değineceğim. İstihbarat, haber aldı ki Fehman Hüseyin kaçakçılarla beraber filan falan gelecek… Şu kuralı gözardı etmeyelim. Bakın, bir gemide eğer bir hukuk devletiyseniz, eğer gerçekten bir hukuk devletiyseniz, hukukun üstünlüğüne inanıyorsanız, bir gemide 9 cani, bir tane masum olsa o gemiyi batıramazsınız…

Şöyle olduğunu varsayın, diyelim ki istihbarat tespit etti ki Fehman Hüseyin, Murat Karayılan, Cemil Bayık, Zübeyr Aydar, Sabri Ok, buna birkaç kişi daha ilave edin, kaçakçı grubuna karışmış, kaçakçı grubu onlara yardım yatakçılık ediyorsa, onlarla beraber hareket ediyorsa o ayrı bir konu ama normalde hakikaten mazot getirmek için oraya giden insanları kendilerine kalkan yapmış ve geliyorlar, bunu da haber aldınız ve yüzde 100 doğruladınız. Oradaki 30 masumun hatırı için o adamlar da bombalanmaz. Hukuk devleti, 'kurunun yaş da yansın' diyemez.''

''Tüylerim diken diken oldu''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''devlet gereğini yaptı'' şeklindeki açıklamasının, ''tüylerini diken diken ettiğini'' ifade eden Çelik, ''Böyle bir şey olmaz. 'Ya teröristse' diye olmaz… O zaman hukuk devleti olamazsınız. Terör örgütü, şöyle hareket edebilir, böyle hareket edebilir. Devlet terör örgütü gibi davranamaz. Devlet, hukuk kuralları içinde hareket etmek zorundadır'' diye konuştu.

Aksi ispat edilinceye kadar söylenen beyanları esas kabul edeceklerini kaydeden Çelik, şunları söyledi:

''Yarın araştırma yapıldı, 'istihbarı şu mu verdi bu mu verdi'… Buralarda tek türlü istihbarat olmaz. Bunların hepsi ortaya çıkacak. Hükümetimizin tavrı şu olmuştur: Bir, olaydan hemen sonra bütün devlet mekanizması, sağlık ekipleri, devlet harekete geçirilmiştir. Bu kaçakçı insanlara başka kılıflar giydirilerek mesele masumlaştırılmamış, meşrulaştırılmamış. Mesele üzüntü verici, esef edici bir mesele. Son derece müessif bir olay, talihsiz bir olay olarak nitelendirilmiş, bakanlarımız oraya taziyeye gitmişlerdi. Başbakanımız telefonla aramıştır. Tabii arkadaşlar bu insanların, bu ölen insanların sahibinden, yakın akrabalarından özür dileseniz bile, onlara maddi tazminat ödeseniz bile o canları geri getiremezsiniz. biz bunun farkındayız. Ama hukuk devleti, bu ölen insanların yakınlarına, hayatta olan akrabalarına tazminat ödemeyi gerektirir. Bu yapılacak. Bununla ilgili hükümet en ufak tereddüt içinde değil. Tazminat ödemek aslında maddeten özür dilemektir. Şimdi bu işin şekli ortaya çıktıktan sonra da bakın taziyelerimiz iletmemiz, onların yanında olmamız, devletin şefkat elini onlara uzatmamız, aslında başından beri cari olan, ortada olan bir meseledir. Sözlü olarak özür dilemek, meselenin bütün boyutları ortaya çıktıktan sonra bu da yapılır. Bu da yapılması lazım. Yani yoksa Sayın Kılıçdaroğlu'nun talimatı üzerine, o dedi diye kimsenden özür dileyecek halimiz yok. Bu yapılması gerektiği zaman yapılır. AK Parti hükümetinin mağdur olmuş Güneydoğu halkından özürü bugün için değil, bugüne kadar biz 2 buçuk katrilyon terörden zarar gören insanlara tazminat ödedik.''

Çelik, bu kapsamda ağırlıklı olarak 13 ilde, bu tazminatların ödendiğini belirterek, bu konuda yapılan çalışmaları anlattı. Bu konudaki kanundan önce vatandaşın derdini anlatacak bir mekanizma olmadığını kaydeden Çelik, ''Şefkat devleti bunu yapar. Teröre karşı şahin, ama vatandaşına karşı güvencin develet var'' dedi.

Terörle mücadelenin devam edeceğini vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

''Ama gönlü kırılmış halkımızın gönlünü almak, o kırılan gönülleri onarmak da bizim boynumuzun borcudur. Demokratikleşme sonuna kadar devam edecektir. Sayın Bülent Arınç'ın TBMM'de söylediklerini kimse yabana atmasın, rastgele söylenmiş sözler değildir. Biz bunları yapıyoruz diye birileri bizi hain ilan edebilir. Biz, bunları bakın Kürt ırkçılarının taleplerine karşılık vermek için yapmıyoruz. Bizim Kürt halkının demokratik hakkı, insan olarak bunlar hakkıdır. Bunları yapmak lütuf da değil, insani da değil. Bizden önce Kürt yoktu. Kürtçe de yoktur diyen bir zihniyet vardı. Annenin çocuğuyla Kürtçe, kendi ana dilini konuşmayı yasaklayan bir zihniyeti, hepsini tarihe gömdük. Bu kadar şeyi yapan bir hükümet var. Ama bir taraftan da karşıdan terör size acımasızca size saldırmaya devam ediyor. Onlara çiçekle, buketle karşılık veremezsiniz.''

Gazetecilere açıklamalarda bulunan Çelik, parti içinde farklı görüşlerin her zaman olabileceğini, ancak çok kritik konularda işin aslı ortaya çıktıktan sonra açıklama yapılmasının doğal olduğunu söyledi. Çelik, kamuoyunda Şike Yasası olarak bilenen yasayla ilgili süreçte parti içinde bir ''kakafoni'' yaşandığını, partide farklı görüşlerin bulunmasının son derece normal olduğunu belirtti.

Milletvekili maaşlarıyla ilgili sorular üzerine de Çelik, bu konuda da farklı görüşler olabileceğini, ancak ağırlıklı görüşün, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün hassasiyetleri yönünde olduğunu belirterek, ''Tekrar ele alınacak, gereği neyse o yapılacak. Büyük ihtimalle emekli milletvekilleriyle ilgili yüzde 42 oranı gibi geçer geliyor bana'' dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na Van ziyareti sırasında Uludere'ye geçmek için helikopter tahsis edilmediği iddialarını da yanıtlayan Çelik, kimsenin yolunu tıkamak gibi bir amaçları olmadığını söyledi. Çelik, ''Ana muhalefet liderine helikopter tahsis ettiğiniz zaman yarın Selahattin Demirtaş da helikopter ister ona da vermek zorundasınız. Veya bir siyasi partinin genel başkan yardımcısı istediği zaman ona da vermek zorunda olacaksınız'' dedi.

Konunun perde arkasını bilmediğini belirten Çelik, ''Böyle bir hassasiyet gözetilmiş olabilir. Devlet size bütçeden yardım ediyor. Seçim yasakları başladığı zaman Başbakan da uçak kiralıyor. Bu durumda CHP Genel Merkezine tahsis edilen para var bir helikopter kiralamak çok zor değil, kiralar gidersiniz. İlla da polisin veye askerin helikopterini kullanmak zorunda değilsiniz. Ama kullanırsa kıyamet kopar mı, kopmaz. Ama bugün Sayın Kılıçdaroğlu'na tahsis edildiği zaman yarın diğer bütün siyasi parti liderlerine de bunun tahsis edilmesi gerekiyor bunun da bir yol olması doğrusu üzerinde uzun boylu düşünülmesi gereken bir konudur'' diye konuştu.

''Ben bir Kürt olarak itiraz ediyorum''

Şırnak sınırındaki olayla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Hüseyin Çelik, Uludere'deki olayı ''33 kurşun olayı''na benzetenlerin delalet içinde olduklarını söyledi. Çelik, şöyle devam etti:

''İlle de yakınlık kurmak istiyorsanız Elazığ-Tunceli arasındaki 33 askerin şehit edilmesi olayına tersten benzetebilirsiniz. 33 askeri kim şehit etti, PKK gündemde ne vardı o zaman ateşkes. O mesele hala üzerinde durulması gereken bir meseledir. Bütün araştırmalar, incelemeler sonunda kurumsal olarak kesinlikle art niyet aramıyorum ama hakikaten birileri yanlış yapmış mıdır, yapan varsa da artık 1993'ün şartlarında değiliz. Türkiye'de 90'lı yıllarda şu tabir vardı, 'aman dikkat ya kim vurduya, ya TİM vurduya gidersin'. Kim vurduya, TİM vurduya gitme dönemi bizim dönemimizde kapanmıştır. Faili meçhul cinayet dönemi bizim dönemimizde kapanmıştır. Uludere'de hayatını kaybeden 35 insanın gerçekten vefatı yürek burkmuştur, fakat bu insanlar üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışmak da o derece vahimdir, ahlak dışıdır. Ben bir Kürt olarak buna itiraz ediyorum. Böyle bir şey olamaz.

33 kurşuna benzetiyorlar, olsa olsa 33 askerin şehit edilmesi olayı tersinden olabilir. Ama bunu bir şey bilerek söouml;ylemiyorum. Eğer araştırmalarda benzer bir durum ortaya çıkarsa, bizim hükümetimiz bunu asla örtmeyecektir, gizlemeyecektir.''

''Başbakan Erdoğan'ın MİT içerisinden bazı kaynaklar tarafından yanıltıldığı iddiaları var'' denilmesi üzerine de Çelik, ''Eğer bir ülkenin Başbakanı kendisinin yanıltıldığına kanaat getirirse MİT Başbakana bağlı, Başbakan da herhalde çok saf falan değil, bunların farkında olan bir adamdır. Başbakan kendisinin yanıltıldığı gibi bir kanaate sahip olursa kendisini yanıltanlarla ilgili gereğini yapar. Bu asker olabilir, istihbarat birimleri olabilir'' dedi.

Hüseyin Çelik, basın yayın organlarında istihbaratın farklı birimlerden geldiğinin yazıldığını söyleyerek, ''Hangi istihbarattan ne kadar bilgi geldi araştırmalar sonucu ortaya çıkacak. Kimse yargısız infaz yapmasın. İşin görünen tarafı var. İşin görünen tarafına olması gereken tavır ve tepki hükümet tarafından ortaya konmuştur. İşin arka planına baktığınız zaman arka planı, idari ve adli soruşturmalar sonucunda belli olacak. Bunu da hep birlikte göreceğiz'' şeklinde konuştu.

Olayla ilgili BDP'nin açıklamalarının hatırlatılmasına karşılık da Hüseyin Çelik, ''Kimse uzun zamandan beri yok sayılmış, varlığı reddedilmiş, bütün kültürel hakları yok sayılmış Kürt halkının kanı, sefaleti, çaresizliği üzerinden siyasi rant ve ideolojik rant devşirmeye çalışmasın bu ahlaksızlıktır. Ret, asimilasyon politikalarını biz ortadan kaldırdık'' dedi.

Kürt halkı deyince akla BDP'nin gelmemesi gerektiğini söyleyen Çelik, BDP'nin Kürt nüfusunun beşte veya dörtte birini temsil ettiğini belirterek, BDP'nin yüzde 6 oyla bütün Kürtler adına söz söyleme yetkisi bulunmadığını kayetti.

Demokratik açılım sürecinde yapılanların, TRT-Şeş'in BDP'yi memnun etmediğini ifade eden Çelik, Türkiye'de gerçek manada bir demokratikleşme olursa BDP'nin ''marjinalin marjinali bir parti haline geleceğini'' söyledi. Çelik, BDP'nin kan kaybetmesinin, MHP'nin de otomatikman kan kaybetmesi anlamına geleceğini, çünkü bu iki partinin birbirlerini beslediğini kaydetti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin her grup konuşmasının, ''küfürname'' olduğunu, konuşmanın Başbakan Erdoğan'ın şahsına ve iktidara yönelik bir ton hakaret içerdiğini belirten Çelik, ''Kusura bakmayın iktidar da şamar oğlanı falan değil. Bir yanağımıza tokat atanlara diğer yanağımızı gösterecek halde değiliz, biz İsa'nın havarileri değiliz. Ben sertleşmeden yana değilim. Biz herkese elimizi uzattık. Ama sıkılmış yumruklarla el sıkışılmaz'' diye konuştu.

''Alfabede ne kadar harf varsa geldi''

BDP hakkında kapatma davası açılacağı yönündeki haberleri hatırlatan Çelik, şöyle devam etti:

''BDP harfiyen Abdullah Öcalan'ın fikirlerini Meclis'te gündeme getirebilir. Türkiye'nin bölünmesini de konuşabilir. eyalet sistemini, özerkliği de konuşabilir ama şiddet unsuru içermeden. Ama bir terör örgütüne sırtını dayamadan, terör örgütünün silahlarının gölgesinde siyaset yapmadan bunları TBMM'de demokratik bir ortamda söylersen bu düşünce özgürlüğü olur. Ama eğer siz terörü, teröristleri kutsarsanız, onlara kahramanlık atfederseniz işin şekli değişir. Bütün böyle olsa bile ben BDP'nin kapatılmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü oldum olası bizim görüşümüz şudur, kurumsal olarak suç işlenmez, suçu insanlar işler. Ceza şahıslara verilir. Diyelim ki BDP'li bir milletvekili suç işledi, Anayasa'ya ve kanunlara aykırı bir şey yaptı, kanunlar onun yakasına yapışır. Biz daha önce dedik, partilerin kapatılmasına karşıyız, alfabede harf mi yok- P sabit diğerlerini indir, kaldır dedim. Şahıslar aynı, kadrolar aynı, düşünce aynı düşünce. Türkiye, parti kapatma ayıbından kendisini kurtarmalıdır. Öyle bile olsa kapatılmasına karşıyız. Bizim BDP'yi kapattırmak gibi bir düşüncemiz yok.''

Cumhurbaşkanının görev süresi

Cumhurbaşkanının görev süresiyle ilgili sorular üzerine de konuşan Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün seçildiği zaman 1982 Anayasası'nın hükümlerinin geçerli olduğunu ve Gül'ün 7 yıllığına seçildiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

''TBMM her an kendisini fes edip seçime gidebilir. Ama TBMM seçilmiş bir Cumhurbaşkanının görev süresini kısaltamaz, Cumhurbaşkanını azledemez. Şöyle bir varsayımdan hareket edelim, 2014'te Sayın Başbakanımız Türkiye Cumhuriyeti'nin 12. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Meclis tekrar bir karar alsa 'Cumhurbaşkanı 3 yıllığına seçilir' dese o zaman seçilen Sayın Tayyip Erdoğan 3 yıllığına mı seçilmiş olacak- Aslında bana kalırsa Sayın Gül'ün görev süresiyle ilgili bir kanuni düzenlemeye de gerek yoktur. Fakat birileri bunu 2-3 yıl boyunca söylemeye devam edecek ya, buna son noktayı koymak üzere bir değişiklik yapacağız. Bugün yarın Meclis'e gelecek. Orada şu olabilir, Sayın 11. Cumhurbaşkanımız 7 yıllığına seçilmiştir' ibaresi olabilir veya 'Cumhurbaşkanlığı seçimi 2014'te yapılır' dediniz mi tartışmalar da bitmiş olacak, Kılıçdaroğlu'na da Bahçeli'ye de malzeme kalmayacak. Ama kim gelecek derseniz, daha dereyi görmeden paçayı sıvamayacağız ama şu anda bir aday var o da herkes tarafından biliniyor.''

Cumhurbaşkanı'nın görev süresiyle ilgili yapacakları değişikliğin içine daha önce Cumhurbaşkanı olan da yeniden aday olur veya olamaz gibi bir düzenleme de koyacak mısınız- Sayın Gül yeniden aday olmak isteyebilir'' sorusu üzerine Çelik, bu konu üzerinde daha önce düşünmediğini, konuya açıklık getirilebileceğini ifade ederek, ''7 yıldan sonra birileri tekrar gelip 'ya ben bir kez daha Cumhurbaşkanı olayım' diyeceğini zannetmiyorum, 7 yıl epeyce uzun süredir'' dedi.

''Başbakan Erdoğan, Kürt sorununu halletmezse Köşk'e çıkmasının bir anlamı olmaz'' yönündeki görüşlerin hatırlatılması üzerine de Çelik, Kürt meselesinin asırlık bir mesele olduğunu söyledi. Çelik, ''Sayın Başbakanın elinde bir hokus pokus yöntemi yok. Şapkadan tavşan çıkarma yöntemiyle Kürt meselesi hallolmaz. İster Cumhurbaşkanı, ister Başbakan Türkiye'de kim gelirse gelsin bu meselenin mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bu ülkede etnik farklılıklara, ana dil farklılıklarına, farklı coğrafyalara rağmen biz huzur ve barış içerisinde yaşamak zorundayız. Bu sadece Sayın Başbakana endekslenmiş, ona ihale edilmiş bir mesele değil'' dedi.