Bu ateş hepimizin meselesidir

Bu ateş hepimizin meselesidir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Paris'te PKK terör örgütünün kurucuları arasında yer alan Sakine Cansız'ın da aralarında bulunduğu 3 kadının öldürülmesiyle ilgili, ''Paris'teki saldırıyla ilgili henüz net bilgiler yok, ama yapılış şekline bakılırsa PKK'nın iç hesaplaşması gibi görünüyor. PKK terör örgütünün uzun yıllardan beri kendi içinde binlerce infaz yaptığını biliyoruz, bu terör örgütlerinin tabiatında olan bir şeydir'' dedi.

Çelik, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla basın kuruluşlarının AK Parti muhabirleriyle kahvaltıda bir araya geldi.

Kahvaltıya AK Parti Tanıtım ve Medya Başkan yardımcıları İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca ve Gaziantep Milletvekili Ali Şahin de katıldı.

Çelik, konuşmasında, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutlayarak herkesin sorunlarını dile getiren gazetecilerin kendi sorunlarını aktarmakta yetersiz kaldığını belirtti.

Gazetecilerin de hak ettiği şartlarda ve ücretlerde çalıştırılması gerektiğini savunan Çelik, gazetecilerin yıpranma payının Sosyal Güvenlik Yasası'nda bazı değişiklikler öngören yasayla tekrar kanun hükmü olarak mevzuata geçmesi gerektiğini ifade etti.

Çelik, ''AK Parti Grubu'nun vereceğini madde ihdası teklifi var, bu problem sizin adınıza, lehinize çözülmüş olacak'' dedi.

''Fitnenin bitmesi isteniyor, bu yönde gayret var''

Türkiye'nin 1984'ten beri bir terör yangını içerisinde olduğunu, milletin evlatlarının yandığını vurgulayarak, ''Benim değilse komşumun yanıyor, dayımın çocuğu değilse amcamın çocuğu yanıyor. Bu yangını söndürmeye hepimizin talip olması lazım. Bu süreçte medyadan beklediğimiz çok önemli bir sorumluluk var. Medyamız büyük çapta duyarlı davranıyor'' diye konuştu.

Gelinen sürecin iyi bir noktada olduğuna değinen Çelik, şöyle konuştu:

''Fitnenin bitmesi isteniyor, bu yönde gayret var. Ellerimizi, kollarımızı, gayretlerimizi, vicdanlarımızı birleştirirsek Türkiye çok daha yaşanır bir ülke olacak. Bu fitne, bu kan ve ateş hepimizin meselesidir. Kumrular'da bir eylem meydana geldi, hiç bir şeyden haberi olmayan vatandaşlar kurbanı oldu, Anafartalar'da kurbanı oldular, İstanbul-Bağcılar'da, Gaziantep'de vatandaşlar bunun kurbanı oldu. Bu yangın devam ederse bunun ne gün, kime sıçrayacağını kimse kestiremez. Burada size de bize de düşen çok önemli hassasiyet var.

Sırtımızda yumurta küfesi var ve yumurta kümelerinin arasında yürür gibi hassas olmamız lazım. Türkiye'de iyi bir atmosfer oluştu. Herkesin 'bu kanı, fitneyi yok edeceğiz' ümidine kapıldığı bir anda Hakkari'de 100 küsur terörist karakolumuza saldırdı. Uzman Çavuş Mehmet Doğan şehit oldu, onunla beraber 14 terörist öldürüldü. Biz, 'hiç kimse ölmesin, ölümler olmadan bu işi çözelim' diyoruz. Sayın Başbakanımızın, hükümetimizin çabası bu yönde.''

''Neredeyse bizim evdeki hamur mayası katılsın diyecekler''

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Hüseyin Çelik, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın ''KCK bu sürece dahil edilmeli'' sözlerinin hatırlatılması üzerine, ''Demirtaş'ın Salı günü yaptığı konuşmayı biz, yapıcı, sürece katkı sağlayıcı konuşma olarak değerlendirmiyoruz. DTK da bu sürece katılsın, KCK'da katılsın, neredeyse bizim evdeki hamur mayası katılsın diyecekler'' değerlendirmesinde bulundu.

''Alfabede ne kadar harf varsa PKK'nın da o kadar yan örgütü var'' diyen Hüseyin Çelik, ''PKK ve onun uzantılarında 'Öcalan'a ne kadar yakın olduğunu ve onu ne kadar düşündüğünü' izah etmeye çalışanlar var. Öcalan'ın dillendirmediği meseleleri kraldan çok kralcı tavırla dillendirenler var, 'beni de görün' diyenler var. Öyle ya da böyle herkes bu süreçte kendi diline hakim olmak, hassasiyete uygun üslup kullanmak gibi zorunluğu vardır.''

Demirtaş'ın konuşmasını hassasiyetten ve sorumluluktan uzak bir konuşma olduğunu bildiren Çelik, terör örgütü PKK'nın ele başı Abdullah Öcalan ile başlamış bir görüşme olduğunu, bunun detayları üzerinde durarak, bu konuya günlük politika malzemesi yapmanın bile süreci sabote etmek anlamına geleceğini kaydetti.

Çelik, bu süreçte akılla, hikmetle, sağduyu ve aklıselimle davranılması gerektiğini söyledi.

''Paris'teki saldırıyla ilgili henüz net bilgiler yok''

Hüseyin Çelik, Paris'te PKK terör örgütünün kurucularından Sakine Cansız'ın da aralarında bulunduğu 3 kadının öldürülmesinin süreci sabote anlamı taşıyıp taşımadığı sorusu üzerine saldırıyla ilgili henüz net bilgilerin olmadığını bildirdi.

Çelik, şöyle devam etti:

''Ama yapılış şekline bakılırsa PKK'nın iç hesaplaşması gibi görünüyor. Fransız hükümetinin güvenlik güçlerinin yaptığı baskın değil, faili meçhul kişiler tarafından yapılmış bir saldırıdır. PKK terör örgütünün uzun yıllardan beri kendi içinde binlerce infaz yaptığını biliyoruz, bu terör örgütlerinin tabiatında olan bir şeydir. Elimizde henüz net bir şey yok.

Bu süreçte bu ve benzeri olaylar artabilir. Türkiye'de ne zaman 'bu işi bırakın, silahlar sussun, silahlar bırakılsın' gündeme gelirse ardından buna benzer olaylar meydana gelir. Allah göstermesin eğer Hakkari'deki saldırı erken haber alınmamış olsa, güvenlik güçlerimiz atak davranmasa 1993'teki 33 şehit olayı gibi bir olayla karşı karşıya kalırdık. PKK bir tane midir- Bundan emin değilim. PKK var, PKK'dan içeri, PKK'nın içerisinde. PKK'ya yakın çevrelerde bunu kabul ve itiraf ediyorlar. Hakkari'deki saldırı hangi amaca yöneliktir, kim tarafından yapılmıştır bundan emin değilim. Süreci sabote etmeye yönelik benzer şeyler olabilir, herkesin hassasiyetle yaklaşması gerekir.''

''Herkes kendi konumunu falan çok iyi bilecek ve ona göre konuşacak''

Çelik, ''Abdullah Öcalan'la görüşülüyor olması Abdullah Öcalan'ın ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum vasfını ortadan kaldırmaz. Terör örgütünün ele başı vasfını da ortadan kaldırmaz. Şimdi burada herkes kendi konumunu çok iyi bilecek ve ona göre konuşacak. Dolayısıyla bu sözü değerlendirmeye değer bulmuyorum'' dedi.

Demirtaş'ın ''Bir hafta içinde netice bekliyoruz'' sözlerinin hatırlatılması üzerine de Çelik, ''Bu işin usul ve esaslarını, yolu ve yöntemini, olması gerekenleri ve olmaması gerekenleri tayin ve tespit eden şüphesiz ki Selahattin Demirtaş değildir. Demirtaş'ın veya başkasının ne isteyip ne istemeyeceğine biz karar veremeyiz. Onlar istediklerini isteyebilirler. Yani istemenin bir sınırı yoktur. Yani böyle bir temennileri olabilir, bu nasıl bir yansıma bulur beraber göreceğiz'' ifadelerini kullandı.

''MHP'nin kafasındaki düşünceler PKK'yı bugünkü noktaya getirdi''

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''Siz İmralı ile görüşürseniz ben de giderim Silivri'de Başbuğ'la kucaklaşırım'' sözlerini şöyle değerlendirdi:

''Sayın Bahçeli'nin bir kere Abdullah Öcalan ile Sayın Başbuğ'u bir kefeye koyması, bu manada bir mukayese yapması son derece ucuz, son derece popülist bir yaklaşımdır ve belli tribünlere mesaj vermeye yönelik, kasaba siyasetinden öteye gitmeyen bir duruştur. Eğer şu olsaydı Sayın Bahçeli'nin söylediklerine hak verirdim. Sayın İlker Başbuğ, PKK terör örgütüyle mücadele ederken, yaptığı mücadeleden şu anda uğradığı muameleye uğramış olsaydı böyle bir mukayese yapmak çok anlamlı olabilirdi. Benim için de çok anlamlı olurdu ama Sayın Başbuğ, Ergenekon Davası'ndan şu an tutukludur ve hakkında bir iddianame hazırlanıyor. Şap ile şekeri birbirine karıştırmamak lazım, birbirine benzerler ama hiç alakaları yoktur. Sayın Bahçeli'nin ve MHP'nin tavrı biliyorsunuz başından beri bellidir.''

Çatışma ortamından beslenen, varlıklarını çatışma ortamının varlığına bağlı hissedenlerin bu sıkıntının ortadan kalkmasını çoğu zaman istemediğini savunan Çelik, ''Bugün bir kanat Kürtçülük üzerinden siyaset yapıyor, bir kanat Türkçülük üzerinden siyaset yapıyor. Maalesef BDP ile MHP'nin tavırları birbirini besleyen bir tavırdır. Aslında MHP çok az iktidara gelmiş olan bir partidir ama unutmayalım uzun yıllardan beri devletin güvenlikçi politikaları aslında MHP'nin ideolojisinin hayata yansımış biçimiydi. MHP'nin kafasındaki düşünceler PKK'yı bugünkü noktaya getirdi. MHP'nin yaklaşımı, MHP'nin kendince çözüm olarak ortaya koyduğu birçok şey aslında geçmişte bizatihi devletin resmi ideolojisi statüko tarafından hayata geçirildi ve bu problemi daha içinden çıkılmaz, kangren bir hale getirdi. Şu anda MHP'nin söyledikleriyle 90'lı yıllarda yapılanlar çok farklı değil.''

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla basın kuruluşlarının AK Parti muhabirleriyle kahvaltıda bir araya gelen Çelik, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Tutuklu gazeteciler konusunda bazı çevrelerin kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğini ve yönlendirdiği belirten Çelik, her basın kartı düzenlenmiş olan kimseyi gazeteci kabul ederek, fiillerine sahip çıkmanın mesleğin saygınlığına zarar vereceğini söyledi.

''Basın mensubu kisvesi altında insanlar başka işler ve fiillerle uğraşıyorlarsa bunu gazetecilere yapılmış haksızlık olarak niteledirmek de doğru değil'' diyen Çelik, şöyle konuştu:

''Üniversite hocası darbe eylemine köşesinden bucağından karıştığında 'üniversite hocasından ne istiyorsun' söylemi ne kadar yanlışsa, haksızsa bu tür faaliyetlerin içerisinde olan, şebekelerle birlikte çalışan bazı gazeteciler gözaltına alındığında 'medya mensupları hür değildir' diye gürültü koparmanın da anlamlı olmadığını düşünüyorum. 1960'dan bu yana hiçbir zaman darbeciler tek başına askerler olmamıştır, darbeye niyetli olanlar mutlaka diğer dış ve sivil unsurlarla bu niyetlerini birleştirmişlerdir. Yargıyla, üniversitelerle ve medyayla işbirliği yapmışlardır. Medyacıdan darbeci olur mu- Evet alası olur, 28 Şubat'ın en önemli ayağı medyadır.'

''Kürtlerin önemli bir kısmı AK Parti'ye oy veriyor''

Hüseyin Çelik, terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere kamuoyunun de destek verdiğini ifade ederek, yapılan son anketlerde kamuoyunun yüzde 95'inin ''bu ateş sönsün'' dediğini, şehit ailelerinin bile sürece destek verdiğini söyledi.

BDP'nin Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi başladığında İmralı'yı adres gösterdiğini, ''Bizimle Kürt meselesini görüşebilirsiniz ama terörün durması için adres Öcalan'dır'' dediklerini hatırlatan Çelik, şöyle konuştu:

''Bugün bütün demokratik yollar açıktır, artık kimsenin kan dökerek, can alarak kendi ifade etmesi gerekmiyor. AK Parti Hükümeti bu meselede çok büyük değişiklikler yapmıştır, Türkiye'de bu manada çok ciddi bir değişim olmuştur. Bu iklim varken BDP'li milletvekillerin TBMM çatısı altında söyledikleriyle Kandil'deki terörist başlarının söylediği, İmralı'da Öcalan'ın söyledikleri arasında çok fazla bir fark yok. Terör örgütünü meşru bir enstrüman haline getirmeden TBMM'de ne diyecekseniz diyin, şiddeti çağıran, kaba kuvveti ön plana çıkaran, terörü meşrulaştıran söylem kabul edilemez. Şimdi Öcalan ile görüşme başladı, şimdi de 'o yetmez şununla da görüşün, bununla da görüşün'. Bu tavır hoş bir tavır değil. Öcalan ve BDP ile oturup, 'Kürtler adına ne istiyorsunuz' sorusunu sormayız. Çünkü Kürtler adına yegane söz sahibi olan BDP ve PKK değil, Kürtlerin önemli bir kısmı AK Parti'ye oy veriyor. Bir tarafa hükümet ve devlet, bir tarafa PKK ve BDP oturacak, kendi vatandaşlarımızın hakları onlarla pazarlık edilecek, böyle bir şey olmadı, olamaz. Biz, kendi halkımızın demokratik haklarını başkalarıyla müzakere yapmadık, yapmayız. PKK, Öcalan istemese de biz bunları yapacağız. Biz, Türkiye'nin atmosferindeki oksijeni artırmaya çalışıyoruz. Anadilde savunmadan tutun da büyük kongremizde açıkladığımız 63 madde BDP'nin, APO'nun siparişi olduğu için yapılmıyor, bunu biz yapıyoruz. Kırarak, vurarak bunlar yapılmış olsaydı 1990'lı yıllarda bu yapılırdı.''

''Barış görüşmesi hısımlarla değil, hasımlarla yapılır''

Çelik, Öcalan ile konuşuluyor olmasının onu terörist elebaşı olmaktan çıkarmayacağını, Öcalan'ın ''bebek katili, terörist başı'' vasıflarını ortadan kaldırmayacağını vurgulayarak, ''Barış görüşmesi hısımlarla değil, hasımlarla yapılır. Biriyle barış için görüşüyorsanız, sizinle sıkıntısı olanla barış görüşmesi yaparsınız. Türkiye'de terörü bitirmek için kiminle görüşseydik. Sultanahmet Cami'nin imamıyla oturup konuşacak halimiz yok'' dedi.

Ortada 30 yıllık terör tahribatı olduğunu ve tamirinin zor olduğunu belirten Çelik, ''Biz sihirbaz falan değiliz. Tahrip kolaydır ama tamir zor iştir. Bu kronik hale gelmiş problemdir, onun için sabahtan akşama bir takvimle 'bugün şu, şu gün bu olacak' diye bir şey yok. Gayretimiz, irademiz ve risk alma cesaretimiz var. Korkakların tarih yazdığı görülmemiştir'' diye konuştu.

Arif Nihat Asya'nın ''İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz'' sözünü hatırlatan Çelik, ''Varsın biz köprü olalım, birileri bizim sırtımıza bassın, bu sahilde beklemeyelim. İkinci bir Habur olmasın istiyoruz. Biz romantik iyimser, hayalperest iyimserler değiliz'' değerlendirmesinde bulundu.

''Tazminat, onlardan devletin özür dilemesi anlamına geliyor''

Hüseyin Çelik, bir soru üzerine Uludere'de yaşanan olayla ilgili olarak da TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nun hazırladığı raporun bu ay içinde yayınlanacağını söyledi.

Uludere'deki olayı ''basit ve yalın bir olay olarak değil, çok boyutlu bir olay'' olarak gördüğünü vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

''Biz, bu insanları terörist olarak görmediğimiz, acısını yüreğimizde paylaştığımız için ilk günden itibaren bütün devleti oraya seferber ettik. Onların acılarının paylaşılması elbette evlatları geri getirmiyor, hayatta kalanların hayatlarını sürdürmesi gerekiyor. Biz devletin bütün imkanlarını zorlayarak onlara olması gerekenden 5 kat daha fazla bir tazminat ödedik. Tazminat, onlardan devletin özür dilemesi anlamına geliyor. Bu işin siyasi rantından faydalanmak isteyenler, o paralardan istifade etmelerine izin vermedi. Onlara 'kan parası istemiyoruz' dedirttiler. Biz, şehidin ailesine ev tahsis ediyoruz, nakdi yardım yapılıyor, çocukları işe alınıyor. Bunun adı kan parası mı- Şehitlere yapılan kan parası olmadığı gibi bu insanlara yapılanlar da kan parası değildir.

Burada bir gecikme vardır, bunu kabul ediyorum, ancak sağlıklı sonuca ulaşmak için bu sürecin yaşanması gerekiyor. İncelemeler, değerlendirmeler bittikten sonra hata, eksik, kusur, ihmal veya kasıt varsa biz hukuk devletinin gereği olarak, vicdanı olan insanlar olarak bunun gereğini yapacağız, sümen altı yapılmasına müsaade etmeyeceğiz. Uludere bizim ortak acımızdır. Bunu 33 kurşuna benzetmek de kelimenin en hafif anlamıyla edepsizlik ve densizliktir''

33 kurşun olayının kasıtlı, bilerek, istenerek, tasarlanarak yapıldığını ifade eden Çelik, ''Nitekim dönemin tek partili dönemin mahkemeleri bile bunu tespit etmiştir. Fail cezaevinde ölmüştür. Onun için bunu 33 kurşuna benzetmek densizliğin ta kendisidir, buradaki hassasiyetimiz, buradaki yürek yangınımız devam ediyor'' dedi.

''Kurşun vızıltıları arasında barıştan söz edemezsiniz''

Çelik, İmralı ile görüşmeler sürecinde muhalefet partileri ile görüşüp görüşmeyeceklerinin ve görüşmelerde ele alınan konuların hayata geçirilmesinde ilk adımın kimden geleceğinin sorulması üzerine de ''Kurşun vızıltıları arasında barıştan söz edemezsiniz. Türkiye'de bütün demokratik kendini ifade etme yolları açıktır. 2013 yılında kaba kuvvete, şiddette, teröre gerek yoktur. Medeni insanlar bu şekilde sonuç almaz, alamazlar'' dedi.

Kültürel ve demokratik şartların terör örgütü PKK ile konuşulacak bir şey olmadığını vurgulayan Çelik, bu süreçte CHP, MHP, BDP, AK Parti ve bütün kamuoyunun taraf konumunda bulunduğunu kaydetti. BDP'yi ve PKK'yi Kürtlerin temsilcisi olarak görmediklerini yineleyen Çelik, ''Türkiye'de bir makul çoğunluk var. PKK'nın Kürtlere yaptığı en büyük zulümlerden birisi de PKK gibi düşünmeyen Kürtlere yaptığı haksızlıktır. PKK, demokrasiden ve barıştan söz ediyor, bir taraftan da aykırı söz eden Kürtleri susturma yoluna gidiyor. Onun için barış ve demokrasi kelimesi ucuz bir kelime değil'' diye konuştu.

Bazı gazetelerde ''süreç devam ederken, PKK'nın silahlı kanadının Türkiye dışına çıkarılması, belli yöneticilerinin Avrupa'ya gitmesi, bu sürece bir komisyonun nezaret etmesi'' şeklinde haberlerin yer aldığının anımsatılarak, bu konudaki değerlendirmelerinin sorulası üzerine de Çelik, şöyle konuştu:

''Ben bu dediklerinizi gazetelerden okuyorum. Gazetecilik, tecessüs mesleğidir. Bir kısım gazeteciler tahminlerini yazıyor, bir kısım gazeteciler duyumlarını yazıyor. Bir doğruyu tespit ediyorlar, onun yanına da beş tane başka şey yazıyorlar. Bu iyi mi, kötü mü- Eğer beklentileri çok tavana çıkaran, sanki sabahtan akşama bir şey olacakmış gibi bir beklenti oluşturulursa ve bunun aksi sonuç ortaya çıkarsa bu kamuoyunda hayal kırıklığına yol açar, bu doğru değil. Ama gazetecilere neyi yazıp, neyi yazmayacaklarını biz söyleyecek değiliz ama ben iktidarın sözcüsü olarak söylüyorum, ilgili bakan arkadaşlarla hemen hemen her gün bu konuda teması olan biri olarak söylüyorum, sizin dediğiniz detayları ben bilmiyorum. Detay üzerinde de durmuyorum, mühim olan böyle bir sürecin başlamış olması anlamlıdır.''

''Biz muhalefetle görüşmekten, konuşmaktan kaçınmıyoruz''

Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile nelerin konuşulduğunun ve bu görüşmelere ilişkin muhalefet partilerine bilgi verilip verilmeyeceğinin sorulması üzerine de Çelik, görüşmeler neticesinde devleti, milleti ilgilendiren bir karar alınacağı zaman muhalefet partileriyle paylaşılması gerekenleri paylaşacaklarını söyledi.

Yakalandığı günden bugüne kadar devletin çeşitli birimlerinin Öcalan ile görüştüğünü, DSP-MHP-ANAP döneminde de görüşmelerin gizli yapıldığını vurgulayan Çelik, ''O gün yapılanlar ihanet değildi ama biz bugün kamuoyuna açıklıyoruz, birilerini bizi ihanet ve hıyanet ile suçlayabiliyor. Bunun olmaması gerekiyor ama bir görevli gitti İmralı'ya dönsün Kılıçdaroğlu'na, Bahçeli'ye bilgi versin, dünyada böyle çalışan bir istihbarat örgütü duydunuz mu- Orada mesele konuşulur, siyasi iktidara aktarılır, eğer muhalefetle bir şeyin paylaşılması gerektiği kanaatine varılırsa bakan düzeyinde, bürokrat düzeyinde bilgilendirme yapılabilir, biz muhalefetle görüşmekten, konuşmaktan kaçınmıyoruz'' diye konuştu.

''4. Yargı Paketi, bu süreçle uzaktan yakından alakası olan bir şey değil''

Hüseyin Çelik, 4. Yargı Paketi ile birlikte KCK tutuklularının da serbest kalacağı yönündeki endişelere ilişkin olarak da ''4. Paket, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'de mahkum olmasına yol açan 2 bin 400'e yakın dava var, bu sonuçları ortadan kaldırmaya ve benzerlerinin oluşmamasını sağlamaya yönelik bir pakettir ve şunun bilinmesinde fayda var. 4. Yargı Paketi bu süreçle uzaktan yakından alakası olan bir şey değil'' değerlendirmesinde bulundu.

Çelik, terörle mücadelenin devam edeceğini belirterek, ''Terör örgütü dedi ki 'ben silahları gömdüm', bizde 'Efendim bu dağdaki teröristlerin hepsini imha edelim' Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin böyle bir tavrı, hükümetinin böyle bir tavrı asla yok. Bir tek insan bile ölmesin istiyoruz. Yeter ki bu insanlar, 'ben silahımı bırakıyorum arkadaş. Ben artık terörü bir yol, yöntem olarak görmüyorum' desin, bizim de istediğimiz budur'' dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin son grup toplantısındaki hükümete yönelik sözlerini de ''son derece çirkin, yakışıksız'' bulduğunu ifade eden Çelik, ''Bu sözler yakışmamıştır ve Türkiye'nin barışına, Türkiye'nin kardeşliğine, birliğine, düzenine katkı sağlamaz'' diye konuştu.

''Kılıçdaroğlu ve CHP'nin verdiği destek bizim için anlamlı bir destektir''

Hüseyin Çelik, bir soru üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''iktidara kredi verdik'' sözlerini de şöyle değerlendirdi:

''Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP'nin verdiği destek bizim için anlamlı bir destektir. Bunu önemsiyoruz. Anamuhalefet partisi 'eğer ben de elimi taşın altına koyuyorum, ben de bu yangına kendi itfaiye teşkilatımla, yangını söndürmeye talibim. Ben de bir kova su dökeceğim' diyorsa biz bunu şükranla karşılarız. Sayın Başbakan'ın Afrika'ya gitmeden önce kredi meselesine verdiği cevap üslupla alakalıdır. Kimse kimseye bir şey lütfetmiyor. Sayın Kılıçdaroğlu, sanki çocuğunuz haylazlık yapmış da siz ona yeni bir şans tanımışsınız gibi davrandı. Bu tavır hoş bir tavır değil.

Biz bu süreçte bütün muhalefet partilerinin desteğine ihtiyaç duyuyoruz. Fakat ilginç olan şu; CHP içinde böyle bir bütünlük olmadığı gibi bir endişemiz var. Çünkü bir taraftan Sayın Kılıçdaroğlu bunu söylerken, bir taraftan Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan neredeyse MHP'nin söylemine yakın olan bir söylemle bu sürece adeta çomak sokan bir yaklaşım sergiledi. CHP içerisindeki ulusalcı kanat eğer Sayın Kılıçdaroğlu'nu yarın bu söylediklerinden geri çevirirlerse şaşmayın. Ama bizim temennimiz, CHP'nin 'arkadaş ben de bunda varım' demesidir. Daha önce söyledim, bir kez daha söyleyeyim; eğer bu ateşi söndürürsek, eğer bu fitne biterse, eğer Türkiye'de yeniden bir barış ve kardeşlik iklimi oluşursa bunun şerefi hepimize ait bir şeref olur. Ama eğer kaybedersek, bu bütün Türkiye'nin kaybı olur. Sadece AK Parti'nin kaybı olmaz, bütün Türkiye'nin kaybı olur. BDP'nin zaten tavrını daha sözün başında arkadaşların soruları üzerine değerlendirmiştim. Onun için CHP bence tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır.''

Yeni anayasa çalışmaları

Hüseyin Çelik, yeni anayasa çalışmalarında da CHP ve MHP'nin samimiyet sınavından geçtiğini, bu partilerin BDP'nin Türkiye'yi 20 özerk bölgeye ayıran teklifine ses çıkarmazken, AK Parti'nin başkanlık sistemiyle ilgili teklifine ise ''ülke elden gidiyor'' şeklinde yaklaştığını söyledi.

Bir soru üzerine de Çelik, Türkiye'de derin devletin büsbütün temizlendiğini söyleyemeyeceğini belirterek, ''Bu genellikle hasta bir urla ilgili yapılan cerrahi ameliyata benziyor. Siz kanser tümörünü tamamen aldığınızı zannedersiniz ama orada bir damar kalmışsa o diğer taraflara nüksetiyor. Türkiye'de bu süreçleri sabote eden 90 yıllardaki gibi kuvvetli bir derin devlet, çete yapılanması olduğun kanaatinde değilim ama Türkiye yüzde yüz temizlenmiştir diye iddiaya da sahip değilim. Bazı olanlar bizim şüphelerimizi teyit ediyor. Sayın Başbakan'ın çalışma ofisine birileri böcek koyabiliyorsa, böceklerle ilgili muhabbetler uluslararası silah ticareti yapanların konuşmalarında da geçiyorsa bu işler büsbütün temizlendi diyemezsiniz'' değerlendirmesinde bulundu.

''Türkiye'de gayri Kürt unsurlar çoğunluktadır''

Türkiye'de bir tarafı memnun ederken, diğer tarafı gayrimemnun hale getirmemek gerektiğine işaret eden Çelik, şöyle konuştu:

''Türkiye'de gayri Kürt unsurlar çoğunluktadır. Yani Kürt olmayan nüfusumuz, sadece Türk demiyorum; Kürt olmayan nüfusumuz çoğunluktadır. Biz, Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizi başlatırken dedik ki 'eğer bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyorsak, bizim Kürtleri tatmin etmek ve Türkleri de ikna etmek gibi bir zorunluluğumuz var'. Bunu yapmazsanız sonuca ulaşamazsınız. Çünkü daha güçlü ve dominant olanları ikna etmediğiniz zaman diğerleri lehine herhangi bir düzenleme Türkiye'de yapamıyorsunuz. Türkiye'de erkekleri ikna etmediğiniz sürece kadınlar lehine maalesef birçok şeyi yapamıyorsunuz. Çünkü Türkiye erkek egemen bir toplumdur. Ancak erkekleri belli bir noktaya getirerek bu konuda mesafe katedebiliriz. Bunu göz ardı etmememiz gerekiyor. Dolayısıyla burada nüfusun çoğunluğunu oluşturan insanlarımızda da 'ya Türkiye elden mi gidiyor, Türkiye bölünüyor mu- Birileri itibarlı hale geliyor da ben itibarsızlaşıyor muyum-' gibi bir algı içine girmemesi lazım.

Burada ben Fethullah Gülen Hocaefendi'nin iki gün önce yayınladığı bu manadaki bildiriyi de çok önemsiyorum. 'Gün gelecek kan kustum, kan kussak bile kızılcık şerbeti içtik diyeceğiz' diyor. Bakın bunun tipik bir örneği var. Güney Afrika'da barış görüşmelerinin zirve yaptığı bir dönemde Mandela'nın manevi evladı bir beyaz tarafından öldürüldü. Ve aslında bu iki yön, bir de De Klerk hükümetini zora düşürmekti, barış sürecini de sabote etmeye yönelikti. Mandela devlet televizyonuna çıktı ve dediği şey şuydu; 'ben bugün kendisini evladı katledilen bir baba gibi hissediyorum'. Çünkü öldürülen oğlu, Mandela'nın hem manevi mirasçısı gibiydi hem siyahların çok önemsediği bir insandı.''

Mandela'nın tavrının sağduyulu, bağrına taş basan bir tavır olduğuna dikkati çeken Çelik, ''Türkiye'de gayri Kürt olan unsurlar çoğunluktadır ve gayri Kürt olan Türkiye'deki bu çoğunluğun bir endişe içine girmemesi, ülkesi adına, onuru adına, geleceği adına bir kaygı duymaması hepimizin görevidir. Yani 'birileri itibarlı, ben itibarsızlaşıyor muyum-' gibi bir algının oluşması bu süreci baltalar. Burada herkese aslında Mandela'nın o aklıselimi gereklidir, bu önemlidir'' dedi.