Görüşmelerdeki gayret silah bıraktırmak

Görüşmelerdeki gayret silah bıraktırmak

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, ''Bir yerde terörist varsa, terör faaliyeti varsa, güvenlik güçleri onun üstüne gider, kendi halkını, kendi ülkesini korumakla mükelleftir, varlık sebebi budur. Dolayısıyla Abdullah Öcalan ile görüşülür, Ahmet ile Mehmet ile görüşülür, terör örgütüne silah bıraktırılmaya çalışılır, gayret budur'' dedi.

Hüseyin Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, 2013 yılının ilk basın toplantısını yaptığını belirterek, yeni yılın güzellikler getirmesini diledi. Çelik, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında iç ve dış gelişmelerin, Türkiye'nin gündeminin, Türkiye'nin dünyaya ilişkin gündeminin masaya yatırıldığını söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın, terör örgütü PKK'nın ele başı Abdullah Öcalan'a BDP'li milletvekillerinin ziyaretlerine ilişkin MYK'ya bilgi verdiğini belirten Çelik, adı geçen 2 BDP milletvekilinin Öcalan ile görüşme taleplerini değerlendiren Adalet Bakanlığı'nın görüşmeye izin verdiğini, görüşmenin gerçekleştirildiğini anlattı.

Başbakan Erdoğan'ın da katıldığı bazı televizyon programlarında ''devletin yetkili organlarının İmralı ile görüşmeler yaptığını'' söylediğini anımsatan Çelik, BDP'lilerin görüşmesinin devlet adına, devletin yaptığı bir görevlendirmeyle yapılmış bir görüşme olmadığına işaret etti.

BDP'li milletvekillerinin öteden beri terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan'ı İmralı'da ziyaret etme taleplerinin olduğunu hatırlatan Çelik, ''Adalet Bakanlığı bir değerlendirme yapmış, bu aşamada onların gitmesinde mahsur görmemiştir. İşin özü bu'' diye konuştu.
    
''İktidar olarak bu yangını söndürmek istiyoruz''
    
Hüseyin Çelik, Türkiye'de 1984 yılından beri terör denilen bir yangın bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:

''Bu yangın canları yakıyor, malı yakıyor, kaynaklarımızı heba ediyor, annelerin ağlamasına yol açıyor, yüreklere köz, kor düşmesine yol açıyor ve biz de çocuklarımızın genç yaşlarda, daha fidan yaşlarda toprağa düşmesinden muzdarip oluyoruz. İktidar olarak bu yangını söndürmek istiyoruz. Bu yangını söndürmeye çalışırken şüphesiz ki terör örgütüyle filli mücadele vardır, bir güç mücadelesi vardır, yapılan bir silahlı mücadele vardır. Bu ülkede terör örgütü var oldukça, silahlı teröristler saldırgan konumlarını sürdürdükçe, ellerinde silahla bu ülkenin topraklarında veya bu ülkenin topraklarının dışında Türkiye'ye saldırmak üzere mevcudiyetlerini sürdürdükçe silahlı mücadele devam edecektir, terörle kararlı mücadeleye devam edilecektir. Hiçbir şekilde teröristlerle de terörle de terörizmle de mücadele kesinlikle bir tarafa bırakılmamıştır, bırakılmayacaktır.

Milletlerin, devletlerin iki türlü gücünden söz edilebilir. Birisine İngilizce'de 'hard power' denir yani kaba güç, kuvvete dayalı bir güçten söz edilebilir, bu zaten kullanıyor. Bir de 'soft power' dediğimiz güç vardır. Yumuşak güç dediğimiz de birçok unsuru içerir. Teröriste, teröristin ele başlarına yönelik istihbarat çalışmalarından tutun işin diplomatik boyutlarına kadar, onlara destek veren vatandaşı, destek vermekten alıkoymak, onları vazgeçirmek, onların gönlünü kazanmak, kırılmış olan gönülleri onarmak, bunlar hepsi bu soft power kapsamında yapılan şeylerdir. Belki üçüncü bir güçten söz etmek gerekir, buna bir de 'smart power' diyebilirsiniz, yani akıllı güçten söz edebilirsiniz. Elbette sert gücü kullanırken de yumuşak gücü kullanırken de şüphesiz ki aklınızın rehber olması gerekiyor, aksi takdirde kaybedersiniz. Akıl rehberliğinde yapılmamış bir terör mücadelesi, terörizm mücadelesi sonuca ulaşamaz. Duygularınızı aklınızın önüne geçirirseniz, kendinizi de yönettiğiniz kitleyi de felakete sürüklersiniz.''
    
''Terörizm canı yakan, canları yakan, malı yakan, hepimizi yakan büyük bir yangındır''

    
Hüseyin Çelik, AK Parti'nin Türkiye'nin üniter yapısı konusunda herkesten daha çok hassas olduğunu, Türkiye'nin üniter yapısını hiç kimseyle müzakere konusu yapmayacağını vurgulayarak, ''Bir yangından söz ediyoruz, bu yangın devam ederken, bu yangına 'bir kova da su ben dökmek istiyorum' diyen herkese buyurun 'suyu dökün' diyoruz. Bu Müslim olabilir, gayrimüslim olabilir, bu Kürt olabilir, Türk olabilir, Sünni olabilir, Alevi olabilir, ataist olabilir, kim olursa olsun, ama yeter ki bu yangını söndürelim. Bizim derdimiz budur, çocuklarımız ölmesin'' diye konuştu.

''Abdullah Öcalan ile devletin ilgili birimleri, istihbarat birimleri görüşüyor. 2 BDP'li milletvekili de gitti İmralı'da Öcalan ile görüştü, dolayısıyla AK Parti terörle mücadele etmekten vazgeçti'' şeklindeki bir tezin gerçeği yansıtmadığına işaret eden Çelik, şöyle konuştu:

''Bunu 'ihanet ve hıyanet' kelimelerinden başka dağarcıklarında kelime bulunmayanlar söylüyorsa bu çok komiktir, ciddiye alınacak bir şey değildir. Tek amaç, terör örgütüne silah bıraktırmaktır, silahların susması değil. Zaman zaman BDP – PKK çevreleri şunu söylüyor, 'tek taraflı silah bırakma olmaz, güvenlik güçleri de silah bıraksın'. Sayın Başbakan defalarca bu soruya cevap verdi. Yangın olmasa da itfaiye teşkilatı vardır. Bir yerde yangın yoksa da sadece keyif için, spor için, piknik yapmak için itfaiyeciler harekete geçmezler. Bir yerde yangın varsa itfaiyeci gider o yangını söndürür. Bir yerde terörist varsa, terör faaliyeti varsa, güvenlik güçleri onun üstüne gider, kendi halkını, kendi ülkesini korumakla mükelleftir, varlık sebebi budur. Dolayısıyla Abdullah Öcalan ile görüşülür, Ahmet ile Mehmet ile görüşülür, terör örgütüne silah bıraktırılmaya çalışılır, gayret budur. 'Onlar bıraktıktan sonra asker de bırakacak mı?' Bu soruyu dünyanın neresinde sorarsanız sorun ki abeste iştigal etmektir.

Tekrar söylüyorum hiç yangın olmasa da itfaiye teşkilatı yangın olma ihtimaline karşı her zaman teyakkuzda olmak zorundadır. Onun için terörizm canı yakan, canları yakan, malı yakan, hepimizi yakan büyük bir yangındır. Bu yangını kim söndürürse, söndürmeye kim katkıda bulunursa buna müteşekkir oluruz. Peki müzakere kiminle yapılıyor- Kiminle yapılacak- Sayın Başbakan zaman zaman 'BDP ile müzakere ederiz' derken, BDP masanın bir tarafında oturacak, hükümet veya AK Parti öbür tarafında oturacak. BDP, Kürtlerin yegane temsilcisi onlar adına söz söyleme hakkına yegane otorite olarak karşı tarafa oturacak ve Kürt vatandaşlarımızın haklarını BDP ile konuşacağız, böyle bir şey söz konusu değil, bu eşyanın tabiatına aykırı. Siyaset kurumu bu işte muhataptır, ama CHP de muhataptır, MHP de muhataptır. BDP de TBMM'de grubu bulunan bir siyasi parti olarak 'arkadaş bu taşın altına bende elimi koyuyorum, bende Türkiye'nin barış sürecine katkıda bulunmak istiyorum, bu fitnenin bitmesini ben de istiyorum' dediği zaman biz her zaman BDP'ye eyvallah deriz.''
    
''Sayın Başbakan, AK Parti, Hükümet bu taşın altına elini değil gövdesini koymuştur''

    
Çelik, BDP'nin terör örgütünün vesayetinden kurtulması halinde Türkiye'nin barışına katkıda bulunabileceğini belirterek, ''Onun için bu görüşmeden çok şey ummak, yarın olağanüstü gelişmeler olacakmış gibi çok büyük iyimserliğe girmek de yanlıştır. Arkadaş bu memlekette bu meselenin bitmesi zaten mümkün değil, bu böyle gelmiş böyle gider gibi bir karamsarlık içinde bulunmak da doğru değil. Büyük problemler hokus pokus yöntemiyle, değnek vurmayla, boyacı küpüne batırmak gibi yöntemler bitmez'' dedi.

''Sayın Başbakan, AK Parti, hükümet bu taşın altına elini değil gövdesini koymuştur'' diyen Çelik, şöyle devam etti:

''Zaman zaman şöyle argümanlar gelişti, 'bu meseleyi Başbakan isterse bitirebilir', Başbakan demokratik bir ülkenin başbakanıdır. Sayın Başbakan bir monarş falan değil, 'fermanımdır' diyerek başbakan bir mesele çözmez, çözemez. Başbakana bu tür vasıfları izafe edenler zaman zaman başbakanı otoriter olmakla, başka türlü olmakla, diktatör olmakla suçlayan çevrelerin aynısıdır. Bu sözün altında şu vardır; demek ki Başbakan istemiyor ki çözülmüyor, bunu en çok BDP'liler kullanıyor. Başbakan Zaloğlu Rüstem değil, başbakan He-man falan değil. Başbakan iyi niyetiyle daha partisini kurduğu günden bu yana, bu mesele Türkiye'nin gündeminden çıkmalıdır demiştir, AK Parti'nin programında yazılan şeyler harfiyen hayata geçirilmiştir. Ama iyi niyetlerimiz, iyi niyet yaklaşımlarımız, özellikle Kürt vatandaşlarımızın kendilerini birinci sınıf hüuuml;r ve eşit vatandaşları hissetmeleri için, geçmişteki bütün yanlışlıkları elimizin tersiyle kenara atmamıza rağmen maalesef özellikle bu çevreler, terörün bitmesini istemeyen çevreler AK Parti'ye saldırmaya devam ediyorlar. Biz, kararlıyız, terörü Türkiye'nin gündeminden çıkarmaya kararlıyız, ama bugün mü olur, bir başka gün mü olur, kısa vadede mi olur, orta vadede mi olur, ama biz siyasetimizin varlık sebeplerimizden biri olarak görüyoruz.

Vatandaşa anketlerde sorduğumuz zaman terör her zaman bir numara çıkıyor. Eskiden ekonomi, işsizlik çıkıyordu. Şu anda terör bir numara mesele çıkıyor, vatandaş terörün bitmesini istiyor. Biz, Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü, 75 milyonun bir ve bütün olmasını hiç kimseyle müzakere konusu yapmayız. Teröristle ve terörle mücadele konusunda en ufak bir gevşeme söz konusu değildir. Terörün, terörist örgütün şehir yapılanmasıyla ilgili olarak yapılan faaliyetler eğer terörü doğrudan destek anlamına geliyorsa, fikir özgürlüğü vesaire bunun dışındadır, bu da güvenlik güçlerinin takibindedir. Bu ülkenin kurumları, orada üzerine düşeni yapıyor, yapacak zaten. Dolayısıyla böyle bir görüşme gerçekleşti diye, AK Parti'yi terörle birlikte iş tutmaya, bu şekilde itham etmeye kimsenin hakkı yoktur.''

Bir gazetecinin, ''İmralı'daki görüşmelerin ardından bugün bazı gazetelerde kesin mutabakata varıldığından söz ediliyor. Üzerinde uzlaşılan kesin nihai bir mutabakat var mı-'' şeklindeki sorusu üzerine, Çelik şunları söyledi:

''Bugün gerek köşe yazarlarının yazdığı yorumlar var, gerekse de haber alarak yer alan çok sayıda yazı var. Bunları Sayın Başbakana da sorduk, Sayın Başbakan bile bu yazılanlara hayret etti. Herhalde bu konuda en çok bilgiye sahip olan sayın Başbakandır. Ne oldu, ne bitti, ne konuşuldu, kim geldi, kim gitti- Dolayısıyla gazeteler oturuyor, bazı şeyleri hayal ediyorlar, bazı temennilerini yazıyorlar, istediklerini yazıyorlar, istemediklerini yazıyorlar. Dolayısıyla buradaki yazılanların büyük bir kısmının gerçekle bağdaşmadığını sadece ifade etmekle yetineyim. Böyle bir mutabakat… Daha dün gitti, kiminle neyin mutabakatını yapacaklar. Netice itibariyle orada mutabakatı yapacak olan BDP'li milletvekilleri değil. Devlet adına orada görüşenler eğer bir sonuç alırlarsa netice itibariyle PKK'nın silah bırakması, dağdaki PKK'lıların ne olacağı vesaire meseleleri ile ilgili bir gelişme olursa bu kamuoyu ile paylaşılır. Ama şu anda İmralı'daki ile devlet görüşüyor, devletin yetkili şahısları görüşüyorlar. BDP'lilerin yaptığı görüşme de devletin bilgisi dahilinde olmuştur, devletin izni dahilinde olmuştur. Bundan, böyle çok büyük anlamlar çıkarmak çok da anlamlı değil.''

Çelik, görüşmelerle ilgili süreçte daha ileri bir adım olup olmadığının sorulması üzerine de ''Abdullah Öcalan'a 'Sen Kürt halkı adına ne istiyorsun-' diye bir soru falan sorulmuyor. Veya BDP'lilere 'Ne yaparsak siz bu işten vazgeçersiniz-' diye bir soru sorulmuyor. Biz, diyoruz ki 'Niçin silah alıp elinize dağa çıktınız-'' diye konuştu.

''Bugün Türkiye'de demokratik bütün yollar açıktır''

''Kürt'' kelimesinin daha önce bir tabu halinde olduğunu, teröristlerin ''demokratik yollarla benim bazı düşüncelerimi ve görüşlerimi ifade etmeme müsaade edilmiyor, dolayısıyla silahtan başka benim yolum yok'' dediklerini ifade eden Çelik, ''Peki bugün böyle bir ortam var mı- Bugün Türkiye'de demokratik bütün yollar açıktır. TBMM çatısı altında terörü kutsamadan, terörü meşru görmeden, terörü bir çözüm aracı olarak teklif etmeden herkesi istediği her şeyi görüşebilir'' dedi.

Çelik, MHP ve CHP'nin de Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda samimiyetsiz davrandığını, BDP'nin Türkiye'yi 20 özerk bölgeye bölme teklifine karşı çıkmadıklarını söyleyerek şunları ifade etti:

''Bakın size, ilginç bir şey söyleyeyim. Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışıyor. Burada MHP'nin ve CHP'nin samimiyetsizliği ile ilgili bir konuda size bilgi vereyim. AK Parti, başkanlık sistemi ile ilgili bir teklif getiriyor, 'derhal AK Parti bunu çeksin' diyorlar. BDP'nin getirdiği teklif nedir biliyor musunuz- Türkiye'yi 20 özerk, bölgesel yönetime ayırmak. Bunun adı eyalet sistemidir. Ha konuşabilir mi- Bana göre konuşabilir. Şiddet içermeden bunu teklif edebilir mi, eder. O söyler, sen kabul eder misin, o ayrı bir olay. Bakın BDP bu teklifi getiriyor, CHP ve MHP 'bunu geri çekin, biz bunu bir anayasa konusu yapmayız' demiyorlar. 'Bunu çekin' demiyorlar. Ama AK Parti Başkanlık sistemini getirdiği zaman 'bunu çekin' diyorlar. Dolayısıyla arkadaşlar bunun adı küçük siyasettir. Biraz önce söyledim, dağarcığında ihanet ve hıyanet kelimelerinden başka kelime bulunmayanlar, bu memlekette anaların göz yaşının da ne anlama geldiğini de bilmiyorlar. Kan olacak, şiddet olacak, şehit cenazeleri olacak, terörist cenazeleri olacak, etki olacak, tepki olacak, tez olacak, anti-tez olacak birileri de buradan nemalanacak. Yıllar yılı siyasi varlık sebebini bu çatışmaya bağlayan siyasi hareketler var. Bu onların ekmeğini keser arkadaşlar.''

Hüseyin Çelik, terörün bitmesi halinde MHP ve BDP'nin marjinal parti olacaklarını, güç kaybedeceklerini belirterek, ''Bizi ihanetle, vatanı satmakla efendim teröristlerle kucaklaşmakla, teröristlere prim vermekle, onlara taviz vermekle'' suçlayanlar bu tezgahtan, bu oyundan, bu olup bitenden nemalananlardır. Türkiye'nin bunu bitirmesi lazım. Ya biz bunu bitiririz, ya da bu terör meselesi bizim canımıza okuyamaya, yavrularımızın ölmesine, canlarımızın kaybolmasına, mali kaynaklarımızın heba olmasına devam eder'' diye konuştu.

Orgeneral Karadayı'nın gözaltına alınması

Çelik, bir gazetecinin eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hüseyin Hakkı Karadayı'nın 28 Şubat soruşturması kapsamında gözaltına alınmasını ve mahkemece serbest bırakılmasını değerlendirmesini istemesi üzerine de ''Bu tabi tamamen mahkemenin vereceği bir karardır. Bana göre Türkiye darbelerle ve darbecilerle hesaplaşıyor. Sayın Karadayı'nın gözaltına alınması benim için sürpriz değil, aksine benim de beklediğim, bana göre de olması gereken bir şey'' dedi.

Karadayı'yı ihbar eden, onun emrinde çalışmış dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir'in ''bana emri o verdi, bana emir veren dışarıda, ben içerdeyim'' dediğini anımsatan Çelik, şöyle konuştu:

''Dolayısıyla bunun üzerine savcının Sayın Karadayı'yı ifadeye çağırması, tutuklama talebinde bulunması, ama mahkemenin serbest bırakması; bunların hepsi bir yargısal süreçtir. Serbest bırakılmış olması bu işten muaf olduğu anlamına falan gelmez. Netice itibariyle Sayın Karadayı bu işten beraat falan etmemiştir. Bana kalırsa 28 Şubat hareketi askerlerle sınırlı bir hareket değildi. Bir ayağında askerler vardı, bir ayağında kendini mahşerin 5 atlısı olarak tanıdığımız STK'lar vardı, bir ayağında medya vardı, bir ayağında üniversiteler vardı. Şimdi netice itibariyle dönemin YÖK Başkanı şuan içeride. 28 Şubat sadece askerlerin kotardığı bir post-modern darbedir, bal gibi darbedir, ama sadece askerlerle sınırlı değil bence.''

''Çeteler neyi nerede yazacaklarını, benden, sizden daha iyi bilirler''

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, Milli Savunma Bakanı'nın yazdığı savunmada 2003 yılında office programı kullanılmadığına ilişkin tartışmalara ilişkin olarak da şu değerlendirmelerde bulundu:

''Sayın Milli Savunma Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı'ndaki yazışmalardan söz ediyor. Biliyorsunuz, darbe yapmak üzere çete kuranlar, ille de gidip Milli Savunma Bakanlığı'nın veya Genelkurmay'ın bilgisayarlarını kullanacak diye bir şey yok. Balyoz Eylem Planı, yani bir darbeye teşebbüs eylem planı mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Bunu sulandırmaya yönelik, bunu itibarsızlaştırmaya yönelik, bunu yok saymaya yönelik CHP'nin gayretleri var. Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı'ndaki resmi yazışmalardan söz ediyor. Çeteler neyi nerede yazacaklarını, benden, sizden daha iyi bilirler. Onun için arkadaşlar tekrar söylüyorum; bu ülkede aslında ordumuzu darbe şaibesinden kurtarmak bizim asli görevlerimiz olmalıdır. Sizin de, bizim de…

Bu ordu darbeyle anılan, darbe teşebbüsleriyle anılan bir ordu olmamalıdır. Bu millet, bu milletin emrinde olan onun duygu dünyasını paylaşan bir ordu olmalıdır. Bu ordu o milletin iradesini ikide bir yok sayan, ve ona müdahale eden bir ordu olmamalıdır. Türkiye bu manada bir arınma faaliyetinden geçiyor, bu safra temizleme süreci yaşanıyor.''

Hüseyin Çelik, bir gazetecinin, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş'in ''Ergenekon ve PKK'ya af geleceği'' şeklindeki açıklamalarını anımsatması üzerine de ''Bu yanlış arkadaşlar. 4. Yargı Paketi'ndeki 5 yıla kadar mahkumiyeti olanlarla ilgili daha iyileştirici şeyler getiriliyor. Bu terör örgütünü kapsamıyor, terör örgütlerini, terör suçlarını kapsamıyor. Ergenekon'u da kapsamıyor, Balyoz'u da kapsamıyor'' dedi.

Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılamaların devam ettiğini hatırlatan Çelik, 4. Yargı Paketi'ndeki uygulamaların tutukluları değil, hükümlüleri kapsadığını söyledi.

Çelik, ''Bu ülkede ne zaman af çıkacağına, ne zaman af çıkmayacağına millet meclisi karar verir, halkın iradesi karar verir. Eski bürokratlar buna karar vermez. O sizin dediğiniz, eski bir bürokrat, eski bir istihbarat görevlisi. Kendi görüşünü yazmış, benim onun görüşü üzerinde çok yorum yapmam da doğru değil'' diye konuştu.

Bedelli askerlik yaşı

Bazı gazetelerde ve sanal medyada ''bedelli askerlik yaşının 30'dan 29'a düşürüleceğine'' yönelik bazı haberler yer aldığını hatırlatan Çelik, ''Bu haber, tamamen asparagas bir haberdir. Bunun gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Özellikle 29 yaşında olup da bu beklenti içinde olan gençlerden özür diliyorum ama yok böyle bir şey. Sadece şudur: Daha önce çıkan kanun çerçevesinde bedelliye hak kazanmış olan kimselerin müracaatlarında veya para yatırmalarında bazı sıkıntılar oldu. Bunu gidermeye yöneliktir. Yaşta bir oynama olmayacaktır. Aylık oynamalar bile olmayacaktır'' diye konuştu.

Anayasa çalışmaları

Çelik, Arap Baharı çerçevesinde başta Mısır olmak üzere ülkelerin anayasalarını yaptıklarını, referanduma gittiklerini ve anayasanın yürürlüğe girdiğini anlatarak, ''Bizim bunca yıllık demokratik tecrübemiz varken, bizim demokrasimiz onlarınki ile mukayese kabul edilmeyecek kadar ileri bir demokrasiyken, biz habire anayasa yapmak için bir manada peşrev faslına geçemedik, daha girizgah faslındayız'' dedi.

AK Parti'nin, Türkiye'nin yeni, demokratik ve sivil anayasaya kavuşması için seçimlerde vaat ettiği gibi, referandum sürecinde vaat ettiği gibi, bu konuda kararlı olduğunu belirten Çelik, sonuna kadar bütün demokratik ve meşru zeminleri yoklayarak üzerlerine düşeni yapacaklarını dile getirdi.

AK Parti'nin başkanlık sistemi teklifinin süreci tıkamayacağına işaret eden Çelik, bir ülkede yönetim biçiminin, anayasa yapım sürecinde konuşulacağını belirtti. Çelik, ''AK Parti'nin başkanlık sistemini kabul etmiyor musunuz- Tamam, bu anlaşamadığımız bir konudur, bunu geçeriz. Buna bağlı olan bazı şeyler de var, onu da paranteze alır geçersiniz, sonra bir daha dönersiniz. Bütün bunlara rağmen bu olur, olur. Olmazsa bundan sonra farklı seçenekler masaya gelir'' diye konuştu.

Bir siyasi partinin 'Yokum, küstüm oynamıyorum' demesi durumunda 3 partinin yola devam edeceğini anlatan Çelik, 3 parti olmazsa 2 partinin yola devam edeceğini, hiçbiri olmazsa 330 oya ulaşmak gibi bir imkan olursa o zaman AK parti'nin bir teklifle geleceğini ve referanduma gideceğini söyledi. Çelik, ''Bu da olmayabilir. Olabilir mi, olabilir. Bugün olmadı, yarın olmadı, bu bir sonraki gün Türkiye'nin bir sonraki gün yeni bir anayasa yapmayacağı, yapamayacağı anlamına gelmez. Biz ümitle kararlılıkla bu süreci devam ettireceğiz'' dedi.

''Leyleği havada gören Ekonomi Bakanımız Çağlayan…''

Başbakan Erdoğan'ın Afrika'ya gideceğini hatırlatan Çelik, Afrika'ya büyük önem atfettiklerini belirtti. ''Türkiye'nin ekseni kaydı'' şeklinde tartışmalar olduğunu ifade eden Çelik, ''Türkiye'nin ekseni falan kaymadı. Türkiye'nin dış politika ekseni 360 dereceye çıktı'' dedi. Türkiye'nin 2002'de Afrika'da 12 büyükelçiliği olduğunu ifade eden Çelik, şu anda bu sayının 34'e çıktığını söyledi.

Türkiye'nin AB'ye ihracatının ekonomik daralma nedeniyle yüzde 60'tan yüzde 40'ın altına düştüğünü anlatan Çelik, eğer uzak Doğu'ya, Afrika'ya açılım yapılmasıydı, yeni ihracat destinasyonları konulmasaydı Türkiye'nin 2012 sonunda 152 milyar dolar gibi ihracata ulaşamayacağını bildirdi. Bundan çok gurur duyduğunu bildiren Çelik, ''Bu sonucun alınmasında sayın Başbakanımız başta olmak üzere, Hükümetimizin gerçekten olağanüstü gayreti var. Ama leyleği havada gören Ekonomi Bakanımız Zafer Çağlayan'ı da burada kutlamak istiyorum. Gerçekten ben, Zafer beyi ne zaman arasam dünyanın diğer bir ucundadır. bunlar kendiliğinden olmuyor. Sayın Başbakanımız da Afrika'ya 300 iş adamı ile birlikte gidiyor. Kendilerini çok büyük ufka sahip, bizi de dış politikada ufuksuzlukla suçlayanlar, bu sonuçları görüp aslında söylemlerini gözden geçirmelidirler.''

''Vatandaşın yüzde 56,6'sı Başbakan'ı çok başarılı buluyor''

Çelik, ANAR'ın Türkiye çapında bir anket yaptığını belirterek, ankette ''Hükümetin performansını nasıl buluyorsunuz-'' diye sorulduğunu söyledi. Çelik, şöyle devam etti:

''Başarılı diyenler, yüzde 55'tir. AK parti'ye oy vermeyen bir kısım insanlar da Hükümetin performansını başarılı buluyorlar. Sayın Başbakan'ın lider olarak, Başbakan olarak performansını nasıl buluyorsunuz sorusuna karşı vatandaşın yüzde 56,6'sı Başbakan'ı çok başarılı buluyor. AK Parti'nin oyu da 12 Haziran 2011 seçimlerindeki oy oranıdır, yüzde 50. Yüzde 50 oyumuz duruyor. Bu, yüzde 51 oluyor, 52 oluyor ama çok şükür bugüne kadar yüzde 50'nin altına düşmedik.''