Şahıslardan ziyade prensipler konuşulmalı

Şahıslardan ziyade prensipler konuşulmalı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ''Şu anda yürüyen bir çözüm süreci var. Bu çözüm sürecinde şu veya bu insanın rol almış olması değil bizatihi o insanların ne yaptığı ve ne yapacağı üzerinde durursak, şahıslardan ziyade prensipleri konuşursak daha doğru bir zemin üzerinde tartışma yapmış oluruz'' dedi.

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Silivri'de ''Ergenekon'' davası görülürken cezaevinin önünde çıkan olayları eleştiren Çelik, şöyle devam etti:

''Hatta Silivri'deki taşkınlıkları yapan, o nahoş görüntülere sebebiyet veren kimselere de yine mesaj göndermiştim, AK Parti'ye açılan kapatma davası esnasında, AK Parti'lilerin gösterdiği olgunluğu onlara örnek olarak gösterdim. Herkesin bu olgunluğu göstermesi gerekiyor. Dünyanın hangi ülkesinde iktidar partisine kapatma davası açılıyor- İktidar partisi layüsel midir- İktidar partisinden hukuk zemininde hesap sorulmaz mı- Tabii ki sorulur. Ama zaten iktidar partisi yasama yapıyorsa bu Anayasa Mahkemesi'nin denetimi altındadır. İktidar partisinin yaptığı her türlü idari iş ve işlem Danıştay'ın denetimi altındadır. Yaptığı bütün mali icraatlar da Sayıştay'ın denetimi altındadır. Zaten bir denetim mekanizması işliyor, siz hangi gerekçeyle iktidar partisine kapatma davası açarsınız- Bu akla ziyan bir şey olmasına rağmen biz sabırla, olgunlukla ve düşmanlarımızı sevindirmeyecek; ben düşmanlar derken içtekilere düşman gözüyle hiçbir zaman bakmadım, Türkiye düşmanlarını sevindirmeyecek bir tutumla bu süreci yönettik ve bakın düze çıkıldı. Onun için bu şamar gibi, tokat gibi, çok sert, zehir zemberek… Tabii o tabirler size aittir, iletişim fakültelerinde bunları öğretiyorlar mı bilmiyorum ama Türkçe bu açıdan zengin bir dildir. Dilin de zembereği yoktur, kalemin de dur durağı yoktur. Ne yapalım, canınız sağ olsun.''

İmralı'ya gidecek BDP heyeti

Çelik, bir gazetecinin ''İmralı'dan hükümete gönderilen bir rapordan söz edildiğini'' anımsatması üzerine de ''Ben şahsen böyle bir rapor görmedim, bilmiyorum. Böyle bir şey olduğu kanaatinde de değilim'' dedi.

''İmralı'ya gidecek ikinci BDP heyetinin profili değişti, bu süreci nasıl etkiler'' sorusuna da Çelik, şu yanıtı verdi:

''Ben tabii bu BDP'li arkadaşların hangisinin, hangi profile girdiğini bilmiyorum açıkçası. Daha önce de eşbaşkan gitmemişti zaten. O zaman değişen bir profil yok. Ahmet Türk eşbaşkan değil, Ayla Akat hanımefendi eşbaşkan değil. Dolayısıyla daha önce bir eşbaşkan gitseydi ardından eşbaşkan olmayan bir milletvekili gitmiş olsaydı profil değişti diyebilirdik ama şu anda değişen bir profil yok.

Mesele eğer yapılacak bir iş varsa o işin yapılması, o işin görülmesidir. BDP'liler tarafından böyle bir isim listesi izin için Adalet Bakanlığı'na gönderilmiştir, Adalet Bakanlığı da bunu onaylamıştır. Ümit ediyoruz ki tekrar söylüyorum, bu süreç Türkiye'de kanın durması, çatışmanın önlenmesi, silahların susması, bırakılması ve insanların meramını demokratik yollardan ifade etmesi için bir zemine hizmet eder, vesile olur diye temenni ediyorum. Gerisi teferruattır.''

İsimlerin İmralı tarafından belirlendiği yönünde bir bilgi olduğunun anımsatılması üzerine de Çelik, heyetteki isimlerle ilgili ''BDP teklif etti, Adalet Bakanlığı istemedi, Hükümet bu isimleri istedi, yok istemedi, İmralı istedi'' gibi tartışmaların işin detayı olduğunu dile getirerek, ''Şu anda yürüyen bir çözüm süreci var. Bu çözüm sürecinde şu veya bu insanın rol almış olması değil bizatihi o insanların ne yaptığı ve ne yapacağı üzerinde durursak, şahıslardan ziyade prensipleri konuşursak daha doğru bir zemin üzerinde tartışma yapmış oluruz'' dedi.

Çelik, Cilvegözü Sınır Kapısı'ndaki patlamaya ilişkin yeni bilgiler olup olmadığının sorulması üzerine ise soruşturmanın devam ettiğini, çıkan sonuçların kamuoyuyla paylaşılacağını, ancak şu anda söylenebilecek bir şey olmadığını kaydetti.

''Sinop ile Silivri'deki olay birbirine kesinlikle benzemiyor''

Bir gazetecinin ''Silivri'de toplananlara hemen müdahale edilirken, Sinop'ta ise 7 saat süren gösteriye müdahale edilmemesi bir zafiyettir eleştirileri var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz'' sorusuna, ''Sinop'taki olay ile Silivri'deki olay birbirine kesinlikle benzemiyor'' yanıtını verdi.

Sinop'ta BDP heyetine karşı gösterilen tepkiyi ve polisin müdahalesini anlatan Çelik, şöyle devam etti:

''Sinop'ta önce 50 kişilik bir grup toplanmış, gelen BDP'li heyete sözlü sataşmalarda, tepkilerde bulunmuş. Onlar Öğretmenevi'ne gitmişler, normal yapacakları faaliyete koyulmuşlar. Sonra bu 150'ye çıkmış. Biraz daha büyüme gösterince, Sinop biliyorsunuz çok küçük bir vilayetimiz, bugüne kadar bu düzeyde bir toplumsal olay da meydana gelmedi. Kastamonu'dan 65 takviye polis istenmiş, sonra Samsun'dan 110 kadar polis istenmiş. 500-600 kişi olunca ve önde de bunların en ön safında da kısa bir süre önce şehit olan, 2 şehidimizin aileleri ve yakınları en ön planda. Polis ve oradaki yetkililer bunu biliyorlar, özellikle şehit ailelerine gösterilen saygıdan dolayı bu konudaki hassasiyetten dolayı, özenli tavırdan dolayı oradakilere polisin sert bir şekilde müdahale etmemesi veyahut da güç kullanarak müdahale etmemesi konusunda epey bir polis direnmiş. Fakat sonra bu kalabalıklar çoğalınca ve bariyerlerden, duvarın üzerinden atlayarak öğretmenevine girme, araçlara zarar verme, araçları parçalama şeklinde bizatihi göstericilerin kendisi kendisi şiddete başvurunca Samsun'dan akşam saatlerinde TOMA cihazıyla, malum bu su sıkan araçlar her ilde bulunmuyor, su sıkılarak, polisin fiili müdahalesiyle, polisin güç kullanmasıyla bunlar dağıtıldı.

Silivri'de tarihi belli, önceden organize olan ve çok da kendi üzerine vazife olmayan bir meseleden dolayı gidip de Silivri'de herhangi bir yerde bir insan protesto gösterisinde bulunabilir, pankarta açabilirsiniz, ama illede bu koyduğunuz bariyerleri aşacağım, içeri gireceğim diye kendileri fiili bir durum oluşturuyorlar. Bunun başında da milletvekili arkadaşlarımız var. Dolayısıyla Sinop'taki olay ile Silivri'deki olay kesinlikle, tabiatı itibarıyla da birbirine benzemiyor. Ayrıca Çorum'da bu heyetin son derece sessiz, sedasız, sükunet içinde bazı toplantılar gerçekleştirmesi de bana kalırsa Sinop'takileri de biraz daha rahatlığa, rehavete itmiş olabilir. Çorum, Sinop'a göre çok çok büyük vilayettir, orada hiçbir şey olmadı. Burada da olmaz diye düşünüldü ama sosyal medya üzerinden örgütlenen bazı gençler orada organize bir şekilde provoke edildi diye tespitlerimiz var.''

Bırakın mahkemelere kendi işini yapsın

Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Ergenekon davası duruşması sırasında bazı CHP'li milletvekillerinin barikatı aşarak, duruşma salonuna girme girişimlerini eleştirerek, ''CHP'li milletvekilleri ve dışarıdan gelenler mahkemeyi etkilemeye çalıştılar. CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu maalesef yine orada bizim hiç de tasvip etmediğimiz bir üslupla sanki bu insanlar mahkemeye sokulmamış, mahkemeye girmesi gerekenler mahkemeye alınmamış gibi bir açıklamada bulundu. Mahkemeler yol geçen hanı değildir. Mahkeme salonlarının belli bir kapasitesi vardır. 300 kişilik salona 5 bin kişi gelip, 'biz de gireceğiz' diye diretirlerse o mahkemeleri çalıştırmazsınız. Bırakın mahkemelere kendi işini yapsın, hukuk kendi işini yapsın'' dedi.

Ergenekon davası kapsamında bazı emekli orgenerallerin tanık olarak dinlenmesiyle ilgili taleplerin kabul edilmemesini ilişkin Çelik, ''Tanıklık müessesesi itibarla doğru orantılı bir şey değildir. Her itibarlı insanlar mahkemelere gidip tanık diye dinlenecekler diye bir şey dünyanın hiçbir yerinde yoktur'' ifadelerini kullandı.
    
''Sizi Allah da çarpar, kullar da oylarıyla çarpar''
    
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun salı günü TBMM Grup konuşmasında engellilerle ilgili yaptığı değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Hüseyin Çelik, Kılıçdaroğlu'nun, ''Engellilerle ilgili mevzuatı tek çatı altında toplayalım önerisi getirdik, iktidar bunu reddetti'' sözlerinin asılsız olduğunu kaydetti.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın koordinasyonunda söz konusu mevzuatın bir araya toplanıp, şehit yakınlarına ve gazilere yeni haklar getirildiğini anlatan Çelik, ''Şehitlik müessesesini, gazilik müessesesini istismar ederek, o insanların gönül kırgınlığından yararlanarak siyaset yaparsanız sizi Allah da çarpar, kullar da oylarıyla sizi çarpar'' dedi.

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın, şehit yakınlarına devletin 450 bin lira ödeme yaptığına ilişkin bir açıklamasının olmadığını vurgulayarak, bu ifadelerin Erdoğan'ın katıldığı bir televizyon programındaki gazeteciye ait olduğunu bildirdi.

Hüseyin Çelik, ''Bunlar günlük polemik yapılacak konular değildir. Şehitlerimizin dul ve yetimleri, hayatta bıraktıkları bize emanetlerdir. Başbakanımız, grup konuşmasında, 'ilk defa şehitlerin gazilerin toplu taşım araçlarından yararlanmasına ilişkin düzenlemeyi biz getirdik' gibi bir ifade kullanmadı. Siyaset yaparken, herkes elini vicdanına koysun, dürüstlükten sapmasın, siyaseti de kirletmesin'' ifadelerini kullandı.
    
''Nabza göre şerbet yok artık''
    
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, Başbakan Erdoğan'a yönelik ''Bunları Rize'de de söyle'' sözlerini değerlendiren AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları söyledi:

''Sayın Başbakanın yaptığı bütün grup konuşmaları, Mardin'de Midyat meydanında yaptığı bütün konuşmalar zaten televizyonlardan naklen yayınlanıyor. 'Nabza göre şerbet' yok artık böyle bir şey. Biz her türlü ırkçılık anlamına gelebilecek milliyetçiliği ayaklar altına aldığımızı Kayseri'de de Mardin'de de söylüyoruz. Sayın Başbakan, 'tek vatan, tek devlet, tek millet' sözünü Hakkari'de de söylüyor. Biz ülkenin genel hassasiyetini esas alırız ve Sayın Başbakan hepimiz bir şey söylerken de gelecek seçimleri hedefleyen değil, gelecek nesilleri hedefleyen konuşmalar yaparız.''

BDP'li bazı milletvekillerinin Karadeniz gezisi sırasında yaşanan olaylara ilişkin, ''Buradaki kayıtlar, görüntüler var elimizde. Atılan sloganlara, asılan afişlere bakıyoruz. Pankartlara, dövizlere, yapılan işaretlere baktığınız zaman, bu kalabalığın önemli bir kısmı, üzülerek söylüyorum MHP ve CHPliler'den oluşuyor'' dedi.

CHP yöneticilerinin, Sinop Gençlik Platformu adıyla bir grubun hadiseyi organize ettiği ve bunun başkanının da AK Parti Sinop Boyabat Gençlik Kolları Başkanı Olcay Kargınoğlu olduğu yönündeki iddialarını olduğunu hatırlatan Çelik, ''Olcay Kargınoğlu Boyabat AK Parti Gençlik Kolları Başkanı'dır, bu doğrudur ancak o gün Boyabat'tan dışarı çıkmamış. Bu olayla uzaktan yakından ilgisinin olmadığıyla ilgili kendisi zaten bir basın açıklaması yaptı ve kendisi hakkında bu iddiayı ortaya atanlarla ilgili suç duyurusunda bulundu'' diye konuştu.

Çelik, mahalli gazetelerdeki haberlerin incelendiğinde de adı geçen AK Partili Sinop Dikmen Belediye Başkanı Hüseyin Yüksek'in sağduyu çağrısında bulunduğunun, yatıştırıcı bir tavır takındığının görülmesine rağmen CHP sözcülerinin''suçlu'' olarak ilan edilmesinin büyük bir haksızlık olduğunu ifade etti.

Yüksek'in de CHP yöneticilerinden özür beklediğini bildiren Çelik, şunları kaydetti:

''Kendisi o gece saat 10 gibi beni aradı. 'Biz burada olayların yatışması için olağanüstü gayret gösterdik. Sırtıma yediğim yumrukların da haddi hesabı yok' dedi. Bir hakkı da teslim etmek gerekiyor. MHP'ye yakın bazı sivil toplum kuruluşları, bazı ülkücü kuruluşlar daha ileri derecede orada bazı etkinlikler yapmak istiyorlar ama MHP Genel Merkezi tarafından uyarıldıkları daha ileri giden bir şey yapmıyorlar.''

AK Parti Sözcüsü Çelik, söz konusu olayların kim tarafından yapılırsa yapılsın tasvip edilemez olduğunu vurgulayan Çelik, şöyle devam etti :

''Bunların içinde diyelim ki AK Partili biri de olabilir. Bizim 8 milyon üyemiz var. AK Parti üyesi veya AK Parti'ye oy vermiş birileri de bu işin içinde olabilir. Biz onu da tasvip etmeyiz. Tespit etsek ki belediye başkanımız bu işin içinde olduğunu biz onu da tasvip etmeyiz ve bir cezai müeyyide söz konusu olursa onu da uygularız. Nitekim, şu anda İçişleri Bakanlığı 2 müfettiş göndermiştir. Bu iki müfettiş orada gerekli inceleme, araştırmaları yapıyor. Orada eksik, hata kusur, kasıt ne varsa bunu tespit edecek ve bu meselenin üzerine gideceğiz. Bunun uzantıları, daha ileri düzeyde uzantıları ve organizatörleri varsa onların da üzerine gitmekte kararlıyız. Bu memleketin huzurunu, sükununu bozmaya kimsenin hakkı yoktur.''
    
''Orada bulunan insanların çoğu MHP ve CHP'lidir''
    
BDP'lilerin Doğu ve Güneydoğu'da AK Partililer'e benzer şekilde davranmış olmasının, Sinop'taki olaylara bir gerekçe olamayacağını ifade eden Çelik, ''Birilerinin bize yanlış yapmış olması, bizim onların yaptığı yanlışa 'oh' demeyi gerektirmez'' değerlendirmesinde bulundu.

Çelik, şöyle devam etti:

''Özellikle bu Sinop Gençlik Platformu'nu, hassaten AK Parti Gençlik Kolları'nın kurduğu, AK Parti Gençlik Teşkilatı bünyesinde kuruluşmuş gibi takdim ediyorlar bu da doğru değil. Bu daha çok İstanbul ve civarındaki Sinoplular'ın kurduğu bir gençlik platformudur. Bir hemşehri derneği gibi faaliyet gösteriyor. Mesela bunun başkan yardımcılarından birisi Saraydüzü Belediye Başkanı'nın oğlu Ali Peker'dir ama MHP'li Belediye Başkanı'nın oğlu da burada başkan yardımcısı diye 'MHP bunu organize etti, MHP kurumsal olarak bunu organize etti' demiyoruz ama profile, atılan sloganlara, taşınan pankartlara, yapılan işaretlere baktığınız zaman orada bulunan insanların çoğu MHP ve CHP'lidir. İşin özü budur. Ümit ederiz ki bu ilk ve son olur ve Türkiye bir daha böyle şeylerle karşılaşmaz. Kimse bizim ağzımızın tadını bozmasın.''

Sinop'taki olaylarda AK Partili belediye başkanının da orada bulunmasının, olayları çıkardığı ya da organize ettiği anlamına gelmeyeceğini belirten Çelik, ''Orada bir emniyet müdürü de bulundu. Şimdi emniyet müdürü mü bu işleri tahrik etti, emniyet müdürü o olayları engellemeye çalışan birisidir. Yani bizim Dikmen Belediye Başkanımız Hüseyin Yüksek'in orada fotoğrafını göstererek 'bakın bu organizatör' demek, adalet duygusuyla, hakkaniyet duygusuyla bağdaşmaz'' dedi.

Bu olayın arka planını öğrenmek için çeşitli kaynaklardan bilgi aldıklarını söyleyen Çelik, ''Ama görünen şu ki dediğim gibi AK Parti zaten kurumsal olarak böyle bir şeyin içinde olamaz. İzan ve akıl sahibi AK Partililerin de böyle bir hadise yer alması mümkün değildir. Meselenin özü budur'' diye konuştu.
    
''Yüksek yargının yargı sistemiyle ilgili özeleştiri yapması hayra alamettir''
    
AK Parti Sözcüsü Çelik, bazı yüksek yargı organlarının başkanlarının bugün gazetelere yansıyan açıklamalarının hatırlatılması üzerine ''Yüksek yargının aslında kendisiyle ilgili, yargı sistemiyle ilgili bir özeleştiri yapması hayra alamettir. Yani bazı eksiklikleri, aksaklıkları bizatihi kendilerinin tespit etmiş olması ve bunu dillendirmiş olması, aslında bu meselelerin çözümünde kolaylaştırıcı bir unsurdur. Bunun yadırganacak bir tarafını görmüyorum'' ifadelerini kullandı.

Herkesin AK Parti'nin hazırladığı anayasa taslağını beğenmek zorunda olmadığını ifade eden Çelik, bu konuda yüksek yargı başkanlarının konuşmasının yadırganacak bir şey olamayacağını vurguladı.

Medyanın bazı terimler kullanarak ''durumu köpürttüğünü'' belirten Çelik, ''Eskiden anayasal kuruluşlar, hükümete tokat atardı ama AK Parti kimsenin şamar oğlanı değil, kendisini şamar oğlanına da çevirtmez. O vakarlı duruşumuz, bizim o dik duruşumuz, kurulduğumuz günden bu yana devam ediyor. Bize haksızlık yapıldığı zaman hukuk içerisinde kalarak mücadelemizi sürdürdük ve bugün Türkiye bu sayede bir normal bir seyre girmiştir'' dedi.