Kırılan gönülleri onarmak zorundayız

Kırılan gönülleri onarmak zorundayız

Çelik, Bahçeşehir Üniversitesi'nde düzenlenen ''Siyaset Okulu 9'' sertifika programında yaptığı konuşmada, siyaset algısının her geçen gün düzeliyor olması ve gençlerin siyaset bilimine daha çok ilgi göstermesinin sevindirici olduğunu söyledi.

Demokrasi ve cumhuriyet kavramlarının kesinlikle aynı şeyler olmadığını dile getiren Çelik, ''Bizim cumhuriyetimiz başlangıçta kurgulanırken bürokratik bir cumhuriyet olarak kurgulanmış. Şu anda Türkiye, bürokratik bir cumhuriyetten demokratik bir cumhuriyete geçmeye çalışıyor. Dolayısıyla bu transformasyon tartışmalara yol açıyor. Zaman zaman tansiyon yükseliyor, sancılar oluyor ama bu süreci birlikte atlatmak zorundayız'' diye konuştu.

Çelik, AK Parti'nin varlık sebebinin, cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak olduğunu belirterek, ''Biz bürokratik cumhuriyetimizi demokratik cumhuriyet yapmak arzusuyla kurulan bir siyasi partiyiz ve iktidara geldiğimiz zaman da Türkiye'deki yapı böyle bir yapıydı. Bürokraside seçilmişler üzerindeki atanmışların vesayeti vardır. Geçmişteki darbe tarihimize baktığımız zaman bunun ne anlama geldiğini pekala anlarız'' dedi.
    
''Aleviyi görmezden gelince onlar yok mu oluyor?''
    
Türkiye'de üst yargının ''militan yargı'' olarak şekillendirildiğini ifade eden Çelik, yargının vatandaşın hakkını hukukunu gözeten değil, kendine göre devletin bekçisi olan bir yargı olarak oluşturulduğunu kaydetti.

Çelik, geçmişte devletin ırkçı bir temel üzerinde şekillendirilmeye çalışıldığını anlatarak, şöyle devam etti:

''Takrir-i Sükun kanunuyla ötekileştirme başladı. Türkiye'de köylüler, Aleviler, Kürtler, dindar insanlar, gayrimüslimler ötekileştirildi. 1946'da çok partili siyasi hayata geçince, köylünün oyu kıymetlenince, köylü öteki olmaktan çıktı. Bu memlekette Aleviler var, biz onları yok saymışız. Şimdi sen Aleviyi görmezden gelince onlar yok mu oluyor- Sonra 'Kürt ve Kürtçe diye bir şey yoktur' demişiz. Bir insanın yüzüne karşı 'Sen yoksun' dediğiniz zaman, o varlığını göstermek için ayrıca bir gayret gösterir. 'Kürtçe yoktur' diye bir şey yok. Eğer öz bir şey ararsanız dünyada dil bulamazsınız. Duru Türkçe'ye evet ama kuru Türkçe'ye sonuna kadar hayır. İnsanlara 'yoksunuz' dediğiniz zaman onları aşağılamış olursunuz.''

Çelik, demokratik toplumun gökkuşağı güzelliğindeki toplum olduğunu ifade ederek, ''Renklerin hepsi armonik olarak bulunuyor ve hiçbirinin birbirine dönüşme zorunluluğu yoktur'' dedi.

Tek tipçiliğin insanın tabiatına aykırı olduğunu aktaran Çelik, ''Şu salonda hiç kimsenin yüzü birbirine benzemiyor. Yaradan bizi böyle farklı yaratmış. Peki bireysel farklılıklarımız birbirimizin gırtlağını sıkmaya sebep değilken, toplumsal ve kitlesel farklarımız niçin kavga sebebi olsun- Irkçılık öyle kötü bir hastalıktır ki, insanı hayvan derecesine indirir. Sonuçta insan birey olarak değerlidir. Allah'ın huzurunda da önce Türkler gelsin, sonra Kürtler gelsin, böyle bir şey yok. Ama bu ırkçı mantık Türkiye'de işleri çıkmaza sokuyor'' şeklinde konuştu.
    
''Ötekileştirmeyi ortadan kaldırmalıyız''
    
Çelik, devlet içerisindeki kategorizasyonu ortadan kaldırmaları gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Maalesef bu Kürt meselesi, Güneydoğu'daki ve Doğu'daki gelişmeler, PKK terörünün can yakıcı tarafı, ülkenin en büyük problemi olarak karşımızda duruyor. Dünyanın hiçbir yerinde size silahla saldıran bir teröriste, terör örgütüne siz çiçek buketleriyle karşılık veremezsiniz. Silaha karşı silahla mücadele etmekten başka çare yoktur. Ama yeryüzünde sadece silahla terörü ortadan kaldıran bir devlet de mevcut değildir. Akıl gücü bütün güçlerden daha üstündür. Biz akıl gücünü maalesef devreye sokmuyoruz. Bölgede ekonomik çaresizlik var. En tehlikeli insan, kaybedecek şeyi olmayan insandır. Bölgede zaten maddi imkansızlık var. Ötekileştirmeyi ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bunların hepsi yapılmıştır. Ama buna rağmen terör örgütü memnun olmuyor. Olmasın, bizim derdimiz PKK örgütünü hoşnut etmekten ziyade kendi Kürt vatandaşlarımızın taleplerine devlet olarak, hükümet olarak karşılık vermektir. Bu yapılmıştır ve bana göre doğru yapılmıştır.''
    
''Kürt vatandaşımızın isteklerine cevap veriyoruz''
    
Çelik, iktidara geldiklerinden beri bölgede yaptıkları çalışmaları anlatarak, ''Bu maskaralıklar ortadan kaldırılmıştır. TRT 6 ile biz dil tabusunu yıktık. Mesele şu; biz kırılan gönülleri onarmak zorundayız. Biz bunları yapınca, PKK çıktı dedi ki; 'Bunlar bizim bastırmamız, kan dökmemiz sonucunda oluyor'. Bu örgütün ya da BDP'nin propagandasıdır. Buna asla prim vermemek lazım'' diye konuştu.

TRT 6'yı, Abdullah Öcalan, PKK, BDP istedi diye açmadıklarını, onlar istese de istemese de vatandaşların makul taleplerini yerine getirdiklerini ve getireceklerini vurgulayan Çelik, kimsenin buradan kendisine bir şey çıkarmaması gerektiğini söyledi.

Çelik, çalışmaları devam eden yeni anayasadaki tekliflerinde yargının tek başlı olacağını belirterek, ''Polis mahkemesi yoktur. Asker mahkemesi de olması gerekmiyor. Bunları aynı çatı altında toplayacağız'' dedi.

Darbecilerin, yaptığı darbeyle kaldıklarını ifade eden Çelik, ''Bugün 28 Şubat da 12 Eylül de yargılama konusudur. Bizim bu coğrafyada güçlü, sağlam ve dünyanın medeni demokratik ülkelerinde ne yapıyorsa burada da onu yapacak bir orduya ihtiyacımız vardır. Her darbe aslında milletin vicdan mahkemesinde mahkum edilmiştir. Fakat fiili olarak da darbeye zemin hazırlanmasının mutlaka yargılanması gerekiyor'' şeklinde konuştu.
    
Sorular
    
Yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili soru üzerine Çelik, görüş alma sürecinin hala devam ettiğini belirterek, şunları söyledi:

''Bu, kapalı kapılar ardında bazı kimselerin yazdığı bir anayasa değil. Ama yazımı iyi gidiyor mu, gitmiyor. Buradan Türkiye'nin özlediği bir anayasa çıkar mı çok emin değilim. Ama eninde sonunda, bugün olmasa yarın Türkiye'nin darbe anayasalarından kurtularak kendi anayasasını yapabileceğine inanıyorum. Bu konuda biraz sabırlı olmamız gerekiyor.

Yeni anayasada etnik kimlik vurgusunda bulunmayacağız. Bizim yapmak istediğimiz şey, herkesin rahat nefes alabileceği bir ortam yaratmaktır. Mesele bu. Anayasada etnik vurgu olmayacak ama 'Mezhebi, dini, ırkı ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olan herkes eşit, hür vatandaşlardır' ilkesini benimsediğiniz zaman burada problem kalmaz.''

Aynı dili konuşanların değil, aynı duyguyu paylaşanların anlaşabileceğini vurgulayan Çelik, ''Bu ülkede bir toprak bölünmesi olacağına inanmıyorum. Hiçbir Hakkarili, Iğdırlı, Muşlu, Vanlı, Antalya'ya pasaportla gitmek istemez. Hiçbir Diyarbakırlı, gümrükten geçerek İstanbul'a gelmek istemez. Bu memlekette 5 milyon Türk-Kürt evliliği var. Esas gönüllerdeki bölünme sıkıntılıdır. Buna meydan vermememiz gerekiyor'' şeklinde konuştu.