İddia edildiği gibi bir çıkış protokolü yok

İddia edildiği gibi bir çıkış protokolü yok

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Genel Başkan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Ege bölgesi milletvekilleriyle gerçekleştirilen toplantıya, Ege bölgesinin yanı sıra Zonguldak, Karabük, Bartın ve Eskişehir illerinden milletvekili ve teşkilat yöneticisi toplam 101 kişinin katıldığını bildirdi.

Toplantıda, Başbakan Erdoğan'ın sunumu ardından 20'nin üzerinde katılımcının söz alarak başta “çözüm süreci” olmak üzere ülke gündemine ilişkin düşüncelerini dile getirdiğini belirten Çelik, toplantı sonunda da Başbakan Erdoğan'ın illerdeki oy oranlarına ilişkin anketi, katılımcılarla paylaştığını anlattı.

Bütün illerde, genel manada AK Parti'nin oy oranını koruduğuna dikkati çeken Çelik, “AK Parti, 2011 seçimlerindeki oyunu koruyor. AK Parti en kötü olduğu ilde, 2011'deki oy oranındadır. Üzerinde olduğu il var ama altında olduğu il yok” diye konuştu.
    
“Çıkış protokolü” iddiaları
    
Çelik, bugün bazı gazetelerde adına “çıkış protokolü” denen bir protokolden söz edildiğini hatırlatarak, İçişleri Bakanı Muammer Güler'in İstanbul'da yaptığı açıklamada böyle bir protokolün olmadığını ifade ettiğini vurguladı.

“Böyle bir protokol yoksa ya bu nedir? sorusu akıllara gelebilir. Ben ona cevap vereyim” diyen Çelik, şöyle devam etti:

“Yapılan şey şudur; 1996 yılında çıkan 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 10. maddesinin (d) bendine göre yapılan bir çalışma var şu anda. Daha önce EMASYA protokolü de bu kanunun sözünü ettiğim ilgili maddesine dayandırılarak çıkarılmıştı. Hükümetimiz döneminde EMESYA protokolü iptal edildi. Yapılan işin mahiyetini, bu okuyacağım bölüm ifade eder. Orada ne yazıyorsa o yönde bir çalışma yapılıyor. İlgili bölüm şu; (Birden fazla ili içine alan olaylarda ilgili valilerin isteği üzerine aynı veya farklı askeri birlik komutanlarından kuvvet tahsis edilmesi durumunda, iller veya kuvvetler arası işbirliği koordinasyon, kuvvet kaydırılması, emir komuta ilişkileri ve gerekli görülen diğer hususlar, yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslara göre yürütülür).”

Bugün gazetelerde yer alan ve adına “çıkış protokolü” denen şeyin protokol olmadığını vurgulayan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kanuna göre, İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı arasında sözünü ettiğimiz hususlarla ilgili olarak esasların belirlenmesinden ibarettir. Bununla ilgili yapılan bir çalışma medya tarafından ele geçirilmiş, neticede yapılan bir çalışmadır. Belki daha ham haldeyken, çalışma devam ederken elde edilmiş haberdir, bu bir protokol değildir. Sözü edilen esasların belirlenmesidir. EMASYA protokolü ortadan kalktıktan sonra bu alanda bir boşluğun varlığı hissedildi ki bu süreçte üzerine vazife düşen, iş düşen bu sürecin olmazsa olmazları konumundaki İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı bu anlamda bazı esasların belirlenmesiyle ilgili olarak bir çalışma yürütüyor, işin özü budur”

Gazetecilerin sorularını da cevaplandıran Çelik, “Yapılan çalışmadan, Türkiye'den çıkışın esaslarını anlasak doğru olur mu-” sorusuna, “Burada yapılan şudur; kimin ne yapacağıyla ilgilidir. Polis teşkilatımız, korucular, jandarma teşkilatımız İçişleri Bakanlığına, kara, hava ve diğer unsurlar Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlıdır. Burada belirlenecek esaslar, koordinasyonun düzenli yürümesi için herhangi bir sıkıntıya meydan verilmemesi için ortaya konacak esaslardır” yanıtını verdi.
    
Ege ve Karadeniz bölgesinin çözüm sürecine desteği
    
Çelik, Ege ve Karadeniz bölgelerinde çözüm sürecine desteğin artırılması için özel bir program yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru üzerine, bu bölgelerde sürece ilişkin daha fazla kafa karışıklığı olduğunu ifade ederek, diğer bölgelere göre sürece daha az destek olunduğunu hatırlattı.

Son anketlerin ardından Karadeniz ve Ege bölgelerine, bakan ve AK Parti genel başkan yardımcılarının gönderildiğini belirten Çelik, şöyle konuştu:

“Hem Karadeniz bölgesi, Doğu ve Batı Karadeniz dahil olmak üzere hem Ege bölgesine arkadaşlarımız gittiler, araziye indiler. İl başkanlıklarımızın düzenlediği toplantılar yaptılar. STK'larla, medya mensuplarıyla bir araya geldiler. Kanaat önderlerini ziyaret ettiler. Esnaf ziyaretleri yapıldı. Dolu dolu programlar gerçekleştirildi. Kamuoyu algısını yönetmek çok kolay değil. Biz, üzerimize düşeni yapıyoruz. Ben, önümüzdeki süreçte de taşlar yerine oturduktan sonra bu bölgelerimizde bir endişe olmayacağına inanıyorum. Türkiye'deki genel desteğin yüzde 70'lere vardığını ifade etmiştim. Türkiye'nin her vilayetinde, her konuda aynı oranlarda bir destek veya aynı oranlarda karşı duruşun olması tabi ki söz konusu değil. Bunu da saygıyla normal karşılıyoruz. Ege bölgesindeki insanımızı, Karadeniz bölgesindeki insanımızı da ikna etmek, süreci daha iyi anlatmak bizim boynumuzun borcudur. Onların böyle bir algısı varsa, bana göre eksiklik onlar da değil. Bizim daha çok çalışma ve gayret içinde olmamız gerekiyor. Bunu da yaptık ve yapıyoruz.”

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin AK Parti Milletvekili Hakan Şükür'ün Diyarbakırspor'un İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un isim hakkıyla Süper Lig'e taşınması teklifinde bulunup bulunmadığını sorması üzerine Çelik, Şükür'ün çok iyi niyetle bir teklifte bulunduğu ama bu teklifin gerçekleşmesinin mümkün görünmediğini söyledi.

“İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait ve Süper Lig'de mücadele eden bir futbol takımı var, bunun adını Diyarbakır koymanızın pratikte bir faydası yoktur” diyen Çelik, takımın Diyarbakır'a taşınması durumunda bile yükünü İstanbul'un taşıması gerektiğini belirtti. Çelik, “Netice itibariyle çok olabilecek bir şey gibi görünmüyor. Hakan Bey'in iyi niyetinden şüphemiz yok, ama bu duaya çok fazla amin şahsen diyemeyeceğim” diye konuştu.
    
CHP'li Gülseren Onanç'ın görevinden istifası
    
Çelik, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç'ın “CHP tabanının yüzde 65'i çözüm sürecini destekliyor” şeklindeki açıklaması ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından istifa ettirildiğine dair açıklamasını hatırlatması üzerine de şunları söyledi:

“Bu CHP'nin iç meselesidir ancak bir parti yöneticisinin bir gerçeği vurgulamış olması veya 'bugün hava güneşlidir' demiş olmasından dolayı, 'sen nasıl hava güneşlidir' dersin diye bir istifaya zorlanmış olmasını aklım almıyor. Veya yağmurluysa, 'yağmurlu' diyecek, karlıysa 'karlı' diyecek bulutluysa, 'bulutlu' diyecek. Gülseren Hanım, genel başkan yardımcısıydı ve sivil toplumdan gelen birisidir. Ezbere böyle bir açıklama yapmayacağını da tahmin ediyorum. Fakat böyle bir açıklama yapmasından dolayı anladığım kadarıyla ulusalcı ekip bir kelle istedi ve Sayın Kılıçdaroğlu da bu kelleyi verdi.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun da TBMM'de çok zor bir duruma düşürüldüğünü savunan Çelik, “CHP, önce süreçle ilgili Meclis'te bir komisyon istedi. Biz, bir araştırma önergesi verdik komisyon kurulması yönünde. Onların da vardı, onların verdiği önergeye de arkadaşlarımız imza attılar, müşterek olsun dedik. Fakat hemen imzalarını çektiler. Sayın Sezgin Tanrıkulu'nu önergeyi veren birinci imza olan genel başkan yardımcısı Tanrıkulu'nu da kendi partisi çok kötü duruma düşürdü. Ben şahsen Sezgin beyin yerinde olmak istemezdim” ifadesini kullandı
    
“CHP, maalesef acınacak bir durumdadır”
    
Türkiye'nin ana muhalefet partisinin “kakafonik yapı içerisinde, darmadağınık bir görüntü sergilemesinden” üzüldüklerini ifade eden Çelik, “Elbette ki biz, muhalif olan partinin çok daha güçlü olmasını, bizden çok oy almasını istemeyiz. Bizim zaten olmaması yönünde gayretimiz var, ama daha tutarlı, daha derli toplu politikalar üreten ve bir ağızdan konuşan, muhatabımızın kim olduğunu bilmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Çelik, CHP içinde sürekli farklı açıklamalar olduğuna işaret ederek, “Hiçbir konuda CHP bütün ve tutarlı bir tavır sergilemiyor, sergileyemiyor. CHP, Türkiye'nin ana muhalefet partisi maalesef acınacak bir durumdadır. Umarım en kısa zamanda şifa bulurlar, sağlıklarına kavuşurlar ve biz de dostları olarak bundan memnuniyet duyarız” şeklinde konuştu.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan kaçırılacağına yönelik iddialarının hatırlatılması üzerine de Çelik, “Değerlendirmeye değer bulmuyorum açıkçası. Orada her şey 24 saat kontrol altındadır. Çok da ciddiye alınacak bir endişe değil bu” değerlendirmesinde bulundu.

Çelik, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasındaki düzenlemenin, PKK'lıların sınır dışına çekilişi sırasında polisin ve askerin çekincelerini giderecek bir düzenleme olup olmadığı yönündeki soruya da şöyle yanıt verdi:

“Bu, onunla ilgili değil arkadaşlar. Tekrar söylüyorum. Dahilde doğrudan valiliklere bağlı olan İçişleri Bakanlığının emrinde bulunan güvenlik güçlerinin bazı olaylara müdahalede yetersiz kalması halinde, silahlı kuvvetlerden takviye birlikler istemeleri halinde uyulması gereken usul ve esaslar olmalıdır. Kanun bunu belirlemiştir. Bu kanuna bağlı olarak bu bir yönetmelik halinde olabilir. Yani bir genel esaslar olarak ortaya konabilir. İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı'yla böyle bir çalışma yapıyor. Bu son derece açık ve Türkçe bir cümledir.”
    
“PKK, terör örgütüdür”
    
Çelik, bir gazetecinin “Ahmet Türk, terör örgütü PKK'nın terör örgütü listesinden çıkarılmasını istedi. Değerlendirmeniz ne olacak” şeklindeki sorusu üzerine de “Bu Sayın Ahmet Türk'ün meselesidir. PKK terör örgütüdür, Türkiye'yi terk etse de terör örgütüdür, terk etmese de terör örgütüdür. Birisi eline silah alıp şiddetle, terörle, kaba kuvvetle bir amacı gerçekleştirmeye çalıştığı sürece terör örgütüdür. Onun için Sayın Ahmet Türk'ün böyle bir gayreti varsa onun kendi problemidir ama bizim gözümüzde bu mesele böyledir” diye konuştu.

AK Parti'nin Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde oy oranlarında bir artış olup olmadığı sorusu üzerine Çelik, o bölgeyle ilgili yapılan kamuoyu araştırmasının henüz yayınlanmadığını söyledi.

Çözüm süreci öncesinde yapılan çalışmalarda AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu'daki 23 ilde açık ara önde olduğunu hatırlatan Çelik, BDP'nin Diyarbakır, Batman, Mardin ve Şırnak'ta önde olduğunu, CHP'nin ise Tunceli'de önde olduğunu ifade etti. Hüseyin Çelik, bunların dışındaki illerde ise AK Parti'nin açık ara önde olduğunu belirterek, “O günkü durum buydu. Ama bundan sonraki süreçte nasıl bir değişim olur, bunu da yapılacak anketler ortaya koyar. Böyle bir anket sonucu geldiği zaman da bunu sizlerle paylaşırız” diye konuştu.

Çelik, çözüm sürecini İzmir'e daha iyi anlatmak için herhangi bir adım atıp atmayacaklarına ilişkin soruya da şöyle yanıt verdi:

“Daha iyi anlatmak için iletişim uzmanları 'daha iyi anlatımın yolu nedir' diyorsa onların hepsi bizde var, onları yerine getireceğiz. İzmir'de de aşağı yukarı arkadaşlar il genelinde kafa kafaya bir durum var. Biliyorsunuz şu anda İzmir'in 31 ilçesi var, 30'unda CHP'li belediyeler var. Büyükşehirde de CHP'li belediye var. Ama İl Genel Meclisi oylarına göre biz zaten CHP'ye çok yaklaşmıştık. CHP şu anda yine birinci parti görülür ama aradaki makas kapanmış durumda. İzmir'de böyle çok büyük bir fark söz konusu değil.”
    
“Günlerden beri Sayın Bayraktar linç edilmek isteniyor”
    
Çelik, gazetecilerin sorularının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın Edirne'de kanser hastası Dilek Özçelik adlı üniversite öğrencisi ile yaşadığı diyaloğa ilişkin açıklamalarda bulundu.

Özçelik'in hastaneye yatırıldığını bildiren Çelik, şöyle devam etti:

“Anladığım kadarıyla hastalıktan kaynaklanan sıkıntıları var, ruh halinin de iyi olmadığı anlaşılıyor. Bu da çok normal. Sayın Bakan 'cebimdeki bütün parayı kendisine verdim, bu da 2 bin liraydı' diyor. Camiden çıktıktan sonra hanımefendi 'dilenci değilim, şunu yapmanızı istedim' diyor. Oradaki insanların göreceği şekilde parayı iade ediyor. Sayın Bakan verdiği paranın kaç para olduğunu çok iyi biliyor. Sayın Bakan kesinlikle 2 bin lira verdiğini söylüyor. Sayın Bakan, eğer vicdanı sızlayan bir insan olmasa, diğerkam bir insan olmasa, bu genç kızımızın derdiyle dertlenmese, haşa buna dilenci muamelesi yapsa. Siz, bugüne kadar dilencilere 2 bin lira verildiğine hiç şahit oldunuz mu? Böyle bir şey olabilir mi?”

Bakan Bayraktar'ın linç edilmek istendiğine işaret eden Çelik, sözlerine şu şekilde tamamladı:

“Bu çok ayıp bir şey. Mühim olan hasta öğrencimizin, evladımızın iyileşmesidir. Bunun üzerinden birileri mal görmüş mağribi gibi, 'buradan da acaba Sayın Bakana vurabilir miyim? Buradan da acaba hükümete vurabilir miyim'. Buradan hareketle 'Türkiye'nin sağlık sistemi çöktü' falan deniliyor. Her ferdin sağlığı bizim için önemlidir, her insanın sağlığı bizim için önemlidir. Biz, insana değer veren iktidarız. Sayın Erdoğan Bayraktar da 'bana ne' dememiştir. O anda içinden geldiği şekliyle destekte bulunmaya çalışmıştır. Fakat Sayın Bakanın bu insani tavrının bu şekilde bir lince konu yapılmış olmasını son derece ayıp buluyorum, ayıplıyorum.”