Silivri’de mahkeme terörize edilmiştir

Silivri’de mahkeme terörize edilmiştir

Çelik, AK Parti Genel Merkezindeki basın toplantısında, “Ergenekon” davası duruşmasında bazı marjinal grupların CHP'yi de peşlerine takarak mahkemeyi sabote etmeye yönelik bazı girişimlerde bulunduklarını belirtti.

CHP'li bazı milletvekillerinin millet adına yargılama yapan mahkeme salonuna girdiğini, hakimlere hakaret, tehdit ettiğini belirten Çelik, şunları söyledi:

“Ağza alınmayacak birçok söz sarf ettiler. Bir taraftan grup başkanvekili slogan atan veya alkışlarla mahkemeyi çalışmaz hale getiren, ayaklarını yere vurarak tempo tutan, elleriyle sandalyelere vurarak tempo tutan milletvekillerine orkestra şefliği yapıyordu, diğer taraftan da kendisi malum ikna odalarının başgardiyanı olarak görev almış bayan milletvekili hanımefendi de o da sufle ederek adeta onun uzaktan kumandasını elinde bulundurarak, onları kumanda etmeye çalışıyor. Manzara budur. Mahkeme terörize edilmiştir, CHP'den mahkemeye baskın düzenlenmiştir. Mahkeme heyeti tehdit edilmiştir.”

Mahkemelerin millet adına yargılama yaptığını vurgulayan Çelik, “Milletin vekilleri millet adına yargılama yapan mahkeme heyetine bu şekilde muamele etme hakkına kesinlikle sahip değildir” diye konuştu.

Bugün de bazı CHP'lilerin Silivri'ye gittiğini, herhangi bir taşkınlık yapılmadığı için mahkemenin normal şekilde yargılama faaliyetine devam ettiğini bildiren Çelik, protestoyu bir hak olarak nitelendirdi.

Protestocuların şiddete bulaşmadan eylemlerini yapmaları durumunda daha fazla ciddiye alındıklarını ve sempati kazandığını belirten Çelik, “Ancak protestocular bizatihi şiddete bulaştığı zaman o protestocular, protestocu olmaktan çıkar suçlu hale gelirler. Eğer kişilere, kişilerin malına, kamu malına veya başkalarının canına zarar vermeye kalkışırlarsa kendileri suçlu olurlar, kullandıkları maddeler şiddet içerdiği için orayı terörize etmiş olurlar daha ileri gittikleri zaman da terörist olurlar” dedi.

Gösteri ve yürüyüşlerin kanunlarla düzenlendiğine dikkati çeken Çelik, bunların herkes tarafından bilindiğini söyledi.

TBMM Genel Kurulundaki içtüzük tartışmaları sırasında kürsünün muhalefet milletvekilleri tarafından “işgal edildiğini” hatırlatan Çelik, şiddeti, fikirleriyle akıllarıyla başarı sağlayamayanların veya bu yollarla kendini ifade edemeyenlerin başvuracağı bir yöntem olarak nitelendirdi. Çelik, “CHP'liler TBMM'de bu sergiledikleri tabloyu 8 Nisan'da Silivri'de sergilemişlerdi” diye konuştu.
    
“Bunu şiddetle kınıyoruz”
    
Muhalefet olmanın bir sorumluluğu olduğunu dile getiren Çelik, kendilerinin iktidar olmanın verdiği sorumlulukla sağduyuyu kaybetmediklerini, aklıselimden hiçbir zaman ayrılmadıklarını vurguladı. Çelik, şunları kaydetti:

“Milletin meclisinde orayı adeta bir arenaya çeviren, kendisini gladyatör zannedenler bu sefer bunu ne yazık ki mahkemeye, Silivri'ye taşımışlardır. Orada Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa duruşma halindeki bir mahkemeye bir baskın düzenlenmiştir. 'Hükümet bunları durduramaz mıydı' diyeceksiniz. Tabii ki durdurabilirdi. Bu sefer de 'milletin vekillerine polis şöyle yaptı, jandarma böyle davrandı' diye yaygaralar koparacaklardı. Maalesef CHP işte budur. Hem kel hem foduldur, hem suçludur hem de bağırır.”

Olayların ardından verilen zararları gösteren fotoğrafları gazetecilere gösteren Çelik, “Bu eylemi yapanlar ulusalcılık adına bu eylemi yapıyorlar. Bu milletin parası ile tekrar bunlar yapılacaktır'' diye konuşu.

Yaşananları vahim olarak nitelendiren Çelik, “Bunu şiddetle kınıyoruz. Bunun tekrar etmemesi bizim dileğimizdir, talebimizdir. Ümit ederim ki CHP'li arkadaşlar da bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlamışlardır” diye konuştu.

“CHP zihniyeti bugüne kadar bütün darbelerin içerisinde ya fiilen bulunmuştur ya da fikren bulunmuştur, zihniyet itibarıyla bunu desteklemiştir” diyen Çelik, muhalefetin bazı konularda sorumlu davranması gerektiğini söyledi.
    
“Emek Sineması” protestosu

    
“Emek Sineması meselesinde bir eylem yapan sanatkarlarımızın belki son derece iyi niyetle, masumane yapılmış eylemi de başta DHKP-C olmak üzere Halkevleri ve bazı marjinal gruplar tarafından sabote edilmiştir” diye konuşan Çelik, sanatçıların demokratik eylemine bu gruplar tarafından şiddet bulaştırıldığını söyledi.

Emek Sineması'nda yaşanan süreçle ilgili de bilgi veren Çelik, Beyoğlu'nun ruhuna uygun bir projenin hazırlandığını ve buranın bir alışveriş merkezine dönüştürülmeyeceğini söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığının sinema kanunu üzerinde çalıştığını belirten Çelik, bu kanunla salon sinemacılığına destek verdiklerini belirtti.
    
Üniversitelerdeki olaylar
    
Bazı üniversitelerde yaşanan olaylara da değinen Çelik, kendisinin 12 Eylül öncesi üniversiteye başladığını ve o dönemde yaşananlara ilişkin bilgisinin olduğunu bildirdi.

Binlerce öğrencinin sokaklarda birbirini öldürdüğünü, ölenlerin mezara, öldürenlerin ise cezaevlerine gittiğini ifade eden Çelik, “Onların sırtından ideolojik hesaplarını gerçekleştirmek isteyenler, onların sırtından siyasi hesap yapanlar keyiflerine devam ettiler” diye konuştu.

Üniversitelilere “ağabeyleri” olarak seslenen Çelik, şunları söyledi:

“Bu tuzağa düşmeyin. Kimsenin piyonu olmak gençliğinize yakışmaz. Fikirleriniz, dünya görüşleriniz, hayat tarzlarınız, etnik kökeniniz, anadiliniz, renginiz, bölgeniz farklı olabilir ama biz öncelikle insanız. En üst kimliğimiz insandır, bu ülkenin vatandaşlarıyız. Düşüncesi olanlar, fikrine inanlar, düşüncesine inananlar kimseyle kaba kuvvetli hırlaşmaz. Konuşur, düşüncesini karşı tarafa aktarır.”
    
“Bunlar tesadüf mü?”
    
Bazı üniversitelerde arka arkaya çıkan olaylara yönelik “bunlar tesadüf mü” sorusunu yönelten Çelik, “Ne zaman biz nasırlarımızdan kurtulmaya çalışsak bir bakıyorsunuz bir yerlerde bir şey patlıyor” diye konuştu.

Diyarbakır'da öğrenciler arasındaki olaylara ilişkin bilgi veren Çelik, Dicle Üniversitesinde eğitime üç günlük verilen aranın da hoş bir şey olmadığını belirtti.

12 Eylül darbesine zemin hazırlamak isteyenlerin zamanında üniversiteleri “kazan gibi kaynattığını”, bu nedenle üniversitelerin uzun süre açılmadığı dönemlerin olduğunu hatırlatan Çelik, “Üniversitelerimize, gençliğimize, istikbalimize bu kötülüğü yapmaya kimsenin hakkı olmadığını düşünüyoruz. 'Biz böyle yaparsak iktidara zarar veririz'. Çocuklarımıza, ülkemize, bu ülkenin geleceğine zarar veririz. Bugün AK Parti iktidardır, yarın bir başkası olabilir” diye konuştu.

Herkesin sorumluluk duygusu içinde hareket etmesinin önemine değinen Çelik, “Bu ülkede, Tony Blair IRA ile dolaylı da olsa görüşmeler yaptığı zaman, John Major asaletinde muhalefet ortaya koyacak muhalefet liderleri lazım. O zaman biz kazanırız, o zaman Türkiye kazanır. O zaman AK Parti, CHP, MHP, BDP kazanır ama bu tavrın kazananı olmaz” dedi.

Çelik, AK Parti Genel Merkezindeki basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bir gazetecinin “Silivri'deki olayların ardından Başbakan 'Gereğini yapacağız' demişti. Bu 'fezleke sinyali' olarak yorumlandı” sözleri üzerine, Çelik, savcılığın, Erdoğan'ın konuşmasından önce Silivri'deki olaylarla ilgili soruşturma başlattığını vurguladı. Çelik, “Şimdi, 'Sayın Başbakan söyledi hemen savcı soruşturma açtı' bu kesinlikle doğru değildir, bu yalandır ve kuyruklu bir yalandır” diye konuştu.

“Polis kimseyi incitmesin ama kimsenin de polisi incitmeye hakkı yok” diyen Çelik, polisin de askerin de bu memleketin evladı olduğunu söyledi.

“Senin gidip ona hakaret etmeye, onun gırtlağına yapışmaya hakkın var mı- Üstelik milletvekili olacaksın” ifadelerini kullanan Çelik, şöyle devam etti:

“(Milletvekili suç işlediği zaman bu yanına kar kalır), bu düşüncenin değişmesi lazım. Ben açıkça şunu söylüyorum; 'Efendim bizim dokunulmazlığa ihtiyacımız yok' diyorlar, dokunulmazlığa ihtiyacınız yoksa o zaman bu feveranın sebebi ne- Hukuk devletinde kuralların işlemesi gerekiyor. TBMM'ye geldikten sonra orada ne yapılır, ne edilir onunla ilgili olarak şu anda bir şey söylemek durumunda değilim. Ama eğer bir milletvekili gidip adliyeyi basmışsa adliyeye baskın düzenlemişse bunun kesinlikle hesabının sorulması gerekiyor. Ben Hüseyin Çelik olarak bunun, bunu yapanların yanına kalmaması gerektiğini düşünüyorum.”
    
“Panama Cumhuriyeti'nin okulu mu olur?”
    
Sağlık Bakanlığı isminden T.C. ibaresinin kaldırılmasına yönelik tartışmaların hatırlatılması üzerine Çelik, şöyle konuştu:

“Türkiye Cumhuriyeti, 'T.C.' ibaresi evet bir anlamda devletin ibaresi olarak kabul edilebilir ancak Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı dedikten sonra şuradaki ilkokulun üzerine de 'Türkiye Cumhuriyeti filan ilkokulu' demediğiniz zaman o Türkiye Cumhuriyeti'nin okulu değil de, Panama Cumhuriyeti'nin okulu mu olur- Şimdi sonuçta kendi ülkenizde sağlık ocağı, Çankaya Sağlık Ocağı. Türkiye Cumhuriyeti Çankaya Sağlık Ocağı. Burada bir art niyet aramak, burada kötü niyet aramak bizatihi kötü niyetin kendisidir.”

Sağlık Bakanlığının tabelalara T.C. ibaresini tekrar yazma kararını anımsatan Çelik, şöyle devam etti:

“Bu, Sağlık Bakanlığının veya başka bakanlığın veya hükümetin Türkiye Cumhuriyeti ile problemi olduğu anlamına gelmez. Kimsenin Türkiye Cumhuriyeti ile problemi yok. Eğer biz cumhuriyet olmasaydık, padişahlık olsaydık Recep Tayyip Erdoğan başbakan, Sayın Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı olmazdı. Halkın çocuklarının yönetimi var bu ülkede. Biz bunu cumhuriyete, yarım yamalak da olsa demokrasimize borçluyuz. Bu demokrasiyi tam demokrasi haline getirmeye çalışıyoruz.”
    
“Kahin olmaya gerek yok”
    
Son dönemde üniversitelerde yaşanan olayların arkasında bazı örgütlerin olup olmadığı sorusu üzerine Çelik, “Bu tip meselelerde kahin olmaya gerek yok. Bir yerlerde bir vana var, birisi barajın kapağını açtı. Bu tip toplumsal olaylar bu şekilde izah edilemez” dedi.

Bu süreci sabote etmek isteyenlerin aşağı, yukarı ortada olduğunu ifade eden Çelik, “Diyarbakır'daki, karakteri itibarıyla biraz daha farklıdır, ama diğer üniversitelerdeki 12 Eylül'den önceki duruma tıpa tıp uyan bir durumdur. Dolayısıyla orada maalesef çok spontane gelişmiş bir olaydan ben şahsen söz edemiyorum” diye konuştu.
    
“Hükümetin bu tür işlere karnı tok”

    
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın fezlekelerle ilgili “Gücü yetiyorsa hükümetimizin, hepimizinkini kaldırsın” sözleri hatırlatılınca Çelik, “Böyle hükümeti güç gösterisine davet etmek falan bunlar bayağı numaralardır. Hükümetin bu tür işlere karnı toktur. Biz kimseye güç gösterisi falan yapmıyoruz. Güç kanundadır, güç hukuktadır, hukuk ne istiyorsa o yapılır” yanıtını verdi.

Çelik, şunları kaydetti:

“Siz tutup da insanları şiddete teşvik edeceksiniz, 'öl de ölelim, vur de vuralım', siz de onların ekmeğine yağ sürecek şeyler söyleyeceksiniz, bu sorumluluğunuzun farkında olmayacaksınız, çıktığınız her grup toplantısında, Başbakana, Hükümete, Bakanlar Kuruluna, AK Parti'ye, iktidara, akil insanlara, herkese hakaret edeceksiniz, yüzde 13-14 oy alacaksınız ama Türkiye'nin yüzde 87'sine hakaret etme hakkını kendinizde bulacaksınız. Bu nasıl bir zihniyettir?”
    
“Askerin yazılı emir beklediği” iddiaları
    
“Operasyonlarla ilgili askerin yazılı emir bekleyip beklemediğine dair” haberlere ilişkin değerlendirmesi sorulan Çelik, “Bunu yazıp çizen gazetelerin bundan kastettiğini ben bilmiyorum, onu onlara sormak lazım'' yanıtını verdi.

Çelik, “Türk Silahlı Kuvvetleri bu ülkenin silahlı kuvvetleridir ve siyasi otoriteye bağlıdır. Siyasi irade 'dur' dediği zaman durur, 'git' dediği zaman gider. Ne yapılması gerekiyorsa ne yapılmaması gerekiyorsa bu kanunlarda bellidir. Bununla ilgili irade beyanı, bununla ilgili olarak inisiyatif alma meselesi de hükümetlerin vazifesidir. Sayın Başbakan'ın söylediği de budur ve bu çok açıktır'' diye konuştu.
    
GDO'lu pirinç tartışmaları
    

Bir gazetecinin GDO'lu pirinç tartışmalarıyla ilgili Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığının farklı açıklamalarının olduğuna ilişkin iddiasını Çelik, “Şu anda raflarda, vatandaşın sofrasında, vatandaşın kilerinde GDO'lu pirinç yoktur, satışa sunulmuş pirinç yoktur” sözleriyle yanıtladı.

“ABD'deki bazı firmalar tarafından bir gemiyle pirinç, yani çeltik ithalatı yapılmıştır. Bu esnada soyayla beraber bu gemiye yüklenmiştir. GDO'lu soyadan bu çeltiğe bulaşma söz konusudur” ifadelerini kullanan Çelik, bunun Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının laboratuvarlarında da tespit edildiğini söyledi.

GDO'lu çeltikten değil, GDO bulaşmış çeltikten söz edilebileceğini ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

“Çünkü dünyanın hiçbir ülkesinde bugüne kadar tespit edilmiş GDO'lu çeltik üretimi yapılmamaktadır. Şimdi eğer GDO'lu çeltik üretilmiyorsa dünyanın hiçbir yerinde bizatihi GDO'lu bir pirinçten söz edemezsiniz. Ama GDO bulaştığı tespit edilen bir miktar pirinç vardır, bu da başından tespit edilmiştir. Bu şu anda devletin kontrolü altındadır, depolanmıştır ve bu mahkeme süreci zaten, daha doğrusu yargılama süreci başlayacaktır. Bunlar da imha edilecektir. Onun için vatandaşın, 'acaba benim yediğim pirinç GDO'lu mu gibi bir endişeye kapılmaması gerekiyor.”
    
Eski Genelkurmay Başkanlarından Büyükanıt ile ilgili iddia
    
CHP Milletvekili Tanju Özcan'ın, “Yaşar Büyükanıt Ergenekon'un gizli tanığıydı” sözlerini de değerlendiren Çelik, “Bu zat-ı muhterem bunu nasıl öğrenmiş- Ben bilmiyorum, Adalet Bakanı'na sordum o da bilmiyor. Zaten bilmemesi gerekiyor, eğer Adalet Bakanı dahil gizli tanıkları bilirse o mahkemenin gizliliğinden ve o tanığın olmasında söz edemezsiniz” dedi.

Çelik, CHP'li milletvekillerin “akıllarına eseni” ortaya attığını söyledi.

Gazeteciye sorduğu milletvekilinin bunu nereden öğrendiği sorusuna 'Devletin üst katmanlarından muhterem bir zat söylemiş' yanıtını alan Çelik, “Eskiden birisi bir şey ortaya atacağı zaman diyordu ki; 'Genelkurmaydan üst düzey bir yetkiliden aldığım bilgiye göre…' Şimdi de o üst düzey yetkili muhterem bir zat mı oldu- Kodlar değişti, isimler değişti. O muhterem zatı biliyorsa kendisi açıklasın ben öyle bir şey bilmiyorum” ifadelerini kullandı.