Darbelere karşıyız, karşı olacağız

Darbelere karşıyız, karşı olacağız

Bir gazetecinin Milletvekili Aslan'ın kadın parlamento muhabirlerine yönelik sözlerini hatırlatarak, “AK Parti olarak bir girişiminiz olacak mı” sorusu üzerine, TBMM'nin kulislerinin, Zeyid Aslan'ın da ifade ettiği gibi milletvekillerinin mahremi olduğunu söyledi. 17-18 saat çalışan milletvekillerinin yorulması, esnemesi ve zaman zaman uykuya geçmesinin ramazan ayında insani olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti:

“Gidip onu çekip, onu gazetelere servis yapmayı, manşetlere taşımayı doğru bulmuyorum, esasen ahlaki de bulmuyorum. Önce bunu tespit edelim. Zeyid Aslan'ın bu tepkisini doğru buluyorum ancak Zeyid Aslan'ın bayan gazetecilerle konuşurken kullandığı dil ve üslubu kesinlikle AK Parti ve Zeyid Aslan'a yakıştırmıyorum. Keşke böyle bir talihsiz beyanda bulunmasaydı. Keşke böyle dil ve üslup kullanmasaydı. Nitekim dün özür dilemesi için oturduğu yerden söz istemiş ama CHP'liler sıra kapaklarına vurarak buna da müsaade etmemişler. Ancak CHP'li milletvekilleri bugüne kadar TBMM'nin çatısı altında veya dışında çok galis küfürler ettiler. Olmaması gereken, bizim siyasetimize, bizim insanımıza hiç yakışmayacak bir dil ve üslup kullandılar. CHP, bunları duymamazlıktan geldi, bunlarla ilgili hiçbir işlem yapmadı ama bizim ölçümüz CHP değil. Bunlar hepsi yanlış örneklerdir. Yanlış örnek, örnek olmaz. Bizim bir milletvekilimiz böyle bir şey yaptığı zaman biz, buna suskun kalamayız. Sayın Başkabakan'ın talimatıyla Sayın Zeyid Aslan Disiplin Kuruluna sevk edilmiştir. Onu da söyleyeyim.”

“Yargı eleştirilmez diye bir şey yok”

Çelik, bir soru üzerine eli palalı kişinin görüntüsünden son derece rahatsız olduğunu söyledi. Gezi Parkı eylemcilerinin Beyoğlu ve Taksim'deki esnafı adeta canından bezdirdiğini, onlara “illallah ettirdiğini” belirten  Çelik, şunları kaydetti:

“Ben, meşrulaştırmak için bunu söylemiyorum. 'Bu Hükümetin adamıdır. Onların üzerine saldığı birisidir' diye haber yaptınız. Sonra kişi çıktı 'Ben AK Partili değilim' dedi. Oy verdiği partiyi de ifade etti. 'Ben burada esnafım, bizi iflas ettirdiler' dedi. Her gün, her gün camınız, çerçeveniz aşağıya inerse ama bu palayla saldırmanızı gerektirmez. Bir tansiyonun, bir ruh halinin ortaya konması açısından bu son derece önemlidir ama hukuk devletinde 'Ben haksızlığa uğradım elimdeki palayla çıkıp insanları kovalacağım, kadınlara tekme atacağım' hakkını size vermez. Nitekim serbest bırakıldığı zaman biz de eleştirdik. Gezi Parkı ile ilgili olarak yargı Hükümetin aleyhine karar verdi. Eğer Hükümet doğrudan doğruya yargıyı kontrol ediyorsa, yargıya talimat veriyorsa kendi aleyhine nasıl bir karar çıkabiliyor. Yargı eleştirilmez diye bir şey yok. Elbet yargıyı da eleştireceğiz. Yargıyla ilgili doğru eleştiri yaptığınız zaman palalı serbest bırakılmamalıydı, en azından 'Psikolojik olarak, o insanlara saygı olarak, topluma saygı olarak serbest bırakılmamalıydı' diyen gazeteciye ben de 'Eyvallah, ben de senin gibi düşünüyorum' derim. Ben yalan haberden söz ediyorum. Olmayan gizli tanık 'Var' deniyor, 'CD boştu' deniyor, '17-18 dakikalık görüntü silindi' deniyor. 'Adam şalteri indirdi, o anda kameralar devre dışı kaldı, otelin sahibi bunu yaptı' demek başka bir şeydir.”

Yargının verdiği her kararın beğenilmek zorunda olmadığını, herkesin eleştiri hakkının bulunduğunu dile getiren Çelik, yalan haber olursa yorumun da yalan zemine oturduğunu söyledi. Meydana gelen münferit olayın, sanki Türkiye'de sokağa çıkmış yüzlerce, binlerce palalı olduğu gibi algılandığını anlatan Çelik, “Böyle bir şey yapıldı diye sanki kontür birlikler oluşturulmuş, Gezi Parkı eylemlerine katılan kimselerin üzerine salınan sanki birilerinin oluşturulduğu bir birlik, ekip varmış gibi bir görüntü sergilemek, günlerden beri bu şekilde yayın yapmak ahlaki değil. O yapılan fiiller kadar yanlış fiillerdir. Bizim söylediğimiz budur. Biz bundan niye gocunalım” dedi. 

“Halkımız yeni bir karar verecek”

Çelik, Türkiye'de kısmi veya tepeden tırnağa yeni bir anayasa yapılması için bütün imkan ve şartları zorladıklarına ve zorlayacaklarına işaret ederek, “TBMM zemininde bu Uzlaşma Komisyonu çalışmalarını bitirdi, yaptı yaptı. Yapamadıysa gerçekçi olalım seçim atmosferine girdiğiniz zaman AK Parti'nin kendi taslağı da gelse biraz zordur, diğer başka türlü taslaklar getirseniz de zordur. Mahalli seçimlere giden bir Türkiye'de kolay kolay Anayasa değişikliği yapılmaz, seçim ortamında Anayasa değişikliği yapılmaz. Tekrar söylüyorum, bütün imkan ve şartları sonuna kadar zorlayacağız ama meşru zeminlerde bunu zorlayacağız. Yapabilirsek bu Türkiye'nin artısı olur. Yapamazsak halkımıza gidip arzı meram edeceğiz. İradenin sahibine arzı meram edeceğiz, diyeceğiz ki 'Bize verdiğiniz milletvekili sayısı 325, kendi tasarımızı getirirken bile istenen sayı 330 ve üzerinde olması gerekiyor. Bunu yapamadık bu dönem' diyeceğiz. Halkımız yeni bir karar verecek. Bize daha büyük destekle oy verdiği zaman o arzu ettikleri anayasayı da yapacağız” ifadesini kullandı.

“Bu bizim için hayat memat meselesi değil”

Başbakan Erdoğan'ın anayasaya ilişkin çağrısına CHP ve MHP'den yanıt geldiğinin gazeteciler tarafından belirtilmesi üzerine Çelik, “İlk günden itibaren şunu söyledik. Türkiye'de bir anayasa yapılıyor. Biz Başkanlık sistemini veya yarı başkanlık sistemini, parlamenter demokrasiyi ne zaman konuşacağız?  Orman Kanunu yapılırken mi konuşacağız. Anayasa yapılırken bunlar konuşulur. Ama biz şunu da söyledik. Bu bizim için olmazsa olmazımız değil, bu bizim için hayat memat meselesi değil” dedi.

Çelik, muhalefette samimi bir duruş görmediklerini dile getirerek, şunları söyledi:

“Sayın Kılıçdaroğlu, bu meselede bile ipe un seriyor, 'Eğer komisyon oy birliğiyle karar verirse'. CHP'li komisyon üyeleri biz buna taraftar değiliz, dedikleri zaman 48 maddeyi de görüşemezsiniz demeli, Sayın Kılıçdaroğlu'nun tezine göre.  Zaten bu komisyon bu 48 maddeyi oy birliği ile kabul etmedi mi? Şu anda 4 siyasi partinin üzerinde uzlaştığı 48 madde var mı ortada? Bunu niçin o komisyon üyelerinin tekrar oy birliği ile karar vermelerine bağlıyorsunuz Sayın Kılıçdaroğlu? Burada bir manevra alanı mı arıyorsunuz? Dolayısıyla ben eğer MHP'lilerden biz bunu çıkarırız dedilerse, 'komisyonun oy birliği ile gündeme gelmesi gerekir' gibi şart koşmadılarsa daha tutarlı bulurum açıkçası. Ama dediğim gibi 'ama'lı, 'fakat'lı değil. 48 madde şu anda kabul edilmiş durumda. İnşallah bu 60 madde olur. Daha önce 26 madde değişti.”

Bunun yeni bir anayasanın yerini tutmayacağını ifade eden Çelik, “Ama hiç olmamasından iyidir. Yetmez ama evet. Ben de aynı şeyi söylüyorum” dedi.

Bayramdan önce mini paket ve seçim barajının yüzde 7'ye indirilmesine ilişkin soru üzerine Çelik, yetkili bir ağız tarafından açıklanmadığı sürece kulis haberlerine itibar edilmemesini istedi. Çelik, bir gelişme olduğu zaman Başbakan veya bakanların bunu kamuyla paylaşacağını söyledi.  

Çelik, çözüm sürecinin ilerlemesi açısından Kandil'deki yönetim değişikliği ile terör örgütü PKK elebaşlarından Murat Karayılan'ın açıklamalarının hatırlatılması üzerine “Bir illegal örgütün kendi içindeki yaptığı değişikliklerle ilgili yorum yapmak benim işim değil. Dolayısıyla bunu değerlendirmiyorum” diye konuştu.

Çözüm süreci planlandığı şekilde devam ediyor

Çelik, çözüm sürecinin planlandığı şekilde devam ettiğini, birinci aşamanın silahların susması olduğunu ve bunun gerçekleştiğini belirtti.

Altı aydır teröre bağlı cinayet olmadığını ancak Cizre, Diyarbakır Fiskaya'da ortaya çıkan görüntüler veya kaçırma, gasp, şantiye basma, araç yakma olaylarında olduğu gibi çözüm sürecinin olumlu atmosferini olumsuzlaştırmaya yönelik bazı faaliyetler yaşandığını dile getiren Çelik, terör örgütünün, bu eylemlerin bir kısmının kendilerinin kontrol etmediği gruplar tarafından yapıldığını savunduğunu anlattı.

Kim tarafından yapılırsa yapılsın bu eylemlerin kabul edilemeyeceğini, Lice'deki karakol baskını ve akabinde meydana gelen olayların da üzücü olduğunu dile getiren Çelik, “Bu süreci sabote etmeye ve zehirlemeye yönelik gayretler olmuştur. Biz büyük bir hassasiyetle bu süreci götürmeye çalışıyoruz” dedi.

AK Parti iktidara geldikten 18 gün sonra olağanüstü hal uygulamasının tarihe karıştığını, faili meçhul cinayetlerin, işkence ve kötü muamelenin Türkiye'nin gündeminden çıkarıldığını belirten Çelik, demokrasi standartlarını yükseltme konusunda çok önemli adımlar attıklarını söyledi.

Çelik, ileri demokrasi ve güven veren adalet anlayışının 2011 seçimlerinde AK Parti'nin seçim beyannamesinde ve 4. Olağan Konge öncesinde hazırlanan AK Parti 2023 siyasi vizyonu adıyla yayımlanan belgede yer aldığını, bunların AK Parti'nin taahhüdü olduğunu vurguladı.

Çözüm süreciyle ilgili Akil İnsanlar Heyeti'nin çalışmalarını da anlatan Çelik, 2 aylık çalışmanın sonucunda her bölgedeki heyetlerin hazırladıkları raporları Hükümet ile paylaştığını, raporların ve konuyla ilgili diğer konuların Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından derlendiğini kaydetti.

Çalışmaların Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay başkanlığında bir heyet tarafından sürdürüldüğünü anımsatan Çelik, “Şunun yanlış anlaşılmaması lazım. Bir şeyi PKK istiyor diye, demokratikleşmeyi PKK istiyor diye, BDP istiyor diye, a veya b partisi istiyor diye değil biz bunu başından itibaren varlık sebebimiz olarak kabul ettiğimiz için kendimizin olmazsa olmazı kabul ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Demokratikleşmenin en önemli adımlarından birisinin yeni anayasa veya Anayasa'da büyük bir revizyon yapılması olduğunu dile getiren Çelik, bunun toplumsal mutabakatla ortak akılla yürütülmek zorunda olduğunu söyledi.

Çelik, şöyle devam etti:

“Bu basamak adım bunlara takılıp kalmayacağız. Birinci aşama, ikinci aşama, üçüncü aşama çözüm sürecinde bizatihi PKK'lı militanların, Türkiye'yi terkettikten sonra onların ne olacağıyla ilgilidir. Yoksa PKK istemediği zaman demokratikleşme yapmayacakmıyız? PKK karşı olduğu zaman biz Kürt vatandaşlarımızla ilgili iyileştirme, insani anlamdaki kültürel hakları vermeyecek miyiz, yerine getirmeyecek miyiz, bu reformları yapmayacak mıyız? TRT Şeş'i PKK, BDP istedi diye mi yaptık? İstemedikleri halde yaptık. Biz şunu söyledik: Şiddet biterse terör biterse BDP de belli bir kitlenin temsilcisi olarak bizimle iyi diyalog içinde olursa BDP'nin de bu süreçte yapacağı çok önemli katkılar var. BDP'nin elini taşın altına koyması gerekiyor, dedik ve BDP'liler de şu sıralar yapmaya talip odluklarını gösteriyorlar. Çözüm süreci hassas ve kırılgan bir süreçtir. Bu konuda herkese büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bu süreci sabote etmeye, bunu zehirlemeye, olumlu havayı olumsuzlaştırma yönünde gayretler var. Bu gayretlere prim verilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.”

Çözüm sürecine yönelik çalışmaları siyasi hesaplarla ve oy kaygısıyla yapmadıklarının altını çizen Çelik, “Biz bunu, gelecek seçimi düşünerek yapmıyoruz, biz gelecek nesilleri düşünerek bu adımı attık. Hükümetimizin maddi başarıları ortadadır. Bu yönde demokratikleşme, insan hakları, hukuk devleti mantığının yerleşmesi yönünde yaptığı, manevi olarak yaptıkları ortadadır. Esasen 7 kez sandıkta galip gelmemizin sırrı da buradadır” değerlendirmesinde bulundu.

Çelik, “Bugün yapılan kamuoyu araştırmalarında da halkımız yaptığımızın doğru olduğunu söylüyor, çözüm sürecine destek yüzde 70'ler düzeyindedir. Bunun detayları, şekli, özellikle alt başlıklarıyla ilgili tereddütleri olan vatandaşlar var. Biz de tereddüt içindeki vatandaşlarımızın tereddütlerini gidermek için elimizden gelen ne varsa bunlarıyapıyoruz” dedi.

“Darbelere karşıyız, karşı olacağız”

Darbeye darbe demekten çekinmediklerini, darbelere her zaman karşı olduklarını, bundan sonra da karşı olacaklarını vurgulayan Çelik, “Sayın Mursi'ye karşı değli de Sayın Baradey hür seçimlerle eğer seçilip gelmiş olsaydı, ona karşı yapılmış olsaydı bizim tepkimiz aynı olurdu. Sayın Biblavi'ye karşı yapılmış olsaydı bizim tavrımız yine aynı olurdu. Biz burada milletin çalınan iradesinin esas olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Çelik, Mısır'da Adeviye Meydanı'nda toplanan Hürriyet ve Adalet Partisi taraftarlarının kendilerine saldırılmasına, bir saldırıda 50'ye yakın can kaybı, 500'e yakın yaralı olmasına rağmen, barışçı, demokratik tavırlarını sürdürmelerinin de Mısır açısından bir talih olduğuna dikkati çekti.

Hem Tahrir Meydanı'nda hem de Adeviye Meydanı'nda toplanan Mısırlıları kardeş olarak kabul ettiklerini dile getiren Çelik, “Mısır halkıyla dayanışma içindeydik, dayanışma içindeyiz, bundan sonra da dayanışma içinde olacağız” ifadelerini kullandı.

Mısır hem İslam dünyası için, hem Arap dünyası için taşıdığı önemi belirten Çelik, “Gazze'deki ateşkesin sağlanmasında Mısır'ın çok büyük emeği olmuştur. Filistinli grupların özellikle anlaşma sağlamasında Mısır'ın çok önemli katkıları vardır. Bundan sonra da olması gerekiyor. Dolayısıyla Mısır'ı tek başına Mısır olarak düşünmüyoruz. Mısır'ın huzuru ve barışı, ekonomik kalkınması için bugüne kadar Türkiye en samimi gayretleri gösterdi, bundan sonra da o samimi gayretlerini göstermeye devam edecek” diye konuştu.

“CHP ipe un seren tavır sergiledi”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, yeni anayasa çalışmalarında uzlaşılan 48 maddeye ilişkin teklifine de değinen Çelik, “Bugüne kadar bu teklife CHP ipe un seren tavır sergiledi. 'Evet' demiyor, 'hayır' demiyor, amalı lakinli, fakatlı, şartlı cümleler kuruyor. Genel Başkan, diğer yetkililer aynı tarzı sergiliyor” dedi.

MHP'nin bu konudaki tavrının henüz net olmadığını savunan Çelik, şöyle devam etti:

“BDP 48 madde yetmez ama evet diyor, biz de 48 madde yetmez ama evet diyoruz. Çünkü Türkiye'ye yakışan tamamen yeni, tepeden tırnağa yeni bir anayasanın yapılmış olmasıdır ama bir şeyi büsbütün elde edememek, onun büsbütün terkedilmesini gerektirmez. Su bulunamayınca teyemmüm edilir, bunu biliyoruz. Sayın Başbakan böyle bir teklifte bulundu. Yaz aylarında diyelim ki 15 gün çok verimli çalışırsa bu komisyon şu anda altında şerh bulunan, paranteze alınan birçok maddenin de bu 48 maddeye ilave edilebileceğine biz inanıyoruz. AK Parti Grubu her zaman şuna hazırdır, ister ağustos ayında, ister eylül başında, eylül içerisinde, biz ne zaman hazırız derlerse komisyon hazırız dediği anda 'şu kadar maddeyi görüştük, bunları komisyonlara sevkedebiliriz, genel kurula indirebiliriz' dediği anda. Biz de müracaat ederiz Meclis Başkanlığına.  TBMM olağanüstü toplantıya çağrılabilir. 

Olağanüstü çalışarak da biz bu işi yaz aylarında bitirebiliriz. Yok, 'biz ekime kadar, eylüle kadar çalışıp bitireceğiz' derlerse eylül veya ekimde Meclis açıldığı zaman, o zaman da bu maddeler görüşülüp bir karara bağlanabilir. Türkiye sıfır kilometre, tamamen yeni bir anayasa yapamamasa bile hiç olmazsa bir derde deva belki sadre şifa olmayacak ama yapılmamasından çok daha iyidir. Çünkü buradaki birinci özellikle sözünü ettiğimiz üzerinde uzlaşmaya varılan hükümlerin önemli kısmı genel hükümler, insan hak ve özgürlükleri, düşünce özgürlüğü ve benzeri konulardır. Dolayısıyla bunların bir an önce yapılması gerekiyor ama eğer komisyon derse ki hızlandık, çalışıyoruz, bitireceğiz. biz buna da daha fazla memnun oluruz. Keşke böyle bir şey yapılsa, yapılabilse.”

Gezi Parkı odaklı gelişmeler çerçevesinde Eskişehir'deki olaylarda İsmail Korkmaz'ın hayatını kaybettiğini belirten Çelik, Korkmaz'a rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diledi. 

Olaya ilişkin medyada yer alan haberlerin gerçeği yansıtmadığını, kışkırtıcı ve tahrik edici yayınlar olduğunu ifade eden Çelik, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının dün 17 maddelik açıklama yaptığını anımsattı. Bütün detaylarıyla orada nelerin yapıldığının anlatıldığına işaret eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Öncelikle basın yayın organlarındaki ‘iki gün sonra soruşturma başlatıldı’ şeklindeki iddianın doğru olmadığını Cumhuriyet Başsavcılığı açıkladı. Olayın meydana geldiği gün soruşturma başlatılmış. 3 Haziran’da İsmail Korkmaz Eskişehir Odunpazarı Karakolu’na giderek kendisinin darp edildiğini ifade etmiş. Ama bundan 17 saat önce Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne gitmiş, orada muayene olmuş ve muayene esnasında doktor Nesrin Topçu Çiçek'e kendisinin 6-7 basamaklı bir merdivenden düştüğünü ifade etmiş. Böyle bir beyanda bulunmuş.” 

Çelik, Cumhuriyet Başsavcılığının konuyu bütün detaylarıyla incelediğini belirterek, şunları kaydetti: 

“Gönderilen CD boş haberi yapıldı. Bu da yalan haber. Farklı formatta kaydedilen bir CD olduğu için ilgili programda bu çalıştırılmış açılmış ve boş olmadığı ortaya çıkmıştır. Şu anda savcılığın elinde 40 CD vardır. Bu CD'ler gerek Jandarma Kriminalde gerekse diğer uzmanlar tarafından incelenmektedir. Bugün '16-17 dakikalık kayıt silinmiş' şeklinde gazetelerde haber var. Olayın meydana geldiği mahaldeki bir otel, olayların şiddeti ve çatışmalar esnasında oteli zarar görmesin diye şarteli indirmiş. Şartelin indirildiği esnadaki görüntüler mevcut değil. Bu olayla ilgili tek görüntü bu değil, etraftaki bütün kuruluşların kameraların kayıtları alınmış 40 CD'lik görüntü şu anda Cumhuriyet Başsavcılığının elindedir. Bunlar uzmanlarınca ve kriminal laboratuvarlarınca incelenmektedir.”

“Korkmaz bu ülkenin çocuğu”

Medyanın yargıya intikal eden bir konuyu kışkırtıcı bir şekilde vermemesi gerektiğinin üzerinde duran Çelik, acıları ve yaraları deşmenin kimsenin işine yaramayacağını, bunun ahlaki de olmayacağını ifade etti. 'Gizli tanık ifadesi' ile ilgili haberin de yalan olduğunu söyleyen Çelik, “Çünkü örgütlü suçlarda gizli tanık uygulaması yasal olarak yapılabilmektedir. Bu olayda böyle bir şey olmadığı için gizli tanıklık müracaatı yapan kişinin gizli tanıklığı kabul edilmemiştir. Cumhuriyet savcılığı 'soruşturma halen devam ettiği için tanık olduğunu söyleyen, bilgisi olduğunu söyleyen herkesi dinlemeye hazırız' diyor. Bu kadar iyi niyetle mesele ele alınmaktadır” değerlendirmesinde bulundu. 

Çelik, vefat edenin kimliğinin, yaşının, cinsiyetinin, doğum yerinin hiç önemi bulunmadığını, hukuk devletinde onun hakkını korumanın devletin boynunun borcu olduğu belirtti. Yargı ve polisin hassasiyetle görevini yaptığını dile getiren Çelik, polisi ve yargıyı itibarsızlaştırmak için özel bir gayret sarfedilmesini de anlamlı bulduğunu söyledi.

Korkmaz'ın 2008'de Güven Hastanesi'nde kalp ameliyatı olduğunu, kalp kapakçıklarının değiştirildiğini ve o günden sonra kanı sulandırıcı ve kolestorel giderici haplar kullandığını anlatan Çelik, soruların cevaplarını net  şekilde ortaya koymadan hüküm vermenin ahlaki olmadığını kaydetti. 

Çelik, Korkmaz'ın bu ülkenin çocuğu olduğunu ve protesto ve gösteri yapabileceğini, bunun onun öldürülmesini gerektirmeyeceğini vurguladı. 

“Torba Yasa” Teklifi'ndeki TMMOB düzenlemesi

Çelik, TBMM'de “Torba Yasa” Teklifi görüşmelerinde, Türkiye Mimarlar Mühendisler Odası Birliğine (TMMOB) ilişkin düzenleme yapıldığını anımsatarak, TMMOB'un kanunu olan bir sivil toplum örgütü olduğunu, faaliyetlerini de kendisine verilen yetkiler çerçevesinde sürdürdüğünü dile getirdi. 

Gezi Parkı odaklı gelişmeler daha ortada yokken 16 Nisan'da TMMOB'a ilişkin tasarı taslağı hazırlandığını, belediye ve odalara gönderildiğini bildiren Çelik, mimar ve mühendis odalarının, yasalardan ve Anayasa'dan kaynaklanmayan bir yetkiyi kullandıklarını, icat ettikleri usulle üyelerden, mimar ve mühendis bürolarından, müelliflerden vize adı altında para aldıklarını söyledi. Çelik,  şöyle konuştu:

“16 Nisan'da başlatılmış bir süreç var. Bunu, 'Gezi Parkı olayları esnasında mimar ve mühendis odalarının tavrı şöyle oldu. Dolayısıyla Hükümet de iktidar da onlara karşı rövanşist bir tavır içerisinde' diye yorumlamak gerçekle bağdaşmıyor.

Esasen kanunlarda çok net ifade edilmiştir. İlgili kurumlar dışında harita, plan, etüt ve projelerle ilgili hiçkimse vize veremez. Kimdir ilgili kuruluşlar? Esasen belediyelerdir. Ama gerekli hallerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Bu yasalarda çok net bir şekilde vardır.”

“Hukuk devletinde bu ağalıklar kabul edilemez”

Çelik, mimar odalarının aldıkları paralarla ilgili yargıya müracaatta bulunduklarını ancak yargının mimar odalarının böyle bir şey yapamayacağına hükmettiğini hatırlatarak, “Danıştay 6. Dairesi'nin de bu konuda verilmiş kesin hükmü vardır. Bu sefer bu odalar vize yaparak bu parayı alamayacaklarını anladıkları için mesleki denetim yapıyoruz adı altında alıyorlar” dedi.

Uygulamadan mimar ve mühendislerın yüzde 90'ının memnun olduğunu anlatan Çelik, “Birileri hak etmedikleri halde onlardan para alıyordu. Bu da vatandaşın cebinden çıkıyordu. Bazı medya organlarının yansıttığı gibi mimar ve ve mühendis odalarına giden bu para bundan sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gelecek iddiası da doğru bir iddia değil, böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bu alınmayacaktır ve vatandaşın cebinde kalacaktır. Netice itibarıyla bu konuda yetkili olan belediyelerdir. Normal yapmaları gereken ruhsat vesair esnasında neyi istiyorlarsa bugüne kadar istiyorlardı. Mimar mühendis odaları ekstra vatandaştan böyle bir para talep ediyorlardı. Burada rahatsız olan tıpkı sendika ağalığında olduğu gibi Türkiye'de bir oda ağalığı, odacı ağalığı kurulmuştur maalesef. Hukuk devletinde bu ağalıklar kabul edilemez” değerlendirmesinde bulundu.

Çelik, meslek örgütü TMMOB'un kanunla kurulduğunu, yetkileri bulunduğunu ve yetkilerinin en ufak şekilde azaltılmasının söz konusu olmadığını vurgulayarak, “Tırpan atılması söz konusu değildir. Aynı yetkilere sahiptirler. Hatta bizim Hükümetimiz döneminde mimar ve mühendis odalarına ekstra yetkiler verilmiştir. Birçok meselede onlar işin içine dahil edilmiştir. İşin özü budur” diye konuştu. 

Mesleki denetim adı altında fiili ve keyfi bir durum oluşturulduğunu, bunun hukuk devletinde yeri olmadığını belirten Çelik, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çok önceden hazırlanan, planlı alanlar tip imar yönetmeliğinde 'hiçbir meslek kuruluşunun böyle bir para alamayacağının' net şekilde ifade edildiğini kaydetti.

Mimar ve mühendis odalarının, kendi yönetmeliği ile bugüne kadar bu parayı aldığını dile getiren Çelik, birçok mimar ve mühendisin şikayeti üzerine yargının odaların aleyhine kararlar verdiğini aktardı. 

Çelik, TMMOB ile ilgili düzenlemenin Gezi Parkı olayları ile ilişkilendirilmesinin anlamsız olduğunu, Hükümete bunun üzerinden bühtan etmenin, dayak atmanın anlamı bulunmadığını, iktidarın da bunu hak etmediğini söyledi.

BENZER YAZILAR