İnsanlık vicdanı bir kez daha kanamıştır

İnsanlık vicdanı bir kez daha kanamıştır

Çelik, AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.  

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında yapılan MKYK toplantısında, iç ve dış siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmelerin masaya yatırıldığını belirten Çelik, toplantıda Erdoğan, Başbakan Yardımcıları Beşir Atalay ve Ali Babacan, Genel Başkan Yardımcıları Numan Kurtulmuş ve Mevlüt Çavuşoğlu tarafından sunumlar yapıldığını anlattı.

Dünyanın ve Türkiyen'in gündeminde Suriye ve Mısır meselelerinin büyük yer teşkil ettiğini ifade eden Çelik, Suriye'de bir katliamın yaşandığını vurguladı. Son olarak Şam'ın banliyosu Guta'da bir kimyasal saldırı gerçekleştirildiğini bildiren Çelik, şunları söyledi: 

“Esed yönetimi tarafından bir kimyasal silah saldırısı gerçekleştirildi. Dün akşamki son belirlemelere göre bin 360 kişi orada hayatını kaybetti, bunların çoğunluğu da kadın ve çocuklardan oluşuyor. Uykudayken böyle bir saldırıya yakalandılar. Malumunuz sarin gazı, sinir gazı dediğimiz bu kimyasal silah, birkaç dakika içerisinde insanı öldürmeye yetiyor. Bu bir insanlık dramıdır, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Dünyada belki bütün tarih boyunca çok az müracaat edilmiş, başvurulmuş bir saldırı türüdür. Kimyasal silah son derece ucuzdur, kamuflajı son derece kolaydır ve etkisi çok yaygındır. Halepçe'de Saddam Hüseyin'in yaptığını, şimdi Suriye'de Beşar Esed yaptı maalesef. Hayatını kaybeden kurbanların vebalinde, şüphesiz ki bu saldırıyı gerçekleştiren, emrini veren, buna rıza gösteren, buna finansal, siyasi destek sağlayan ve bütün bu olup bitenlere karşı sempatisi olan insanların da devletlerin de  organizasyonların da vebali vardır.”

İşlenen suçların failleri, yardakçıları ve yardımcıları, perde arkasında organizatörleri ve destekleyicileri, destekçileri ve sempatizanları olduğunu ifade eden Çelik, petrol olmadığı için dünyanın Suriye'deki vahşete, katliama gözünü kapattığı dile getirdi. 

Suriye'deki vahşetin tüm dünyada yankı bulmasının ardından BM Güvenlik Konseyinin acilen ve Suriye gündemiyle toplandığını hatırlatan Çelik, ancak toplantıdan bir sonuç çıkmadığını söyledi.

Çelik, “Bugünkü BM'nin dünya düzeni, haklının kuvvetli olmasına değil, kuvvetlinin haklı olduğu tezine dayalı bir nizamdır. Adil değildir, haksızdır ve haksızlıkların devam etmesini sağlayan bir yapıdır. Daime üyelerden birisinin bu işe taraftar olmaması veya veto etmesi, bütün yapılan fecaatleri, insanlık ayıplarını maalesef bir anda yok sayıyor. Suriye'de bir kez daha böyle olmuştur” diye konuştu. 

Türkiye'de Beşşar Esed'e sempati duyan, ona yakın duran siyasilerin de olup bitenden ders çıkarması gerektiğini savunan Çelik, “Şu anda adres saptırma peşindeler ama eninde sonunda bütün belgeleriyle inanıyorum ki bunlar ortaya konacaktır” dedi. 

“Silah, adalate hükmetmiştir”

Çelik, Mısır'da halkın iradesiyla seçilmiş cumhurbaşkanın cezaevinde olduğunu anımsatarak şöyle devam etti:

“Fakat çağdaş bir firavun olan ve ülkesini uluslararası hakim güçlerin arzusu istakemetinde yıllarca inim inim inleten ve orada Tahrir meydanında barışçıl gösteri yapan, demokratik eylem yapan insanların üzerine silahlı insanlarını sevk eden, onların katledilmesine, onların arabaların altında ezilmesine sebebiyet veren Hüsnü Mübarek tahliye edilmektedir. Mısır'daki darbeye darbe diyemeyenlere Hüsnü Mübarek, mübarek olsun. İnsanlık vicdanı bir kez daha kanamıştır. Adalet duygusu, bir kez daha yara almıştır. Silah, adalate hükmetmiştir.”

“Biz, gaza gelerek Suriye'ye girecek değiliz”

Diplomasinin bir tarafıyla da pragmatizm olduğuna dikkati çeken Çelik, ancak pragmatizm adına insanlıktan, vicdandan, akıldan vazgeçilirse yapılanın diplomasi değil salt menfaatperestlik olacağını anlattı. “Türkiye yalnız kaldı” sözlerine prim vermediklerini aktaran Çelik, “Biz zalimlerin, biz saldırganların, biz kimyasal silah kullananların, biz darbe yapanların, kendi halkını inim inim inletenlerin safında olmaktansa onlarla birlikte olmaktansa onların uzağında kalmayı her zaman tercih ettik, bundan sonra da tercih ederiz” diye konuştu.

“Diplomaside çok kısa vadeli hesaplar yapanlar, borsada acelecilikte çok kısa vadeli hesaplar yapıp da ertesi gün tepe taklak gidenler gibi olur” değerlendirmesinde bulunan Çelik, esas kaptanın geminin burnunun ucunu değil ufku gören olduğunu vurguladı. 

AK Parti'nin macera sever bir dış politika gütmediğine işaret eden Çelik, “Biz, gaza gelerek Suriye'ye falan girecek değiliz” dedi. Bazılarının “Halletse halletse Türkiye, bu işi halleder” dediğini hatırlatan Çelik, bazılarının kendilerine diplomasi dersi vermeye kalkıştığını belirtti.

Çelik, “Sadece Hükümeti, AK Parti'yi eleştireyim diye bu gayret içerisinde olanlara söylüyorum: Boşuna yorulmayın. Türkiye'de ne yaptığını bilen bir siyasi kadro vardır, Türkiye'de siyasi istikrar vardır. Halkımız da bunu görüyor, tercihlerini yapıyor” görüşünü dile getirdi. 

“AK Parti diyenlerin oranı yüzde 51,4”

Bir kamuoyu araştırma şirketinin 5-19 Ağustos tarihlerinde, “Bugün seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz” anketi yaptığını bildiren Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti diyenlerin oranı yüzde 51,4. CHP diyenlerin oranı yüzde 24,9, MHP diyenlerin oranı yüzde 13,5, BDP diyenlerin oranı yüzde 7'dir. Dolayısıyla Türkiye cephesinde fazla bir değişiklik yoktur. Kimse, fazla büyük hayallere kapılmasın, kendi kendini kimse kandırmasın. Halk, yaptığınızı onaylarsa sizin devamlılığınızı sağlar. Demokrasi, vatandaş memnuniyetine dayanır. Yaptıklarınızı halkınız onaylıyorsa size bundan sonra da yetki veriyorsa siz yolunuza devam edersiniz.”

“Son dönemdeki dalgalanmalar, Türkiye'ye mahsus değil”

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın MKYK'da, Türkiye'de ekonominin gidişatıyla ilgili sunum yaptığını hatırlatan Çelik, Babacan'ın son dönemde ekonomideki dalgalanmaların Türkiye'ye mahsus olmadığını anlattığını aktardı.

Türkiye'nin, bulunduğu kulvardaki Rusya, Brezilya ve Hindistan ile mukayese etmek gerektiğini savunan Çelik, bu üç ülkede de borsadaki düşüşe, döviz kurlarının hareketine bakıldığını zaman benzer durumların görüldüğünü dile getirdi.

Çelik, “Burada, Türkiye'ye mahsus bir durum söz konusu değil. Biz, açık bir ekonomi yürütüyoruz. Biz, dünya ekonomisi ile entegrasyonu sağlamış olan bir ülkeyiz. Küresel dünyada artık hiçkimse, antenlerini dünyaya kapatarak kendi içine kapanamaz. New York Borsasında birileri öksürdüğü zaman Borsaİstanbul'da bizim grip olmamız mukadderdir. Bugünkü ekonomist yapı ve küresel nizamın bir gereğidir” dedi.

Uluslararası Af Örgütü

Uluslararası Af Örgütünün, Mısır'daki hastane ve hapishanelerde yaptığı araştırmalara dayanarak, Mısır'da planlı ve maksatlı bir katliam yapıldığı yönünde açıklama yaptığını vurgulayan Çelik, Mısır'da insanların kafasına ve göğsüne ateş açıldığının ve kasten katliam yapıldığının, Uluslararası Af Örgütü tarafından tespit edildiğini sözlerine ekledi.

Bazı çevrelerin “ekonomi büyüdü, bütçe büyüdü, Türkiye'nin borcu milli gelire oranı düştü diyorsunuz, ama bu vatandaşa, kamu çalışanına yansıdı mı” sorularına muhattap kaldıkların ifade eden Çelik, kamu çalışanlarıyla imzalanan son toplu sözleşmeyi anımsatarak, Türkiye'ye ve AK Parti hükümetine yakışan bir toplu sözleşme imzalandığını söyledi. 

Toplu sözleşme çalışmalarını yürüten ve sonuçlandıran Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile yetkili sendikalara teşekkür eden Çelik, şöyle devam etti:

“Herhangi bir sıkıntı olmadan, kamu çalışanlarımızı üzmeden, onların bizi üzmeyeceği şekilde bir çalışma yapıldı, sonuca varıldı, imzalar atıldı, yüzler güldü. AK Parti, 2002'de iktidara geldiği zaman en düşük devlet memurunun aldığı ücret, aile yardımı da dahil 392 TL'ydi. 2013'te nasıl? Son artışlarla birlikte bin 877 lira olmuştur. Ortalama devlet memurunun aldığı ücret, 578 lira iken bu son artışlarla beraber 2 bin 190 Türk Lirası olmuştur. 2002 ile 2013 arasına kümülatif enflasyon nedir? Yüzde 152'dir toplamda, enflasyon payını çıkardığınız zaman iyileştirme payı, refah payı olarak, refah artışı olarak en küçük devlet memurundaki artış yüzde 91'dir. Ortalama devlet memurundaki artış 50.4'tür.

Toplu iş sözleşmesinde taban aylığında, 4,5 milyon kamu çalışanını ve emekliyi ilgilendiren, 175 liralık bir artış sağlanmıştır. 4,5 milyon insan bundan olumlu yönde etkilenecektir. Ayrıca 666. sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eşit işe eşit ücret mantığıyla yapılan düzenlemeyle adaletsizlikler giderilmiştir. Mesela Başbakanlıkta çalışan bir daire başkanı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında çalışan bir daire başkanından neredeyse bin 500 liraya yakın fazla para alıyordu, bunlar eşitlenmiştir, burada da ciddi artışlar meydana gelmiştir. Son toplu sözleşmeyle birlikte 4C'li kamu çalışanları için de yüzde 40'a yakın iyileştirme yapılmıştır.”

“Türkiye zenginleştikce halkımız zenginleşiyor”

Hüseyin Çelik, Türkiye'nin borcun milli gelire ve finans sektörü açısından birçok gelişmiş ülkeden daha iyi durumda olduğunu vurgulayarak, “Türkiye zenginleştikce halkımız zenginleşiyor, Türkiye iyileştikçe halkımızın sosyal durumu, refah durumu iyileşiyor” diye konuştu.

Basel-2 kriterlerine göre 2017'de Avrupa Birliği ülkelerindeki bankaların sermaye yeterlilik rasyosunun yüzde 8,5 olması gerektiğini, Türkiye'de bu durumun şimdiden yüzde 17 olduğunu anlatan Çelik, “Karamsarlığa gerek yok, Türkiye'de siyasi istikrar var. Türkiye'de ekonomi, dünyadaki ekonomik gelişmelerle birlikte dalgalanmalara elbette tabiidir. Bu serbest piyasa ekonomisi uygulamamızın ve dünyaya açık bir ekonomik model tercih etmemizin sonucudur, bu normaldir” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'de turizm sektörünün de tüm olumsuzluklara rağmen ciddi gelişmeler gösterdiğini, turizm gelirlerinin arttığını ifade eden Çelik, “Ancak enflasyon, döviz oranları, cari açık, faiz oranların yükselmesi, borsalardaki hareketlilikler dünyadaki gelişmelerle paralellik arz etmektedir ama bizim durumumuz, etrafımızdan değil, dünyanın gelişmiş ülkelerinden de daha iyi durumdadır. Nazar değmesin diyoruz” ifadesini kullandı.

Sorular

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çelik, bir gazetecinin “Suriye'de daha önce de kimyasal silah kullanılmıştı, o dönemde bazı yaralılar Türkiye'ye getirilmişti. Bu sefer de somut olarak kimyasal silah kullanıldığını kanıtlamak için Türkiye'nin oynayacağı herhangi bir rol olabilir mi” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Suriye bizim komşumuz, bizim Suriye halkıyla ciddi bir dayanışmamız var. Suriye'de sağlar da Suriye'de yaralılar da ne zaman kapımızı çalsa biz onlara kapımızı da gönlümüzü de açtık. Bu bundan sonra da böyle olacak. Biz ekmeğimizi tuzumuzu onlarla paylaştığımız gibi hastanemizi de tüm imkanlarımızı onlarla paylaştık. Bu insan olmamızın gereğidir, komşu olmamızın gereğidir. Olması gereken budur, birileri bize 'aferin' desin diye bunu yapmıyoruz. Bundan sonra da bu böyle olacaktır. Gelirlerse ki büyük ihtimalle gelebilir. Malum Şam biraz daha ötede, bu sınıra yakın bölgelerde olsa çok daha fazla insanın tedavi için gelmesi söz konusu olabilirdi, birlikte izleyelim.”

Çözüm süreci kapsamında üzerinde çalışılan demokratikleşme paketinin, MKYK toplantısında gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine, Çelik, “Bu çözüm sürecine katkıda bulunacaktır ancak şuna şartlanmayalım: Efendim, 'PKK şöyle şöyle adım atacak, karşılığında şu şu olacak.' Böyle bir şey söz konusu değil. PKK olmasa da Türkiye'de böyle bir mesele söz konusu olmasa bile biz kendini öteki hisseden, birileri tarafından ötekileştirilen farklı etnik unsurların farklı inanç gruplarının, makul, meşru, mantıklı taleplerini karşılarız. Bugüne kadar karşıladık bundan sonra da karşılayacağız. Bu hukuk devleti anlaşıyımızın gereğidir. Bunu yapacağız” yanıtını verdi.

Demokratikleşme paketinin özünün, 2011'de seçime giderken yayınladıkları seçim beyannamesi olan Hedef 2023'teki birinci bölümde yer aldığına işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

“İleri demokrasiye ulaşmak için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Ama toplumsal algıyı iyi yöneterek yapacağız. Her şey bir günde olmuyor. Zamanın ruhu diye bir şey var. Zamanın ruhu neyi gerektiyorsa onu yapıyoruz, yapmaya devam ediyoruz. AK Parti 4. Olağan Kongresi öncesinde yine kamuoyuyla paylaştığımız AK Parti 2023 Siyasi Vizyonu diye belgemiz var. Burada 64 madde var, kamuoyuyla paylaştığımız, taahhüt ettiğimiz. Bunları yapacağız.”

Çözüm süreci kapsamında akil insanların 7 bölgeye dağılarak insanların nabzını tuttuğunu anımsatan Çelik, şöyle devam etti:

“Olması gereken olmaması gereken nedir sorularını sordular. 7 bölgedeki insanımızın bazı talepleri var, bazı hassasiyetleri, endişeleri var. Onların yansıyacağı bir çalışma yapıldı. Bu arada bazı siyasi partilerin dillendirdiği hususlar var. Onlar ciddiye alındı. Bir çalışma yapıldı. Sayın Başbakanın çalışma takvimine bağlı olarak bu iki gün sonra olabilir, 3-5 gün sonra olabilir, temenni ederim ki ağustos bitmeden ve eylül başında bir araya geleceğiz. Sayın Başbakanımız ile birlikte konular üzerinde, maddeleri üzerinden bir kez daha geçeceğiz. Son şeklini aldıktan sonra, burada Anayasa değişikliğini gerektiren şeyler olabilir, Anayasa değişikliğini gerektiren hususlar olabilir, kanunda çözülmesi gereken bazı şeyler olabilir. Yönetmelik, tüzük, talimatname vesaire bunlar olabilir. Bunlar icra organının tasarrufunda zaten. Bir de sadece idari tasarrufla halledilebilecek hususlar var. Burada da kendisini bir şekilde haksızlığa uğramış hisseden, eksikliği hissedilen yargı sisteminde bizim eksik olarak gördüğümüz birçok husus bir araya getirilmiştir. Ümit ediyorum ki açıklandığı zaman, 'bu da iyi oldu toplum bunu bekliyordu' diyebileceğiniz bir manzarayla karşılaşmayı ümit eduyoruz. Bu çıktıktan sonra, Türkiye'deki demokrasi, dört dörtlük, bizim ileri demokratik standartlar dediğimiz standartlara ulaşmış mı olacak? Hayır uzun ince bir yoldur. Yola devam ediyoruz ve ihtiyaçlar gerektirdikçe bunları yapmaya devam edeceğiz.”

“Bizim bu fitneyi bitirmemiz gerekiyor”

“PKK ile ilgili husus şudur: PKK silahlı unsurlarını çeksin, silah bıraksın derken peki silahlarını bıraktılar, sınırın öte tarafına gittiler sonra? Bunlar ne olacak? İşin o kısmı belli zamanlamaya belli adımlara bağlıdır” ifadesini kullanan Çelik, şöyle devam etti:

“Silahları bırakacaksınız, yurt dışına gideceksiniz, eve dönüş yasası ile mi bunlar gelecek? Pişmanlık yasasıyla mı gelecek? Daha başka düzenlemeler mi yapılması gerekiyor? Bunlar yapılacaktır, yapılması gerekiyor. Bizim bu fitneyi bitirmemiz gerekiyor. Bana meslektaşlarınız  soruyorlar, 'bunun bir garantisi var mı, çözüm sürecinin?' Ben size garantisi olan bir şey söyleyeyim: Eğer bu irade olmazsa bu mesele çözülmezse biz 30 yıldan beri yaptığımız gibi her akşam kaç şehit verdiğimiz ve kaç PKK'lının etkisiz hale getirildiğini saymakla meşgul olacağız. Bunları seyrediyor olacağız. Siyasi ve sosyal olaylarda aspirin gibi tablet gibi bir çözüm yoktur. İnsan aklının üretebileceği, insan vicdanının üretibileceği çözümler vardır. Hükümet böyle bir sorumluluk almıştır. Ancak BDP ve PKK cephesinde maalesef bir açıklama enflasyonu var. Özellikle Abdullah Öcalan'ın televizyon seyrettiğini öğrenen bazı BDP'li arkadaşlar orada sadakat yarışına girdiler. Biri diyor ki özgür olsun. Biri diyor ki başımıza sultan olsun. Biri diyor ki derhal buraya gelsin. Herkes makul olanla ilgilenmek zorundadır. Abdullah Öcalan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olmuş bir mahkumdur. Şu anda da İmralı'da mahkumiyetini yaşamaktadır. Abdullah Öcalan'ın bir çözüm sürecine bir katkısı olacaksa eyvallah…”

“Süreci zehirlemeye yönelik insanlar açıklama yapmaktan hassaten kaçınmalıdır”

“Bu süreci zehirlemeye yönelik insanlar açıklama yapmaktan hassaten kaçınmalıdır” diyen Çelik, şöyle devam etti:

“Bu açıklamalar yapılırken şehit aileleri göz önününde bulundurulmalıdır, gazilerin hassasiyeti göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye'de Kürt olmayan, Türkiye'nin çoğunluğunun duyguları ve hissiyatı gözardı edilmemelidir. Çözüm süreci bir taraftan birlerini abat ederken diğerlerini berbat etmeye yönelik değildir. AK Parti söyle bir şey yapmaz. AK Parti, Türkiye'nin birlik bütünlüğünü sorgulama konusu yapmaz. Bunu herkesin böyle bilmesi lazım. Biz 81 ilin partisiyiz. Biz bir etnik parti değiliz. MHP olsak Türkçülük ile oy almaya çalışırız. BDP olsak Kürtçülük ile oy almaya çalışırız. Biz AK Parti'yiz, Hakkari de bizim için de çok önemli Edirne de çok önemli.  Muğla'da önemli Artvin de Sinop da Mersin de Ankara da çok önemli. Türkiye'de AK Parti'yi 7 bölgede birinci yapan esas anlayış bu. Çözüm süreciyle ilgili mesele bundan ibarettir.”

Çelik, AK Parti'nin yaptırdığı anket sonuçlarına ilişkin detay sorulması üzerine, “Bizim anketler bütün Türkiye'yi kapsayan şekilde yapılır. Çok geniş bir denekle yapılır. Dolayısıyla onun detayları önümde değil ama bugüne kadar en sağlıklı sonuç alacak şekilde anketler yapıldıysa bu da öyle yapıldı” yanıtını verdi.

“Mısır'dan sonra Suriye'de de Arap dünyasının kimyasal silah kullanmaya yönelik ciddi bir kınama, somut adım atmaması sizi şaşırttı mı” şeklindeki bir soruyu da yanıtlayan Çelik, şöyle konuştu:

“Başbakanımızın söylediği çok anlamlı bir söz vardı, Hazreti Yusuf'u kuyuya atanlar, kardeşleriydi. Ormana, 'balta seni kesiyor' demişler, 'ne yapayım sapı bendendir' demiştir. Voltair'in meşhur sözü var, der ki, “Tanrım beni dostlarıma karşı koru, çünkü ben düşmanlarımla başa çıkabilirim. Kartalın bacağına ok saplanmış, dönmüş bakmış ki okun kuyruğunda kuş tüyü var. Demiş, 'ne acıdır ki bana saplanan okun kuyruğunda hemcinsimin tüyü var.”

Hüseyin Çelik, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri ile ilgili kendisinin Twitter üzerinden bazı açıklamalarda bulunduğunu, Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök ve Sözcü gazetesinin ise bunun üzerine kendisine tepki gösterdiğine dikkat çekerek, şöyle devam etti:

“Eleştirmekte ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anladım. Yani Ertuğrul Özkök gibi gazetecilikte itibarının sonuna gelmiş veyahut da itibarını sıfırlamış olan, bütün ömrünü darbelere payandalık yapmış olan, bütün ömrü verilen talimatlarla manşet atarak gazetecilik yapmakla geçmiş olan böyle birisi bizi hem de çok kerih bir üslupla susmaya davet ediyor. Sayın Özkök biz konuşurken de susarken de senin ağzına bakarak, senden talimat alarak bunları yapmayacağız. Biz entellektüel olarak, biz akademisyon olarak, biz insan olarak, biz Müslüman olarak, babası İhvan-ı Müsliminin bir muhibbi olan insan olarak 'sayın genel sekreter neden susuyorsun?' dedik. Haklıydık. Ama biz Ertuğrul Özkök'e göre büyük bir günah işlemişiz. Bakıyorum ona benzer bazı daha yazarlar hemen koroya katıldılar. Kusura bakmasınlar biz ne zaman konuşacağımızı, ne zaman susacağımızı bu zadegana sorarak tayin edecek değiliz.”

Çelik, “Başbakan Erdoğan, 'Mısır'daki darbenin arkasında İsrail var' dedi. Gelen tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusu üzerine de “İsrail ile ilgili yapılan bir açıklamaya İsrail'in cevap vermesini anlarım. Mısır'la ilgili olduuğu için Mısır bir şey söylemiştir, onu da anlarım. Peki Amerika Birleşik Devletleri'ne ne oluyor? Yani ABD, İsrail adına konuşma hakkını niye kendinde buluyor ki ben onu anlamıyorum. Türkiye bir NATO ülkesidir, İsrail değildir. Ama NATO'daki müttefikimiz olan ülke, İsrail adına bir açıklama yapıyor. Bizim bugüne kadar alıştığımız şey değildir bu. Bunu ibretle ve hayretle karşıladık. İlgili merciler de herhalde yetkililerimiz Amerikalı yetkililerle elbette bu meseleyi konuşacaklardır” ifadesini kullandı.

“Kadına karşı şiddet uygulanması kabul edeceğimiz bir şey değil”

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in, BM'den gelen ödenekleri kullanmayacağına dair ifadelerinin sorulması üzerine, Çelik, şunları söyledi:

“Birleşmiş Milletler'den gelen ödenekler bizim özellikle bazı sosyal sorumluluk projelerinde harcadığımız ödenekler içinde okyanusta bir damla değildir. O ödeneklerin sembolik bir anlamı vardır. Bu uluslararası bir dayanışmasının eseridir. Belli uluslararası tecrübeden yararlanma, uzmanlardan yararlanma, vesair, vesair gibi olaylarla ilgili olarak bu uluslararası fonlar, BM'nin çeşitli kuruluşlarının gönderdiği fonlar bu açıdan bir anlam ifade ediyor.

Ama ben Sayın Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez'in kesinlikle açıklamalarına yüzde yüz katılıyorum. Elbette kadına karşı şiddet uygulanması bizim şiddetle reddettiğimiz, kabul edeceğimiz bir şey değil. Her zaman söyledim, kadınlar toplumumuzun yarısıdır. Kadınını önemsemeyen bir toplum aklının yarısını, varlığının yarısını önemsemiyor demektir, kendi kendisini önemsemiyor demektir. Burada bir kere tartışma götürmez bir pozisyonumuz var, ve hükümetimizin bu konuda attığı adımlar ortada.  Ancak, BM kadına şiddet meselesiyle ilgileniyor. Peki insanlığa karşı işlenmiş suçla neden ilgilenmiyorsun? İnsanlığa karşı icra edilen katliamla niye ilgilenmiyorsun? İnsanlığın haysiyet ve onurunu ayaklar altına alanlarla niye ilgilenmiyorsun ey BM? Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanımızın buradaki tavrını ben isabetli bir duruş, bir tavır olarak değerlendiriyorum, ben de buna katılıyorum. Varsın paraları kendilerinin olsun. Bizim hamdolsun harcayacak paramız var.”

Çelik, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın yurt dışındaki ekonomik dalgalanmaya karşı somut adım önerip önermediği yönündeki bir soruya da şu yanıtı verdi:

“Netice, eğer tesir dışarıdan gelirse hava rüzgarlıysa panjurlarınızı kapatmanız lazım. Bacalarınıza varıncaya kadar herşeyi gözden geçirmeniz lazım. Türkiye tabii bunu yapıyor. Yani bizim kendi içinde sağlam olmamız lazım, sağlam bir vücuda dışarıdan giden mikroplar zarar veremez. Direncin artırılması için tabi ki alınması gereken tedbirler var. Bizim bütçe açığımız yok çok şükür, bütçe fazlamız var. Cari açık, ekonomimizin problemlerimizden birisidir. Onunla ilgili de ciddi mücadele veriliyor. Bu insanların ayağını yorganına göre uzatamamasından kaynaklanan, malumunuz zaten şu anda gündemde olan kredi kartlarının belli bir düzene sokulmasıyla ilgili çabalar var. Finans sektöründe, reel sektörde, sanayide efendim, ihracat kredilerinde uygulanan faizde, birçok konuda şu anda ciddi bir çalışma var. Onunla ilgili de bilgiler verdi ama bu basın toplantısı kapsamı içerisinde bir ekonomi dersi verecek değilim.”

Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

“Biz zulmün olmadığı, haksızlığın olmadığı bir dünya özlüyoruz ve son olarak bir atasözüyle bitireyim ben konuşmamı. Hem Suriye için, hem Mısır için, neresi için olursa olsun söylüyorum. Atasözümüz der ki, 'mazlumun ahı tahttan indirir şahı.' Hiç kimse saltanatına, hiç kimse elindeki silaha, sopaya güvenmesin. Mazlumun ahı şahı tahtından indirir. Dolayısıyla Suriye'de de Mısır'da da ben eninde sonunda, kazanacak olan Mısır halkının ve Suriye halkının olacağına inanıyorum. Onlarla dayanışmamıza devam edelim.

Hakikaten yüreklerimiz dağlanıyor, o çocuk görüntülerini hele hele gördükçe, o masum insanların böyle boy boy yan yana dizilmiş cenazelerini gördükçe, insanım diyen insanın bundan etkilenmemesi, göz yaşı dökmemesi, kahrolmaması mümkün değil. Bütün bu yapanlar kahrolsunlar ama insanlık var olsun, sevgi dostluk, kardeşlik var olsun diyorum.”

BENZER YAZILAR