Ülkemiz açısından büyük bir talihsizlik

Ülkemiz açısından büyük bir talihsizlik

Çelik, basın toplantısında Cumhuriyet Bayramının yurt genelinde büyük bir şeref ve onurla kutlandığını söyledi. Marmaray Projesi'nin de tamamlandığını ve hem dünyanın hem de Türkiye'nin gündemine oturduğunu dile getiren Çelik, “Londra'dan Pekin'e kesintisiz demiryolu sağlama gibi bir başarı da bize, bizim milletimize nasip oldu” dedi. 

İzmir'de İktisat Kongresi'nin toplanacağını hatırlatan Çelik, istiklal mücadelesini kazanmış olan Türkiye'nin şu anda da istikbal mücadelesine emin adımlarla dünya sahnesindeki yürüyüşüne devam ettiğini bildirdi. 

Milli bayramların milletin birlikte kutladığı bayramlar olduğunu söyleyen Çelik, bayramda çeşitli alternatif kutlamalar da yapıldığını anımsattı. Çelik, “Cumhuriyet Halk Partisi sanırım başka niyetlerle bunu yapıyor. Bu kendi tercihleridir ona söyleyeceğimiz bir şey yok” ifadesini kullandı.

“Cumhuriyet tek başına bize yetmez”

AK Parti programının sonuç bölümünde “Cumhuriyet, binlerce yıllık tarihimiz içerisinde elde ettiğimiz kazanımların en büyüklerinden birisidir. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak AK Parti'nin varlık sebebidir” şeklinde bir ifade bulunduğunu belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyet tek başına bize yetmez. Yeryüzünde otoriter, totaliter, sosyalist, teolojik, bürokratik cumhuriyetler var, bir de demokratik cumhuriyetler var. Bizim Cumhuriyetimiz tasarlanırken bürokratik bir Cumhuriyet olarak tasarlanmış. Ama bugün Cumhuriyetimiz demokratik bir Cumhuriyet olma yolunda emin adımlarla yoluna devam etmektedir. Aksi takdirde demokratiklik vasfı olmazsa bu çok da fazla bir anlam ifade etmez. Çünkü cumhuriyet sadece ülkenin kim tarafından idare edileceği sorusuna cevap verir. Bir monarşi mı idare edecek sizi, bir hanedan aile mi idare edecek, yoksa halk kendi devlet, hükümet başkanını seçimle mi iş başına getirecek. Ama onlar işbaşına geldikten sonra bu ülke nasıl yönetilecek sorusuna, işte o cumhuriyetin başına getireceğiniz sıfatla karar verirsiniz, O cumhuriyetin ilkelerinin prensiplerinin olması lazım.”

Türkiye'de “cumhuru bugün göz ardı etmeyen bir Cumhuriyet anlayışı” olduğunu söyleyen Çelik, bu nedenle Cumhuriyetin her zamankinden çok daha güçlü olduğunu bildirdi. Çelik, “Cumhuriyet elden gidiyor' şeklinde birileri her gün sloganlar atabilir. Bu son derece manasız ve anlamsızdır. Halkımız da buna itibar etmiyor esasında” diye konuştu.

“Bu yakışmıyor” 

CHP'nin Tandoğan Meydanı'nda gerçekleştirdiği alternatif bayram kutlamasında Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun bir konuşma yaptığını hatırlatan Çelik, “Orada maalesef hepimizin başımızı önümüze eğeceğimiz kadar utanmamız gereken, birileri dinlediği zaman 'edep, edep ya hu' diyeceği konuşmalar yaptı. Bu yakışmıyor. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugün başında olması, Türkiye'nin ana muhalefet lideri ünvanına sahip olması ülkemiz açısından büyük bir talihsizlik, Cumhuriyet Halk Partisi açısından da büyük bir bedbahtlık sebebi olmalıdır” dedi. 

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun sözlerine, “Siyasetin dilini çirkineştirmemek adına” kendisinin de Başbakan Erdoğan'ın da aynı sözlerle mukabele etmeyeceklerine dikkati çeken Çelik, “Sayın Kılıçdaroğlu'nu, söyledikleri sözleri, bu duruşu ben milletimize havale ediyorum. Edep terbiye nedir, bilen bir halkız ve kendi başımızdakileri de böyle görmek isteriz. Halkımız her zaman bunu söyler” değerlendirmesinde bulundu. 

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın Gezi Parkı olayları sonrası katıldığı bir televizyon programında bir soruya, “Ben başbakanlık ofisine gittiğimde ofisimin önünden gelenlerin durumunu görüyorum. Bu hal ve tavır olabilir, bu giyim kuşam olabilir, burada o insanların sergiledikleri hareketler olabilir. Aslında benim değerlerimle uyuşan şeyler değil. 'Ama benim insanımdır' diyorum ve saygı gösteriyorum. Ama ben saygı gösteriyorsam, aynı saygıyı onlardan bekliyorum. Eşime, kızıma aynı saygıyı bekliyorum” şeklinde cevap verdiğini hatırlattı.

Demokrasinin insanların farklı tercihlere sahip olabildiği ve bu tercihlerini dillendirip savunabildiği bir sistem olduğunu dile getiren Çelik, demokratik çoğulculuğun esasen bu olduğunu ancak diğerine müdahale etmemenin şart olduğunu bildirdi. 

Müslüman olduğunu, dinin doğuştan getirilmediğini ve sonradan değiştirilebileceğini anlatan Çelik, şöyle devam etti:

“Ben Hristiyanlığı, Museviliği tasvip etmiyorum. Ama bu Hristiyan'a, Musevi'ye müdahale edeceğimiz anlamına gelmez. Musevi'nin ve Hristiyan'ın kendi dini pratiklerini yapma, hür ve birinci sınıf vatandaş olarak  bu ülkede yaşama hakkına ve şahsına müdahale etme anlamına gelmez bu. 'Ben Galatasaraylıyım, tercihim budur',  ben Fenerbahçeliye, Beşiktaşlıya müdahale edeceğim anlamına gelmez. Ben aşırı dekolteye karşıyım, karşı olabilirim, ona müdahale edeceğim anlamına gelmez.”

Türkiye'de yıllarca başörtülü avına çıkıldığını, genç kızların öğrenim haklarının ellerinden alındığını, binlerce kamu çalışanının malum medyanın başörtülü avına çıkmasıyla işlerinden atıldığını ve eşi başörtülü olduğu için bir çok insanın ordudan atıldığını aktaran Çelik, “Cumhuriyet Halk Partililer başörtüsüne karşı olabilir, başörtüsünü tasvip etmeyebilirler. Ama bu başörtülüye müdahale etme hakkını kendilerinde bulacağı anlamına gelmez” dedi. 

“Karganın bülbüle lisan dersi vermesi gibi bir şey”

Başbakan Erdoğan'ın “Gördüğüm bazı haller var, ben bunu tasvip etmiyorum. Ama benim vatandaşımdır, benim insanımdır. Ben ona saygı duyarım” dediğini ifade eden Çelik, “Burada anormallik neresi” diye sordu. 

Başbakan'ın bu sözlerine karşılık CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun 2 Haziran tarihli CHP Grup toplantısında, “Yahu biz seni Başbakan olarak mı, dikizci mi olarak seçtik. Bir de bunu utanmadan söylüyor” şeklindeki sözlerini anımsatan Çelik, şunları söyledi:

“Dikizci, bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz değil mi. Dün bu sefer diyor ki, 'Dolmabahçe'de oturup Kadköy'den gelen kadınları dikizliyor'. Bu nasıl bir ahlak anlayışıdır. Şu ahlak dersi verene bakar mısınız. Sayın Kılıçdaroğlu'nu bu söylemiyle Başbakan'a ahlak dersi vermeye kalkışması, 'karganın bülbüle lisan dersi vermesi' gibi bir şeydir. Büyüklerimiz her zaman şunu söylemişler 'Edep ya hu', 'Edep ille edep'. Mevlana Hazretleri diyor ki, 'İnsanlarla hayvanları birbirinden ayıran en önemli ayırt edici vasıf edeptir”. Hz Ali Efendimiz diyor ki, 'Esas yetimler anneden, babadan yoksun olanlar değil, ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır'. Ve halkımızın çok güzel bir sözü var, 'Her kimin çatlarsa şu ar damarı, Allah fena vurur ona şamarını' der. Eğer birinin ar damarı çatlarsa, Allah ona tez zamanda vurur şamarı. Halk da vurur sana şamarı.”

“Bir ülkenin Başbakanı'na bu söylenecek laflar mıdır?” ifadesini kullanan Çelik, “İki sokak serserisinin kavga ederken birbirine söyleyemeyecekleri sözleri, bir ana muhalefet partisinin lideri çıkıp, canlı yayınların yapıldığı bir meydanda halkın huzurunda bunu nasıl söyleyebilir” dedi.

“Ahlaksızlığın en büyük örneğidir, iftiradır bu”

Başbakan Erdoğan'ın edep timsali bir insan olduğunu bu ülkede herkesin bildiğini dile getiren Çelik, “Başbakan her şeyden önce iyi bir aile terbiyesi almış insandır, adab-ı muaşeret nedir, bilir. Hele hele hanımlarla muhataplığında Sayın Başbakan, hakikaten centilmen erkeğin, edep ahlak dersini iyi almış bir erkeğin, davranışlarını ve bunun en güzel örneklerini sergilediğini görürsünüz” diye konuştu. 

“Kılıçdaroğlu'nun kadınlara seslenirken söylediği, “Sizin bedeniniz üzerinden siyaset yapan bu Recep Tayyip Erdoğan'a gereken dersi verin” şeklindeki sözlerini hatırlatan Çelik, şunları belirtti:

“Esas her gün bu meseleyi bu şekilde gündeme getirerek, kendisi kadınların bedeni üzerinden siyaset yapmış olmuyor mu? Ne demiş Sayın Başbakan, kadınların ne zaman doğum yapacaklarına, kaç çocuk dünyaya getireceklerine ve nasıl doğum yapacaklarına Başbakan karar veriyormuş. Bu ülkede AK Parti iktidarından önce devlet eliyle devlet kaynaklarıyla bazı özel firmaların da sponsorluk yapmasıyla bu ülkede resmen, valilerin ve başbakanların nezaretinde doğum kontrol programları yürütüldü. Bunu biliyoruz. Ücretsiz olarak dağıtılan doğum kontrol hapları ve diğer uygulamaları bu toplum çok iyi biliyor. Resmen ve devlet eliyle kadınlara 'doğurma' dediğiniz zaman bu müdahale olmuyor. Ama Sayın Başbakan katıldığı nikah merasimlerinde 2037 yılında nüfusumuzun eğer bu trend devam ederse yaşlanan bir nüfus olacağını, Türkiye'nin en en büyük zenginliğinin genç nüfus olduğunu ve genç bir ülke olarak kalmamız için asgari üç çocuk doğurulması gerektiğini, her ailenin üç çocuğu olsun temennisinde bulunuyor.

Bir dileğini ortaya koyuyor Başbakan, tavsiyesini dile getiriyor. İki çocukta kalana başbakan ceza mı verdirdi bugüne kadar. Hiç çocuğu olmayan insanları kamudan men mi etti Başbakan. Veya insanlara müeyyide uygulayacak bir kanun tasarısı mı hazırlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderdi. Sayın Başbakan'ın tercihlerini temennilerini tavsiyelerini siz mi kararlaştıracaksınız, onun ne yapacağına siz mi karar vereceksiniz.”

“Hangi kadına 'İlle de sen şu kadar çocuk doğuracaksın' diye bir dayatmada bulunulmuş, ifadesini kullanan Çelik, “Bu istismardır ve olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek ahlaksızlığın en büyük örneğidir, iftiradır bu” dedi. 

Kürtaj tartışmalarının bütün medeni ülkelerde yapıldığını söyleyen Çelik, 6 aylık bebekleri anne rahminde parçalayarak öldürmenin dünyanın her tarafında lanetlendiğini bildirdi. Konuyla ilgili tartışmalara Başbakan'ın da katılabileceğini dile getiren Çelik, şöyle devam etti:

“Sosyal Güvenlik Kurumu'nda eğer sezaryenle ameliyatlar, doğumlar had safhaya çıkmışsa, normal yapılabilecek doğumlar da belli hastaneler tarafından faturaların kabartılması amacıyla kullanılmışsa Sayın Başbakan'ın buna müdahil olması, bunu dillendirmesi gerekmez mi? En tabii doğum normal doğumdur, olması gereken normal doğumdur. Sezaryen biliyorsunuz istisnai bir durumdur. Annenin ve bebeğin sağlığı söz konusu olduğu zaman en son çare olarak başvurulacak şeydir, tercihinde bulunduğun zaman Sayın Başbakan, Başbakan'ın başında bulunduğu hükümet, Sağlık Bakanlığı bunu dillendirdiği zaman bu kadınların bedeni üzerinden siyaset mi yapmaktır.”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında, Başbakan'ın hamile kadınların sokağa çıkmaması gerektiğine ilişkin sözler söylediğini iddia ettiğini belirten Çelik,  şunları kaydetti:

“Bu yalan. Bu iftira. Yalan ve iftira bir araya geldiği zaman nasıl bir alaşım çıkar. Bir aydın, yazar, çizer bunu söyledi, birileri de ona tepki gösterdi. Şimdi bir başkası bir şey söylediği zaman, bunu getirip, bir şey duymuş Sayın Kılıçdaroğlu'nun kulağına bir şey çalınmış. Sokakta duyduklarıyla, medyada yazılanları kenarından, kıyısından duyarak bir ana muhalefet partisi gidip meydanlarda konuşma yapar mı? Bu kabul edilebilir bir tutum mudur? Siz bu ülkenin Başbakanı olsanız, ana muhalefet lideri diyor ki, 'Başbakan dediki, kadınlar hamile sokağa çıkmaz'. Sayın Başbakan rüyasında böyle bir şey görmedi, bunu asla söylemedi. Söylemediği bir sözden yola çıkarak siz yorum yapıyorsunuz ve saldırıda bulunuyorsunuz. Şimdi bunu hangi edeple, hangi ahlakla, hangi siyasi etikle bağdaştırabilirsiniz?”

“Bu tavrı şikayet ediyorum”

Çelik, bazılarının bu tür konuşmalara cevap vermemelerini istediğini ifade ederek, “Biz Sayın Kılıçdaroğlu'nu ve sözlerini çok ciddiye aldığımız için değil, kendi halkımızı ciddiye aldığımız için bunlara cevap veriyoruz” dedi. 

 Kılıçdaroğlu'nun konuşmasına CHP'li bir kadının da meydanda “Olamaz”, “Bu ne edepsizlik”, “Böyle konuşma mı olur” şeklinde tepki gösterdiğini aktaran Çelik, “Bu tavrı sadece bütün Türkiye değil aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partili ve hakikaten onurlu Cumhuriyet Halk Partili kadınlara da bu tavrı şikayet ediyorum. Böyle bir şey olamaz. Siyasi rakibinizi siz hasım gibi bilerek nasıl bu şekilde saldırabilirsiniz? Bu siyaset midir?” diye konuştu.  

Herkesin farklı tercihleri ve kabulleri olabileceğine işaret eden Çelik, “Diyelim ki ben bir programda bir konuda fikir beyanında bulunacağım, ondan sonra ahlaksızca bir şekilde bana linç uygulayacaksınız. Bu kabul edilebilir bir şey midir?” diye konuştu.

Çelik, 28 Şubat sürecinde başörtülü hanımlara bazı noterlerde işlem yapılmamaya başlandığını ve başörtülü hanımların bazı hastanelere alınmadığını söyledi. 

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'ın, “Başörtüsü Türk hanımlarına yakışmıyor” dediğini söyleyen Çelik, “Hüseyin Çelik'e uyguladığınız linci, gösterdiğiniz tepkiyi ona niye göstermiyorsunuz? Belediye Başkanı bunu söyleyebilir, tercihi bu olabilir, ama gidip başka fiili ve fiziki olarak müdahale etmediği sürece bu kendi görüşüdür, bunu söyleyebilir. Sayın Başbakan, katıldığı bir televizyon programında, 'Benim tasvip etmediğim bazı şeyler var, ama bu benim vatandaşımın tercihidir ben buna saygı duyuyorum', demokratik bir ülkenin Başbakan'ı başka ne söyleyebilir?” diye konuştu.

AK Parti'li bazı milletvekillerinin TBMM'ye başörtüleriyle geleceğine yönelik tartışmaları hatırlatan Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun daha önceki bir konuşmasında, “Biz 25 yılımızı başörtüsü tartışmalarıyla geçirdik. 20-25 yılımızı bir türban olayıyla götürdük. Bütün enerji oraya gitti” şeklindeki sözlerini hatırlattı.   

Çelik, şöyle devam etti:

“Bu bir tespittir. Bence doğru bir özeleştiridir. Kendisi söylüyor, diyor ki, 'Şapka Kanunu var, hangimiz bunu uyguluyoruz'.  Sonra arkasından bence daha güzel cümle söylüyor, 'Hayatın gerçeğinden koparıyoruz Türkiye'yi' diyor. CHP, hayatın gerçeğinden Türkiye'yi koparmıştır. Bugün bu toplumun hanımlarından yarısından fazlası başörtülüdür. Onların tercihlerinin TBMM'ye yansıması, başörtülü hanımların Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunması kimi niye rahatsız etsin? Kamuda çalışabilir, üniversiteye de gidebilir, başı açık olanın başı açıklık tercihi de bizim için son derece saygı değerdir. Ona birisi müdahale edildiği zaman biz bunu da namus meselesi yaparız, başı açık olan hanıma tercihinden dolayı hiç kimse müdahale edemez.”

“Merhum Ecevit'in tarihi hatası”

CHP'nin, bayan milletvekillerinin TBMM'ye başörtüsü takmadan gelmeleri yönünde bir tezi savunabileceğini söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:  

“Ama 1999'daki gibi tavırları olursa, kusura bakmasınlar ne Türkiye 1999'un Türkiye'sidir, ne de Türkiye Büyük Millet Meclisi 1999'daki 21. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Orada, 'dışarı, dışarı' diye bağıran DSP'lileri hatırlıyorsunuz. Merhum Ecevit'in tarihi hatasıdır. 12 Mart'a karşı durmuş, halkçı Ecevit, orada çıkıp bu duruşu sergileyerek kendisinin ve partisinin intiharını ilan etmiştir. Yüzde 22 ile koalisyonun büyük ortağı olurken, 3 yıl sonra bu halk yüzde 1'e düşürmüştür DSP'yi ve DSP tarih sahnesinden silinmiştir. CHP'nin bundan da ders çıkarması gerekiyor. Böyle bir şeyin olmamasını biz temenni ederiz.”

“Başörtüsü için de bir düzenlemeye gerek yok”

TBMM İç Tüzük Komisyonu'nda 4 partinin başörtüsünün TBMM'de takılmasının problem olmadığını, olmaması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu ve CHP'nin de buna bir itirazı olmadığını anlatan Çelik, tayyör tanımı yapılırken de iki parçalı bir elbiseden bahsedildiğini bildirdi. Çelik, “Başörtüsü için de bir düzenlemeye gerek yok. Özellikle bir madde ilavesine gerek yok. Hanım milletvekillerinin pantolon giymesi için de bir yeni düzenlemeye gerek yok diye bir fikir, karar birliğine varmalarına rağmen şu anda Türkiye'de birkaç bayan milletvekili arkadaşımız, 'Biz Meclise, hacca gittik geldik, tercihimizi bu yönde kullanıyoruz. Başörtülü olarak girmek istiyoruz' dedikten sonra CHP'li sözcülerden peşpeşe gelen açıklamalar, CHP'nin tarihten ders almadığını, Türkiye'deki bu demokratik olgunluğu hazmedemediğini gösteriyor” diye konuştu. 

“Birbirimizi ikna etmemiz gerekiyor”

Kendilerinin Türkiye'nin düşmanlarını sevindirmeyecek şekilde, ikna yoluyla bu meseleyi götürmek istediklerini söyleyen Çelik, Bakanlık yaptığı dönemde başörtüsü sorunuyla ilgili “Türkiye'de başına türban takanlar var, bir de kafayı türbana takanlar var” ifadelerini kullandığını hatırlattı. Çelik, “Başına türban takanlar, kafayı türbana takanlarla uzlaşmak durumundadır, oturup birbirimizi ikna etmemiz gerekiyor” dedi. 

Çelik, üniversitelerde başörtüsünün serbest olmasının bir probleme yol açmadığını ve toplumsal olarak böyle bir uzlaşmanın sağlandığını belirtti. Çelik, “Ben Türkiye Büyük Millet Meclisinde de bu olgunluğun gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. CHP'lilerin de daha önce kendi beyanlarında da yaptıkları özeleştirilere burada da uygulamaları gerektiğini söylüyorum. Temenni ediyorum ki Türkiye'yi germezler, Türkiye'nin ağzının tadını kaçırmazlar. Türkiye emin adımlarla yoluna devam eder. Gelişmekte olan, dünyada her geçen gün saygınlığı artan bir ülke iken bu tür kısır tartışmalara Türkiye'nin enerjisini, kendi ifadeleriyle, 25 yıl tükettikleri gibi bugün de Meclis'in enerjisini tüketmezler” değerlendirmesinde bulundu.  

“Erdoğan, sizin partiyi 7 kere sandıkta yenmiş olan bir liderdir”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Başbakana Erdoğan'a yönelik “Sen kimsin?” şeklinde bir ifadede bulunduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:

 “Eğer Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Erdoğan'ın kim olduğunu anlamamışsa kusura bakmasın. Rakibini tanımayan onu hiç bir zaman yenemez. Recep Tayyip Erdoğan, sizin partiyi 7 kere sandıkta yenmiş olan bir liderdir Sayın Kılıçdaroğlu. 10 yılı aşkındır bu memleketi başarıdan başarıya götüren bir Başbakan'dır. Dünyadaki sayılı karizmatik liderlerden birisidir, halkın gönlünde taht kurmuş olan bir liderdir. Ahlak-ı müsellemdir eski tabirle. Eğer tanımıyorsan, o zaman rakibin olan insanı tanımıyorsan kusura bakma rekabetten söz etmeyeceksin. Sen kimsin derken de küçümseyen bir tavrı var. Sana söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en uzun süreyle başbakanlık yapmış, aralıksız başbakanlık yapmış değerli bir şahsiyetdir. Daha fazla tanımlamaya tasvire gerek var mı Sayın Kılıçdaroğlu?

“Biz birbirimizi hem severiz hem sayarız”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Çelik, bir gazetecinin, “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'yla ilgili söylediğiniz sözlerin çarpıtıldığını gördük. Bununla ilgili de bir yazılı açıklama yaptınız. Sözlü olarak da bir değerlendirmede bulunmanızı istiyoruz. Sözleriniz hangi anlamda çarpıtıldı?” şeklindeki soru üzerine, kendisinin ODTÜ'nün de Büyükşehir Belediyesinin de halkın malı olduğunu ve her iki kurumun yöneticilerinin de kıyamete kadar makamlarında kalmayacaklarını söylediğini hatırlattı. 

Çelik, “Sayın Melih Gökçek, kendisine orada ev yapmıyor, kendisi için yapmıyor. Biz hani deriz ya 'mahkeme kadıya mülk değil'. İkisi de emanetçidir dedim” diye konuştu.

Konuşmasında Melih Gökçek'in konuyla ilgili haklı olduğunu anlattığını belirten Çelik, Gökçek'i çok başarılı bulduğunu, kendisiyle aynı siyasi partinin çatısı altında siyaset yapmaktan büyük keyif ve zevk aldığını bildirdi. 

Konuyla ilgili haberlerin “Acaba AK Parti'de birilerini birilerine düşürebilir miyiz?” amacıyla yapıldığını söyleyen Çelik, “CHP'lilerin kendi aralarında konuştuğu bir şey var, diyorlar ki 'AK Partililerin arasındaki sevgi bizde yok'.  Sevgi yoksa gerisi lafıgüzafdır. Biz birbirimizi hem severiz hem sayarız” dedi. 

Parti içerisinde genel prensiplere, hükümetin icraatlarına uymayan birilerinin olması halinde es geçmeyeceğini söyleyen Çelik, “Sayın Başbakan da defalarca söyledi, Ankara'da trafik sıkışacak belediye başkanına patlayacaksınız, ama yok yapılmasın. Bir daha söylüyorum; ODTÜ'deki gençler veya başka yerdeki gençler tamamen yola karşı olabilir, gösterisini de yapabilir ama fiili ve fiziki engelleme yapamaz. Fiili ve fiziki engelleme yaparsanız, polis size fiili ve fiziki olarak müdahale eder. Kamu nizamı bunu gerektirir” diye konuştu. 

Ankara Adliyesi'nde meydana gelen olayı da hatırlatan Çelik, “Efendim, biz oraya gitmek istiyoruz. Dava görülüyor Ankara Adliyesinde. 'Biz mahkeme salonlarına girmek istiyoruz,  bizi bırakmazsanız kapıları kırarız'. Bu terördür, bu vandalizmdir” dedi.