ODTÜ bu millete aittir

ODTÜ bu millete aittir

Yargıtay'ın nihai sözü söylediğini ifade eden Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararını yerden yere vurduğunu ve mahkemeyi itibarsızlaştırmaya yönelik hakarete varacak ifadeler kullandığını dile getirdi. Kılıçdaroğlu'nun yargı mensupları için “militan” ifadesini kullandığını ancak yargı mensuplarının asaletlerinden dolayı söylenenlere sessiz kaldığını anlatan Çelik, “Kılıçdaroğlu, bu nezaketi anlamak istemiyor ve hakaretlerinin her geçen gün dozunu artırıyor. Biz, bunu ayıplıyoruz, yadırgıyoruz” dedi. 

Balyoz Davası'nda karar veren 5 kişinin ve Yargıtay üyelerinin hiçbirinin AK Parti döneminde işe alınmadığına işaret eden Çelik, Yargıtay Başkanı'nın 18 yıldır Yargıtay'da çalıştığını vurguladı. Balyoz Davası'nda kararından ailelerin üzüntü duyduğuna dikkati çeken Çelik, “Onların kederi ve üzüntüsü bizim için neşe, sevinç kaynağı olamaz. Başkasının kederinden, üzüntüsünden, felaketinden memnuniyet duymak sadistliği gerektirir” dedi. 

“Sayın Bahçeli, saygı görmek istiyorsanız, saygılı davranacaksınız”

Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin şahsıyla ilgili hakarete varan ifadeler kullandığını belirterek, “Sayın Bahçeli, saygı görmek istiyorsanız, saygılı davranacaksınız. Başkasına hakaret etme hakkını size kimse vermez. Bize yönelik hakaretvari ifadeler kullanırsanız, biz düştüğünüz seviyesizliğe yine düşmeyeceğiz ama hiçbir zaman size karşı başımızı önüuuml;müze eğmeyeceğiz” dedi.

7 yaşında Türkçe öğrendiğini söylerken bir Türkiye gerçeğini ifade ettiğini, bir gerçeği tespit ettiğini anlatan Çelik, “Bunu bile tenkit konusu yapmanın ne kadar büyük ırkçı bir bakış açısı gerektirdiğini takdirlerinize havale ediyorum” dedi. 

Bahçeli'nin, kendisini “kapı gıcırtısı ve akortu bozuk AK Parti Sözcüsü” diye nitelendirdiğini, bundan ne kastettiğini anlamadığını dile getiren Çelik, şöyle devam etti:

“Ama söylediği aksanla ilgili bir meseleyse Sayın Bahçeli'de bilir ki ben merhum Zeki Müren kadar ince Türkçe konuşabilen birisi değilim. Benim aksanımda doğu tesiri var, Sayın Bahçeli'de de güney tesiri var. Sayın Bahçeli'nin bunca yaşa, tecrübeye rağmen hala ekonomi diyebildiğini görmedim. Hep ekönömi der. Dolayısıyla bu şekilde bir nitelendirmede bulunursanız, birine kapı gıcırtısı derseniz, o kalkar size, bilmem neyin homurtusu der. Bu da yakışık almaz Sayın Bahçeli. Önünüze konan metinlere çok dikkat edin. Ayrıca ben insanım, ben bir enstrüman değilim, bana kimse akort yapmaz, yapamaz. Dikket ederseniz ben konuşmalarımı doğaçlama yapıyorum. Eğer ille de akort gerekiyorsa ayar vermek gerekiyorsa Sayın Bahçeli'nin önüne konan metinlerden dolayı kendisine ayar verildiğinden, akort yapıldığından söz edebilirsiniz. Bu da çok ayıp.”

Bahçeli'nin adıyla ilgili sözlerini hatırlatan Çelik, isminden bir şikayeti olmadığını bildirdi. Çelik, şöyle konuştu:

 “Bu dediği kelimeler hangi manaya geliyor, onu da anlamış değilim. Eğer çok beğeniyorsa bunları kendisi ve arkadaşları için kod adı, mahlas ve müstear isim olarak kullanabilir. Ben Kürtçülerin öz Kürtçülüğüne hiçbir zaman prim vermedim. Bazı Türkçülerin öz Türkçeciliğine de hiçbir zaman prim vermedim. Kürtçüler de Kürtçü ırkçılar da Türkçü ırkçılar da İslam kültür ve medeniyetinin isimlerinden hoşlanmıyorlar. Öz Türkçe ve öz Kürtçe isimler tercih edebilirler. Bizim böyle bir derdimiz yok. Sayın Bahçeli, çok öz Türkçe meraklısıysa kendi adı Devlet Arapçadır, soyismi olan Bahçeli'nin bahçesi de Farsçadır, buradan Sayın Bahçeli'ye sadece (li) eki kalır, o da müberek olsun. Bizim böyle bir derdimiz yok. Ben Türkçe'yi 7 yaşından sonra öğrendim, başta sayın Bahçeli olmak üzere bütün avanesine de Türkçeyi ders verebilirim. Türkçe'nin inceliklerini, tasarruf imkanlarını, güzelliklerini kendilerine anlatabilirim. Bu konuda hiçbir sıkıntım ve tereddütümüz olmaz.” 

“Buna ölüler bile güler”

Çelik, yer isimlerinin değiştirilmesine ilişkin eleştirileri anımsatarak, İstanbul'un adının ne zaman Konstantinopolis olacağının sorulduğunu söyledi. İstanbul, Ankara, İzmir ve Anadolu kelimelerinin öz Türkçe olmadığına işaret ederek, Türkçeleşmiş bütün kelimeleri Türkçe kabul ettiklerini belirtti. Dillerin, toplumların, kelimelerin kardeşliğine inandığını vurgulayan Çelik, “Beni, 'etnik tetikçiliğe soyunan' diye nitelendiriyor. Sayın Bahçeli, sizin bunu bana söylemeniz o kadar komik kaçıyor ki buna ölüler bile güler. Siz aslında Hado, Hazo Hander gibi isimlerin hani Kürtlere yakışan isimler olarak nitelemekte en büyük ırkçılığı yapıyorsunuz, bir halkı toptan aşağılıyorsunuz. Aslında sizin dediğiniz etnik tetikçiliğin ta kendisidir bu. Bugün eğer Kürtçülük bir hastalık olarak varsa bir problem olarak gündemdeyse sizin etnik yaptığınız milliyetçiliğin, içinde bulunduğunuz halkanın yaptığı ırkçılığın bir ürünüdür bu. Etki-tepki meselesidir bu. Tez-antitez meseledir bu. Biriniz diğerini besliyorsunuz. Türkçü ırkçılar da bizi sevmiyor, Kürtçü ırkçılar da bizi sevmiyor. Bu, bizim doğru yolda olduğumuzu gösterir.”

“Kendisini de bu iddia sahiplerini de perişan ederim”

Çelik, Ali Suavi hakkında hazırladığı doktora tezinin “üstün başarılı” bulunduğuna dikkati çekerek, Devlet Bahçeli'nin kendisini “Ali Suavi'den bir şey anlamamakla” suçladığını söyledi. Çelik, şunları kaydetti:

“Gelelim, ismi zikredilirken çok şeddeli bir şekilde ifade edilen Doktor Devlet Bahçeli'nin doktorluğuna. Bugüne kadar sayın Bahçeli'nin tezini gören var mı? Bir uğrayın bakalım, görebilir misiniz? Buradan bir iddiada bulunuyorum. Benim tezim burada, gidin Sayın Bahçeli'nin tezini araştırın, bulabilirseniz bir iktisat profesörüne verin, deyin ki, 'Bu tez, doktora tezi değil, yüksek lisans tezi bile olur mu?' Sayın Bahçeli'nin bir ilmi makalesine rastladınız mı? Tezim üzerinden bana saldırarak aslında mayınlı bir tarlaya giriyor. Bu konuda hiç mütevazi değilim. Kendisini de bu iddia sahiplerini de perişan ederim.”

Millet ile ırkın aynı şey olmadığına işaret eden Çelik, Türk milletinin İslam potasında oluşturduğu medeniyete hayran olduğunu bildirdi.

Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Lübnan'da kaçırılan Türk pilotların serbest bırakılmasıyla ilgili, “Sanki sen kurtardın, Katar'a teşekkür et” şeklinde eleştirilerini hatırlatarak, “Bu neye benziyor biliyor musunuz? Milli Mücadele'de Ruslar bize yardım etti üstelik komünist Rusya bize yardım etti. Şimdi siz diyorsunuz ki 'Ne yani, ne övünüyorsunuz. Bu başarı Türk milletinin, Atatürk'ün, o günkü ordumuzun başarısı değil Lenin'e teşekkür edin, Rusya'ya teşekkür edin'. Bu zihniyet aynı zihniyettir” dedi. 

İsrail'in Filistin'de tutsak olan Gilad Şalid için bin Filistinli'yi serbest bıraktığını anımsatan Çelik, “O zamanki İsrail Devleti'nin, Hükümetinin yaptığı İsrailliler tarafından alkışlandı. Bu meseleler öyle üzerinden popülizm yapacağınız bir mesele değil. Erdoğan yaparsa bu alkışlanacak bir şey olmaz. Netenyahu yaparsa takdire şayandır” diye konuştu.  

“Kardeşim seni kaçırmasın iyi evsahipliği de yapmasın”

CHP heyetinin, Suriye'de esir tutulan gazeteci Cüneyt Ünal ile ilgili görüşmek üzere Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile irtubat kurduklarını ve sonrasında “Cüneyt Ünal'ı biz kurtardık” diye övündüklerini söyleyen Çelik, “Esed'in Cüneyt Ünal'ı CHP'lilere vermesi, PKK'nın tuttuğu birini BDP'lilere vermesi gibidir. Birbirine yakınlık duyanlar, bir jestler yapıyorlar birbirlerine herhalde” ifadesini kullandı. 

Türkiye'ye dönen pilotların açıklamalarını eleştiren Çelik, “Pilotlarımız bu konularda bence artık susarlarsa çok iyi ederler. Hani onları kaçıranları adeta sempatik göstererek, neredeyse 'bize çok iyi evsahipliği yaptılar falan' diyecek. Kardeşim seni kaçırmasın iyi evsahipliği de yapmasın” dedi. 

BDP'lilerin demokratikleşme paketiyle ilgili “Kabak çıktı” eleştirilerini hatırlatan Çelik, BDP'nin tehditkar ve nezaket sınırını aşan üslubunu terk etmesi gerektiğini söyledi. Çelik, “Esas kabak olan paket ve paketin içeriği değil kabak tadı veren BDP'nin bu ucuzcu tehditleridir. Siz Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grubu bulunan en küçük siyasi partisiniz. Kendinizde bazı güçler vehmederken anladığım kadarıyla fuar aynasından kendinize bakıyorsunuz” diye konuştu. 

“BDP'lileri de çözüm sürecine zarar vermemeye davet ediyoruz”

Nusaybin'de yaşayan vatandaşların güvenliği için yapılan bin 300 metrelik duvar inşaatı hakkında bilgi veren Çelik, duvarı İsrail'in Filistin'de inşa ettiği duvara benzetmenin anlamsız olduğunu bildirdi. Duvara karşı olunabileceğini, bunun demokratik hak olduğunu söyleyen Çelik, şöyle devam etti:

“Fiili ve fiziki güç kullanarak 'biz engelleriz, şunu yaparız'. Kusura bakmayın bu kabul edilemez, hukuk devletinde bu kabul edilemez. Bir yere bir şey gerekiyorsa bu yapılır. Özellikle BDP'lileri de çözüm sürecine zarar vermemeye davet ediyoruz. Daha önce söyledim bir kez daha söyleyim, BDP'li yöneticiler Abdullah Öcalan'ın televizyon seyrettiğini anladığı günden itibaren her gün ona daha romantik bağlılık ifadesiyle hitap etmeyi ve sadakatlerini başka başka süslü kelimelerle ifade etmeyi tercih ediyorlar. Unutmasınlar ki bir tarafta bu sempati uyandırabilir, diğer tarafta da ülkede bu ciddi bir sıkıntıya ve kızgınlığa yol açılabilir. Onun için bu konuda BDP'lilerin de üslup ve dil konusunda büyük bir hassasiyet göstermeleri gerektiğini düşünüyorum.”

“Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasında fitne yaratmaya yönelik”

Açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını da yahıtlayan Çelik, CHP Milletvekili Orhan Düzgün'ün Balyoz Planı Davası kararıyla ilgili eleştirilerinin hatırlatılması üzerine, “Sayın Orhan Düzgün'ün soyismi Düzgün olabilir ama bugüne kadar bu konudaki tavırlarının hiçbirinin ben düzgün olduğuna şahit olmadım” dedi. 

Düzgün'ün iddialarını “eğri değerlendirmeler” olarak nitelendiren Çelik, “Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasında fitne yaratmaya yöneliktir. Genelkurmay Başkanı bana göre son derece asil ve doğru bir duruş sergilemiştir” ifadesini kullandı. 

“Genelkurmay Başkanı'na yakın olanlar serbest bırakılmıştır uzak olanlar tutuklanmıştır cezalandırılmıştır” şeklinde iddialar olduğunu hatırlatan Çelik, dava sürecinde yapılanları sıralayarak, şunları dile getirdi:

“Eğer elinizde bunlarla ilgili olarak ekstra, artı deliller varsa bunu götürürsün mahkemeye verirsin cumhuriyet savcıları da sizin söylediklerinizi suç duyurusu olarak kabul ederler, bunun üstüne giderler. Tekrar altını çizmek istiyorum, dava sonuçlandığından beri, hatta öncesinden başlamak üzere silahlı kuvvetlerimizin mensupları arasında özellikle fitne yaratmaya yönelik olarak çok ciddi çabalar vardır. Silahlı kuvvetlerin de yaptığı açıklamalarla bu fitne teşebbüslerine prim vermediği anlaşılmaktadır. Sayın Genelkurmay Başkanı demokratik bir hukuk devletindeki bir Genelkurmay Başkanı tavrını sergilemiştir. Bu tavrı ben de şahsen takdir ettiğimi ifade etmek istiyorum.” 

“İstikrar anahtar kelimedir”

Çelik, bazı belediye başkanlıklarına bakanlardan da aday gösterileceği için kabinede revizyonun gündeme geldiğinin hatırlatılması üzerine, AK Parti hükümetleri döneminde kabine revizyonlarının sık sık yapılmadığını dile getirdi.

İstikrar, yapılan işlerin nihayete erdirilmesi açısından kabine değişikliği olmamasının önemine işaret eden Çelik, “İstikrar anahtar kelimedir. Sayın Başbakan da bu hassasiyeti gözönünde bulundurarak bugüne kadar bunu yapmıştır. Ama hiç bakan değiştirilmeyecek diye bir şey yok” dedi. 

AK Parti hükümetleri döneminde bakanlık yapan, daha sonra da farklı göreve getirilenler olduğunu ve kendisinin bu kişiler arasında bulunduğunu hatırlatan Çelik, şöyle devam etti: 

“Bazı bakan arkadaşlarımız belediye başkanlıklarına aday gösterilebilir. Gösterilebilir başka bir şeydir, ille de gösterilecek başka bir şeydir. Az bir süre kaldı. Bunu hep birlikte göreceğiz. Kabinenin yarısının belediye başkanı adayı olması söz konusu değil. Bu sınırlı sayıda kalır diye ben şahsen düşünüyorum. Bir arkadaşımız belediye başkanı adayı olursa elbette onun yerine bir atama yapılacaktır. Ama ben çok köklü, çok kapsamlı, en azından Sayın Başbakan'dan edindiğimiz intiba budur, netice olarak kararı kendisi verecektir, bir kabine revizyonu kısa sürede yapılacağı kanatinde değilim.” 

“Bizim muhatabımız siyasilerdir”

Çelik, terör örgütü elebaşlarının çözüm sürecine yönelik olumsuz açıklamalarının ve sınır dışındaki teröristlerin Türkiye'ye gelebileceğine ilişkin sözlerinin hatırlatılması üzerine şunları söyledi: 

“Bizim muhatabımız siyasilerdir. Özellikle PKK'nın, Kandil'in, dağın söylediklerini ben burada yorumlamam ve üzerinde durmam, bunu da doğru bulmam. Söylemem gereken nihai şey budur: Biz bu ülkede kan akmaması, Türk çocuklarının da Kürt  çocuklarının da başka çocukların da ölmemesi için üzerimize düşen neyse bunu yaptık, yapıyoruz, yapacağız. Bu hassasiyeti sonuna kadar götüreceğiz. Ama diyelim ki bu olmadı, PKK yeniden katliamlara başladı, yeniden silaha sarılarak yeniden insan öldürmeye başladı, bana sık sık bunu soruyorlar, arkadaşlar bu durumda yapılacak şey bellidir. Bir ülkenin güvenlik güçleri o ülkenin insanını, o ülkeyi korumakla mükelleftir. Ben böyle bir şey olmamasını temenni ederim. Tekrar Türkiye'de silahların patlamamasın temenni ediyorum. Gençlerimizin ölmemesini, annelerin ağlamamasını temenni ediyorum. Bizim gayretimiz bu yöndedir. Bu herkesin sorumlu davranmasına bağlıdır.” 

“ODTÜ bu millete aittir”

ODTÜ arazisinden geçecek yolla ilgili tartışmalara da değinen Çelik, olaya konu arazinin kamunun malı olduğunun herkesçe bilinmesi gerektiğini söyledi.

Devletin, kurulan yeni üniversitelere arazi tahsisi yaptığını hatırlatan Çelik, AK Parti Hükümetleri döneminde açılan üniversitelere de büyük arazi tahsislerinin yapıldığını bildirdi. 

Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerine ait yüzlerce araziye okul yaptıklarını, Milli Savunma Bakanlığı ve dönemin Genelkurmay Başkanıyla bizzat görüşerek birçok kışlayı da okula çevirdiklerini vurgulayan Çelik, “Bu ODTÜ ormanları, ODTÜ'deki arazi dediğim gibi kamunun malıdır. Başbakanlığın kendi binası Hazinenin malıdır. Ben anlamadım ki sanki birisi birinin bahçesine giriyormuş gibi telaşını göstermek neyin ifadesidir” dedi.

Çelik, tartışmaya konu olan yolla ilgili 1991 yılında Murat Karayalçın zamanında yapılan bir imar planı bulunduğunu ve imar planını ODTÜ İnşaat Fakültesi, Mimarlık Fakültesi ve Şehircilik Bölümü'nün birlikte yaptığını belirtti.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in kesilecek veya yeri değiştirilecek her ağaç için 10-15 yaşlarında 10 ağacı getirip dikmeyi taahhüt ettiğini hatırlatan Çelik,  şöyle devam etti:

“ODTÜ'nün kuruluşunda veya daha sonra belli yerler ormanlıktı, o eski haritalara lütfen bakın, birçok ormanlık alandaki ağaçlar kesilmiştir ve yerine bina yapılmıştır. ODTÜ tarafından yapılmıştır. Bunu biliyor musunuz. Niye yaptınız bu binaları. Demek ki ihtiyaç ki yaptırdınız. Yer yüzünden ağaç kesilmez ağaç sökülmez diye bir kural yoktur. Ama dert başka bir dert gibi geliyor bana. Boşuna ağızımı bozmayayım, ODTÜ'nün Rektörü de ODTÜ'nün öğretim üyeleri de öğrencileri de şunu bilsinler ki ODTÜ bu millete aittir.”

“Eğer ekim devrimini böyle yapacaklarsa kusura bakmasınlar”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek'in kıyamete kadar belediye başkanı olarak kalmayacağını ve belediye başkanlığı, büyükşehirin bütün imkanlarının da insanlara ait olduğunu kaydeden Çelik, trafiği rahatlatmak üzere zamanın da birçok caminin taşındığını yeni yollar yapıldığını bildirdi.

Çelik, şöyle devam etti:

“Tarihi zaruretler sizi bir yere götürürse tarihe ve kültüre karşı hassasiyetinizi kaybetmemek kaydıyla, elbette çevreci yaklaşım, elbette tarihe saygı yaklaşımı bir tarafa bırakılmamak kaydıyla, bunların yapılması gerekiyor. Peki koparılan kıyametin anlamı ne? ODTÜ, 25 bin kişilik bir camiadır. Bu gürültüleri koparan bunun 25'te 1'idir. Bütün ODTÜ'yü bu gözle falan görmemiz söz konusu değildir. Onun için oradaki gençlerin bir şeye karşı olma eğilimlerine de saygı duyuyorum. Karşı olabilir, 'hiç yol olmasın, ağaç olsun' diyebilir. Ama fiili engelleme yapamazsınız. İmar Planı'nın 19. maddesi açıktır. Şu anda askıdadır, gider itiraz edersiniz, İdare Mahkemesine bu yapılanlarla ilgili. İdari Mahkemeleri, bu konuda gerekli kararı verdikten sonra Bu Melih Gökçek'i de bağlar herkesi bağlar. Onun için Ankara'dan acaba bir yeni gürültü dalgası oluşturabilir miyiz. Hani hep bağırıyorlardı ya 'Ekim'de devrim var' diye. Eğer ekim devrimini böyle yapacaklarsa kusura bakmasınlar, halk onlara güler. ODTÜ de Büyükşehir de yollar da Eymir Gölü de bütün bu ormanlar da halkımızın malıdır, kamunun malıdır, milletin malıdır. Melih Gökçek de emanetçidir, Sayın Rektör de emanetçidir.”

ODTÜ Rektörü Ahmet Acar'ın “Elimizden başka yerleri de alacak. Eymir Gölü'nü de alacak” şeklindeki açıklamalarını hayretle karşıladıklarını belirten Çelik, “Onlar kamunun malıysa kamu yararlansın bu işten, herkes yararlansın. ODTÜ'nün başka ihtiyaçları varsa o ihtiyaçları karşılayacak olan bu ülkenin hükümetidir. ODTÜ'nün bütçesini veren de farklı harcamalar gerektiği zaman bunu karşılayan da elbette bu ülkenin hükümetidir. Bu hükümet, bu milletten aldığı paraları onlara aktarıyor. Dolayısıyla gençlerimizin de özellikle itirazcı insanların da bu makul çerçevede meseleye bakmalarını özellikle biz istirham ediyoruz”  diye konuştu.