Barzani’nin ziyareti anlamlı mesajlar içeriyor

Barzani’nin ziyareti anlamlı mesajlar içeriyor

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “Sayın Barzani'nin, Sayın Başbakanımızın davetiyle Diyarbakır'a gelmiş olması hem Türk-Kürt ilişkileri açısından hem bölgenin barışı açısından hem çözüm süreci açısından anlamlı mesajlar içeriyor. Birileri buradan olumsuz mesajlar çıkararak daha işin başında peşin hükümlü bir tavır içerisine girmemelidir” dedi.

Çelik, Ankara'daki çalışma ofisinde gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hafta sonu gerçekleştireceği ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'nin de katılacağı Diyarbakır ziyaretini değerlendiren Çelik, Erdoğan'ın Diyarbakır ziyaretinin, bütün büyükşehir statüsündeki illere yönelik önceden planlanmış program çerçevesinde olduğunu söyledi.

“Tabii ki önemli bir ziyarettir, fakat buna çok çok büyük manalar yüklemenin doğru olmadığını düşünüyorum” diyen Çelik, Barzani'nin Başbakan Erdoğan'ın davetiyle ziyarete katılacak olmasının, ziyaretin üzerinde daha fazla durulmasına sebep olduğunu belirtti.

“Erbil, bu bölgenin Dubai'si olmaya namzettir”

Barzani'nin, 37 yıldır Türkiye'ye “gelmeyen veya gelemeyen” sanatçı Şivan Perver ile İbrahim Tatlıses'in de Diyarbakır'da olmasının konuyu farklı boyuta taşıdığını vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

“Barzani, Türkiye'ye ilk defa geliyor değil, Başbakanımızla da ilk defa görüşmüyor. Son olarak bizim 4. Olağan Kongremize gelmişti, orada da son derece sıcak bir hava oluşmuştu. Kuzey Irak'ta kısa bir süre önce genel seçimler yapıldı ve Sayın Barzani seçimden zaferle çıktı, halkının desteğini arkasına almış bir lider olarak Türkiye'ye geliyor. Ortadoğu coğrafyasının dört siyasi aktöründen söz edecek olursanız, bunlar Türkler, Araplar, Farslar ve Kürtlerdir. Eğer bu bölgede barış sağlanacaksa eğer bu bölgede huzur temin edilecekse bu unsurlardan hiçbirisini gözardı etmemeniz gerekiyor, yok saymamanız gerekiyor, oyunda hepsinin yer alması gerekiyor. Bu açıdan Türkiye ile Kuzey Irak'taki Kürt toplumunun ilişkileri son derece önemlidir.

Kuzey Irak'taki Kürtler, bizim buradaki vatandaşlarımızın akrabalarıdır, dolayısıyla Türkiye'nin akrabalarıdır. Onlarla çok derin tarihi, kültürel bağlarımız var, ciddi manada ekonomik ilişkilerimiz var. Irak ile yaptığımız ticaretin yüzde 70'ini Kuzey Irak üzerinden yapıyoruz, birileri bunun farkında mı değil mi bilmiyorum, ama Erbil, bu bölgenin Dubai'si olmaya namzettir. Bana kalırsa Dubai'den çok daha parlak bir geleceğe sahiptir. Dubai çöl ve denizden ibarettir, burası tabii özellikleri itibarıyla daha avantajlıdır.”

Çelik, Irak merkezi hükümetiyle ilişkilerin iyileştirilmesinin Barzani ile kavga edileceği anlamına gelmediğine işaret ederek, “Barzani ile Kuzey Irak'taki Kürt kardeşlerimizle iyi olmamız, iyi ticari ilişkiler ve iyi komşuluk münasebetleri geliştirmemiz hiçbir zaman için Irak merkezi hükümeti aleyhinde bir unsur değil” dedi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Irak merkezi hükümetine yaptığı son ziyaretin ilişkilerin gelişmesine katkı sağladığını anlatan Çelik, “Irak merkezi hükümetiyle bugüne kadar olan bazı olumsuzlukların giderilmeye başlanması bizim Kuzey Irak'a şaşı bakacağımız anlamına gelmez, aksine onlarla ilişkilerimizin daha da iyi olacağı anlamına gelir. Merkezi hükümetle iyi olmadığınız zaman, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile iyi olduğunuz zaman bu, merkezi hükümeti rahatsız edebilir, ama her ikisiyle iyi olduğunuz zaman böyle bir problem söz konusu olmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Molla Mustafa Barzani'den Cevdet Sunay'a mektup

Kuzey Irak ziyareti esnasında kendisinin de Mesut Barzani ile görüştüğünü ve orada Barzani'nin kendisiyle bir detayı paylaştığını ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cevdet Sunay'ın cumhurbaşkanlığı sırasında 'biz, şiddetli şekilde Saddam Hüseyin'in zulmüne maruz kalıyorduk, Molla Mustafa Barzani bütün medeni dünyaya, kendileri açısından etkin olabileceklerini düşündükleri devletlere birer mektup yazıyor. Türkiye'den de Cevdet Sunay'a mektup yazıyor. Oradaki insanlık dramına dikkat çekiyor, kendilerine uygulanan katliama seyirci kalınmaması talebinde bulunuyor. Değişik ülkelerden cevaplar geldi, bazı ülkeler göstermelik de olsa heyetler gönderdiler, Türkiye'ye gönderdiğimiz mektup bir başka zarfın içinde konarak, ağzı açılmadan bize iade edildi' dedi. Maalesef devletimiz 'Kürt' kelimesini bile tabu sayıyordu. Sadece Türkiye'deki Kürt'e karşı değil, sınırlarımız dışındaki Kürtlerin karşılaşmış bulundukları insanlık dramını görmezlikten gelen bir anlayıştı. O günden buraya gelindi. Erbil'e giden ilk Türk başbakandır Sayın Başbakanımız. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimiyle samimi ve sıcak ilişkiler geliştirmemiz hem Kuzey Irak'taki Kürtler lehinedir hem Türkiye dahil, bütün dünyadaki Kürtler lehinedir.”

“BDP'lilerin alınganlık yapmasına anlam veremiyorum”

BDP'lilerin, Barzani'nin Diyarbakır'a gelmesini eleştirerek, “biz de çağırdık gelmedi” ifadelerine cevap veren Çelik, Erdoğan'ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına Barzani'yi, Başbakan sıfatıyla davet ettiğini anlatarak, “Biz de çağırdık derken sanki alternatif bir devlet yapılanmasından söz ediliyormuş gibi bir intiba oluşuyor. Bu yaklaşım doğru değil. Biz bu sefer, AK Parti olarak davet etmiyoruz Sayın Barzani'yi. BDP'li arkadaşların alınganlık yapmasına da anlam veremiyorum” diye konuştu.

Çelik, Diyarbakır ziyaretinin çözüm sürecine katkısı olmasını temenni ederek, “BDP, çözüm sürecinde samimiyse bu konuda kendi katkılarını sunmak istiyorsa böyle bir gelişmeden büyük bir memnuniyet duyması lazım. Şivan Perver'in gelmiş olmasından büyük bir memnuniyet duyması lazım” ifadelerini kullandı.

Sanatçı Şivan Perver'in 37 yıldır Türkiye'ye gelemediğine dikkati çeken Çelik, kendisiyle Erbil'de yaptığı görüşmede Türkiye'ye gelemeyişinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti ya da hükümetiyle alakalı olmadığını ifade ettiğini söyledi.

Çelik, “Şivan Perver, belki önceki 30 yılda devletin bazı uygulamalarından çekindiği için gelmiyor olabilirdi, ama son 7 yılda Perver'in Türkiye'ye gelmeyişinin, gelemeyişinin sebebi devlet ve hükümet değil. Kendisi, görüşmemiz esnasında bunu çok açıklıkla ifade etti. 'Benim hükümetle, devletle  bir problemim yok' dedi. Şivan Perver'in bizim iktidarımız döneminde gelmeyişinin, gelemeyişinin sebebi PKK'ydı. Çünkü Avrupa'daki birçok konserini bastılar” değerlendirmesinde bulundu.

Terör örgütü PKK ve BDP'nin “kendileri gibi düşünmeyen, hareket etmeyen, dünyası kendilerinden farklı olan Kürtlere hayat hakkı tanımamak” gibi tavırlardan vazgeçmesi gerektiğinin altını çizen Çelik, bu tavrın yazar Kemal Burkay, Şivan Perver, İbrahim Tatlıses ve farklı çizgiye sahip birçok aydın ve sanatçıyı zor durumda bıraktığını söyledi.

Çelik, “Birileri Türkçülük saikiyle saldırırken, diğeri de 'sen Kürtsen benim gibi Kürt olacaksın' tehdidinde bulunuyor. Herkes sizin gibi Kürt olmak zorunda değil. PKK ve BDP'nin yaklaşımı şu: Maraza çıkarmayan Kürt, Kürt değil. PKK ve BDP'nin eleştirisini bir yana bırakalım. Türkiye adına, Türkiye'nin barışı, birliği, bütünlüğü adına bu gelişmeyi memnuniyetle karşılanması gereken bazı köşe yazarları, 'Barzani, Türk hükümetiyle işbirliği yapacak, bu diğer Kürtlere karşı ihanettir' demeye getiriyor. Söz konusu yazarların adeta PKK sözcülüğüne soyunmasını anlamakta güçlük çekiyorum” diye konuştu.

Türkiye'nin Irak ya da başka bir ülkedeki Kürtlere karşı hasmane bir tutum içinde bulunmasının söz konusu olmadığını,Türkiye'nin sadece PKK ile işbirliği yapanlara karşı olduğunu anlatan Çelik, “Irak'taki Kürtlerin, Suriye'deki Kürtlerin, İran'daki Kürtlerin hangi siyasal statüde ve nasıl yaşayacağına  tabii ki Türkiye karar vermeyecek. Her milletin, etnik unsurun, kendi geleceğini ve kendi yolunu, istikametini belirleme hakkı vardır. Türkiye'nin kuzey Suriye'deki bazı gelişmelerden rahatsız olması, oradaki PKK müdahalesinden kaynaklanıyor. Yoksa Suriye'deki Kürtler de bizim güneydeki vatandaşlarımızın akrabalarıdır. Sayın Barzani'nin, Sayın Başbakanımızın davetiyle Diyarbakır'a gelmiş olması hem Türk-Kürt ilişkileri açısından hem bölgenin barışı açısından hem çözüm süreci açısından anlamlı mesajlar içeriyor. Birileri buradan olumsuz anlamlar çıkararak daha işin başında peşin hükümlü bir tavır içerisine girmemelidir” dedi.

“Kürt vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükleri, elbette terör örgütüne endeksli değil”

Demokratikleşme çalışmalarının ve çözüm sürecinin terör örgütünün silahlı saldırı yapsa da yapmasa da devam edeceğine dikkati çeken Çelik, bu konunun terör örgütüne endeksli olmadığını söyledi.

AK Parti 2023 Siyasi Vizyon Belgesi’ni anımsatan Çelik, “Biz, gayri memnun olan vatandaşlarımızın memnun olması, kırılan gönüllerin onarılması ve Türkiye’de yaşayan tüm farklı etnik unsurların ve inanç gruplarının aidiyet duygusuyla bu ülkeye ve cumhuriyete bağlı olması için, kendi renklerini koruyarak bu gökkuşağında yer almaları için bugüne kadar elimizden ne geldiyse yaptık yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Çelik, terör örgütü PKK'nin çözüm sürecinde silahlı unsurlarını büyük çapta çekmediğini, eylemsizlik kararı almasına rağmen eylemlerine devam ettiğini kaydederek, şöyle konuştu:

“Bugün  şehit cenazeleri gelmiyor, PKK’lı da öldürülmüyor, yani insan ölmemesi, kan akmaması çözüm sürecinin olumlu bir sonucudur. Aşağı yukarı bir yılı aşan bir süredir, bu suskunluğun devam etmesi çok iyi bir şeydir. Fakat terör, sadece insan öldürmekle sınırlı bir şey değil. PKK yol kesmeye devam ediyor, PKK şantiye basmaya devam ediyor, PKK iş makinalarını yakmaya devam ediyor, PKK insan kaçırmaya devam ediyor, PKK vergilendirme adı altında silah tehdidiyle haraç toplamaya devam ediyor. Silahlı adamları mezralara yaylalara giderek propaganda yapıyorlar. Vatandaş eskiden olduğu gibi artık devletin silahlı unsurlarından korkmuyor. Çünkü bizim silahlı güçlerimizin, yani polisin, askerin, korucunun, jandarmanın hukuk devleti mantığının dışına çıkmayacağını biliyor. Artık gözaltında kaybolma olmayacağını biliyor, faili meçhul cinayet olmayacağını biliyor. Köy yakma diye bir şey olmayacağını biliyor, kurunun yanında yaşın yanmayacağını biliyor.”

Vatandaş devletten emin olduğunu, fakat PKK’ya destek olmayan, AK Parti’yi destekleyen vatandaşın PKK’nın bunları yapmayacağından emin olmadığını vurgulayan Çelik, “Dolayısıyla seçimlerde silahlı PKK’lıların oluşturduğu korkunun etkisinin, eğer o zamana kadar da aynı yapı devam ederse maalesef olumsuz olacağını düşünüyorum. Yani PKK, BDP lehine bizim teşkilatlarımızı ve bize destek olan Kürtleri tehdit ediyor. İlle de bu tehdit kaçırma şeklinde, ille de bu tehdit öldürme, yaralama şeklinde olmayabilir. Çok sinsice bunu maalesef yapıyorlar. Psikolojik baskı yaparak psikolojik üstünlük kurmaya çalışıyorlar” dedi.

Çözüm sürecinin sağlıklı yürümesi için bu tür terörün de olmaması gerektiğini bildiren Çelik, “Abdullah Öcalan başka telden çalıyor, PKK’nın dağ kadrosu başka telden çalıyor. Bunların olmaması gerekiyor. Çözüm sürecindeki bu arızalara rağmen, bu olumsuzluklara rağmen AK Parti hükümeti elini değil gövdesini taşın altına koyarak bu süreci götürmeye çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.

“El ovuşturuculara da fırsat verilmemesi gerekiyor”

AK Parti aleyhtarı çevrelerin, terör örgütü PKK ile BDP'nin, çözüm sürecini sekteye uğratacak açıklamalarından keyif aldığını ifade eden Çelik, “Bu, 'komşunun evi yansa da ben de yumurtamı pişirsem' zihniyetidir. Onun için bu el ovuşturuculara da fırsat verilmemesi gerekiyor. Sonuna kadar AK Parti hükümeti bu iradesini sürdürecek” diye konuştu.

Çelik, çözüm sürecinin başarısız olması, terör örgütünün tekrar silahlı eyleme başlaması halinde de siyaset biliminin ve aklın tüm imkanlarını kullanarak çözümler üretmeye çalışacaklarını anlatan Çelik, “Asla temenni etmem ama yarın diyelim ki PKK tekrar silahları konuşturmaya başlarsa devletin güvenlik güçleri onların karşısında mantar mı toplayacak? Çözüm sürecinin başlamasından rahatsız olanlar dahil herkes biliyor ki 30 yıl boyunca ana haber bültenlerinin başına oturduğumuz zaman ‘şu kadar PKK’lı etkisiz hale getirildi, şu kadar güvenlik görevlisi şehit oldu’ diye bunun envanterini yaptık. Çözüm çıkmazsa 30 yıldır yapılanı yapmaya devam edeceğiz demektir” ifadelerini kullandı.

“Çözüm sürecine Barzani'nin, Şivan Perver'in gelmesi katkı sağlayacaksa bu, ülkemiz adına sevindiricidir”

Diyarbakır'da hafta sonu Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses'in düet yapmasının da sürece katkı sağlayağını kaydeden Çelik, şunları söyledi:
“İbrahim Tatlıses de Şivan Perver de bu toprakların çocuğu, bu toprakların yetiştirdiği sanatkarlardır. Ama bu insanlar güzel mesajlar veriyorlar, son yıllarda bu insanlara yönelik de malesef birilerinin susturma çabası var. Mesela İbrahim Tatlıses, çözüm sürecini destekleyen bir kaç tweet attı, hemen tehditlere maruz kaldı. 'Şivan Perver Türkiye'ye geldi ama devletin hükümetin isteği ile geldi' itirazını dillendirenlerin  niyeti üzüm yemek değil, bağcı dövmektir. Amaç güzel bir şeyi gerçekten birlikte gerçekleştirmek mi? Yoksa amaç, birilerinin bir örgütün, şunun bunun propagandasını yapmak mı?”

AK Parti'nin seçimde avantaj sağlamak için Diyarbakır programını organize ettiği yönündeki iddiları da anımsatan Çelik, “AK Parti'nin buna ihtiyacı yok. AK Parti Doğu Anadolu'da da Güneydoğu Anadolu'da da istisnasız birinci partidir. Onun için Doğu Anadolu'da biz başka bir ülkenin yöneticisini getirip, kendi ülkemizde seçim propagandamıza malzeme yapmayız, buna AK Parti'nin ihtiyacı da yok. Çözüm sürecine Sayın Barzani'nin, Sayın Şivan Perver'in gelmesi bir katkı sağlayacaksa bu ülkemiz adına sevindiricidir. İbrahim Tatlıses'in de gelip Şivan Perver'le düet yapması o da işe ayrı bir güzellik katıyor” dedi.

AK Parti'de sevgi, kardeşlik iklimi bulunduğunu ve parti kadrolarının, menfaat bölüşümü içinde, tesadüfi olarak bir araya gelmediğini belirten Çelik, kuruluşundan 16 ay sonra iktidar olan AK Parti'nin, girdiği 5 seçimi kazanarak, mahalli idarelerde 9 yıldır Türkiye'nin yüzde 75'ini idare ettiğini, 11 yıldır da merkezi hükümette iktidarda olduğunu dile getirdi.

Çelik, “Bu camia, bizim teşkilatımız 2,5 milyon kişiden oluşur. Bizim 8 milyonu aşan üyemiz var, 21,5 milyon insandan da oy alan bir siyasi partiyiz. TBMM'de 326 milletvekili olan bir siyasi partiden söz ediyoruz. Bu kadar büyük bir partide, bir de iktidar olduğunuz zaman beklentiler daha farklı olur. AK Parti'liler post kavgası yapmıyor. 'Ben niye bakan olmadım', 'ya beni bakan yaparsınız ya da ben yokum' diyen olmadı bugüne kadar. 'Niye genel başkan yardımcısı değilim' diyen olmadı. Bugüne kadar 'ben niye komisyon başkanı değilim', 'ben niye dış komisyonlarda değilim' deyip de küsen, darılan bir milletvekili yok AK Parti'de” diye konuştu.

“İnsan sevdiğine sitem eder. Ben Bülent Bey'in, Kemal Kılıçdaroğlu'na sitem ettiğine hiç rastlamadım”

Kendisinin partinin grup başkanvekilliği, Kültür Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı yaptığını ve bir süre de Başbakan Erdoğan'ın başdanışmanlığı görevinde bulunduğunu hatırlatan Çelik, şu anda da partide genel başkan yardımcılığı ve parti sözcülüğü görevini yürüttüğünü söyledi. Çelik, “Yarın partide başka bir görev olur oraya gideriz. 'Ben ya kıyamete kadar bakan olacağım ya da ben yokum' dedik mi biz. Sayın Bülent Arınç da öyle. Meclis Başkanlığı da yaptı. Geldi şimdi Başbakan Yardımcısı. Sayın Başbakan milletvekili olmadığı için bizim grup başkanımızdı Bülent Bey. Son olayda da ilk gün yaptığım açıklamada dedim ki: İnsan sevdiğine sitem eder. Ben Bülent Bey'in Kemal Kılıçdaroğlu'na sitem ettiğine hiç rastlamadım. Bizim kendi iç meselemiz ve bundan kimse medet ummasın” dedi.

“Türkiye'de ciddi bir muhalefet problemi var”

Muhalefetin temel probleminin, “muhalefet etmeyi de becerememe” olduğunu ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyorlar ki 'AK Parti'den birileri çıksa da bizim adımıza muhalefeti de onlar yapsa' beklentisi içerisine giriyorlar. Çünkü hakikaten muhalefeti de beceremiyorlar. Bu halk bize iktidar görevi vermiş onlara da muhalefet görevi vermiş ama Türkiye'de ciddi bir muhalefet problemi var, ciddi bir dil problemi var. CHP Genel Başkanı çıkıp kendi grubunda ülkenin Başbakanı'na 'sen gayrımeşru bir Başbakansın' diyebiliyor. Allah aşkına demokrasilerde meşruiyetin kaynağı nedir? Halktır. Halkın tercihi de sandıktır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, gelip başbakanlığı gasp mı etti? Bir darbe sonucu getirilip oturtuldu mu oraya? Bir ara dönemin eseri olarak mı gelip oraya yerleşti? Recep Tayyip Erdoğan, yasaklarla, antidemokratik dayatmalarla boğuşa boğuşa, cezaevleriyle, göstermelik mahkemelerle, kurgusal davalarla çarpışa çarpışa geldi. Halk yetki verdi, başarılı oldu ve şimdi de dünyadaki sayılı liderler arasında. Akıl ve izan sahibi Allah'ın hiçbir kulu tutup da Sayın Başbakan'ın başbakanlığı için gayrımeşru ifadesini kullanmaz. Eğer Sayın Kılıçdaroğlu bir gayrımeşruluk arıyorsa kendisinin genel başkanlığa geliş sürecine baksın. Çok ayıp. Tutup da bir genel başkan bunu söyler mi?”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Başbakan Erdoğan'ı hedef alan açıklamalarını hatırlatan Çelik, şunları söyledi :

“Daha önce hatırlıyorsunuz, Sayın Başbakan'a 'senin ananı ııı' deyip duran bir Kemal Kılıçdaroğlu. O sıra ben kalktım ne dedim, 'Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun anası bizim anamızdır biz ona laf etmeyiz, dil uzatmayız' dedim. Daha kısa bir süre önce Başbakan için 'Dolmabahçe'de oturup Kadıköy'den gelen kadınları dikizliyor' dedi. Son bombası da 'Senin Başbakanlığın gayrımeşrudur' dedi. Kemal Bey niye bunu yapıyor biliyor musunuz? Dikkat çekmek için yapıyor. Hani ses tonunu yükseltince bakıyor çok bir şey olmuyor ancak Başbakan'a saldırdığı zaman, böyle kötü bir laf ettiği zaman bununla gündeme geleceğini düşünüyor. Ben başka izahını bulamıyorum.”

“Boşuna yorulmasınlar. Biz bu zevki onlara tattırmayacağız”

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün, “Başbakan bir dünya lideridir” dediğini söyleyen Çelik,  “Kemal Bey şimdi Başbakan'ın dünya lideri olmadığını anlatmak için kendini harap ediyor. İki kere iki dörtse senin 'bu beştir' diye kendini harap etmene gerek yok. Görünen köy kılavuz istemez. Her şey ayan beyan ortada. Türkiye'de ciddi bir muhalefet liderliği problemi var, Türkiye'nin ciddi bir muhalefet sorunu var. Türkiye'de muhalefetin kendisi adam gibi, adam akıllı muhalefet yapamadığı için, 'acaba bu iktidar lütfetse de bizim yerimize muhalefeti de kendileri yapsa' gibi bir beklenti içindedir. Boşuna yorulmasınlar. Biz bu zevki onlara tattırmayacağız” ifadelerini kullandı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili sözlerini hatırlatan Çelik, “Büyükşehir Belediyesi de kamunun malıdır, ODTÜ de kamunun malıdır, dedim. Benim söylediğim bu konsept içerisinde, bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir ifadeydi. Yoksa benim Sayın Gökçek'in belediye başkanlığından rahatsızlığım söz konusu değil. Melih Gökçek, Türkiye'ye gelmiş geçmiş en başarılı belediye başkanlarından birisidir” dedi.

“Biz birbirimize düşmeyiz”

Ankara'da yaşayan biri olarak Gökçek'in hizmetlerinden çok memnun olduğunu ve kendisini çok başarılı bulduğunu söylediğini dile getiren Çelik, “Ama orada da bunu yapmaya çalıştılar. 'Acaba bir AK Parti yöneticisiyle belediye başkanını birbirine düşürebilir miyiz' çabası vardı. Benimle yapılan röportajlarda söylediğim ortadadır. Sayın Melih Gökçek geçen bir gazeteye mülakat vermişti, 'Hüseyin Çelik benim kardeşimdir. Biz birbirimizi çok severiz ve Hüseyin Çelik'in benim aleyhimde bir şey söylemesi söz konusu değil' diye beyanları vardı. Onlar kendi akıllarınca bizi tuzağa düşürecek, bizi birbirimize düşürecekler ama biz birbirimize düşmeyiz, boşuna sevinmesinler” diye konuştu.

“Bizim görüş ayrılığımız olmaz diye bir şey yok” ifadesini kullanan Çelik, her bireyin farklı bir dünya olduğunu, görüş ayrılıklarının olabileceğini bildirdi. Çelik, “Diyelim ki 11 kişilik heyette 6 kişi derse ki şöyle olmalı, diğerlerinin görüşü farklı olsa da çoğunluğa uymak zorundadır. Aksi takdirde anarşi olur. Ben görüşümü söylerim ama benim görüşüm istikametinde karar alınmadığı zaman 'bu beni bağlamaz' diyemem. Meclis'te oylama yapılıyor, Meclis'te demokrasinin işleyişi çoğunluktur. Çoğunluk nasıl düşünüyorsa onların kararı uygulamaya girer ama siz de farklı görüşün sahibi olarak elbette saygıdeğersiniz. Görüşünüz de saygıdeğerdir. Farklı görüşlerimiz olabilir, meselelere farklı bakabiliriz ama bir araya geliyoruz, oturuyoruz, konuşuyoruz ve neticede bir karara varıyoruz” ifadesini kullandı.

“Başarıyı ödüllendirmek lazım”

AK Parti'nin yerel seçimlerde göstereceği adaylarıyla ilgili de değerlendirme yapan Çelik, şunları söyledi:

“Şu anda 10 büyükşehirde belediye başkanı olan arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu çok başarılı. Çok başarılı olan arkadaşlara 'siz kenara çekilin, biz yerinize başkasını getireceğiz' demeyiz, başarıyı ödüllendirmek lazım. Şu anda bizde olan büyükşehirlerde arkadaşlarımızın önemli bir kısmının ben devam edeceğini düşünüyorum. Diğer il ve ilçelerle ilgili çalışma devam ediyor. Bazıları acele ediyor. Aralık sonunda bu iş bitse, ocak, şubat, martta kampanya yapılsa 90 gün eder. 90 günden fazla kampanya da vatandaşı bıktırır. Seçim bir demokrasi şölenidir, şölenin de çok fazla süreni insanı bıktırır, o bıkkınlığı da yaratmamak lazım. Bizim seçimde kullanacağımız yayınlar, bizim adaylarımızın belirlenmesi, her türlü hazırlığımız her zaman olduğu gibi zamanında olacaktır. Kimsenin en iyisinin yapılacağından bir şüphesi olmasın.”

“Köklü bir kabine revizyonu olacağını sanmıyorum”

Çelik, bazı bakanların belediye başkanlığına aday olacağı ve bu nedenle de kabine revizyonu yapılacağı şeklindeki tartışmaları hatırlatarak, “Kabinede bir revizyon aslında beklenmiyor ama kanunen belediye başkan adayı olan bakanların, bakanlıktan ayrılması zorunluluğu da yok. Bakanlar, milletvekili seçimine bakan olarak girmiyor mu? Giriyor. Fransa'da, birçok ülkede de böyledir. Milletvekili belediye başkanlığına girerken istifa etme zorunluğu yok, nitekim Kemal Kılıçdaroğlu geçen dönem etmemişti. Bana kalırsa benim bireysel fikrim, bakan arkadaşlarımızın aday olması halinde istifa etmeleri gerekmiyor. Ama Sayın Başbakan bu konuda ne düşünür, istifa etmelerini mi ister, yerine başkalarını mı getirir bilemem. Bakanlardan kaçı aday olur onu bilemem. Ama köklü bir kabine revizyonu olacağını sanmıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Dershanelerin kapatılmasına ilişkin görüşlerini de açıklayan Çelik, “Zaman gazetesinde konuyla ilgili MEB'in olduğu iddia edilen bir taslağa yer verildi. Ben sabah ilk iş olarak Sayın Bakan'ı aradım, Zaman gazetesinde yer aldığı şekliyle bir düzenlemenin olmadığını söyledi ve sonra bir tekzip yayımladı. Dolayısıyla ben şu anda yapılmış net bir düzenleme görmediğim için şu an yorum yapmak istemem. Ama  tekrarlayayım, Zaman gazetesinde yer aldığı şekliyle bir düzenlemenin olmadığını bizzat Sayın Bakan açıkladı” dedi.  

“Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun geldiği nokta işin tıkandığını gösteriyor”

Yeni Anayasa çalışmalarına da değinen Hüseyin Çelik, şunları kaydetti:

“Sayın Cemil Çiçek'in bütün gayretlerine ve iyi niyetlerine rağmen, bizim arkadaşlarımızın bütün çabalarına rağmen, maalesef arzu edilen sonuca ulaşılamadı. Halen komisyonun kabul ettiği 60 maddeyle ilgili olarak biliyorsunuz Sayın Kılıçdaroğlu, 'hadi biz varız geçirelim' dedi. Sonra iş ciddiyete binince gitti arkadaşlarımız, 'yok' dediler. CHP ille ille '4 parti birden olsun' dedi. Peki diğer iki parti zaten 'biz bu işte yokuz' demişlerdi, buna rağmen siz bunu söylediniz. Niye söylediniz? CHP'liler şunu umdular, 'Acaba bu 60 maddeyi vesile yaparak biz bazı başka konuları da pazarlık konusu yapabilir miyiz' dediler. AK Parti bu tür pazarlıklara gelmez.

Bu konu MKYK toplantımızda konuşuldu. Ben Başbakan'ın, Grup Başkanvekillerine talimat verdiğini CHP'nin kapısını çalacaklarını basın toplantısında açıkladım. 'Ama biz bütün pazarlıklara kapalıyız' diye de ilave ettim. Şimdi reddettiler, bu 60 madde de çok hayati ve temel meselelerle ilgili değil. Bir kere oy birliğiyle her maddeyi karara bağlamak gibi baştan bir ilke koydular. Bunu gerçekleştirmek çok kolay değil. Batı'daki meclislerde bile oy birliğiyle her şey olacak dediğiniz zaman orada mesafe almanız çok zordur. Anayasa Uzlaşma Komisyonu artık patinaj yapıyor. Anayasa Uzlaşma Komisyonunun geldiği nokta işin tıkandığını gösteriyor. Tabii Sayın Meclis Başkanı ve Uzlaşma Komisyonu ne karar verirse biz ona saygılıyız ama öyle anlaşılıyor ki anayasa meselesi de bir başka bahara kalmıştır.”

“Vatandaşlarımız bize 330 ve üzeri milletvekilliği vermedi”

AK Parti'nin genel seçimlerde vatandaşa, “Bize yetki verin sıfır kilometre, gerçek manada demokratik, göğsümüzü gere gere 'bu bizim anayasayımızdır' diyebileceğimiz bir anayasayı yapalım” dediğini anımsatan Çelik, “Ama vatandaşlarımız bize 330 ve üzeri milletvekilliği vermedi, 327 milletvekili verdi. Hatırlarsanız geçen dönem 330'un üzerindeydik, 26 maddeyi biraz zorlanarak geçirdik ve referandumda da halkın önüne çıktık. Halkımız da yüzde 58'le kabul etti. Ama bu dönem böyle bir imkan yok. 'Ama söz vermiştiniz niye yapmadınız' denirse ben diyorum ki siz bana bir araba tahsis ederseniz, ben şuraya şu kadar sürede ulaşırım. Sen bana araba tahsis etmediğin zaman ben yaya olarak oraya varamam, mesele bu” diye konuştu.

BENZER YAZILAR