Vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi AK Parti

Vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi AK Parti

Çelik, AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında,  yurt dışında açılan Türk okullarının Rusya başta olmak üzere bazı ülkelerde sorunlarla karşılaştığını belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sorunların aşılması için okullara sahip çıktığına bizzat şahit olduğunu söyledi.

Hükümet üyelerinin, Türk insanının yurt dışında kurduğu ve iftihar vesilesi olan bu okullara sahip çıkmak için birbirleriyle yarıştığını ifade eden Çelik, şöyle konuştu:

“Sayın Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız gittikleri her ülkede bu okulları bizzat ziyaret etmiş ve bu okullar aleyhine estirilen dedikoduların da önüne geçmişlerdir. Manevi olarak destek olmuşlardır. Son dershane tartışmasıyla cemaatle uzaktan sevgisi, sempatisi olamayan başta CHP, MHP ve BDP gibi muhalifimiz olan partiler bir anda cemaati sahiplenen, hamiliğini yapan bir pozisyona geçtiler. Sanki daha önce cemaat aleyhine Meclis kürsüsünden söyledikleri yokmuş gibi, sanki cemaatin adeta yok edilmesi için seferber olduklarını unutmuşcasına beyanlarda bulundular.”

“Milli Güvenlik Kurulu sivilleştirildi”

AK Parti'nin bizzat kendisinin 27 Nisan Bildirisi ile birlikte bir e-muhtıranın hedefi haline getirildiğini vurgulayan Çelik, “Tekrar altını çiziyorum, 'A' cemaatine, 'B' cemaatine yönelik devlet içerisinde devlet gücü kullanan bazı unsurların yaptığı olumsuzlukları eğer AK Parti'ye mal ederseniz, AK Parti'nin bizzat mağdur ve mazlum olduğunu nereye yerleştireceksiniz?” diye sordu.

Bakan Çelik, hükümetlerinin Milli Güvenlik Kurulu'nu sivilleştirdiğini, dini hassasiyet taşıyan gruplar, vakıflar ve cemiyetleri hedef alan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne (kırmızı kitap) son verdiğini ifade ederek, vesayetin bir uzantısı olarak gördükleri Başbakanlık Takip Kurulu'nun ortadan kaldırıldığını ve EMASYA Protokolü'ne son verildiğini de anımsattı.

“Vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi AK Parti”

Çelik, AK Parti'nin 2008'de kapatmayla karşı karşıya kaldığını ve partinin “tabiri caizse adeta kale direğinden döndü”ğünü ifade etti.

2010 Referandumuna kadar statükonun, vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefinin AK Parti hükümeti ve hükümetin üyeleri olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti:

“Ben Bakan olur olmaz Sayın Başbakan bana bu dershanelerin bir hale yola koyulmasıyla ilgili bir emir verdi. Ben de o günkü şartlarda bunun nasıl yapılamayacağını anlattım, ikna ettim, uzun uzadıya bunu paylaştım. Son günlerde belli grupları 2012 ve 2013'te fişledikleri iddiaları var. Ben bunun detayına girmiyorum. Kamuda gizlilik derecesi olan makamlara mevkilere ve bazı kurumlara eleman alınırken, 'güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması' diye bir uygulama yapılır. 2001 yılında DSP, MHP ve ANAP iktidarı döneminde çıkartılan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği'nin 7. ve 8. Maddelerine göre bu yapılır. Kimdir bunlar genellikle askerlerle, emniyet mensuplarıyla ilgili yapılır, bakanlıklara üst düzeye atanacaklarla ilgili yapılır. Ceza ve tevkif evlerinin birinci dereceden sorumluluk alacak olanlarla ilgili yapılır. Hakimlik, savcılık ve kaymakamlık gibi önemli noktalarda görev alacaklarla ilgili bu güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır.”

Çelik, bir gazetecinin “Milli İstihbarat Teşkilatı içerisinde bir grubun AK Parti’yle ilgili olumsuz belgeleri sızdırdığını bir gazeteye ifade ettiniz. Bu şu manaya geliyor, direkt olarak MİT içerisinde AK Parti hükümetine karşı olan da bir grup var. Ulusal güvenliğimizle ilgili en önemli kurum hakkında herhangi bir yaptırımınız olacak mı, bu bölünmeye karşı” yönündeki sorusu üzerine, şunları söyledi:

“İster MİT, ister emniyet, ister Türk Silahlı Kuvvetleri ister bir başka kurum. Her kurumda yanlış, her kurumda yanlış yapacak insanlar vardır. Tekrar söylüyorum mühim olan siyasi irade, bu ülkeyi yöneten irade o yanlış yapan insanları sahipleniyor mu? Onların bu yaptıklarını doğruluyor mu? Onların bu yaptıkları yaptıkları yanlışların arkasında duruyor mu? Önemli olan budur. Tabii ki Milli İstihbarat Teşkilatı kendi iç mekanizması içerisinde eğer bir arıza varsa ki bu sızmalar bu arızaları gösteriyor, bugün buraya bir şey sızıyor yarın bir başka şeylere sızabilir. Hani ama dediğim gibi büsbütün bu kurumu bir bütün olarak itham etme, izam etme konumunda değiliz. Her kurumda yanlış kişiler vardır ve o yanlış kişilerin yanlış icraatları vardır ve ola potansiyel olarak. Ama bu olabilir olmuşa dönüştüğü zaman elbette o kurumların gereğini yapması lazım.”

Bir başka gazetecinin Anayasa Mahkemesi’nin Mustafa Balbay ile ilgili verdiği kararı hatırlatması üzerine Çelik, kimin suçlu kimin suçsuz olduğuna bağımsız mahkemelerin karar vereceğini vurguladı. Çelik, “Başından beri Sayın Başbakanımız başta olmak üzere, Cumhurbaşkanımız, bütün sözcülerimiz tutukluluk meselesinin fiili cezalandırmaya dönüşmemesi gerektiğini söylüyor. Makul sınırları aşan tutukluluk süreleri böyle bir mahiyettedir, böyle bir özelliğe sahiptir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi böyle bir karar vermişse bu karara saygı duyarız” diye konuştu.

Yargı sisteminin iktidara geldikleri günden beri demokratikleştirilmesine çalışıldığını dile getiren Çelik, “Yargının, demokratik standartları yüksek ülkelerdeki yargı gibi olsun istiyoruz. Güven veren adalet olsun istiyoruz. Hakikaten ben daha öncede söyledim, biz iktidara geldiğimizde ‘bağımsız yargı’ deniyordu ama bizim yargımız bırakın bağımsız yargı, bakımsız yargıydı. Gerek fiziki alt yapı, gerek insan kaynakları, gerek teknolojik alt yapı imkan ve kabiliyetleri açısından daha güven veren, daha seri işleyen ve daha az hata yapan bir adalet mekanizmasına kavuşmak için elimizden geleni yapıyoruz” ifadesini kullandı.

Çelik, Sadullah Ergin ve daha önce Adalet Bakanlığı yapanların insan üstü çaba harcadıklarına değinerek, “Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verdiyse ben şahsen bu karara saygı duyarım. Bunun gereği neyse tabii ki hukuk devletinde bu yapılır” dedi.

MİT Müsteşarıyla görüştüğüne yönelik sözleri hatırlatılarak, “Sızdırılan belgelerin MİT içerisinden bir grup tarafından sızdırıldığını söylediniz. Buradan anlaşılıyor ki kimlerin sızdırdığı tespitli” yönündeki ifade üzerine Çelik, “Tespitli değil. Bir kişi olabilir, kişiler olabilir. Yani onlar da bunun kim olduğu kim olabileceği üzerinde duruyorlar” diye konuştu.

Belgelerin neden sızdırıldığına ilişkin bir sorusuna ise Çelik, “Çok açık değil mi arkadaşlar” karşılığını verdi.

Çelik, dershane tartışmaları sırasında bazı yayın organlarında çeşitli haberler yapıldığını aktararak, şöyle devam etti:

“Bir kanun hazırlandığı zaman, bir taslak hazırlandığı zaman, bir tasarı veya teklif gündemde olduğu zaman sizinle ilgiliyse veya sizin bu konuda bir endişeniz varsa buna karşı çıkmak, ona karşı argümanlarınızı öne sürmekten daha tabii hukuk devletinde bir şey yoktur. Üslup, son derece önemlidir. Karşı çıkmak zaman zaman hakarete tahkir ve tezyife varırsa orada sıkıntı var demektir.”

“Bu tuzağa kimse düşmemelidir”

Nurullah Genç’in “Kardeşler arasına heyhat suizan düştü/Zedelendi sağduyu, körleşen iz’an düştü” şiirini hatırlatan Çelik, “Bu zedelenen sağduyunun her kesim ve herkes için tamir edilmesi gerekiyor” dedi.

Tartışmanın gündeme gelmesiyle “Acaba bunu kızıştıracak ne yapabiliriz gayretinde” olanların bulunduğunu ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hizmet cemaatiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir yığın insan sosyal medyada Başbakana, AK Parti’ye, hükümete ağza alınmayacak şeyler söylüyor. Ben biliyorum ki bunların bir kısmı da tespitidir, o da hizmet cemaatiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Bizim partimizle ve hareketimizle uzaktan yakından alakası olmayan birçok kimselerin başta Fethullah Gülen Hocaefendi olmak üzere cemaate yönelik hiç de şık olmayan ağza alınmayacak, hakaret, tahkir anlamına gelecek ifadeler kullanıyorlar ve ortalık kızıştıktan sonra kenara çekilip ellerini ovuşturuyorlar. Bu tuzağa kimse düşmemelidir. Bu memleket hepimizindir, bu gemide birlikteyiz. Kaptanın her tavrını onaylamak zorunda değiliz, mürettebatın yaptıkları da hoşumuza gitmeyebilir ama bunun çaresi geminin delinmesine yol açacak icraatlardan uzak durmaktır. Söylemlerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştirirken kuyumcu terazisiyle tartmak gibi bir sorumluluğumuz var. Ben buralarda, bu sızmalarda, sızdırmalarda ve servislerde iyi niyet şahsen görmüyorum.”

Kendisinin 7 yıla yakın bir süre AK Parti hükümetleri içerisinde bulunduğunu anımsatan Çelik, “AK Parti kendi halkının makul, meşru mantıklı taleplerine her zaman kapısını da gönlünü de açmıştır. Buna hizmet cemaati de dahildir” ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan'ın, “Cemaat ne talep etti de reddettik” yöhühremi sözlerinin de eleştiri konusu yapıldığına değinen Çelik, “Hukuk devletinde, Sayın Başbakanın, hükümetin yaptığı bütün icraatlar, iş ve işlemler eylemler Danıştay denetimine tabiidir. Bütün yasama faaliyeti Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabidir, bütün mali konular Sayıştay denetimine tabidir” diye konuştu. 

Başbakan Erdoğan'a gelerek arz-ı hal eden, aralarında gayrimüslimlerin de olduğu yüzlerce sivil toplum örgütü ve vakıf bulunduğunu belirten Çelik, “Meşru, makul bir teklifle geldikleri zaman Başbakan niçin reddetsin. Başbakan kendi halkıyla olan gönül bağından söz ediyor. Ama birileri bunu zedelemek için, bu güzel atmosferi bozmak için özel bir gayret gösteriyor, hiçbirimiz bence bunun bir parçası olmamalıyız” değerlendirmesinde bulundu. 

Dershane tartışmalarında, “Ben rahatsız oldum, incindim, kırıldım” yönünde sözler söyleyenler olduğunu dile getiren Çelik, “Ama sonuçta bir makul orta yol bulundu. Bir geçiş süreci verildi bu iki yıl içerisinde bu meseleler üzerinde daha fazla kafa yorma, düşünme şansımız ortaya çıktı. Demokrasiler içerisinde çare tükenmez” dedi. 

Erdoğan'ın Avrupa'daki görüşmeleri

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın üç yıl aradan sonra AB yetkilileriyle bir araya geleceği yönündeki haberlerin anımsatılması üzerine, Erdoğan'ın 21 Ocak'ta Brüksel'e gideceğini ve Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu başkanlarıyla ayrı ayrı görüşeceğini, daha sonra üçüyle yemekte bir araya geleceğini söyledi. Erdoğan'ın ayrıca Avrupa Birliği Bakanlığı'nın Avrupa Daimi Temsilciliğinin açılışını da yapacağını belirten Çelik,  Belçika Başbakanı ile de bir görüşmede bulunulmasının söz konusu olduğunu bildirdi. 

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile eski AK Parti Milletvekili Kemalettin Göktaş arasında Trabzon'da kameralara yansıyan tartışmanın bir gazeteci tarafından hatırlatılması üzerine Çelik, protokolün önünde böyle bir tartışma yaşanmış olmasını üzüntüyle karşıladığını söyledi. Söz konusu eski milletvekilinin daha önce de başka bakanlarla benzer tartışmalar yaşadığını ifade eden Çelik, “Bir bakana 'suç sende değil, esas seni bakan yapandadır' demek eski bir milletvekilinin görüşüdür ama bunu protokolün önünde ifade etmesi, hele hele de bu eski bir AK Parti'li milletvekiliyse onun hakkı da değildir, haddi de değildir. Son derece çirkin bir görüntü sergilenmiştir” diye konuştu. 

Bayraktar'ın meseleyi yatıştırmaya çalıştığını dile getiren Çelik, “Sayın Göktaş'ı bu çirkin tavrından dolayı ayıpladığımı ifade etmek istiyorum” ifadesini kullandı. 

Bir gazetecinin, “MİT'ten bazı grupların, sızdırıldığı iddia edilen gazetecinin yani bu belgeyi yayımlayan gazetecinin, Balyoz, Ergenekon, 28 Şubat Davası öncesinde belgelerine dayanılarak bu operasyonlar başladı ve o dönemde 'bunlar gizlilik gerektiren belgelerdir' gibi bir ortam olmadı. Geçen hafta Sayın Hükümet Sözcümüz savcıları bu konuda göreve davet etti. O günden bugüne ne değişti” sorusuna karşılık Çelik, şunları kaydetti:

“Sayın Hükümet Sözcümüzün söylediği tam bu mudur, bununla ilgili midir, bunu bilemem. Ancak benim bildiğim bir şey var Balyoz'la ilgili de Ergenekon'la ilgili de götürülen belgeyi siz gazeteciye götürürseniz gazeteci bir şeyi göze alarak bunu yayımlar. Biri yayımlar, biri yayımlamayabilir. Ama bunun doğru olup olmaması önemlidir. Burada sözü edilen bilgiler MİT'in veri tabanında vardır. Ama ben size mahiyetini ifade ettim, işin özü bu.”

Çelik, “Başbakan Sayın Erdoğan'ın dershanelerin kapatılmasıyla ilgili size bir talimat verdiğini söylediniz. Ancak siz de o dönemde ortamın henüz buna müsait olmadığını ifade ettiniz ve geri çevirdiğinizi söylediniz. Bugün ortam müsait midir” sorusuna, şu yanıtı verdi:

“Sayın Başbakan bana 'dershaneleri kapat' gibi bir talimat vermedi. Hiçbirimiz hükümdar falan değiliz. Yani kanunlarla, anayasa ve yasalar çerçevesinde kurulmuş olan müesseseleri hür teşebbüsün birçok emek ve para harcayarak kurduğu şeyler siz 'kapatın' demenizle kapanmıyor. Bana da 'kapat' demedi. Bunların 'gereğini yapın' dedi bana.”

Dershanenin sonuç olduğuna dikkati çeken Çelik, “Bu sonucu ortaya çıkaran sebepler ortadan kaldırılır ve o sorun ortaya çıkmaz. O gün söylediğim budur bugün söylediğim budur” dedi. 

Çelik, konuyla ilgili 2 yıllık bir süre olduğunu ve bu süre içerisinde teşvik programını hükümetin ortaya koyacağını, dershanelerin de  bunu bir fırsata dönüştürebileceğini, özel okul açabileceğin söyledi. 

Üniversite imtihanının kaldırılamayacağını anlatan Çelik, yeryüzünde ölçme ve değerlendirme yöntemi olmayan bir eğitim sisteminin bulunmadığını bildirdi. Bazı ülkelerde merkezi sınav olmadığını ve Türkiye'deki olgunlaşma sınavına benzer sınavlar bulunduğunu dile getiren Çelik, “İnatlaşarak, birbirimizi hırpalayarak hatta buralardan yola çıkarak daha ileri kavgalar körükleyerek sorun çözemeyiz” diye konuştu. 

“MİT artık şeffaflaştı”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, bir gazetecinin “Bugün itibarıyla MİT içerisinde başlamış bir soruşturma var mı bu sızdıranların açığa çıkarılması için” yönündeki sorusunu, “(Araştırma vardır) diyebilirim ama yazılı bir soruşturma açılmış mıdır emin değilim. Sayın MİT Müsteşarı, Sayın Başbakanla birlikte yurt dışına gitti. Geldiği zaman ona sorarız. Başlayan bir soruşturma olursa MİT artık şeffaflaştı, kendi içindeki işleyişi de gazetecilerle paylaşır. Ama veri tabanındaki bilgi yığınını değil” diye yanıtladı.

Türkiye'de 28 Şubat 1997'de bir “postmodern” darbe yaşandığını ve bu darbe sonrasında insanların “makbul ve makbul olmayan vatandaşlar” olarak kategorize edilmeye başlandığını belirtti. Bu durumun ciddi travmalara neden olduğunu anlatan Çelik, kendisinin Meclise ilk girdiği dönemde 28 Şubat vesayetinin tüm kurumlar üzerinde kendini hissettirdiğini dile getirdi. 

Halkın 2002 yılında AK Parti'yi tek başına iktidar yaptığını ifade eden Çelik, “AK Parti'nin tek başına iktidara gelmiş olması iktidara geldiği günden itibaren her şey süt liman oldu anlamına gelmiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Demokrat Partinin 1950'de iktidara geldiğini ancak bürokratik bir devlet ve cumhuriyet yapısı olduğunu belirten Çelik, “Bütün kurumlar ve o kurumlardaki devlet adına hareket ettiğini söyleyen insanlar Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetini taşıyordu. Biz iktidara geldiğimizde de böyle bir anlayış bütün ülkede hakim vaziyetteydi” ifadesini kullandı.

İktidara geldikleri ilk günlerden itibaren, kendileriyle ilgili darbe eylem planlarının hazırlandığını aktaran Çelik, “Balyoz Eylem Planı'nın karara bağlandığı tarih, bunu çok önemsiyorum, 15 Mart 2003'tür, 2004 de değil. 15 Mart 2003 Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurulan 59. hükümetin kuruluş günü, aynı gündür. Arkasından gelen malumunuz ismi çok romantik olan diğer darbe eylem planları. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven ve daha bir yığın maskaralık sergilendi” diye konuştu. 

Çeşitli kesimlere yönelik “tezgahlar” ve bunlara yönelik “infazlar” yapıldığını anlatan Çelik, bunların günahını AK Parti'ye ve hükümetlerine yıkmak için de tezgahlar düzenlendiğini dile getirdi. 

Milli Güvenlik Kuruluyla ilgili kısa bir bilgi veren Çelik, 28 Şubat sonrasında Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı döneminde  “İrtica ile mücadele stratejisi diye bir belge hazırlandığını kaydetti. Çelik, şöyle konuştu:

“Sayın Mesut Yılmaz, 28 Şubat'tan sonra ihaleye çıkarılmış olan, vesayetçi anlayış tarafından ihaleye çıkarılmış başbakanlığı kabul eden dönemin başbakanıdır ve o eylem planı dönemin sivil hükümeti tarafından hazırlanmamıştır. Askeri mahfillerde hazırlanan 28 Şubat'ı gerçekleştirenler tarafından hazırlanan bir irtica ile mücadele stratejisi hükümete takdim edildi ve hükümet bunu sahiplenerek genelge haline getirdi.”  

Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığı döneminde Milli Güvenlik Kurulunda irtica hareketinden söz edildiğini ve bazı iddiaların ortaya atıldığını hatırlatan Çelik, “İsmiyle cismiyle bir iddia ortaya atıldığı zaman siz bu iddiayı araştırmak ve bunu sonuçlandırmak zorundasınız. Hukuk devleti mantığı bunu gerektirir” görüşünü aktardı.

Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı dönemde imzasız belgelerle yapılan ihbarların işleme konulmamasına ilişkin genelge yayınladığını söyleyen Çelik, şöyle devam etti:

“İmzasız bilgileri, müracaatları, dilekçeleri işleme koyarsanız resmen jurnali kabul etmiş oluyorsunuz. İnsanların birbirini gammazlamasını kabul etmiş oluyorsunuz. Muhbirlik sistemini teşvik ediyorsunuz demektir. Bunu yapmadık ama birçok kuruma gönderiliyordu. İmzasız olsa bile Cumhurbaşkanlığından diğer bazı kurumlardan bize “böyle böyle iddialar var araştırın' diye geliyordu. Bazen de insanlar ismiyle cismiyle yazıyordu. Çeşitli kurumlara yazıyorlar ve ilgili olan birimlere gönderilerek 'bunun hakkında ne diyorsun' deniyor. Milli Güvenlik Kurulundaki mesele bundan ibarettir. Buraya biri iddia getirilmiştir.

Dönemin Cumhurbaşkanı bu iddiayı sahiplenmiştir. Dönemin Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları bunu sahiplenmişlerdir ve hükümete, 'cumhuriyete karşı cumhuriyetin temel niteliklerine karşı zarar veren şöyle şöyle organizasyonlar var, bu hükümet bunların gereğini' demiştir. 'Hükümet bu meseleye baksın denilmiştir', tavsiye kararıdır ve hükümet esas irade sahibi hükümettir. Hükümet daha ileri tartışmalara yol açmamak ve orada başka türlü gerginliklere yol açmamak için bunu kendisine havale etmiştir. Daha sonra da hükümet bunu hiçbir şekilde Bakanlar Kurulunda bir karara dönüştürmemiş, onunla ilgili bir eylem planı yapmamış ve hiçbir surette bu iddialara prim vermemiştir, iltifat etmemiştir. Bunu çok net bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Kendi halkıyla kavga eden, kendi halkının inançlarıyla alay eden, kendi halkının inanç yönündeki duyarlılıklarını hiçe sayan bir hükümet bir parti olmadık. Bu bizim varlık sebebimize aykırıdır ve kesinlikle bu ve benzeri iddialara da iltifat etmedik.”

Bazı gazetelerde kararların dönemin Başbakanlık Takip Kurulu tarafından uygulamaya konulduğu yönündeki iddiaları da değerlendiren Çelik, “O Milli Güvenlik Kurulunun kararı gereği değil, sözünü ettiğim irticayla mücadele stratejisi çerçevesinde kurulan, daha önce Batı Çalışma Grubu adı altında kurulan, bizatihi cuntacılar tarafından kurulan sonra Başbakanlık bünyesinde legal hale getirilen Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu dediğimiz bir kurum kuruluyor, 'Efendim bu tip iddialar buraya gelsin, burada konuşulsun' deniyor. Biz iktidara geldiğimizde bu kurul vardır” diye konuştu. 

Kurula gelen bilgilerin ilgili kurumlarca değerlendirildiğini bildiren Çelik, kendisinin 2002'den 2009'a kadar Bakanlar Kurulunda bulunduğunu ve iddiaların çoğunun kendi kurumuyla ilgili olduğunu anlattı. 

Çelik, bazı imam hatip okullarında bazı kız öğrencilerin kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı hareket ettiklerine yönelik bir iddiayı örnek olarak göstererek “Yaptıkları işlem, Milli Eğitim Bakanlığına bildirilmesi. Milli Eğitim Bakanlığına gelmiştir, benim zamanımda geldi ve ben bunun onlarcasını biliyorum. Peki ne yapıldı? Yapılan işlem ilgili müfettiş denetçi neyse görevlendirilir, sonra sonuç kısmına bakın o belgenin, gazetede yayınlanan belgenin sonuç kısmında der ki 'iddialar sü bulmamıştır' yani bu iddia edilenler ispatlanamamıştır. Bunlar anlamsız şeylerdir anlamına gelir. Bırakın inancının gereği olarak insanların kılık kıyafetiyle uğraşmayı, 28 Şubat döneminde mesleğinden edilen işten atılan 800 öğretmeni son anayasa değişikliği yapılmadan önce ben Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik sıfatıyla onları görevlerine iade ettim” değerlendirmesinde bulundu. 

Milli Güvenlik Kurulunun 2004 yılındaki kararının hizmet cemaatine karşı kullanılmış gibi sunulduğunu anlatan Çelik, “Orada imam hatip okullarında yapılan işlemlerden söz ediliyor. İmam hatip okulları hizmet cemaatinin doğrudan ilgi alanına giren konular değil. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibarıyla biz bu aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla dediğim gibi cedelleşmek, onları mağdur etmek onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz” dedi. 

AK Parti iktidarı öncesinde güvenlik soruşturmalarının suçun varlığı ve yokluğuyla sınırlı olmadığını anlatan Çelik, şunları söyledi:

“Neydi peki? Apartman kapıcılarına gidilir sorulurdu: 'efendim bunun hanımı başını kapatıyor mu? Hangi gazeteyi okuyor? Çocukları hangi okula gidiyor? Hangi televizyonları seyrediyora' varıncaya kadar veya 'hangi STK'lara mensuptur, başka yerlerde de bunu sorarlardı. Nitekim daha sonra özellikle Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, biz üçlü kararnameyle birilerinin teklifini gönderdiğimiz zaman onun da elinde bazı araştırma birimleri vardı veya bazı araştırma birimlerine emir veriyordu.”

AK Parti iktidarının ilk dönemlerinde bu tür çalışmaların yapıldığını bildiklerini dile getiren Çelik, şöyle devam etti:

“Fakat şunun altını çizmek istiyorum: Birilerine zarar vermek, birilerini kategorizasyona tabi tutarak ötekileştirmek ve bir grup insanı makbul bir grup insanı muzır sayma adına bir ülkede eğer kendi insanınıza yönelik fişleme yapıyorsanız bu alçaklığın en büyüğüdür. Ben AK Parti'yi, AK Parti hükümetlerini, AK Parti'nin kadrolarını bundan tenzih ederim. Böyle bir şey söz konusu bile değildir ve böyle bir şey olduğu zaman bunun yanında durmamız, bunun arkasında durmamız, buna 'doğru' dememiz de mümkün değildir.”

Çelik, son günlerde gündeme gelen fişleme iddialarıyla ilgili olarak şunları belirtti:

“Bu son olay neyin nesidir, onu da söyleyeyim. Şu belge Başbakan Sayın Abdullah Gül, tarafından 58. Hükümet döneminde Milli İstihbarat Teşkilatına gönderilmiş bir talimatnamedir, bir emirdir. O gün, bugündür de bu yürürlüktedir. Ne diyor bu talimat? Tam tarihi 4 Aralık 2002'de Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına başlığıyla gönderilmiştir. Can alıcı noktaları paylaşmak isterim: suçun şahsiliği evrensel kuralı çerçevesinde Ahmet, Mehmet'i araştırıyorsunuz, onun teyzesi şu gün suç işlemişti halası da şuydu. Onun kardeşinin de şöyle eğilimleri var, babasının da şu derdi var' gibi bir güvenlik soruşturması. Makbul bir güvenlik soruşturması değil. Çünkü suçların ferdiliği prensibi hukukun temel kuralıdır. Suçun şahsiliği evrensel kuralı çerçevesinde kişilerin doğrudan şahıslarıyla ilgili olmayan veya maddi bir delile dayanmayan sadece soyut duyumlardan elde edilen istihbari bilgilerin gönderilmeyerek yalnız adli makamlara intikal eden eylemlerin yazılı olarak bildirilmesini talep ediyor. Bundan sonra güvenlik soruşturması, arşiv araştırması böyle yapılacak diyor Sayın Abdullah Gül, dönemin başbakanı.

İstenen bu ve bu çerçevede yönetmeliğin 7 ve 8. maddesine göre bunlar yapılır. Peki son günlerde olan nedir? MİT'in başına Sayın Hakan Fidan da gelse Ahmet, Mehmet de gelse MİT'in on yılların alışkanlıklarından bir günde sıyrıldığını iddia etmek doğru değildir. MİT'in bir veri tabanı vardır. Her taraftan hakkında inceleme soruşturma veya arşiv araştırması yapılacak şahıslarla ilgili gelen bilgiler bir havuzda toplanır ama bu gelen bilgiler az önce söylediğim yazı çerçevesinde, talimat çerçevesinde eğer bir kuruma gönderilecekse o şekilde gönderilir.”

Çelik, son günlerde bazı şahıslarla ilgili gazetelerde yer alan bilgilerin hiçbirinin herhangi bir kurumla veya kişiyle paylaşılmadığına dikkati çekerek, “MİT'in veri tabanında bir araya getirilen bilgiler birileri tarafından, içeridekiler tarafından bu adı geçen gazeteye servis edilmiştir. Bu yapılırken de şu yapılmıştır: Özellikle AK Parti ile belli konularda tartışmaları olan bazı kesimlere mensup veya yakın kişiler seçilmiştir” ifadesini kullandı.

Bilgiler aktarılırken başka kurum ve kuruluşlarla da ilgili bilgilerin de verildiğini hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu arada belki de o yeterli özeni göstermedikleri için mesela MÜSİAD'la ilgisi olan ki MÜSİAD'ın hükümetle bir problemi yok veya Avrupa Demokratlar Birliğine ilişkin olanlar da dahil edilmiştir veya meşveret cemaatiyle ilgili olan kısımlar da buna dahil edilmiştir kenarından kıyısından. Ama ağırlıklı olarak birkaç cemaatla ilgili iddialar ön plana çıkarılarak 'Bakın hükümetle arası iyi olmayan cemaatlerin, camiaların mensupları bu şekilde fişlenmektedir' diye bir iddiaya dönüştürülmüştür. Bu doğru değildir. bu hakkaniyetle bağdaşan bir durum değildir.”

“Bu aslında hiçbir şekilde işleme girmemiş olan bir belgedir” ifadesini kullanan Çelik, şunları kaydetti:

“Bizatihi müsteşarın ve müsteşar yardımcısının bile onaylamadığı bir belgedir. Böyle bir belge doğrudur. Bırakın siyasi iradenin bilgisi dahilinde bırakın bir tarafa, bizatihi MİT müsteşarı ve yardımcısının bile onaylamadığı dolayısıyla uygulamaya girmemiş olan bir belgedir. Bunu özellikle belirtmek isterim. Tekrar ediyorum: oradaki bilgiler hiç kimseyle hiçbir suretle paylaşılmamıştır. Bir kez daha altını çizmek istiyorum: fişleme meselesiyle ilgili olarak böyle bir alçaklığa AK Parti hükümeti, AK Parti göz yummaz. Kendi insanımıza yönelik biz böyle bir tavır içerisinde olamayız.

Esasen MİT bundan sonra, en azından son yıllarda kesinlikle cemaatlere hedef olmaktan kendisini kurtarmıştır ancak silahlı eylemleri olan  bazı cemaatler varsa ki bunların kimler olduğunu biliyorsunuz, silahlı eylem yapma potansiyeline sahip olanlar MİT'in hedefindedir. Bunun dışında dini hassasiyeti olan Müslim veya gayrimüslim hiçbir grup, camia, cemaat MİT'in hedefi durumunda değildir. Sağlıklı olan da budur ama terör örgütleri ama uluslararası düzeyde istihbarat toplanması MİT'in hedef kitlesidir ve görev alanı içerisindedir. Mesele bundan ibarettir. Bunu bir paranoyaya dönüştürmenin anlamı yoktur.”

Kılıçdaroğlu'nun ABD seyahati

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ABD ziyareti sırasında bir televizyona konuk olduğunu ve spikerin kendisine “ABD'de bugünlerde telefon dinlemeleri çok gündemdedir, dünyada birçok lider, hareket dinlenmiş, siz de Amerika'ya geldikten sonra dinlendiğinizi düşünüyor musunuz” şeklinde soru sorduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:

“İstirahat etmek manasında değil, telefon dinlemelerine siz de takıldınız mı anlamında soruyor. 'Tabii tabii ben zaten hep dinleniyorum, beni zaten hep dinliyorlar', 'Recep Tayyip Erdoğan, bizatihi grup toplantısında bizim nefesimiz senin ensende demedi mi? Bizi adım adım takip ediyor'. Şimdi programı sunan arkadaş diyor ki 'Amerika'da sizi dinliyorlar mı', o diyor ki 'beni Türkiye'de her zaman.' Başbakan, 'Ey Kılıçdaroğlu bütün icraatlarınız yaptıklarınız, sözleriniz halkımızın gözü önünde cereyan ediyor. Benim halkım sizi takip ediyor, ne yaptığınızı, ne söylediğinizi görüyor' dedi. Fakat bizimki bunu defalarca söylememize rağmen halen, bak kendisi Başbakana iftira etti 'beni dinliyorlar, nefesleri ensemde' diyor. Bu doğru bir yaklaşım değil.”

İnsanların birbirine muhalif olabileceklerini ve bazı şeylere karşı çıkabileceklerini dile getiren Çelik, şu görüşlere yer verdi:

“Demokratik kaide ve kurallar içerisinde hukuk içinde kalarak mertçe fikirlerimizi söyleriz. Bu olması gerekendir ve herkes sizi takdir eder. Ama birbirimizi düşman gören bir tavır içerisinde olamayız. Mesela bu son MHP Grup Toplantısında Sayın Bahçeli bir laf etti. Ben şahsen irkildim, iliklerime kadar irkildim. Ne diyor biliyor musunuz? Aynen söylediği cümle şudur: 'Tıpkı 1919'lu yılların heyecan ve şuuru yeniden yüreklerde canlanmıştır'. Seçimden bahsediyor. 1919'da Türkiye'yi işgal eden düşman ordularından kurtulmak için millet bir şuur ve heyecan taşıyordu. AK Parti'yi düşmanın yerine koyarak böyle bir beyanda bulunmaktan daha talihsiz bir ifade olabilir mi?

Böyle bir ifade, tekrar söylüyorum: bu bir hastalıktır. Üzülerek ifade ediyorum: Sayın Bahçeli de böyle bir hastalığa yakalanmıştır. Allah tez elden kendisine şifa versin. Sayın Bahçeli bizi hasım ve düşman bellese bile biz MHP'yi ve MHP'lileri düşman görmedik, görmeyeceğiz. Onlar bizim siyasi rakiplerimizdir. CHP de bizim siyasi rakibimizdir MHP de siyasi rakibimizdir. Her zaman dedik barış içinde yarış olsun. Bu olacak şey mi?”

“Bahçeli'nin bu sözlerine katılıyorum”

AK Parti MKYK üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay'ın bir konferansta söylediği sözlerle ilgili de değerlendirmede bulunan Çelik, konuşmanın bütününe bakıldığında Türk milletinin ve Türklüğün yüceltildiğinin görüldüğünü belirterek şunları ifade etti:

“Fakat İsmet Özel'den bir alıntı yaparken soru soran delikanlı sözünü kesiyor ve o orada kalıyor. Bir hüküm cümlesi söz konusu değildir. Efendim 'Türk ırkı diye bir ırk yoktur' diyebilecek bir arkadaşımız yoktur. Sayın Bahçeli'ye bu konuda katılıyorum. Bakınız Sayın Bahçeli'nin her sözüne de karşı çıkmıyorum. Sayın Bahçeli grup konuşmasında dedi ki 'Türklüğü inkar etmek en şiddetli ırkçılık ve düşmanlıktır'. Evet ben de Sayın Bahçeli'nin bu sözlerine katılıyorum. Kürtleri inkar etmek, Kürt yoktur demek, Arap yoktur demek, bir etnik unsuru, bir kavmiyeti büsbütün inkar etmek hangisi olursa olsun bir ırkçılıktır, Türklüğü inkar etmek de bir ırkçılıktır. Ne derseniz deyin. Ama ben arkadaşımızın böyle bir niyetle böyle bir hüküm cümlesi kullandığına katılmıyorum, bütün metni okudum, böyle bir şey de algılamadım. Ama bir yanlış algı varsa olgu bu değildir. Eğer algıda yanlışlık varsa arkadaşımız zaten televizyonlarda ne söylediğini, ne söylemeye çalıştığını defalarca ifade etti. AK Parti'deki herhangi bir yöneticinin, bizim herhangi bir mensubumuzun bir ırkı, bir aidiyeti, bir etnik unsuru yok saymak, inkar etmek gibi bir hafifliğe, basitliğe, ırkçı anlayışa sahip olmadığını biliyorum ve kamuoyunun da bu meseleyi böyle bilmesi gerektiğini özellikle huzurlarınızda ifade ediyorum.”