Şova değil kenetlenmeye ihtiyacımız var

Şova değil kenetlenmeye ihtiyacımız var

Ağrı'da seçim çalışmalarını sürdüren Çelik, İbrahim Çeçen Üniversitesi Konukevi'nde muhtarlarla kahvaltıda bir araya geldi. Daha sonra Çelik, burada polisler ve öğrencilerle bir süre sohbet etti.

Basına kapalı olarak gerçekleştirilen programın ardından Çelik, AK Parti Grup Başkan Vekili Ahmet Aydın, AK Parti Ağrı milletvekilleri Ekrem Çelebi, Mehmet Kerim Yıldız ve AK Parti İl Başkanı Abbas Aydın ile basın toplantısı düzenledi.

Bir gazetecinin, CHP İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiraz'ın, milletvekilliğinden istifa için dilekçesini verdiği yönündeki soruyu şöyle yanıtladı:

“Bir insanın bir olayda, kusuru varsa ihmali varsa eksikliği varsa ve bir şekilde, şu veya bu şekilde bir sorumluluk üstlenmişse demokrasilerde istifa mekanizması çalıştırılır, çalıştırılması gerekiyor. Şu anda Soma ile ilgili olarak Devlet Denetleme Kurulu bir taraftan Çalışma Bakanlığı bir taraftan, bir taraftan Enerji Bakanlığı, devletin bütün kurumları bütün teftiş ve denetim mekanizması burada incelemeler yapıyor, araştırmalar yapıyor. Burada idari bir inceleme, soruşturma yapılıyor, adli inceleme ve soruşturma yapılıyor. Firmanın sahipleri de başta olmak üzere orada, sahibi, orada çalışan teknik ekip… Orada bir dava açıldı, savcı düğmeye bastı, bazı insanlar tutuklandı.”

Çelik, “Bu arada, devlet kurumları içerisinde eğer birileri görevini yapması gerekiyor da yapmamışsa bunlarla ilgili olarak da ne gerekiyorsa yapılmalıdır ve kim ama bu 'kim' sorusu içerisinde herkes var. Kimin kusuru, ihmali ve sorumluluk üstlenmemek gibi bir tavrı varsa mutlak suretle onun yakasına yapışılmalıdır. 301 şehidimizin bir şekilde hesabı sorulmalıdır. Onların ailelerinin yüreği soğutulmalıdır. Burada hiç kimsenin itirazı yok. Bunun örtbas edilmesi, görmemezlikten gelinmesi söz konusu olamaz. Bütün milletimizin yüreğine kor gibi, köz gibi düşen bir meseledir. Buradaki duyarlılığımız müşterektir” diye konuştu.

“Bu insanların acıları üzerinde tepinmeye çalışanlar oldu”

Soma'daki olayı istismar etmeye çalışanların olduğunu ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

“Bu insanların acıları üzerinde tepinmeye çalışanlar oldu. Biz bunları lanetledik, lanetlemeye devam ediyoruz. Milletimizin sağduyusu, meselesinin farkındadır. Sadece siyasi mülahazalarla tribünlere selam verme adına, birileri 'efendim ben istifa ediyorum' vesaire diyorsa bu bir şovdur. Bu kimseye inandırıcı gelen bir durum değildir. Nitekim göreceksiniz, zaten genel başkanları alacak, bunu da büyük ihtimalle işlemeye koymayacaktır. Onun için bizim böyle zamanlarda şova ve gösteriye değil, kenetlenmeye ve meselenin hakkını vermeye ihtiyacımız var. Onun için bunu çok ciddi bir girişim olarak değerlendirmediğimi ifade etmek isterim.”

Bir gazetecinin, “Soma faciasından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 'Bu madenler benim alanıma girmiyor' dedi ve topu enerji bakanına attı. Bunlar arasında herhangi bir sorun mu var?” sorusu üzerine Çelik, şunları kaydetti:

“Sayın bakanımız 'Bu benim alanıma girmiyor' diyemez. Oradaki çalışma şartları, iş sağlığı ve iş güvenli, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan sorulur ama bu işletmenin ruhsatlandırılması, buradaki kömürün çıkarılması bütün işlemleri Enerji Bakanlığı ile ilgilidir. Burada birçok bakanlığın farklı farklı sorumlulukları vardır. Sayın Faruk Çelik ilk günden itibaren, bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı cephesinden meselenin nasıl değerlendirilmesi gerektiğiyle ilgili gerekli değerlendirmeler yaptı, yapmış. 2012 yılında bizim İş Sağlığı ve Güvenliği yasamız çıktı. Bu Avrupa Birliği mevzuatına uygun, standartlarına uygun bir mevzuattır. Buna bağlı bazı yönetmelikler çıktı. 'Efendim mesela, hayat odaları yoktur, bu bir eksikliktir'. Bir eksiklik varsa bu tabii musibetten büyük bir ders çıkarmamız gerekiyor ve o eksiklikleri tabii ki ivedilikle gidermemiz gerekiyor ama burada iş müfettişleri denetimler yapmışlar, denetimlerde bir anormallik bulamamışlar.

Askerlik yapanlar bilir. Genellikle bu denetimlerde insanlar birbirini kandırmayı tercih ederler. Eğer burada deneticilerin bir eksikliği varsa bu yapılan adli ve idari soruşturmalar deneticilerin de özellikle bu kapsama dahil edilmesini gerektirir. Öylesine mi bir denetim yaptılar, 'dostlar düğünde görsün' kabilinden bir iş mi yaptılar, gerçekten işini hakkını verdiler mi vermediler mi? Bunun da hesabının sorulması gerekiyor.”

“Bu 301 can bizim canımızdır, onlar bizim kanımızdır. Onların geride bıraktıkları dulları, yetimleri, anneleri, babaları bize bırakılmış olan aziz emanetlerdir. Onlara sahip çıkmak bizim namus borcumuzdur” diyen Çelik, şöyle konuştu:

“Ben Faruk Çelik Bakanımızın bugüne kadar kendi işinin hakkını verdiğine şahit olanlardan birisiyim. İlk günlerde biliyorsunuz bir rahatsızlık sebebiyle gitmedi, gidemedi, gitmemesi gerekiyordu ve onu da kamuoyu biliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız sayın Taner Yıldız günlerce orada durdu. Durması gerekiyordu. Onun vicdani görevi buydu. Bunu, hakkıyla hükümet adına yaptı. Orada AFAD vardı, orada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bakan Yardımcısı vardı. Sağlık Bakan Yardımcısı vardı, bakanlar ayrıca gittiler. Cumhurbaşkanımızdan, meclis başkanımıza kadar herkes anamuhalefet lideri, MHP Genel Başkanı, HDP Genel Başkanı hepsi gittiler.”

“Bütün incelemeler soncunda biz hanyayı, konyayı göreceğiz”

“Orada halkımızın acılarına ortak olmaya çalıştılar. Sonunda açıklama yapanlara teşekkür ettik. İstismarcılara da gerekli tepkimizi gösterdik” ifadelerini kullanan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böyle zamanlarda yargısız infaz çok modadır bizim memlekette. Kimseye yargısız infaz yapılmasın. Zaten muhalefet partileri gen soru önergesi vermiş. Enerji bakanımızla ilgili çalışma bakanımızla ilgili. Bunlar meclis zemininde de konuşulacak. Eğer bir arkadaşımızın sorumluluğu, özellikle ihmali kastı, (kast söz konusu olamaz zaten) varsa bir kusur, varsa bir ihmal, varsa bir eksiklik, bu insanların kesinlikle özellikle hayatta bıraktıkları insanların yüreğini soğutmak için bunları yerine getirmek hepimizin millet olarak borcudur. Çalışma Bakanımız sayın Faruk Çelik'in, bakanlığa başladığı günden beri işinin hakkını verdiğine yakın tanıklık edenlerden birisiyim, buna şahadet ediyorum ama bütün incelemeler soncunda biz hanyayı, konyayı göreceğiz.”

Bir gazetecinin, “Soma'da maden faciasında ölenler sivil şehit sayılacak mı? Bu konuda bir çalışma yapılıyor mu” sorusuna Çelik, “İlk günden beri başbakanımız, herkes şunu söyledi. Burada hayatını kaybeden insanların hayatta kalanlarının insanca yaşayabilmeleri için kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmeleri için gerek devlet gerek millet olarak üzerimize ne düşüyorsa bunu yerine getirmek bizim anayasal, yasal, vicdani, kanuni ve ahlaki borcumuzdur. Burada hiçbir tereddüt olmasın. Onlar bizim emanetimiz ne gerekiyorsa o yapılacak. Yasaların emrettikleri yapılacak. Şartlarımızı zorlayacağız. Birçok kurum, sivil toplum örgütleri bazı firmalar bazı basın yayın organları yardım kampanyaları açtılar. Biz maddi olarak bu insanların çocuklarını, annelerini, babalarını, dullarını ve yetimlerini rahatlatırız ama o giden canları geri getiremeyiz. Esas derdimiz, esas ıstırabımız budur” karşılığını verdi.

“Herkes söylediğinin nereye varacağını çok iyi tartmalıdır”

Bazı gazeteci ve yazarların Soma'daki maden faciasına ilişkin sözlerini eleştiren Çelik, “Çok çirkin yakıştırmalarda bulunuyorlar. Birisi müstahaktır diyor. Birisi diyor işte şöyle şuraya gitti niyazi diyor. Birisi bugün çok daha çirkin bir laf etmiş. Bunlar basın yayın organlarının başındaki insanlar, yazarlar, çizerler, halkın önünde olanlar, halka örnek olması gerekenler. Siyasiler dahil olmak üzere böyle zamanlarda sorumluluğunun bilinci ile vatandaşın yarasını daha çok kanatmayacak onların yarasına merhem sürecek şekilde konuşmalar yapmalıdır. Herkes söylediğinin nereye varacağını çok iyi tartmalıdır ” diye konuştu.  

Çelik, bir gazetecinin “Çözüm süreci değerlendirme toplantısında, ne gibi kararlar alındı. Bundan sonra çözüm süreci nasıl ilerleyecek” sorusu üzerine, şunları kaydetti:

“Pazartesi 19 Mayıs tatili olmasına rağmen başbakanımızın başkanlığında Başbakanlık'ta yaklaşık 4 saat süren bir toplantı yaptık. Çözüm süreci konusunda hükümetimizin kararlılığı tam ve sarsılmazdır. Biz memleketimizde bir daha kan ve gözyaşımızın olmaması, evlatlarımızın şehit olmaması, çocuklarımızın ölmemesi için milyar dolarlık kaynaklarımızın heba olmaması için bir bölgemizde özellikle kan ve barut kokusunun büsbütün ortadan kalkması için bugüne kadar üzerimize ne düştüyse yaptık ve kararlılıkla yapmaya devam edeceğiz. Süreç gözden geçirilmiştir bu toplantıda. Yol haritasıyla ilgili olarak ilgili bakanlıklar, Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanımız oradaydı ve özellikle terörle mücadelenin koordinasyonundan sorumlu olan Başbakan Yardımcımız sayın Beşir Atalay oradaydı. Adalet Bakanımız, hükümet sözcümüz Başbakan Yardımcımız ve hepimiz orada meseleyi enine boyuna ele aldık. Bu sürecin başladığından beri parmakların tetikten çekilmiş olması son derece önemlidir. İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar. Ölenler bizim insanımızdır. Kürt çocukları da bizim insanımızdır. Polisimiz, askerimiz, şehidimiz bizim çocuklarımızdır. Birileri bu savaşın sürmesini istiyor. Silah sektörünün baronları bu savaşın sürmesini bu kavganın bu çatışmanın sürmesini istiyor. Bunu bitirmemiz gerekiyor.”

Çelik, “Ağrı'da geldiğimizden beri insanlar bazı ekonomik meselelerden söz ediyorlar. Buralarda terör oldukça buraya adam akıllı özel sektör yatırımı gelmez kolay kolay. Önce huzur, sükunet olması lazım çatışma olmaması lazım can güvenliği korkusu olmaması gerekiyor. Kim üzerine ne düştüyse yapması gerekiyor” şeklinde konuştu.

“PKK cephesinden sürekli tehditkar ifadeler kullanılıyor” diyen Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

“Tekrar başlarız gibi bu kof tehditlere hükümetin karnı toktur. İnsanları öldürmeye başlarsanız bu sizin de öleceğiniz anlamına gelir. Yıllar yılıdır bu kör dövüş devam ediyor. Kimse kimseyi bu şekilde tehdit etmez. Herkes aklını başına alsın ama maalesef PKK yol kesmeye devam ediyor. PKK şantiye basmaya, insan kaçırmaya ve tehditle zorla insanlardan haraç toplamaya devam ediyor. Burada bir seçim çalışması yapıyoruz. Bunu sevindirici buluyorum bugüne kadar elle tutulur burada bir hadise olmadı ama biliyorsunuz 30 Mart seçiminden önce Van'da birçok hadise yaşandı. Türkiye'nin birçok yerinde yine tehditler oldu. Eğer Türkiye'de demokratik bir seçim yapacaksak herkes barış içinde yarış yapacak. Bu çözüm sürecinin ruhuna uygun herkesin hareket etmesi gerekiyor. Bunu HDP de yapacak, PKK'lıların da yapması gerekiyor bunu. Devletin güvenlik güçleri burada üzerine düşen bütün hassasiyeti yerine getiriyor. Sürecin zedelenmemesi için herkes büyük bir sorumluluk içinde hareket ediyor ama sürecin böyle olmasından dolayı bu çatışmasızlık ortamından dolayı birileri şımarmasın, şımardıkları zaman işin şekli değişiyor o zaman.”

BENZER YAZILAR