Kavga ve kaos olmayacak

Kavga ve kaos olmayacak

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine değinen Çelik, Erdoğan'ın aday olmak istemesi durumunda Gül'ün gerekli siyasi nezaketi göstereceğini söyledi ve “Kavga ve kaos olmayacak” dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, gazeteci Mehmet Barlas'ın sorularını yanıtladı.

Siyaset gündemini meşgul eden cumhurbaşkanlığı seçimlerine değinen Çelik, “Vatandaşlarımız şundan emin olsunlar, bu cumhurbaşkanlığı seçiminde kavga ve kaos olmayacak” diye konuştu.

Çelik, AK Parti için dillendirilen 'eşbaşkanlık' iddiasını “Bundan daha saçma ve aptalca bir şey duymadım. İsteyen yapabilir ama bizim böyle bir durumumuz yok” sözleriyle yalanladı.

Yerel seçim sonuçlarına değinen Çelik, İzmir ile ilgili bir itirafta da bulundu.

Kentte vatandaşa ümit verecek teşkilatlar oluşturamadıklarını dile getiren Çelik, “Bu endişeli laikler dediğimiz kesime, bizim kendimizi daha iyi anlatmamız gerekiyor. İdeolojik direnci kıracak bir yol mutlaka vardır” ifadelerini kullandı.

Çelik'in gündeme ilişkin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sayın cumhurbaşkanımızın açıklamasından 'bu işi bırakıyorum' gibi bir ifade anlamadım. Sayın cumhurbaşkanı bugünkü şartlarda böyle bir hesabım yok diyor.

Bir plan yapmadığını söylüyor. Siyasete bağımsız olarak başladığı ve bulunduğu makama bağımsız biri olarak gelmiş değilim diyor. Bir siyaset dünyasına mensup olduğunu söylüyor ki bu siyaset dünyası da bugün AK Parti'nin temsil ettiği siyaset dünyasıdır.

Sayın Gül, AK Parti'nin kurucularından birisidir. Genel başkan yardımcımızdı, yani partide ikinci adamdı. Sonra dışişleri bakanı oldu, başbakan oldu. 2002'de Sayın Başbakan milletvekili olmadığı için 58. Hükümeti Sayın Gül kurdu.

Kendisini cumhurbaşkanı seçtirebilmek için, başta Sayın Başbakan olmak üzere, olağanüstü gayret gösterdik.

Şimdi bulunduğu makam itibariyle bağımsız bir konumdadır. Ama o bu dünyaya aittir, bu dünyaya mensuptur bunu da vurguluyor. Bir şey daha söylüyor; orada müstağni bir tavır var. Şuraya talibim şuraya gelmek istiyorum gibi bir tavır sergilemiyor. Bir dünyaya mensubum arkadaşlarla konuşacağım, ki Sayın Başbakan ile tabii ki oturup konuşacaklar.

Sayın Gül, 'bugün bir hesap yapmıyorum ama bu camiada günün birinde bana ihtiyaç olursa ben buradayım' gibi bir yaklaşım içerisinde.

Hepimiz ayrı şahsiyetiz ve bir torbadan çıkmış değiliz. Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile aralarında belirli meselelerde yaklaşım farkları var. Bunların bir kısmı Sayın Cumhurbaşkanı'nın bulunduğu makamın tabiatından kaynaklanan şeylerdir. O konumda olmak belki bunu gerektirebilir.

Bu camiayı ilgilendiren konularda oturup konuşacağız. Nihai bir karara varacağız. Biz makam için saltanat kavgası, kardeş kavgası yapmayacağız. Bu mesajı da veriyor.

2002'de bu hareketin lideri milletvekili olmadığı için hükümeti kuramıyordu. Dönemin cumhurbaşkanı Sayın Başbakanı davet etti ve 'siz milletvekili olmadığınız için hükümeti kuramazsınız, partinizden kime bu görevi vereyim' diye sordu.

O da 'arkadaşlarımızla gerekli istişareleri yapalım size kararımızı arz edelim' demişti. MYK üyeleriyle teker teker görüştü ve Sayın Gül'ün ismi ön plana çıktı. Emanetçi ve profili düşük bir isim yerine Sayın Gül'ü tercih etti. Sayın Başbakan Siirt'ten milletvekili seçilir seçilmez mazbatasını almadan istifa etti. Bu da bir nezakettir.

Onların dava arkadaşlığı birçok denemeden geçmiştir. Birilerinin temennisidir bir hır çıkması. Sayın Gül'ün AK Partili olduğu biliniyor. Partili cumhurbaşkanı konusu gündeme geldiğinde 'birbirimize karşı rol yapıyoruz' dedim.

Sayın Gül oyunu CHP'ye mi veriyor? İnsanlar makama şekil verir, makamların da insanların davranışları üzerinde etkisi vardır.

MGK'nın başkanı Sayın Cumhurbaşkanıdır. MGK'dan her zaman çözüm sürecini destekleyen açıklamalar gelmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı bunu gündeme alan kimsedir. Her insanla ilgili lehte ve aleyhte şeyler söylenebilir. Ben sayın Sayın Gül'ün selefleriyle kıyaslanamayacak şekilde başarılı ve aktif bir cumhurbaşkanlığı yaptığına inanıyorum.

Sayın Başbakan'ın; siyaset anlayışı, duruşu, uslübu, tavrı, tarzı Sayın Cumhurbaşkanı ile aynı değildir. Sayın Başbakanı da lider yapan bu özelliktir. Hep aynı örnek veriliyor ama rahmetli Özal cumhurbaşkanlığına gittiği zaman partisi tepetaklak gidiyordu ama AK Parti'nin trendi yukarıya doğrudur.

Tayyip Bey Köşk'e giderken, tepetaklak olan bir parti değil, tırmanışta olan bir parti bırakıyor. BU ANAP'a benzer gibi kaygılara katılmıyorum.

Bizim hareketimiz bir kadro hareketidir. Sayın Gül gelir mi gelmez mi… Biz Erdoğan ve Gül'ü ağabey olarak görüyoruz. Yönetici kadroda olmasa da partimizden bazı arkadaşlarımız Sayın Gül'ü üzecek açıklamalar yapıyor. Ben her zaman Başbakanımızın arkasında olmamızın, sayın Gül'ü üzecek sözler sarfetmemiz gerektirmediğini söylüyorum.

Tayyip Bey çok ezici bir karizmaya sahip. Bizim parti içerisinde liderlik yapacak çok sayıda isim var ama güneş varken, yıldızlar görünmez. Ben bulunduğum yeri ve konumu bilen bir insanım. Kendim için başbakanlık gibi bir pozisyonu hiç düşünmedim. Benden çok daha layık olan arkadaşlarımız olduğunu düşünüyorum.

Tayyip Bey bu partinin orkestra şefidir. Bir orkestrada sesleri taban tabana farklı çıkaran enstrümanlar vardır. Ama şef bu sesleri armoniye dönüştürür. Örneğin Yıldırım Akbulut değil başka bulut olsa ANAP'ın tepetaklak gidişi durdurulamazdı.

Afyon'da istişare toplantısı yapacağız. Burada cumhurbaşkanlığından sonra partinin başına kimin geleceği konusu da ele alınacak. Bizim için bir eşbaşkanlık söylüyorlar. Bundan daha saçma ve daha aptalca bir şey duymadım. İsteyen yapabilir ama bizim böyle bir durumumuz yok. Sayın Kılıçdaroğlu bu işi yapamıyorum yanıma bir eşbaşkan alacağım diyebilir. Bunu kesin bir dille yalanlıyorum.

Halkın cumhurbaşkanını seçmesi bu yarı başkanlık getirir. Oraya oturan kimse, o makama bir şahsiyet verir. Tayyip Bey cumhurbaşkanı olduğunda başka Sayın Gül olunca başka bir cumhurbaşkanı görürsünüz. Tayyip Bey Köşk'e çıktığında kendi üslubunu kullanır.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için Bayburt modeli diyorlar, Bayburt'ta bir milletvekili var o istifa ederse Sayın Gül oradan aday gösterilir ve YSK'nın belirlediği takvimle seçim yapılır. Yeter ki bir şeye karar vermek lazım, nasıl olacağına ilişkin yol bulunur.

Vatandaşlarımız şundan emin olsunlar, bu cumhurbaşkanlığı seçiminde kavga ve kaos olmayacak, Türkiye cumhurbaşkansız kalmayacak, başbakansız da kalmayacak. Tüm bunlar suhuletle yapılacak. Çünkü bundan önce birkaç örneği oldu.

Mesela Başbakan 2007'de cumhurbaşkanı adayımız kim olsun dediğinde, ben kendisine zinhar siz olmayın dedim. Siz karizmatik liderliğinizle partinizin başında kalın, AK Parti'yle Türkiye siyasi bir istikrar yakaladı ve bunun devam etmesi gerekiyor dolayısıyla siz şu aşamada cumhurbaşkanı olursanız kolayı seçmiş olursunuz dedim ben kendisine. Ama bugün 12 yıl Başbakanlık yapmış birine bunu hiçbirimizin söyleme hakkı yok. Başbakan aday olmak istediğini söylediğinde Sayın Gül'ün siyasi nezaketi göstereceğini düşünüyorum.

Dar bölge olursa temsil oranı düşecek deniliyor, bunu anlamakta zorlanıyorum. Bu milletvekiliyle seçmen arasında yakınlaşma sağlayacak. Seçim bölgesini ne kadar küçültürseniz, seçmen adayları daha iyi tanıyacaktır. Barajı kaldıralım dar bölge getirelim diyoruz. Daraltılmış bölge istiyorsanız, yüzde 5 baraj getirelim diyoruz. Sistemi bilmeyenler bol keseden konuşuyor.

Biz insanlar farklı olabilir, farklı etnik gruplara ait olabilir diyoruz. Ama burada birileri el altından devlet olayım, yargıda emniyette örgütleneyim dediği zaman dananın kuyruğu kopuyor.

Gerçekten Türkiye'de iktidara alternatif olabilecek, halka ümit veren bir parti yok. Hiçbir dönemde AK Parti ile muhalefet arasındaki kadar makas açılmadı. CHP'nin çok ciddi bir problemi var. Sizi hacı muratın direksiyonuna Schumacher'i getirseniz ne yazar? CHP köhne bir partidir. Zenginlerin ve büyük sitelerin partisidir.

Beşiktaş'ta yüzde 70 oy olan CHP 136 ilçede yüzde 1'in altında alıyor. Böyle bir CHP var. Bizim kaybettiğimiz illerde bile oylarımız CHP'den 14-15 puan üzerinde. Ben CHP'nin yerinde olsam, bu insanlar bana neden oy vermiyor onun tahlilini yapardım. Kendi içine kapalı tuzu kuru olan yerlerde oy alıyorsunuz.

AK Parti zenginden de fakirden de batıdan da doğudan da oy alıyor. CHP Türkiye'nin partisi değil. Eskiden MHP İç Anadolu'dan oy alırdı şimdi silme AK Parti aldı. Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık olmasa meydanlarda ne söyleyecekti? CHP'nin bu ülkenin insanları adına projeleri yok. CHP, başkasını kötüleyerek iktidar olamayacağını anlamalıdır.

İzmir'de bizim de hatamız var. Biz İzmir'e muhteşem hizmetler yaptık. Ama teşkilatımızda bugüne kadar maalesef İzmir'de vatandaşa ümit verecek 'işte bu' diyeceği teşkilatlar oluşturamadık. Bu bizim eksiğimiz.

Siz istediğiniz hizmetleri yapın, halkın gönlüne dokunmanız lazım, yüreğine dokunmanız lazım. Bir de orada ideolojik bir direnç var. 'Efendim AK Parti gelirse bizim hayat tarzımıza karışır…'

Bu endişeli laikler dediğimiz kesime, bizim kendimizi daha iyi anlatmamız gerekiyor. Biz suçu insanlarda arayıp da onlara küsmüyoruz. Biz oradan yüzde 50-45 değil de yüzde 35 oy alıyorsak daha fazla oy almanın gayretini göstermeliyiz.

İzmirliyi suçlayarak, İzmirli neden CHP'den yana oy kullandı diyerek biz kendimizi kesinlikle sorumluluktan kurtaramayız. Hayat tarzına karışılacağına yönelik bir algı varsa, bunu değiştirmek bizim işimiz. Bizim çok daha fazla gayret göstermemiz lazım.

Bizim Nişantaşılı vatandaşlara da ümit vermemiz lazım. Onlara da güven vermemiz lazım. Onlar bize karşı ideolojik bir direnç içerisinde ise, o direnci kıracak bir yol mutlaka vardır. Ben inanıyorum ki bu da olacaktır. 12 senedir iktidardayız kimsenin tavuğuna kış demedik.”