Bizim bu insanlarla bir derdimiz olamaz

Bizim bu insanlarla bir derdimiz olamaz

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “İster adına 'hizmet cemaati' deyin, ister 'Fethullah Gülen Hoca Efendi'ye gönül vermiş insanların oluşturduğu sivil toplum hareketi' deyin, ne derseniz deyin. Bizim bu insanlarla bir derdimiz olamaz” dedi.

Çelik, Erdemli Yöneticiler Akademisi'nce Estergon Kalesi'nde düzenlenen Akademi Sohbetleri kapsamında, “Türkiye'de Aydınlar ve Siyaset” konulu sunum yaptı.

Demokrasi ile cumhuriyetin aynı şey olmadığını ifade eden Çelik, demokrasi ile cumhuriyet arasında sağlam bir evlilik yapıldığı zaman çok iyi bir ailenin ortaya çıkacağını söyledi.

Türkiye'nin bürokratik bir cumhuriyet olarak tasarlandığına dikkati çeken Çelik, şöyle devam etti:

“Ülkemiz, halkın hür iradesinin egemen olduğu bir cumhuriyet olarak değil, sivil ve askeri bürokrasinin nihai sözü söylediği bir cumhuriyet olarak tasarlanmış. Sivil bürokrasinin içine yargıyı da koymanız gerekiyor. Bir parlamento var, seçimler var, insanlar gidip oy kullanıyorlar. Ama işin özünde son sözü söyleyen, olması gerekenleri belirleyen, olmaması gerekenleri belirleyen oradaki bürokratik yapıdır. Biz böyle tasarlandık. Aslında hala bürokratik cumhuriyetten kurtulup demokratik cumhuriyete geçmiş değiliz. Özellikle AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte ülkede yaşanan sancı, Türkiye'nin bürokratik cumhuriyetten kurtulup, demokratik cumhuriyete geçme çabasıdır.”

Türkiye'de 12 Eylül 2010'a kadar fiili ve fiziki olarak bir bürokratik cumhuriyet yapılanması olduğunu dile getiren Çelik, ülkenin ancak bu tarihten sonra bu yapıdan bir parça kurtulduğunu ve rahata erdiğini belirtti.

Çelik, bu sefer de yargı operasyonlarının başladığını ifade ederek, AK Parti'nin iktidara gelmesinin ardından adeta “Çin Seddi” gibi bürokratik devlet mekanizmasını karşılarında bulduklarını kaydetti.

“Yürütmeyi değil, yürümeyi durdurma kararı”

Anayasa Mahkemesi'nin kendilerine iş yaptırmamayı “ah” ettiğini savunan Çelik, “Bir 30 Ağustos resepsiyonunda, bir çok ileri gelen devlet büyüğünün huzurunda o zamanın Danıştay Başkanı'na dedim ki 'Sayın Başkan, sizin adamlar haber alsa ki Hüseyin Çelik Kızılay'da yürüyor. Yürütmeyi değil, yürümeyi durdurma kararı verir. Danıştay o zaman bizim elimizi kolumuzu bağlamak üzere adeta tetikteydi. Sabah yönetmelik yayınlanır, öğleden sonra iptal edilir. Jet hızıyla” diye konuştu.

“Romantik isimli darbe planları”

Abdurrahim Karakoç'un “Hakim Bey” şiirini örnek veren Çelik, şöyle devam etti:

“Danıştay benim bürokratları içeri atmak için pusuda. Askeri vesayet memleketin her tarafında. Medya 3 günün 2'sinde benim aleyhime manşet attığında 'oh bir günü kurtardım' diyordum. YÖK ayrı bir alem. Önümüzde onlarca set ve duvar var. 2007'de cumhurbaşkanı seçeceğiz, seçemezsiniz. 27 Nisan muhtırası geldi. Cumhurbaşkanının kim olması gerektiğini hatırlatıyordu. Sonra Meclis'te biz seçimimizi yaptık… 367 kararını da Anayasa Mahkemesi çıkardı. Sonra anayasa değişikliği yaptık ve halka gittik. 2007'de vatandaş düğümü çözdü. Bu memlekette aydınlar hep işi çıkmaza sokmuştur, halk bu düğümü çözmüştür. Memleketimizin kaderi bu. Vatandaş bize yüzde 47 oy verdi, biz de geldik sayın Gül'ü cumhurbaşkanı seçtik ve hala cumhurbaşkanımız. Olmadı. 2004'ten itibaren romantik isimli bize darbe planları hazırlandı. Yakamoz, ay ışığı, sarıkız…”

HSYK düzenlemesi

Çelik, 12 Eylül 2010'daki referandumun, bürokratik cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçmek için çok önemli bir kilometre taşı olduğunu söyledi.

Sonra oluşan yapıda da arızalar çıktığını dile getiren Çelik, “(HSYK'yı siz böyle şekillendirmediniz mi?) diyorlar. Evet, biz şekillendirdik. Arabayı yapan mekanizma da arabada bir arıza çıkarsa onu düzeltiyor. Burda arıza çıktı. Milletin vesayetinden başka vesayet tanımıyoruz. İster askeri vesayet deyin, ister sivil bürokrasi vesayet deyin, ister yargı vesayeti deyin. Eğer birileri bizim üzerimizden vesayet kurmaya çalışırsa kusura bakmayın biz buna gereğini yaparız” değerlendirmesinde bulundu.

Cemaat tartışmaları

Çelik, son günlerde gündeme gelen tartışmalara da değinerek, “İster adına 'hizmet cemaati' deyin, ister 'Fethullah Gülen Hoca Efendi'ye gönül vermiş insanların oluşturduğu sivil toplum hareketi' deyin, ne derseniz deyin. Bizim bu insanlarla bir derdimiz olamaz. Öğretmen, öğrenci, esnaf, memur, sanayici, tüccar, ev hanımı, öğretim üyesi, bu insanlardan oluşan ve bir muhafazakar kitle olan bu insanlarla bizim kavgamız da olamaz. Bizim onları hedef tahtasına koymamız da söz konusu değildir. Böyle toptancı bir tutum içerisine kim girerse girsin yanlış yapar” dedi.

Çelik, İçişleri Bakanlığınca 2009'dan bugüne kadar bin 812 AK Partili belediyeye ön inceleme, 708 sefer de AK Partili belediyelerle ilgili soruşturma izni verildiğini kaydetti.

“Yüz kızartıcı suç” işledi diye ihraç ettikleri belediye başkanları bulunduğuna işaret eden Çelik, kim çalarsa, yolsuzluk ve istismar ederse onun karşısında olduklarını anlattı.

“Bu memleketin ağzının tadını kimse kaçırmasın”

Çelik, yolsuzlukla mücadele ederken usulsüzlük yapılamayacağını, hukukun çiğnenemeyeceğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Hukuku sopa olarak kullanarak siyaseti dizayn etmek gibi bir tertip içine giremezsiniz. Bunu yaptığınız zaman yaptığınız şey hukuk falan olmaz… Ben siyasi bir hata yaparsam, benim partim siyasi bir hata yaparsa halk bedelini ödetir. Ben suç işlersem yargı benim yakama yapışır. Ama diğer taraftan siyasetçileri yargılayan veyahut da elindeki yargı gücünü bir cemaati de kendisine dayanak noktası yaparak devletin verdiği gücü manivela olarak kullanıp birileri taşları yerinden oynatmaya çalışıyorsa, bir siyaset mühendisliği yapmaya çalışıyorsa biz orda 'dur' deriz. Meselenin özü budur. Cemaatin gücünden yararlanan, cemaatin etkinliğinden yararlanan, sırtını oraya dayayıp birileri manipülasyon yapıyorsa bizim mücadelemiz bu insanlarladır. Bu A da olur, B de olur, C de olur. İlla da cemaat olmak zorunda da değil. Dolayısıyla bu memleketin ağzının tadını kimse kaçırmasın.”

Kılıçdaroğlu'nun eleştirileri

CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun “Bu hükümet 247 milyarlık yolsuzluk yapmıştır” dediğini anımsatan Çelik, Kılıçdaroğlu'na bu rakamı nereden bulduğunu sordu.

Çelik, bu rakamın nereden çıktığını merak ettiğini dile getirerek, “Meğer, bu Zarrab marraf denilen adamlar, güya 87 milyarlık altın ihraç etmiş. 87 milyarlık altını, döviz kuruyla avro kuruyla çevirmişler, 247 milyar çıkmış. Maliye Bakanlığından son rakamları aldım. 2013, Türkiye'nin en fazla altın ihraç ettiği bir yıldır. 10 milyar civarındadır, 10 milyara da yaklaşmıyor. 10 milyar ihraç edilince 247 milyarlık yolsuzluk mu yapılıyor?” diye konuştu.

“Yanlış ve hata yapan insanları ayıklarsınız”

Doğru yaptıklarını düşündüklerini ve “hiç hatamız yok” şeklinde de bir iddialarının bulunmadığını belirten Çelik, “Yanlış ve hata yapan insanları ayıklayarak, yolunuza devam edersiniz” dedi.

“Hizmet denilen çatışmada gelecek kuşaklara çok ağır bir miras bırakıldığını düşünüyor musunuz” sorusu üzerine ise Çelik, şunları kaydetti:

“Ülkemizde sağcı vardır, solcu vardır. Türkçü var, Kürtçü var, liberal var… Demokratik çoğulculuk budur. Türkiye'yi bir gökkuşağı toplumu yapmak zorundayız. İnsanların farklı olması, farklı inanç dünyalarına ve farklı tercihlere sahip olması bir devlet için hiçbir zaman için sıkıntı da değil, tehdit de değil. Ancak bir kimse kendi cemaatinin gücüne dayanarak, kendi cemaatine yaslanarak yanlış yaparsa dünyanın her yerinde o yanlışa yanlış denir ve ona müdahale edilir. Onun için gelecek nesillere arızalar bırakacak, yaralar bırakacak şekilde bir çatışmanın içerisinde değiliz, olmamamız gerekiyor. Böyle bir tehlike görmüyorum. Bugünler geçecektir. İki kardeş arasında da kavga olur, küsüşmeler, darılmalar olur, sıkıntılar meydana gelir. Netice itibarıyla bu ülkede kardeşlik iklimini hakim kılmak zorundayız. Farklılıklarımıza rağmen birbirimize tahammül etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.”

Hüseyin Çelik, konuşması sırasında siyaset hayatı boyunca yaşadığı anıları da anlattı.

BENZER YAZILAR