1915’te Van’da ne oldu?

1915’te Van’da ne oldu?

Van, asırlar boyunca, Müslümanlarla Ermenilerin bir arada huzur içinde yaşadıkları bir doğu Anadolu şehridir. Yöre 638 yı­lında îslâm orduları tarafından fethedilmiş, ancak esas hâkimiyetin 9’uncu asrın son çeyreğinden sonra Abbasiler tarafından temin edildiği bilinmektedir.1 Eyyûbîler, Harzemşahlar, Selçuklular, Karakoyunlular, Moğollar, Akkoyunlular, Osmanlılar, Safevîler ve tekrar Osmanlıların hâkimiyetine giren şehirde Ermeni nüfus, Birinci Dünya Savaşı’na kadar varlığım hep sürdürmüştür. 1653 yı­lında Van’a gelen Evliya Çelebi’ye göre, şehirde gayrimüslim tebaa olarak sadece Ermeniler mevcuttur.2 Gerçekten, Van’da Rum, Yahudi vs. nüfusun yaşadığına dair bir belgeye rastlanmamaktadır.

Ermenilerin en çok önem verdikleri üç merkezden biri, Van’da bulunan Ahtamara (Akdamar) Adasıdır. Çeşitli dönemlerde Gregoryan Ermenilerin merkezi konumunda bulunan Akdamar Adası, ünlü kilisesi ve ruhban okulu ile Ermeni tarihinde önemli bir yer işgal eder. Ondokuzuncu asrın neredeyse son çeyreğine kadar Ermeniler, bazı ferdî çıkışların dışında, Osmanlı Devletine sadık kaldılar. Ermeni Patriği Nerses Varjabendanyan’ın, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının galibi olarak Yeşilköy’e kadar gelen Rus ordusunun başkomutanlık karargâhına gidip Grandük Nikola’dan, Doğu’da Rusların himayesinde bir Ermeni devleti kurulmasını talep etmesi bir dönüm noktası olmuştur.

Bağımsız bir Ermenistan kurma çabası, “93 Harbi’nden (1877-78) sonra ivme kazanmıştır. Van vilâyeti, Osmanlı Devletinde Ermeni nüfusun en yoğun olarak bulunduğu iki vilâyetten biriydi. Ermeni nüfusu yoğunluğu itibariyle birinci sırada Bitlis, ikinci sı­rada Van geliyordu. 1914 yılında tamamlanan resmî nüfus istatistiğine göre, Van’da yaşayan 179.380 Müslüman nüfusuna karşılık 67.792 Ermeni bulunuyordu.O zaman Hakkâri’nin Van’a bağlı sancak olduğu, bugün Bitlis’e bağlı olan Adilcevaz kazasının da Van’a bağlı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu istatistiğe göre, Van’ın merkezinde Ermenilerin Müslümanlara oranı üçte-birdir. Ermenilerin Van’da çıkardıkları ilk isyan 1895 yılındadır. Rus Generali Mayewski’nin bildirdiğine göre, Ermeni komiteleri, Ermenileri ayaklanmaya teşvik etmiş, hattâ anarşi ve teröre karşı çıkan bazı Ermenileri şiddetle cezalandırmışlardır. Bunların en tipik olanı 6 Ocak 1895’te kilisede ayin icra etmeğe giden papaz Boghos’un (Bogos) öldürülmesidir.Van’daki olaylarda Van Ermenilerinden çok, dışarıdan, özellikle Rusya’dan gelen Ermeniler ön ayak olmuşlardır. General Mayewski, her vesileyle Ermenilerin 1895’teki Van ayaklanmasındaki kayıplarından söz edüdiğini söyler, ancak Müslümanların kayıplarının dile getirilmemesiyle ilgili olarak şöyle der: “Maamafih, bu vukuat esnasında Türklerin zayiatı (hiç kimse hiçbir zaman hatırına bile getirmemiştir) büyük bir yekûn teşkil ediyordu, kıyam eden Ermeni ihtilâlcilerinin bombalarına karşı Müslümanları himaye tarzında hiç kimse faaliyet gösteremedi”.5

İkinci Meşrutiyetten önce Sultan İkinci Abdülhamid’in yönetimini bahane ederek her vesileyle sorun çıkaran Ermenileri, İkinci Meşrutiyetin ilânı da tatmin etmemiştir. Van’daki İngiliz Konsolos Yardımcısı Teğmen Bertram Dickson, İstanbul’daki İngiliz Büyü­kelçisi Sir Gerard Lowther’e gönderdiği 30 Eylül 1908 tarihli raporda, Ermeniler’in o günlerde Van’daki faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir.Dickson’a göre, Van’da Ermenilerin Taşnaklar (Daşnaglar) ve Armenistler olmak üzere iki partisi vardır. Taşnaklar aynı zamanda Hınçaklarla sıkı ilişkiler içersindedirler. İkinci Meşrutiyet sonrasındaki ilk milletvekili genel seçiminde Varhad Papazyan’ı Van’dan milletvekili seçtiren de Taşnaklar’dır. Armenistlerin adayı Terzibaşıyan seçimi kaybetmiştir. Taşnak, aslında bir siyasi partiden çok bir fedaî örgütüdür. Bu örgütün Van’daki önderleri Aram, Varhad Papazyan, Sarkis ve İşhan’dır. Bunların hepsi Vanlı olmayıp Rusya’dan gelme kimselerdir. İkinci Meşrutiyetin ilânı ile birlikte şu veya bu suçtan içeri atılmış bütün Ermeni fedailer serbest bırakılmıştır. İngiliz Konsolos yardımcısı Dickson raporunda ayrıca Ermenilerin Van ve civarında gizlice silâhlandıklarını, bu silâhların Rusya’dan geldiğini, Van’a birçok Ermeni fedainin doluştuğunu belirtir.

1978-1981 yılları arasında Van’da 1915’teki Ermeni isyanı ve Van’ın Ruslar tarafından işgal edilmesine şahit olan yaşlı vatandaşlarımızla röportajlar yapmış, o günlere ait anılarını kasetlere kaydetmiştim. 1993 yılında Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi adı altında yayınladığım kitap, söz konusu dedelerin, ninelerin
anlattıklarına dayanıyordu. Yaklaşık yirmi yıl önce görüştüğümüz bu görgü tanıklarının hepsinin ses kayıtları şahsî arşivimde korunmaktadır. Ermeni meselesi ile ilgili hatıralarını derlediğimiz yirmi kişinin hepsi bugün itibariyle vefat etmiş bulunmaktadırlar. Bizim burada da tanıklığına başvuracağımız bu insanlar, o gün olan biteni yakından görmüş, olayları bizzat yaşamış kimselerdir. Hemen hepsi Van’ın tanınmış ailelerinden olan görgü tanıklarının çocukları, torunları hâlâ Van’da yaşamaktadırlar.

Görgü tanığı olarak dinlediğimiz kişiler şunlardır: Nafia Çabuker, Ahmet Çinkılıç, Zahide Coşkun, İbrahim Sargın, İsmail Perihanoğlu, Şadiye Talay, Celâl Şener, Bekir Yörük, Akif Yurtbay, Hacı Ömer Selçuk, Hacı Şevket Çaldağ, Mehmet Delibaş, Hamit Ekinci, Hamit Camuşçu, Cemâl Talay, İsmail Başıbüyük, Refik Özkanlı, Müştak Boysan, Salih Taşçı ve Osman Gemicioğlu.

Ayrıca, Van’ı Tanıma ve Tanıtma Derneği tarafından 1963’te yayınlanan Zeve isimli kitapçıkta hatıralarına yer verilen Hamza Dayı, Güllü Bacı, Esma Nine ve Menveşe Bacı, Nafıa Ana ve Kıymet Başıbüyük ile Yrd. Doç. Dr. Ergünöz Akçora’nın görüştüğüMehmet Reşit Efendi’nin de anlattıkları burada değerlendirilecektir. Mülakatlarımı yaptığım sırada (1978-1981) bu şahıslar vefat ettiklerinden veya kendilerine ulaşamadığım için, zaman zaman mukayese amacıyla onların Zeve ile ilgili tanıklıklarından faydalandım.

Görgü tanıklarının anlattıklarını bazı başlıklar altında toplamak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

1915 Öncesinde Van’da Ermenilerin Sosyal Statüsü ve Müslümanlarla Ermenilerin İlişkileri

Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları, Ermenilerle çok iyi komşuluk münasebetlerinin olduğundan söz etmektedirler. Köprüköylü Zahide Coşkun, “Bizim hem köyün içinde, (o zaman Göllü köyünde oturuyormuş) hem de yakın komşu köylerde Ermeni komşularımız vardı. Biz bu komşularımızla Müslümanlarla geçindiğimiz gibi geçinirdik. Herşey iyiydi. Sonra birden dünya bozuldu. Ermeni komşularımız bize ihanet ettiler”8 demektedir. Zeveli İbrahim Sargın, Ermenilerle Müslümanlar arasında zaman zaman bazı kavgaların yaşandığını ancak bunların iki Müslüman komşu arasında meydana gelebilecek türden anlaşmazlıklar olduğunu ifade etmektedir.9

Celâl Şener’e göre, “Ermeniler Van’da çok rahat bir hayat yaşı­yorlardı. Bütün ticaret, sanat onların elinde idi. Kunduracıdan tutun da terziye kadar hep Ermeni idi. Çevrenin en zenginleri onlardı. Hattâ, çocuklarını Avrupa’ya tahsil yapmak için gönderiyorlardı. Avrupa’ya giden bu tığalar (Ermeni gençleri) orada kandırıldılar”.10

Bekir Yörük’ün anlattıkları da Celâl Şener’in söylediklerini teyid etmektedir: “Van’da bin taneye yakın dükkân vardı. Bunların yüzde sekseni Ermeniler’e aitti. Ticaret, kazanç, sanat onların elinde idi. Biz o eski gâvurlarla iyi geçiniyorduk. Vakta ki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar, işte herşey o zaman bozuldu. Ermeni tığaları (gençleri) bu komitelere yazıldılar”.11

İkinci Meşrutiyet sonrasıda yapılan mahallî seçimlerde Vanlı­lar Bedros Kapamacıyan’ı belediye başkanı seçmiştir. Bekir Yörük, Müslümanlar şehirde çoğunluğu oluştururken bir Ermeni’nin belediye başkanı seçilmesini “Bizim Müslümanlar da oyunu ona verdiler. O daha iyi becerir diye bizimkiler itimat ettiler”12 şeklinde değerlendirir. Mehmet Delibaş’a göre, Kapamacıyan gerçekten tarafsız bir belediye başkanlığı yapmıştır. Ermeni bir esnafa ceza kestiği için, yani Ermenileri kayırmadığı için Van’daki Taşnak komitesi’nin reisi Aram Paşa tarafından ismine karahaç basılmış ve baba belediye başkanı kendi oğluna öldürtülmüştür. Kapamacıyan’ın oğlu meyhaneye götürülmüş, iyice içki içirilmiş daha sonra Reis faytonla şehirden geçerken oğlunun sıktığı beş kurşunla ölmüştür.13 İsmail Başıbüyük’ün beyanına göre, Kapamaciyan sadece çok zengin bir Ermeni değil, aynı zamanda reis olmadan önce hiçbir Ermeniyi işsiz, mesleksiz bırakmayan biridir.14 Kapamaciyan’ın oğlu tarafından öldürüldüğü ile ilgili olarak Mehmet Reşit Efendi, “Bunlar kendilerine hizmet etmeyen Ermenileri de yaşatmıyorlardı. Meselâ, burada bir belediye başkanı vardı. İsmi yanılmıyorsam Kapamaciyan olacak, bu onlara pek taraftar olmadığından onu oğluna öldürttüler”15 demektedir.

1915’te Van’da Ermeniler’in elinde olan sadece sanat ve ticaret değildir. Van Gölü’nde taşımacılık yapan irili ufaklı 400 gemi ve tekne de Ermeniler’e aittir. Konuyla ilgili olarak görgü tanıklarından Hacı Şevket Çaldağ, “Gemicilerin hemen hemen hepsi Ermeni idi. Zaten Van’daki sanatkârların, tüccarların çoğu Ermenilerdendi. Binde biri Müslüman çocuklarını yanına çırak almazdı”16 demektedir. Görgü tanıklarından Mehmet Delibaş, Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman eski Van’da Cengüloğlu Agop isminde bir Ermeni’nin yanında kunduracı çırağı olarak çalıştığını belirttikten sonra, durumunun bir istisna olduğu ile ilgili olarak şu sözleri ilave etmeden geçemiyor: “Ermeniler kolay kolay bizim Müslümanlardan yanlarına çırak almıyorlardı. Ama nasıl olduysa, adam beni yanına çırak olarak almıştı”.17

Özellikle gemiciliğin tamamen Ermeniler’in elinde olduğu bütün görgü tanıklarının üzerinde birleştikleri bir gerçektir. Öyle ki, 1981 yılında kendisiyle görüşmeye gittiğim Hacı Osman Gemicioğlu’nun soyadı beni şaşırtmıştı. Hem Van’ın yerlisi, hem Müslüman, hem de soyadı Gemicioğlu olacak. Bu çelişen bir durumdu. Ben Hacı Osman Efendi’ye “Bir yanlışlık olmasın ya siz Van’ın yerlisi değilsiniz, ya Karadeniz tarafından gelmesiniz veya soyadınızda bir karışıklık vardır” dedim. Bunun üzerine Hacı Osman Gemicioğlu aslen Ermeni olduğunu, iskele köyünde oturduklarını, ailesinin gemici olduğunu ve sonraki hikâyesini bana anlattı.

Hem yazılı kaynaklar hem görgü tanıklarının anlattıklarına bakılırsa, Ermeniler genellikle sahillerdeki, arazisi verimli köylerde, Kürtler ise daha çok dağ köylerinde oturmaktadırlar. 1915’te Van Ermenileri’nin okuma, yazma tahsil durumu Van’daki Müslümanlara göre çok daha iyi durumdadır. Tehcir başlamadan önce Ermenilerin Van’da yayımlanan Van Kartalı ve Araratlı isimli iki tane gazetesi vardır.18

İkinci Meşrutiyetin İlânı ve Ermeniler 

İngiltere’nin Van Konsolos Yardımcısı Dickson’un bildirdiğine göre, İkinci Meşrutiyetin ilânı ile beraber Ermeniler iyice kanun ve nizam tanımaz olmuşlardır. Meşrutiyetin ilânında en büyük payı kendilerine çıkaran Ermenilerin bütün mahkûm ve tutukluları da serbest bırakılmıştır. Dickson, Meşrutiyet sonrasında esen hürriyet rüzgârlarının Ermeniler açısından “Türkiye Ermenileri şimdiye dek eşi görülmemiş bir özgürlüğe sahip olacaklardır”19 şeklinde değerlendirmektedir.

Görgü tanıklarından Celâl Şener, İkinci Meşrutiyet sonrası durumu “savaş başlamadan evvel Ermeniler çok keyfî yaşıyorlardı”20 şeklinde değerlendirirken, bir Ermeni kunduracının yanında çırak olarak çalışan Mehmet Delibaş, Meşrutiyetin ilânından itibaren olan gelişmeyi şöyle özetler:

“Bir sabah dükkânı açtığımda usta bana, ‘bir yere ayrılma ben bir yere gideceğim’ dedi. Biraz sonra usta gitti. Dönüşünde bana ‘Artık hürriyet oldu. Hürriyet ilân edildi; onu kutlamaya gittik’ dedi. O günlerde herkesin ağzında ‘Hürriyet, Adalet, Mü­savat, Yaşasın Millet’ sözleri dolaşıyordu. Hürriyeti bizim Müslümanlarla Ermeniler beraber kutladılar. Şehirde davul-zurnalar çalmaya başladı. Ermeniler buna çok sevinmişlerdi. Onlar bizimkilerden çok fazla neşeliydiler. Hürriyet olduktan sonra benim ustanın dükkânına yabancılar gelip gitmeye başladı…

“Biz de hürriyet olunca herşey bitti zannediyorduk. Bizim hocalarla onların keşişlerini kucaklaştırdılar. Demek ki, bizi aldatıyorlarmış”21 şeklinde ifade etmektedir. Mehmet Reşit Efendi ise ” İkinci Meşrutiyet zamanındaki Hürriyet, Müsavat, Adalet gibi şeyler onları daha da şımarttı”22 diyerek Şener ve Delibaşı teyid ediyor.

İkinci Meşrutiyet’in getirdiği hürriyet ortamında bütün ayrılıkçı hareketlerin daha serbestçe hareket ettikleri bir vakıadır. Başından beri İkinci Abdülhamid’in devrilmesi ülkeye meşrutî bir yönetim getirilmesi hususunda Jön Türklerle dirsek temasında olan Ermeni komitelerinin, hürriyetin ilânından kendi adlarına yeteri kadar faydalanmaları kaçınılmazdı.

Van’ın Yerli Ermenilerinin İsyana Taraftar Olmaması

Vanlı görgü tanıklarından özellikle şehirde oturanların hepsi yerli Van Ermenileri’nin başlangıçta isyan etmek gibi bir niyetlerinin olmadığında, bu insanların Rus Ermenileri ve onların öncülük ettiği komiteler tarafından iğfal edildiklerinde hemfikirdirler. Konuyla ilgili olarak görgü tanıklanın söylediklerine şöyle bir bakalım: “Ne zaman ki Van’da komiteler teşekkül etti, işte o zaman Ermeniler başladılar azıtmaya. Aslında Van’ın yerlisi olan Ermeniler’in çoğu isyana taraftar değildi”. (Celâl Şener)23

“Van’daki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar. İşte herşey o zaman bozuldu. Ermeni tığaları (gençleri) bu komitelere yazıldılar”. (Bekir Yörük)24

“Biz Van’da Ermenilerle beraber yaşıyorduk, önceleri aramızda herhangi bir münaferet (karşılıklı düşmanlık) yoktu. Daha sonra Van’da komiteler peyda olmaya başladı. Her gün Van’a Vanlı olmayan birçok Ermeni geliyordu. Bu yabancı Ermeniler bizim yerli Ermenileri de devamlı isyan için kışkırtıyorlardı. Bu yabancılar hep Rusya’dan gelirdi. Van’daki Komiteleri Aram Paşa diye bir gâvur idare ediyordu”. (Akif Yurtbay)25

“Ermeniler yıllardır devleti hiçe sayarak yaşıyorlardı. Ermenilerle bizim çatışmamıza komiteler sebep oldu. Komiteler halkı mütemadiyen kışkırtıyorlardı. Komite mensupları da devamlı bizim askerlere çatıyorlardı. Komiteler kışkırtmadan evvel ne bizden onlara, ne onlardan bize bir zarar dokunmuyordu. Vakta ki komiteler Van’da yerleştiler, yerlileri kışkırttılar, işte o zaman Ermeniler azdıkça azdı. Yoksa bizimkiler kat’i surette onlara haksız yere ilişmezdi. Yıllarca bizim dedelerimizle onlar beraber yaşamışlar. Ruslar ve diğer devletler onlara muhtariyet vaa’d etti. Onlara silâh ve para verdi”. (Hacı Ömer Selçuk)26

“Komiteler kışkırtmasaydı Van’ın yerli Ermenisi ses çıkarmı­yordu. Bütün imkânlar onların elindeydi”. (Hacı Şevket Çaldağ)27

Mehmet Delibaş, 1970’lı yıllarda İstanbul’da karşılaştığı aslen Vanlı, kapalıçarşıda halıcılık yapan Karapit Nedeniyan isimli bir Ermeni vatandaşımızın şöyle teessüf ettiğini nakleder: “Ah sebep olanlar ah, eviniz yıkılsın. Güzel güzel yaşıyorduk. Müslümanlar’m çekmediği sefayı biz çekiyorduk. Bizim gençlerimizi kandırarak kendi emelleri uğruna çalıştırdılar. Şimdi her birimiz dünyanın bir yerindeyiz”.28

Aynı şekilde Van’da çok saygın bir isim olan Şeyh Mehmet Reşit Efendi, Musul’da karşılaştığı yine aslen Vanlı bir Ermeni esnafın kendisini kucaklayarak memleket hasretinden söz ettiğini ve şöyle yakındığını anlatır: “Allah o Aram Paşa’ya lanet etsin. Aram Paşa bizi devlet kuracağım diye kandırdı. Böylece bizi yaktı. Biz Türklerden gördüğümüz insaniyeti hiç unutmayız. Onlar bize dünyamızı kazandırmışken, bizlere şefkatle muamele etmişken, bunları tekmeledi. Onun için Allah bize belâ verdi. Her tarafa dağıldık”.29

“Bir ara da Fransızcamı ilerletmek için Ermeni Merkez Mektebi’ne devam ettim. Orada Ermeni papaz ve öğretmenler bizim gözümüzün içine baka baka Ermeni gençlerine Müslümanlara karşı kin ve nefret tohumu aşılıyorlardı”. (Hamit Çavuşçu)30

“Ne zaman ki Ermeni tığalan (gençleri) komite kurdular, işte o zaman Ermeniler bize karşı olan düşmanlıklarım açığa vurdular”. (Refik Özkanlı)31

“Savaş başlamadan 20 yıl kadar önce de Ermeniler Van’da isyan çıkarmıştı. Fakat savaş başlamadan önce genel olarak yüzümüze karşı iyi görünüyorlardı. Bu söylediğim esnaf ve yerli Ermenilerin tavrı idi. Rusya’dan gelen, Avrupa’ya gidip tahsil gören Ermeni geçleri ise Müslümanları alçaltıcı sözlerle küçük düşürmeye çalışıyorlardı”. (Müştak Boysan)32

“Yaşlı Ermeniler isyana taraftar değildi. Yalnız Avrupa’da tahsil gören tığalar (gençler) onları zorla işin içine soktular”. (Salih Taşçı)33

“Doğrusunu istersen Van’daki aklı başında Ermeniler isyana taraftar değildi. Çünkü niye isyan etsin? Herşey Ermenilerin elinde idi; bütün servet Ermenilerindi. Komiteler kurulunca esnafı zorla isyana teşvik ettiler. İştirak etmeyene de hain gözüyle bakıyorlardı”. (Osman Gemicioğlu)34

İngiliz Konsolosluğunun raporları da yukarıda alıntı yaptığımız görgü tanıklarının anlattıklarını onaylamaktadır. Söz konusu raporlarda Ermeni komitelerinin kendileriyle işbirliği yapmayan, onlara katılmayan Ermenilere karşı şiddet uyguladığı da belirtilmektedir.35

Ermenilerin Silâhlanması

Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları, Ermenilerin büyük bir isyan için gizliden gizliye silahlandıklarını ifade etmektedirler. Van­ ‘daki en büyük silâh depoları yine bir Ermeni’nin ihbarı üzerine ortaya çıkarılmıştır. Anlatıldığına göre, Davit isminde bir Ermeni genci, Vatan isminde bir Ermeni kızına aşık olmuştur. Ancak Davit Taşnak komitesine mensuptur. Evlenmesi için Aram Paşa’dan (Aram Manukyan) izin almak zorundadır. Ancak, Aram Paşa, bütün ısrarına rağmen, Davit’e evlenme izni vermemiştir. Bunun üzerine Davit Aram Paşa’ya karşı gelmiştir. Aram Paşa derhal Davit’in ismine kara haç basmıştır. Davit’i öldürme emri, en yakın arkadaşı Dacat’a verilmiştir. Dacat, Davit’i kaçıp kaybolması için uyarmıştır, ama Davit, Müslüman olmakla yetinmemiş, bildiği kadarıyla Ermenilerin depoladıkları bütün silâhların yerini ihbar etmiştir. Türk ordusuna teğmen olarak kabul edilen Davit, Mehmet ismini almış ve “Muhbir Mehmet” olarak tanınmıştır. Bir gün Hamamönü mevkiinde Dacat’la karşılaşan Davit, arkadaşının kendisini öldürmesine ihtimal vermemiş ama Dacat tabancayla Davit’i öldürmüştür.36

Davit’in ihbarı üzerine başta Yedikilise köyü olmak üzere Ermeniler’in meskûn olduğu birçok mahalde, okul ve kilisede çok sayıda silâh ve mühimmat ele geçirilmiştir. Van’daki İngiliz Konsolos Yardımcısı Dickson, daha 31 Mart 1909’da yazdığı bir raporda, Ermenilerin Van’daki silâhlanma faaliyetine dikkat çekmektedir.37

Bütün görgü tanıkları, Ermenilerin Van’a silâhları, deve yükü ile gelen gazyağı varillerinin içerisinde saklayarak soktuklarını ifade etmektedirler. Nitekim, 1915 Nisanında Van’da Ermeni ayaklanması başladığında Ermenilerin ne denli silahlandığı ortaya çıkmıştır. Van isyanında Ermeniler’e karşı Türk ordusunda subay olarak görev almış olan Venezüellalı Rafael de Nögalis,38 yayınladığı Hilâl Altında Dört Yıl (İspanyolca aslı: Cuatro Arios bajo la Media Luna) isimli hatıratında, Ermenilerden yana, Müslümanlara karşı bir tutum takındığı halde, Ermenilerin korkunç düzeydeki silâhlanmalarını inkâr etmez. Kitabında birçok tutarsızlık bulunan Nögalis, Van’da 1915’te büyük bir ayaklanma ve Müslümanlara karşı taarruz başlatan Ermenilerle ilgili olarak “Ermenistan’ın halâsı ve mukaddes salibin galebesi için, evlerinin kararmış enkazları arasında son nefese kadar mücadele eden Ermenilerin bize gösterdikleri müşkilât çok büyüktü. Fakat fena talih yüzünden din kardeşlerimin felâketi için sarfettiğim zamana lanet ediyorum”39 dediği halde, Ermenilerin Müslümanlar’a karşı silâhça üstünlüğünü açıkça ifade eder. Ancak, gözden kaçırılmaması gereken husus, Müslümanları ellerindeki silâhları Osmanlı Devleti’ne, Ermenilerin ellerindeki silâhları ise Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında bulunan bir vilayetteki ayrılıkçı Ermeni komitelerine ait olduğudur.

“Ermeniler, mavzer tabancaları ile iyi teslih edilmişlerdi (silahlandırılmışlardı). Bu tabancalarla kısa mesafelerde iyi netice istihsal ediyorlardı. Adeta makinalı tüfek gibi, 4 ile 6 tabanca ekseriya aynı zamanda aynı hedefe ateş ediyorlardı. Bundan başka bir nevi burgu icat etmişlerdi. Bununla evlerin tuğla duvarlarını çabuk deliyorlardı. Ermenileri bir mevziden attıktan sonra tabancaları diğer yerde birçok deliklerden görünmeye başlıyordu; biz vaziyetin ne şekil aldığını anlayıncaya kadar bunlar ateşleriyle ölüm saçıyorlardı”.40

Nögalis, Ermenilerin uzun boylu bir isyana hazırlık dönemi yaşadıklarını ve seksen hâkim noktada direniş mevzileri hazırladıklarını ifade etmektedir: “Bağlar mahallesi (bugünkü Van’ın kurulduğu yer, H.Ç.) münferit ve etrafı tuğla duvarlarla çevrilmiş sayfiyelerden ibarettir. Ermeniler bu sayfiyeleri maharetle birbirine raptetmişler ve bu suretle kuvvetli mevziler vücuda getirmişlerdir. Topçularımıza mukavemet edebilecek bu tesisattan başka Ermeniler, Van’ın etrafında 80 nokta-i istinat yapmışlardı; bunların ateşi etrafa hâkimdi”.41

Nögalis’in burada sözünü ettiği Ermeni evlerinin birbirine bağlanması yer üstünden değil, yer altından tüneller marifetiyle olmuştur. Görüştüğümüz görgü tanıklarının büyük bir çoğunluğu bu tünellerden ve Ermeniler’in bu yolla haberleştiklerinden ve birbirlerine silâh ve insan takviyesi yaptıklarından söz etmektedirler. Yine aynı tüneller vasıtasıyla Müslüman evlerine veya askerî noktalara ulaşıp havaya uçurabiliyorlar. Nitekim, Nögalis’in günü gününe naklettiği Van isyanında, 28 Nisan 1915 tarihinde Ermeniler Reşadiye mahallesinin yarısını bu yolla havaya uçurmuştur. Adı geçenin bu olayla ilgili olarak düştüğü not şöyledir: “Bugün Ermeniler bir lağım yardımıyla Reşadiye mahallesinin yarısını berhava ettiler; bu mahallede Yüzbaşı Reşit Bey ve Bargiri Kaymakamı Bağlar Mahallesinin büyük kısmına ateşleriyle hâkim bulunuyorlardı”.42

Nögalis Ermeniler’in sadece silâh depoladıklarından değil, onların bizzat imal ettikleri toplardan söz etmektedir: “Mahsurların (Ermenilerin, H.Ç) ellerindeki top kendilerinin bizzat imal eyledikleri eski bomba topları idi. Bu topları tuğla evler içinde muhafaza ediyorlar; bunları evler arasından her tarafa, köşelere, methallere ve barakalar arasından müdafaa edilebilecek sokaklara kolayca gönderebiliyorlardı. Ermeniler’in elinde binlerce mavzer tabancasından başka çok miktarda filinta ve tüfek de vardı; bunları senelerce satın alarak depo etmişlerdi. Ermeniler’de, bize çok zayiat verdiren, el bombası da mebzulen mevcut idi”.43

Hemen bütün görgü tanıkları Ermenilerin ellerindeki üstün ve o zamana göre modern silâhlardan, Müslümanların ellerinde, hükümetin dağıttıkları dahil, basit martin tüfeklerinden dert yanmaktadırlar. Hattâ, bunlardan Şeyhine köyünden Hamza Dayı, Zeve Köyü’nde Ermenilerle giriştikleri çatışma esnasında, elindeki basit tüfeğin namlusunun birkaç atıştan sonra patladığını büyük bir teessüfle anlatır.44 Bir yanda namlusu patlamasın diye soğan sürülerek soğutulan basit tüfekler, öte yanda Rusya’dan getirtilmiş modern silâhlar…

Nögalis bütün Ermeni yanlısı tutumuna rağmen, “Ermeniler için her ev bir kale halinde idi”45 demekten de kendini alamayacaktır. Ermeniler sadece birer kale haline getirdikleri evlerinden ateş açmıyorlar, kiliselerini de birer taarruz yeri haline getirmiş­ lerdir. Bu kiliselerden gerek kullanım, gerekse mimarî tarzı açısından en önemli olanlarından biri Van’ın merkezinde bulunan Peter Pavlos Kilisesidir. Ermeniler bu kilisenin kubbesinden Müslümanlar’a ateş etmişlerdir.46

Ermeniler’in silâhlarının üstünlüğü karşısında onlara karşı duran aşiret mensupları basit silâhlara ve çok sınırlı cephaneye sahiptirler. Nitekim Nögalis, bu durumu “Kürtler fişekten iktisat yapmak için daha ziyade esliha-i cerihalarını (bıçak, süngü gibi) kullanıyorlardı”47 cümlesiyle ifade edecektir.

Ermeni İhtilâlciler Müslüman Milislere Karşı

1915’te Doğu Cephesi yarılınca Van’daki bütün askerî birlikler buraya sevkedilmiştir. Şehirde yok denecek kadar az muharip birlik ve yine az sayıda jandarma bulunmaktadır. Halbuki, aynı zamanda Rus işgali ile birlikte şehri ele geçirmeye hazırlanan 30.000 silâhlı Ermeni vardır.48

Ermeniler’in isyanı başlatması üzerine Vali Cevdet Bey tarafından halka kendilerini korumaları için silâh dağıtılmış ve aynı zamanda gönüllü milis birlikleri teşkil edilmiştir. Görgü tanıklarının hemen hepsi, esas savaşabilecek erkeklerin zaten çeşitli cephelerde silâh altında olduklarını, milislerin yaşlı insanlarla henüz yeni buluğa ermiş çocuk denebilecek gençlerden oluştuğunu ifade etmektedirler.

Görgü tanıklarından Ahmet Çinkılınç “Van’da hiç Osmanlı askeri yoktu, Ermeniler bunu fırsat bilip Vanlıları ateşe tutmuşlardı”49 derken, İbrahim Sargın ‘Van’da asker namına kimse yoktu, bu durumdan istifade eden Ruslar ve Ermeniler işbirliği yaptılar”50 ifadesiyle aynı şeyi dile getirmektedir. O günlerde askerî rüştiye öğrencisi olan Celâl Şener ise çatışan tarafların mukayesesini de yaparak, ‘Van’da az sayıda jandarma vardı ki, o da asayişin sağlanmasında kullanılıyordu. Vali halktan eli silâh tutanlara silâh dağıtmıştı. Bunlar ihtiyat kuvvetlerini oluşturuyorlardı. Ama ne fayda, silâhlar basit, cephane yok, tecrübeli asker yoktu”51 demektedir. Aynı durumla ilgili olarak Bekir Yörük “bizim buradaki askerlerimiz de Erzurum’un imdadına gitmişti. Biraz jandarma ile halktan toplanan milis kuvvetleri vardı. Milis kuvvetleri de ihtiyarlardan ve bizim gibi gençlerden kurulmuştu”52 derken Akif Yurtbay da söylenenleri teyid etmektedir : “Van’da biraz jandarmadan başka asker namına kimse yoktu. Sonraları dört yüz kişilik bir Çerkez çetesi Van’ın imdadına geldi. Bu Çerkezlerin kırk tanesini Hamutağa Kışlası’nın önünde öldürdüler. Müslümanlar’ın silâhları onların silâhları yanında hafif kalıyordu”.53

Bu ve benzeri ifadeler, hemen bütün görgü tanıkları tarafından kullanılmıştır. Nispeten nizamî konuma getirilmiş Van’daki Harnidiye alaylarının hemen hemen hepsi Rus işgaline karşı Kotur Deresini tutmuşlardı. Dolayısıyla, Hamidiye alaylarından da Van’ın Ermenilere karşı savunmasında yararlanılamamaktadır.

Genellikle Ermenileri asıp kestikleri iddia edilen Kürtlerle ilgili durumlar da daima abartılmıştır. Bölgede feodal bir yapının olduğu, hattâ bunun günümüzde bile kısmen devam ettiği bilinmektedir. Kürt aşiretleri kendi aralarında da nesiller boyu süren kan davaları gütmüşlerdir. Ermenilerle Kürt aşiretleri arasında da zaman zaman kendi aralarındaki sorunlara benzer nahoş olaylar yaşanmıştır. Ancak, bunun sistematik ve devamlı olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim, Rus Generali Mayewski’nin Norduz (Van) taraflarında misafir bulunduğu ileri gelen bir Ermeni’den dinlediği şu sözler oldukça ilginçtir: “Kürtler’in temeddün etmemiş (medenileşmemiş) akvam olduğuna şüphe yok. Bunların tabiatında biraz vahşet, sertlik, serfüru (baş eğme) etmemezlik vardır. Fakat hiçbir zaman kendilerine nahak yere isnat olunan muayip (ayıplar, kusurlar) mevcut değildir. Elbette aralarında katiüt-tarik (yol kesici, eşkıya) da bulunur. Fakat suret-i umumiyede tebayiinde asıl olarak izzet-i nefis, iftihar, dostluk, namusluluk mevcuttur”.54

Nögalis de zaman zaman Kürtlerin sergiledikleri bir kısım barbarlıklardan şikâyet etmekle beraber, onları eski medeniyetin ahlâksızlıklarına bulaşmamış bir kavim olarak niteler: “Kürtler, eski medeniyetin menfur ahlâksızlıkları ile malûl olmadıklarından, Şark-ı Karipte (Yakın Doğuda) nesl-i ati için elverişli bir unsur telâkki ediyorum”.55

1915 yılının Nisan ayı başında başlayan Van’daki Ermeni isyanı, yaklaşık bir ay sürmüştür. Valilik Müslüman halkın kendini koruması için silâh dağıtmıştır. Çatışmalar esnasında iki taraftan da çok sayıda insan ölmüştür. Rusların Muradiye ve Saray ilçeleri üzerinden Van’ı işgal etmeye başlaması ve onlara öncülük eden Rus Ermenilerinin de Van’daki binlerce Ermeniye katılması Müslümanlar için karşı koyma imkânı bırakmamıştır. Daha Ermeni tehciri söz konusu değilken, Van Valisi Cevdet Bey, 24 Nisan 1915 tarihiyle dahiliye vekâletine gönderdiği telgrafta, Van’daki Müslü­ man nüfusun Ermeniler’e karşı korunmasının artık mümkün olmadığını ve bunları batı illerine göç ettirmenin gerekliliğini ifade etmekte ve bunun için müsaade istemektedir.56 Söz konusu tarihte sadece Hınçak ve Taşnak komitelerinin ileri gelenlerinin tutuklanması için Dahiliye Vekâletince emir çıkarılmıştır; ancak, genel bir tehcir henüz söz konusu değildir.

Vanlı Müslümanların Büyük Göçü

Vali Cevdet Bey’in vilâyet çapında duyurduğu göç etme talimatı üzerine Vanlılar henüz soğukların hâkim olduğu erken bir ilkbaharda yollara dökülmüşlerdir. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, Müslümanlar her şeylerini bırakarak sadece, o da sahip olanlar, binek hayvanlarını alıp batıya yönelmişlerdir. Bir kısmı kara yolu ile Tatvan üzerinden Bitlis’e, oradan Diyarbakır’a, Urfa’ya, Antep’e, Halep’e, Adana’ya ve Konya’ya göçerken, diğer bir kısmı Van-Tatvan arasına Ermenilere ait olan gemilerle gitmeyi tercih etmiştir. Bunların önemli bir bölümü Ermeni gemiciler tarafından özellikle Adilcevaz’da bekleyen Ermeni fedailerine teslim edilmiştir. Çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve yaralılardan oluşan bu insanlar Ermenilerce imha edilmişlerdir.

Van serin bir iklime ve soğuk sulara sahip bir yerleşim yeri olduğu için, özellikle güney illerine göçen insanlar buradaki hava ve suya alışamamış, özellikle Diyarbakır’daki kolera salgınından çok insan hayatını kaybetmiştir. Vanlıların savaş yıllarında yaktığı ünlü Ali Paşa türküsünün ilk dörtlüğü söz konusu dramı bütün duygusallığı ile ortaya koymaktadır:

Arpa ektim biçemedim,
Bir düş gördüm seçemedim,
Alışmışam soğuk suya,
Issi sular içemedim.

Gerçekten de, Vanlı ektiği arpayı biçemeden ve gördüğü kâbuslu rüyayı yoramadan yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Diyarbakır’da ve Adana’da Van’ın buz gibi Kehriz ve Zernebat sularını bulmak, tabii, mümkün olamamıştır.

Göç esnasında doğum yapıp vefat eden kadınların dramı, yola dayanamayan yaşlıların acıklı hâlleri, açlık ve hastalıktan ölen bebeklerin feryatlarını ve özetle bir bütün olarak göç trajedisini görgü tanıklarının hıçkırıklarla bölünen ifadelerinde bulmak mümkündür. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, yolculuk esnasında zaman zaman karşılaşılan Ermeni saldırıları ve gidilen yerlerdeki diğer iş­ galler, yurtlarından ayrılan Vanlıların trajedisini tamamlayan diğer unsurlardır.

Çeşitli sebeplerden dolayı göçemeyenlerin büyük bir kısmı Ermenilerce öldürülürken, özellikle kadınlar çok kötü muameleye maruz kalmışlardır. Görgü tanıklarından Nafia Çabuker, Zahide Coşkun, Şadiye Talay, Esma Nine ve Güllü Bacı’nın anlattıkları tüyler ürperten türdendir. Tımar Nahiyesindeki köylerden toplanan kadınlar toplu halde Van’a getirilirken, bir çoğu namusunun kirletilmesi korkusuyla kendisini Mernit Çayına atmıştır. Timar mıntıkasındaki yedi köyün halkı göçmek için Van’a gelmiş, ancak İskele ve Kalecik Köylerindeki Ermeniler tarafından çapraz ateşe tutulmuşlardır. Onlar da göl yoluyla gidebilecekleri ümidiyle Zeve Köyüne sığınmışlardır. Ne var ki, burada hem Van Ermenileri, hem de Ruslara öncülük eden Rus Ermenileri tarafından kuşatılmış ve yok edilmişlerdir. Görgü tanıklarından Ermeni asıllı Hacı Osman Gemicioğlu, Zeve katliamı meydana geldiği sırada iskelede oturduklarını ve katliamın ertesi günü bir grup çocukla Zeve’ye boş kovan toplamaya gittiklerini ve gördükleri manzarayı şöyle anlatır:

“Zeve’ye gittiğimiz zaman kokudan geçilmiyordu; burnumuzun kemiği düşecekti sanki… Her tarafta cesetler vardı. Bir evin eşiğinin önünde acayip bir manzara gördük; Müslümanları bir eve doldurup yakmışlardı. O kadar insan yanmış olacak ki, eşi­ ğin altından sızan yağlar kapının önündeki arkın içinde donmuştu. Yani sanki yağ seli kalkmış da sonra donmuştu. Yağ daha tazeydi. Bütün köy yıkık vaziyetteydi. Ben bunu bizzat gözümle gördüm ve hiçbir zaman unutamam. Müslümanlar’ın da Çarpanak Adasında aynı şeyi yaptığını duymuştuk. Fakat bunu Ermeniler anlattı. Ben gözümle görmedim”.57

Görgü tanıklarının anlattığı bir çok dehşet manzarasına yukarıdaki örneği vermekle yetiniyoruz.

Nögalis Başkale yolunda artık Van’dan ayrılan Vali Cevdet Bey- ‘den Van’da kalan kadın çocuk ve yaşlıların Ermenilerce katledildi­ğini öğrenmesi üzerine şu yorumu yapar:

“Kürtler’de bile bu derece şeni hareketler görülemezdi. Zira Kürtler yalnız erkekleri katlediyorlardı, kadın ve çocuklara daha mutedil hareket ediyorlardı ve alenen bir şey yapmazlardı. Bu hadise bana Van’ın muhasarası esnasında yaşadığımız bir vak’ayı hatırlattı. Vak’a şu idi:

“Topçumuzun ateşini tarassut için birkaç zabitim ile bir tavan arasında bulunuyordum. Civardaki evin damında Müslüman ihtiyar bir kadın bir ip üzerine çamaşır asıyordu. Ermeniler bunu görür görmez şiddetli ateş açtılar ve nihayet ihtiyar kadının vücudunu delik deşik ettiler. Bundan sonra da bize ateş ettiler. Yarım düzine zabit öldürmektense böyle bedbaht adamları öldürmekle Ermeniler fazla bir zevk duyuyorlardı”.58

Van Ermenilerin eline geçince kalenin güneyinde kurulmuş olan tarihî şehir baştan başa yakılmıştır. Rus işgali tamamlanınca Van’daki Ermeni komitelerinin komutanı Aram Manukyan Van’a vali tayin edilmiştir.

Van’ı terkedip de hayatta kalmayı başarabilen Müslümanlar, 2 Nisan 1918’deki kurtuluştan sonra yavaş yavaş yurtlarına dönmüşlerdir. Bir fikir vermesi açısından göçen görgü tanıklarından bazılarının kaç kişilik aile efradıyla Van’ı terkedip kaç kişiyle döndüklerine bakıyoruz. Meselâ, Cemâl Talay yirmi kişilik nüfusu olan bir aile ile Van’ı terkettiklerini, 1921’de Suruç’tan ayrılıp Van’a geldiklerinde aileden sadece kendisi ve bir erkek kardeşi ile hayatta kalabildiklerini söylemektedir.59 Mehmet Reşit Efendi, yirmi üç kişilik bir aile ile Van’dan göç edip dönüşte üç kişi kaldıklarım beyan etmektedir.60 Refik Özkanlı ise, Van’ın kurtuluşundan sonra askere alınmış ve askerlik dönüşü “Allah’tan başka kimsem yoktu”61 demektedir.

Yukardaki örnekler Ermeni tehcirinden önce Müslüman yer değiştirmesinin acı sonuçlarını ifade etmek için sanırım yeterlidir.

Tehcir İsyanın Nedeni mi?

Ermenilerin dünya çapında yaptıkları propaganda ve lobicilik faaliyetlerinde genellikle Ermenilerin tehcire zorlandıkları için isyan ettikleri ifade edilmektedir. Nitekim, Avusturyalı şair Franz Werfel 1931 yılında yayımladığı Musa Dağı’ın Kırk Günü isimli romanını bu teze dayandırmıştı. Werfel’in kitabı kısa zamanda bütün batı dillerine çevrilmiş ve Avrupa’da çok kötü bir Türk görüntüsünün oluşmasına sebep olmuştur. Yıllar sonra Werfel’in dayandığı bilgilerin yanlışlığını, ne gariptir ki, yine bir soydaşı ortaya koymuştur. Prof. Dr. Erich Feigl, Werfel’in dayandığı ve çoğu Aram Andonyan’a ait belge ve bilgilerin yanlışlığını, sahte oluşunu ortaya koymakla yetinmemiş, İngilizce ve Fransızca çevirilerde düşülen çelişkileri örtbas etmek için yapılan tahrifatı da tespit etmiştir.62

Feigl’e göre, “Ermeniler, Osmanlı Hükümetinin onların yerlerinin değiştirilmesini emretmeden bir ay önce Van’da isyan çıkarmışlardı. Bu da şunu gösterir ki, Van’daki bu isyan verilen bu emrin bir sonucu değildir; aksine, bu emir isyan sonucunda verilmiştir”.63

Georges de Maleville, Ermenilerin Van isyanını Tehcir Kanununun çıkarılmasının tek değil, ilk nedeni olarak kabul etmektedir.64

Gerçekten de Van isyanı 1915 Nisan başında başlamış ve bir ay sürmüştür. Halbuki, Tehcir Kanunu 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) çıkmıştır.65

Van’da Ermenilere Soykırım Yapıldı mı?

Görgü tanıklarına Müslümanların Ermenileri öldürüp öldürmediğini sorduğumuzda aldığımız bazı cevaplar ilginçtir. Özellikle köyde oturanların hepsi, saldırmaya gelen Ermenilere, barış simgesi olarak, köylülerce tuz-ekmek götürüldüğünü, ancak Ermenilerin tuz-ekmeği götüren şahıslan katlettiğini söylemektedirler.

Bazılarının Ermenilerin Müslümanlar tarafından öldürülüp öldürülmediğine dair olan sorumuza verdikleri cevaplan aşağıya alı­ yoruz:

“Tabii öldürdüler. Onlar bizi öldürürken biz onların ağzının içine mi bakalım. Ama bu, onların isyanından sonra oldu”. (Celâl Şener)66

“Bizim vicdanımız bizi zulmetmekten menneder. Hele kendi halinde, zavallı insanlara hiçbir Müslüman hakaret etmez. Fakat birisi gelse senin namusunu çiğnese sen ne yaparsın? İşte Van­ ‘da gebertilen Ermeniler, komitelerin kışkırtmasından sonra azıp Müslümanların kanına girenlerdir. Dinimiz bize nefsi müdafaayı emretmiş, yani Ermeni silâhını gözümüze sokarken elini mi öpseydik?” (Bekir Yörük) 67

“Hiç yerinde rahat rahat oturan adama dokunulur mu? Tabii onlar baş kaldırınca, bizimkiler de ister istemez onların hakkından geldiler”. (Akif Yurtbay)68

“Rahat durmadılar; Allah da onların belâsını verdi. Devletimiz onları vatandaş kabul ederek askere aldı; başladılar arkadan bizim askerimizi vurmaya”. (Hacı Ömer Selçuk)69

“Onlara haksızlık yapılıyor diye isyan etmediler, bağımsız bir devlet kuracağız diye isyan ettiler. Hatta, biz hicretten döndükten sonra dağlara kaçmış olan altı-yüz kadar Ermeni’yi sapasağlam Rusya’ya gönderdik”. (Mehmet Delibaş)70

“Müslümanlar onlardan öldürmedi değil, öldürdü ama nefsi müdafaa için. Adam evinde otururken Ermeni evine baskın dü­zenliyor. Bu adam Ermeniyi gebertmesin de ne yapsın. Bizim dillimiz boyun eğmeyi kabul etmez”. (Hacı Şevket Çaldağ)71

“Allah herkese müstahak olanı verir. Şimdi herbiri bir yere dağıldı. Onlar bizim başımıza belâ oldu. Allah onlara belâ verdi”. (Hamit Ekinci)72

“İşte böyle, hem bizim kucağımıza oturmuş, hem de bizim sakalınızı yoluyorlardı”. (Cemâl Talay) 73

“Son zamanlarda onlar bizimkilere saldırmaya başlayınca bizimkiler de haliyle onlardan intikam alıyorlardı. Yoksa onlar bize saldırmadan biz hiçbir zaman onlara saldırmazdık”. (Salih Taşçı)74

Sonuç

Görgü tanıklarından edindiğimiz izlenime göre, Ermeniler hırslarına mağlup olarak Doğu’da bağımsız bir devlet kurma emeline kapılmış ve bunun için terör dahil her vasıtayı meşru görmüş­ lerdir. Silâhla saldırıya geçen Ermenilere tuz-ekmekle karşılık verilmiş ama bu, onları durdurmaya yetmemiştir. Gerek Müslüman vatandaşlar ve gerekse devletin güvenlik kuvvetleri tarafından öldürülen birtakım Ermeniler, Ermeni oldukları için değil, âsi ve saldırgan oldukları için öldürülmüşlerdir. Dünyanın hiçbir yerinde silâhla saldıran insanlara çiçek buketleri ile karşılık verilmez, verilmemiştir. Bu özellikle savaş durumunda daha da geçerlidir. Osmanlılar’ın Ermeniler’e soykırım uygulamak gibi bir niyeti olsaydı, bunu Kanunî Sultan Süleyman döneminde yapardı. İnsanlar düş­manlarını en güçlü oldukları zaman imha ederler; en zayıf oldukları zaman değil. Bir yandan Galiçya’dan Yemen’e kadar bir yığın cephede fiili savaş halinde olmak, öte yandan daha birkaç yıl önce bakanlık verdiğiniz Ermeniler’e soykırım uygulamak. Bu gerçek olmadığı gibi, aklî ve mantıkî de değildir.

Tam savaşın ortasında bir de silâhlı Ermeni isyanı ile karşıla­şan Jön Türk Hükümeti de, başka herhangi bir devletin yapacağını yapmış, Ermenilerin yardımıyla ilerleyen Ruslar karşısında Müslüman nüfusundan bölgeyi terk etmelerini emretmiştir. Ardından,  Van bölgesi Ermenilerinin doğu Anadolu’nun bu önemli şehrini silâh kullanarak zaptetmesi ve işgalci Rus Ordusuna teslim etmesi karşısında, Anadolu’da yaşayan Ermeni nüfusunun sadakatına artık itimat edilemeyeceği kanaatine varıp, Ermenilerin savaş bölgesinden uzak yerlere nakledilmesini emretmiştir. 1915 yılında Van bölgesinde hüküm süren özel koşullar altında, hiç kimse soykırımdan bahsetmemelidir. Cereyan eden olaylar Türklerin meşru müdafaalarından ibarettir. Acı bir gerçektir ki, kan dökümü başka kan dökümlerine yol açar.

Bir soykırımdan değil, bir mukateleden (karşılılı olarak birbirini katletme) söz edilebilir. Mukatele işteş bir fiildir. Bu işin iki tarafı vardır. Taraflar hem özne, hem nesne durumundadırlar. Tarihte birbiriyle savaşmamış çok az ulus vardır. Çanakkale’de 250.000 şehit veren Türk milleti, bunun hesabını bugün İngilizlerle görmeye kalkışmadığı gibi, tarih boyunca savaştığı Rusya ile de oturup geçmişin muhasebesini yapmıyor. Tarih ibret ilmidir. Geçmişten ders almak, günü doğru inşa etmeyi ve geleceğe sağlam yürümeyi sağlar. Tarihteki acıları deşmek, eğer barışa, dostluğa hizmet edecekse değer. Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diasporası bilmelidir ki, mevcut gayretiyle binbir dertle boğuşan fukara Ermenistan’a iyilik değil, kötülük ediyor.

KAYNAKÇALAR: 
1 Hakkı Dursun Yıldız, İslamiyet ve Türkler, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 1980, s. 154.
2 Orhan Kılıç, XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Van, Van, Van Belediye Başkanlığı, Kültür ve Sosyal işler Müdürlüğü, 1996, s.253.
3 Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları, 1990, s.22.
4 General Mayewskl, Van ve Bitlis Vilâyetleri Askeri İstatistiği, çev. Mehmet Sadık, haz. Hamit Pehlivanlı, Van, Van Belediyesi Yayınlan, 1997, s. 77.
Ibid., s. 73.
6 Salâhi R. Sonyel, İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana’da Vuku Bulan Türk-Ermeni
Olayları, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 1988, s. 7-10 (f.o 371/560/1/37689).
7 Ergünöz Akçora, “Yaşayanların Diliyle Van ve Çevresinde Ermeni Mezalimi”, Yakın Tarihimizde Van Uluslararası Sempozyumu, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınlan, 1990, s. 149-154.
8 Hüseyin Çelik, Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınlan, 1993, s. 38.
9 Ibid., s. 42.
10 Ibid., s. 50.
11 Ibid., s. 52.
12 Ibid., s. 54.
13 Ibid.. s. 73.
14 Ibid.. s. 86.
15 Akçora, op. cit., s. 151.
16 Çelik, op. cit., s. 66.
17 Ibid.. s. 70.
18 Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 1983, s. 165.
19 Sonyel, op. cit., s. 10.
20 Çelik, op. cit., s. 49.
21 Ibid., s. 70-71.
22 Ergünöz, op. cit., s. 149- 150.
23 Çelik, op. cit., s. 52.
24 Ibid., s. 50.
25 Ibid., s. 56.
26 Ibid., s. 61.
27 Ibid., s. 68.
28 Ibid., s. 73.
29 Ergünöz, op. cit., s. 153.
30 Çelik, op. cit., s. 77.
31 Ibid., s. 81.
32 Ibid., s. 90.
33 Ibid., s. 92.
34 Ibid., s. 95.
35 Sonyel, op. cit.. s. 8-10.
36 Bu olayın farklı görgü taraklan tarafından anlatılan yorumlan için bak: Çelik, op. cilt., s. 63,71,78.
37 Sonyel, op. cit., s. 21.
38 (Türkçede yazılışıyla) Nögalis, itilaf devletlerine, asker olmak için müracaat etmiş, ancak kabul edilmemiş maceracı bir subaydır. Daha sonra istanbul’a gelmiş, Enver Paşa ile görüşmüş ve 3. Orduda uzman olarak göreve başlamıştır. Daha sonra 3. Ordu kurmay başkanı Alman subay Goze’nin izni ile Van vilayetinde Vali Cevdet Bey’in emrinde görevlendirilmiştir. Konunun aynntılan ve Nögalis’in tutarsızlıklan için bak: Rafael de
Nögalis, Hilâl Altında Dört Yıl ve Buna Ait Bir Cevap, çeviren ve tenkit eden: Kaymakam Hakkı, İstanbul, Büyük Erkân-ı Harbiye Reisliği Onuncu Şubesi Yayım,
1971, s. 58-76.
39 Rafael de Nögalis, Hilâl Altında Dört Yıl, çeviren ve tenkit eden Kaymakam Hakkı,
İstanbul, Büyük Erkân-ı Harbiye Reisliği Onuncu Şubesi Yayım, 1931, s. 20.
40 Ibid., s. 18.
41 Ibid., s. 17.
42 Ibid., s. 28.
43 Ibid., s. 23.
44 Zeve, İstanbul, Van’ı Tanıma ve Tanıtma Cemiyet Yayınlan, 1963, s. 12.
45 Nögalis, op. cit., s. 25.
46 Ibid., s. 26.
47 Ibid., s. 16.
48 Ibid., s. 23.
49 Çelik, op. cit., s. 35.
50 Ibid., s. 40.
51 Ibid., s. 49.
52 Ibid., s. 52.
53 Ibid., s. 57.
54 Mayewskl, op. cit., s. 130.
55 Nögalis, op. cit., s. 8.
56 Prof. Dr. Erich Feigl, Bir Terör Efsanesi, istanbul, Milliyet Yayınlan, 1987, s. 112.
57 Çelik, op. cit., s. 95.
58 Nögalis, op. cit., s. 39.
59 Çelik. op. cit.. s. 84.
60 Ergünöz, op. cit., s. 152.
61 Çelik. op. cit., s. 89.
62 Feigl. op. cit., s. 110-142.
63 Feigl, “Wien, Van, Werfel”, Yakın Tarihimizde Van Uluslararası Sempozyumu, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 1990, s. 46.
64 Georges de Maleville, 1915 Osmanlı – Rus – Ermeni Trajedisi, çev. Nejdet Bakkaloğlu,
İstanbul, 1998, s. 50.
65 Doç. Dr. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 1990, s. 111.
66 Çelik, op. cit., s.51.
67 Ibid., s. 54.
68 Ibid., s. 57.
69 Ibid., s. 63.
70 Ibid., s. 72.
71 Ibid.. s. 70.
72 Ibid.. s. 71.
73 Ibid., s. 85.
74 Ibid., s. 93.