“Milli Birlik ve Beraberlik”

“Milli Birlik ve Beraberlik”

    1971’de ben ilkokul 5. Sınıf öğrencisi idim. 12 Mart’ta askerler verdikleri bir muhtıra ile 1969 seçimleriyle, halkın büyük bir oy çokluğuyla iktidara ikinci kez getirdiği Adalet Partisi, iktidardan uzaklaştırılmıştı. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının gündemde olduğu zamanlardı. Etkili ve yetkili kişilerin yaptıkları konuşmalarda en çok kullandıkları kalıp “milli birlik ve beraberliğe her zamankinden çok muhtaç olduğumuz şu günlerde” idi.
    1960 Darbesi’nden sonra Milli Birlik Komitesi mensuplarının yaptıkları bazı konuşmaları arşiv kayıtlarından dinledim, eski gazete koleksiyonlarından okudum. Onlar aynı kalıbı bıktırırcasına kullanmışlardı. Bu çetenin adı bile Milli Birlik’ti.
    12 Eylül Darbesi’nin lideri Kenan Evren‘in en çok kullandığı ifadelerden biri, yine “milli birlik ve beraberliğe her zamankinden çok muhtaç olduğumuz şu günlerde” idi.
Uzun sözün kısası, ben şahsen 45 yıldır, her kürsüye çıkan, önüne mikrofon uzatılan devlet büyüklerinin çoğu zaman söze “
milli birlik ve beraberliğe her zamankinden çok muhtaç olduğumuz şu günlerde” diye başladığına şahidim. Şüphe yok ki, daha yaşlı büyüklerimiz elbette çok daha öncelerinin de şahididir.
    Bazı kelime ve kavramlar vardır ki, çok anlamlıdır, çokça mana yüklüdür ve çok değerlidir. Ancak, zamanla  olur olmaz, yerli yersiz kullanıldıkları için, yanlış insanlar bu kavramları kötü niyet ve amaçlarına alet ettikleri için, bunların içi boşalır, sevimsizleşir hatta duyanlarda bıkkınlık duygusu uyandırır. İşte bu”milli birlik ve beraberliğe her zamankinden çok muhtaç olduğumuz şu günlerde” ifadesi de ne yazık ki, bunlardan biridir. Bazen de ifade “şu kritik günlerde” diye biter. Nedense ömrümüz biter ama “şu kritik günler“, “şu hassas günler” bir türlü bitmez.
    Bir ülkede, ülke yönetimi ile ilgili bir kelime, ne kadar çok kullanılıyorsa, o ülkede o kavram o kadar yoktur veya eksiktir demektir. İngiltere’de basın yayın organlarında bir yılda “demokrasi” veya “hukuk” kelimeleri beş yüz sefer geçiyorsa, bizim ülkemizde hiç şüphemiz olmasın ki beş bin sefer geçiyordur. İngiltere’de demokrasi ve hukuk yaşanıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz bir çok ülkede ise bu kavramlardan ne yazık ki, bolca söz ediliyor. İleri Demokrasi hep “kızıl elma“mız olmaya devam ediyor.
    Bizim memleketimizde oldum olası, isimlendirmeler “olmayana özlemi” ifade eder. ll. Meşrutiyet döneminden beri memleketimizde kurulan siyasi partilerin isimlerinde en çok yer alan kelimeleri çıkardım. Şunlara bir bakalım: İttihat ( Birlik ), Terakki( Kalkınma ), İtilaf ( Uzlaşma ),Hak, Hukuk, Adalet, Hür, Hürriyet, Halk, Halkçı, Terakkiperver ( Kalkınmacı ), Serbest, Demokrat, Nizam, Selamet, Refah, Fazilet, Güven, Saadet, Birlik, Barış, Bağımsız, Demokrasi, Gelişim, Emek, Emekçi,Eşitlik, Özgürlük, Dayanışma, Kalkınma vb.
    Bugüne kadar kurulan siyasî partilerin isimlerinde kullanılan kelimeler çoğunlukla ya bir şeyin eksikliğine, ya ona olan ihtiyaca veya onun yokluğuna işaret eder. Dernek ve vakıf isimlerine de bakınız, aynı şeyi göreceksiniz.
Peki, “Milli birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var mı?” Elcevap: Tabii ki, evet. “Milli Birlik ve beraberlik olmadı mı iflah olur muyuz? Elcevap: Tabii ki hayır.
    Merhum Mehmet Âkif‘in yıllar önce çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi:
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez, Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
    Peki, yüreklerin toplu vurması için ne yapmamız lazım? Gayrimemnunu çok olan toplumlarda yüreklerin toplu vurması kolay mıdır? Gayrimemnunları asgariye indirmeden renklerin uyumunu sağlayabilir miyiz? Tecrübeler göstermiştir ki, karşı taraftakini, yani ötekini olduğu gibi kabullenmek, onunla huzur ve barış içinde bir arada yaşamanın ilk şartıdır. Yunus Emre‘nin “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” dediği şey, tam da bu idi. “Tanışmak” işteş bir fiildir. İşteş fiiller, bir şeyi karşılıklı veya birlikte yapmayı ifade eder. İşin sırrı tanıma ve kabullenmenin tek taraflı değil, karşılıklı olmasındadır.
    “Milli Birlik” nedir.? Hangi zeminde “Milli Birlik ve Beraberlik” sağlayacağız? sorusunun cevabı, herkesin dünya görüşü, siyasi ve ideolojik duruşuna göre ne yazık ki değişiyor. Her kesim, açıkça olmasa da, ima yoluyla ve fiili uygulamalarla Milli Birliğin kendi zeminlerinde sağlanacağına inanıyor.
    Kürtler Türklere, Alevîler Sünnîlere, Solcular Sağcılara, Hristiyanlar Müslümanlara,ateistler dindarlara, Liberaller Kemalistlere dönüşmeyeceğine göre tek tipçi her toplum projesi, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da başarısız olmaya mahkumdur.
    O halde, çare demokraside birliği sağlamaktır. Birilerinin zannettiği gibi, birlik olmak dönüşmek veya aynileşmek anlamına gelmez.”Birlik ve Beraberlik” iddiasında bulunanlar “veya“cı olmaktan vazgeçecek. “Sen veya ben” dediniz mi birimize hayat hakkı yok demektir. Bu düellocu bir yaklaşımdır. Bence sihirli çözüm “ve” kelimesindedir. “Sen ve ben” dediniz mi, herkes halkada yerini alıyor, demektir. Bu mantık her türlü kavgayı bitirebilir. “ve“, birleştirici “veya” ayrıştırıcıdır.
    İdeolojik devletler, “veya“cı devletlerdir. Bir görüşün veya bir kesimin makbul veya muzır olması, onun devlet ideolojisine ne kadar yakınlaşıp uzaklaştığına bağlıdır. Dolayısıyla ideolojik devletler daha baştan ötekileştirici yani bölücüdürler. Demokrasinin, sözde değil özde var olduğu ülkelerde, devlet, orkestra şefi gibidir. Çok farklı seslerin bir armoni halinde çıkmasını sağlar. Güdümlü veya yarı demokratik ülkelerde ise devlet, kendini lokomotif olarak görür. Peşine takılı olanların bir iradesi yoktur ve zaten olmamalıdır da! Bu yapıda farklı sese, esasen tahammül de yoktur.
Birlik ve Beraberlik” iddiasında bulunanlar, “Ya ben ya da sen” yaklaşımını da terketmek zorundadır. “Hem ben hem de sen” dedik mi, işin önemli kısmını kolaylamışız demektir. Aksi takdirde daha çok yıllar “Milli birlik ve beraberliğe her zamankinden çok muhtaç olduğumuz şu hassas günlerde” nutuklarını atmaya devam ederiz.
Hem de dinleyenlerin yüzlerinde alaycı bir tebessümün belirdiğini göre göre…

BENZER YAZILAR