SULTAN II. ABDÜLHAMİT İNGİLİZLERE NİÇİN SIĞINDI? (4)

SULTAN II. ABDÜLHAMİT İNGİLİZLERE NİÇİN SIĞINDI? (4)

Sultan Abdülhamid’in Pan-İslamizmi

Sultan Abdülhamid’in “Pan-İslamcılık” politikası dini bir hassasiyetten kaynaklanan bir tercih değil, dönemin şartlarının gereği olarak başvurulan pragmatist bir stratejidir.

    Yavuz ve Kanunî gibi, haşmetli devirlerin padişahlarının Pan-İslamcılık yapmaları zaten söz konusu olamazdı. Çünkü bütün dünya Müslümanları zaten onların eline bakıyordu ve hepsi Osmanlı’ya muhtaçtı. Çöküş asırlarında ise, çoğu diğer süper güçlerin esaretinde olsalar bile, dünya Müslümanları’na, Osmanlı’nın ihtiyacı vardı. Onun için “Pan-İslamcılık” dinî hasbilikten doğmuş bir hareket değil, zayıflıktan kaynaklanan siyasal bir ideolojidir.

    Müslümanlık yapmak ile İslamcılık yapmak kesin çizgilerle birbirinden ayrılması gereken şeylerdir. Tıpkı dindarlıkla dinciliğin çok farklı olması gibi. Dindar, büyük bir ruh ve beden teslimiyetiyle dinini yaşayan ve yaşatmaya çalışan insandır. Dinci ise, dinini başta her türlü menfaat olmak üzere, dünyevi amaç ve emelleri uğruna kullanan insandır. Birincisinde ihlas ve samimiyet, ikincisinde ise manevi iflas ve riya vardır. Dünya Müslümanları üzerinde titremek, din kardeşliği potasında erimek, İslam dünyasının maddi ve manevi refahını istemek ve bu uğurda gayret göstermek, şüphesiz ki çok saygıdeğer erdemlerdir. Ancak, siyasal güç ve iktidarı elde etmek veya elde tutmak için dinden ve dini hassasiyetlerden faydalanmayı esas alan siyasal İslamcılık hareketi için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Birincisi, dini için dünyasını kullanırken; ikincisi, dünyası için dinini kullanır.

    Kaldı ki, çoğu günümüzdeki İslamcıların ilham kaynağı olan dönemin islamî hassasiyetleri ön planda olan aydınlarının neredeyse hepsi Sultan Abdülhamid’e sırılsıklam karşıdırlar. (Filibeli Ahmet Hilmi Efendi, Babanzade Ahmet Naim Efendi, İzmirli İsmail Hakkı, Ferit Kam, Eşref Edip, Mehmet Akif Ersoy, Elmalılı Hamdi Yazır, Bediüzzaman Said Nursi vs.) Çünkü bu aydınlar, baskı rejiminden dolayı münafık ve maskeli bir toplum oluştuğunun farkındaydılar. Onun için bu Müslüman aydınlar, hilafet kurumu ve sözümona din adına tesis edilen otoriter bir yapıdan değil, homojen bir yapısı olmayan, hürriyetçi ama İslamcı olmayan Meşrutiyetçilerden yana oldular.

    Sultan Abdülhamid’in yanında ve yöresinde, bilinenin aksine, en kritik görevlerde bulunanların çok önemli bir kısmı gayri müslimlerdir. Abdülhamid devri, bu yönüyle, bugünün “yerli ve milli” anlayışıyla mukayese kabul edilemeyecek kadar çoğulcu bir görüntü sergilemektedir. Sultan Abdülhamid’i adeta kutsayan günümüz Türkiye’sinin İslamcılarına bugün bile böyle bir tabloyu kabul ettiremezsiniz .

    Bu gayri müslim devlet adamlarına bazı örnekler verelim:
– Artvin Dadyan Paşa ( Ermeni) Dışişleri Bakanı
Spiridion Mavroyeni ( Rum ) Özel dokturu
Sami Günzberg ( Yahudi) Diş hekimi
– Nişan Efendi ( Ermeni ) Basın danışmanı
Teodor Kasap ( Rum) Saray Kitapçıbaşısı
Agop Paşa ( Rum ) Şahsi Emlakçısı daha sonra Maliye Bakanı
Sarkis Balyan ( Ermeni ) Mimarbaşısı
Aleksandros Karatodori Paşa ( Rum ) Bayındırlık Bakanı
Mareşal Ferdinand ( Bulgar Prensi ) Yaveri
Raimando D’Aranco (İtalyan ) Saray Mimarı
Fausto Zonaro ( İtalyan ) Saray Ressamı
Arturo Stravolo ( İtalyan) Saray Tiyatrocusu
Sava Paşa ( Rum) Dışişleri Bakanı
Ohannes Efendi ( Ermeni ) Ticaret Bakanı
– Ohannes Sakızyan ( Ermeni ) Maliye Bakanı
Miamili Portakalyan ( Ermeni )Maliye Bakanı
(Detaylar için Bkn.https://www.academia.edu/33920601/II.Abdu_lhamidin_Hıristiyan_Memurları)

Sultan’ın şahsî ve ailevi yaşantısı, Yıldız Saray’ında dinin ve dindarlığın ne kadar hakim olduğu konularıyla ilgili yazılmış çok sayıda kitap ve makale vardır. Elbette her fani gibi, o da hesabını Allah’a verecektir. Burada belki sorgulanması gereken şey, günümüz islamcılarının Merhum Padişah’ı adeta velayet mertebesine çıkarmalarıdır. Ona “ Kızıl Sultan” yaftasını vuranlara karşı, berikilerin ona “Veli Padişah” demesi, ne yazık ki bir Türkiye klasiğidir.

    Deveye, “ Sen inişten mi hoşlanırsın, yoksa yokuştan mı”diye sormuşlar; deve, “niye düzün suyu mu çıkmış?” demiş.
Biz ne zamana kadar ya yokuş, ya da inişe talim edeceğiz?

 

(Devam Edecektir)

 

Hüseyin Çelik