“Cumhuriyet Eşittir Demokrasi Değildir”

“Cumhuriyet Eşittir Demokrasi Değildir”


Doç. Dr. Çelik:

“Cumhuriyet Eşittir Demokrasi Değildir”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, cumhuriyetin demokratikleşmek gibi bir problemi olduğunu belirterek, ”Cumhuriyet eşittir demokrasi değildir. Mutlaka demokratikleşmeyle tanışması lazım” dedi.

Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (ESİAD) sohbet toplantısına katılan Çelik, burada yaptığı konuşmada, ilkokul yıllarından itibaren öğretilen bazı şeylerde bir terslik olduğunu, okullarda hep cumhuriyetin demokrasi diye anlatıldığını, ancak daha sonraları öyle olmadığının görüldüğünü belirtti. Yeryüzünde cumhuriyet olmayan, ama demokrasiyle en iyi şekilde yönetilen ülkeler olduğunu ifade eden Çelik, cumhuriyet olup da diktatörlükle yönetilen ülkeler bulunduğunu da kaydetti. Cumhuriyetin aslında ülkenin kim tarafından idare edileceği konusuna cevap verdiğini, nasıl idare edileceği sorusuna yanıt vermediğini vurgulayan Çelik, cumhuriyet rejimiyle tanışılmadan önce emekleme düzeyinde de olsa Türkiye’nin demokrasi tecrübesi bulunduğunu, cumhuriyet ile tanışılmadan demokrasiyle tanışıldığını ifade etti. 5 çeşit cumhuriyet bulunduğunu, bunların totaliter, sosyalist, teokratik, bürokratik ve demokratik cumhuriyetler olduğunu dile getiren Çelik, şunları söyledi:

”Peki biz hangi cumhuriyetteniz? Biz Anayasamızda demişiz ki Türkiye Cumhuriyeti demokratik, sosyal, laik, hukuk devletidir. Biz tercihimizi demokratik cumhuriyetten yana kullanmışız, en azından kağıt üzerinde. Etrafınıza baktığınız zaman adı cumhuriyet olan, ama iliklerine kadar diktatörlük olan cumhuriyetler var. Küba da, Çin de, İran da, İsrail de cumhuriyettir. Öte taraftan bizim kağıt üzerinde uygulamalarımız daha çok bürokratik cumhuriyeti yansıtıyor. Yapılan bunca çabaya rağmen demokratik cumhuriyet görünümünde değildir. Bürokratik cumhuriyette halk tarafından seçilmiş insanların iradesinden çok, atanmışların iradesi daha çok ön plandadır. Onların ne istediği, ne hissettiği çok daha önemlidir. Ama seçimler vardır, ama parlamento vardır, ama vesayetçi sistem vardır. Arife tarif gerekmez. İsim değiştirerek gerçeği değiştiremezsiniz. İsim mesele değil. Mesele özdür, içeriktir uygulamadır. Dünyanın en harika kanunlarını diktatörün eline verin, kendine benzetir. Cumhuriyet eşittir demokrasi değildir. Cumhuriyetimizin demokratikleşmek gibi problemi var. Mutlaka demokratikleşmeyle tanışması lazım. Söz de değil özde olması lazım.”

“Gayrimüslimler, Aleviler, Kürtler, dindar insanlar ve köylüler ötekileştirildi”

Gayrimüslimlerin, Alevilerin, Kürtlerin, dindar insanların, köylülerin ötekileştirildiğini, köylülerin 1946 yılına kadar Kızılay’a, Ulus’a girmesinin yasak olduğunu anlatan Çelik, bir ara AK PARTi Hükümeti aleyhine ‘İstanbul’da kilise apartmanlarının kurulduğu’ yönünde söylemlerin dolaştığını, eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in de ‘Din elden gidiyor’ dediğini kaydederek, şöyle konuştu:

”Bakıyorsunuz, bunun aslı astarı yok. Biz empati yapmadıkça vicdanlı ve medeni bir toplum olamayız. Avrupa’da 5 bin adet cami olduğunu biliyor musunuz? 4 bin 800’ünü Türkler açmıştır. Bir havrayı satın almışlar Hollanda’da, camiye çevirmişler. İsmini Mescidi Aksa koymuşlar. Amsterdam’da en büyük katedrali satın almışlar, camiye çevirmişler, onun adı Fatih Camii. Öte yandan Rotterdam’da Uluslararası İslam Üniversitesi açılmış. 500 İslam İlahiyatı eğitimi alan öğrenci olursa burada problem olmuyor. Ama ‘Ruhban Okulu’nda 100 tane papaz yetişirse Türkiye elden gider, ekümenik patrik olur, Türkiye bölünür, Vatikan oluşur’ diye bizim ulusalcı çevreler kıyamet koparıyorlar. Peki bu dürüstlük müdür? Empati yaptığınız zaman olur mu? Bu insanları ötekileştirmişiz. Türkiye’deki en kaliteli ‘Kuran’ların Almanya’da basıldığını biliyor musunuz? 4 bin 800 caminin üçte biri kiliseden camiye dönmedir. Hani empati yapalım dedik ya. ”Misyonerler memlekette kol geziyor, kimse ses çıkarmıyor” diyorlar. Misyonerliğin şu tarafı ayaklarımın altındadır, iğrençtir. İnsanların çaresizliğinden yararlanarak, bunu fırsat kabul ederek, maddi menfaat karşılığında din değiştirmeye teşvik etmek, kabul edilebilir değildir. Düşünce özgürlüğü kapsamında bakıldığında sen nasıl dinini ona anlatıyorsan, onun da anlatma hakkı vardır. Bunda gocunacak bir şey yok. Demokrasi insanların dini, dili, mezhebi, etnik kökeni, bölgesi, anası, atası, babası ne olursa olsun, insanların vatandaşlık ortak paydasında bir arada olmasıdır. Hür ve eşit vatandaş olmasıdır, esas olan budur. Lozan Anlaşması onlara bazı haklar getirmiş, o ayrı bir konu. Ama bizim kendi halkımızı, kendi vatandaşımızı ötekileştirmek gibi hakkımız yok. ‘Din meselesinde bana yetki verilsin, 24 saatte Ruhban Okulu’nu açarım’ dedim. AK PARTi muhafazakar partidir. Biz ekonomide, devletin yeniden yapılandırılmasında hiçbir zaman muhafazakar değil, aksine reformist, değişimci partiyiz. Kültürel ve moral alanında muhafazakar olan AK PARTi olarak Ruhban Okulu açılsın, mahzuru yok diyoruz. Bir bakıyorsun Türkiye’de diğer muhafazakar olmayan kesimler bu konuda daha katı davranıyor, bu ilginç bir şeydir.”

23.12.2010