“CHP’nin Camiler Konusunda Dosyalar Dolusu Sabıkası Vardır”

“CHP’nin Camiler Konusunda Dosyalar Dolusu Sabıkası Vardır”

Doç. Dr. Çelik:

“CHP’nin Camiler Konusunda Dosyalar Dolusu Sabıkası Vardır”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Kemal Kılıçdaroğlu’nun camilerle ilgili yolsuzluk iddialarına ilişkin olarak, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin camiler konusunda sabıkası vardır. Hem de az buz değil, dosyalar dolusu sabıkası vardır. Tek partili dönemde bir yığın cami kapatılmıştır, bir yığın cami satılmıştır, bir yığın cami yıkılmıştır, kira verilmiştir, depo yapılmıştır, ahır yapılmıştır, kışla yapılmıştır, hapishane olarak kullanılmıştır, sazlı sözlü içkili eğlence mekanı haline getirilmiştir ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin parti binalarına tahsis edilmiştir” dedi. Çelik, Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Fatih’te Kaptanı Derya Halil Paşa Camii’nin AK PARTi Hükümeti döneminde imar planından çıkarıldığı ve bunun yerine düğün salonu gibi ticari rant getirecek şeylerin imara konulduğu yönündeki iddialarına ilişkin olarak da, “AK PARTi Hükümeti döneminde, yani bizim Belediyemiz döneminde 13.06.2006 tarih 948 Sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis kararıyla bu caminin yeri tespit edilmiş ve imar planına işlenmiştir. Bu imar planı bir bütün olarak mahkeme tarafından iptal edilmiştir. Tekrar aynı Kaptanı Derya Halil Paşa Camii, 15.10.2010 tarih ve 2327 Sayılı yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Belediye Meclisi kararıyla tekrar imar planına işlenmiştir” diye konuştu.

Çelik, AK PARTi Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çelik, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’daki Kaptanı Derya Halil Paşa Camii’nin imar planından çıkarıldığı ve yolsuzluk yapıldığı iddialarına ilişkin, “Bu camii, İstanbul’daki 140 adet kayıp camiden birisidir. AK PARTi Hükümeti döneminde, yani bizim Belediyemiz döneminde 13.06.2006 tarih 948 Sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis kararıyla bu caminin yeri tespit edilmiş ve imar planına işlenmiştir. Bu imar planı bir bütün olarak mahkeme tarafından iptal edilmiştir. Tekrar aynı Kaptanı Derya Halil Paşa Camii, 15.10.2010 tarih ve 2327 Sayılı yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Belediye Meclisi kararıyla tekrar imar planına işlenmiştir. Peki bu böyleyken, efendim bunlar imar planından çıkarıldı, yandaşlara rant olmak üzere verildi iddiası bir Ana Muhalefet Partisi’nin Liderine yakışıyor mu?” dedi. Çelik şunları söyledi:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin camiler konusunda sabıkası vardır. Hem de az buz değil, dosyalar dolusu sabıkası vardır. Tek partili dönemde bir yığın cami kapatılmıştır, bir yığın cami satılmıştır, bir yığın cami yıkılmıştır, kira verilmiştir, depo yapılmıştır, ahır yapılmıştır, kışla yapılmıştır, hapishane olarak kullanılmıştır, sazlı sözlü içkili eğlence mekanı haline getirilmiştir ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin parti binalarına tahsis edilmiştir. Bununla ilgili kanunlar çıkarılmış. Bununla ilgili kanunlar çıkarılmış. 15.09.1935’de 2845 sayılı bir kanun çıkarılmış. Bu kanunda diyor ki, tasnif harici kalacak cami ve mescitler… Camileri tasnif ediyorlar. Yukarıda diyor ki, Efkaf Umum Müdürlüğünce yani Vakıflar Genel Müdürlüğünce cami ve mescitler hakiki ihtiyaca göre tadilen tasnif edilecek, yeniden bunlar tasnife tabi tutulacak. Sonra alttaki fıkrada da diyor ki, tasnif harici kalacak cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır. Başkaca istifade edilmek üzere ne mesela… Mesela cezaevi… Divriği’de Cedit Mustafa Paşa Cami hapishaneye dönüştürülmüştür ve çok affedersiniz mahkumlar tuvalet ihtiyacını mihrabın önüne konan küplerle karşılamıştır. Bunlar bizim tarihimizde olan şeyler. Bir başka örnek Anadolu Hisarı… Barutçular sokak Mihrişah Valide Mescidi CHP’ye parti ocağı olarak tahsis edilmiştir. Demokrat Parti döneminde tekrar cami aslına döndürülmüştür.”

Şu anda Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camii’nin yerinde bulunan binanın 50 yıl önce yapıldığını belirten Çelik, ”AK PARTi ile AK PARTi dönemi ile uzaktan yakından alakası yoktur. Bunlar ortadayken, ‘işte AK PARTi belediyesi camiyi imar planından çıkardı, biz CHP’liler yapsaydık kıyamet kopardı şimdi’ demenin anlamı var mı” dedi. Çelik, şöyle konuştu:

”1941’de aynı kanunda bir değişiklik yapılıyor, ne deniyor biliyor musunuz? Kanuni selahiyetlere binaen işgal edilen, yani kanuni yetkiyle çünkü daha önce kanun çıkarılmıştı başka amaçla da kullanılabilir. Kanuni selahiyetlere binaen işgal edilen veya tamir dolayısıyla içinde namaz kılınmayan, tasnif içi kalan camilerden söz ediliyor. Bu kanunda açıkça görülüyor ki, kışla yapılan, hapishane yapılan, depo yapılan, ahır yapılan, eğlence yeri yapılan bir yığın cami vardır ve bu da CHP’nin marifetidir. CHP’nin sabıka kayıtlarında bunlar mevcuttur. O zaman Sayın Kılıçdaroğlu’nun dün grubunda söylediği Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camii ile ilgili söylediği iddialar kesinlikle gerçekle bağdaşmamaktadır. Eğer bu caminin akıbetiyle ilgili bir endişe taşıyorsa kendi partisinin hafıza kayıtlarına baksın, sabıka kayıtlarına baksın orada hepsi vardır.”

“Bu iddialarınızı ancak size iade edebiliriz”

“Mescitlerin tamiratında hükümetin yolsuzluk yaptığının” da iddia edildiğini hatırlatan Çelik, bunun son derece üzücü bir iddia olduğunu söyledi. 1996-2002 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğünün 6 yıl boyunca bütün ülke çapında sadece 56 vakıf eserini onardığını belirten Çelik, AK PARTi iktidara geldikten sonra 2003-2010 arasında 3484 adet vakıf eserinin onarıldığını, bunlar için 1 milyar 100 milyon TL harcandığını ifade etti. Eserlerin onarılması için bütçeden bir kuruş para alınmadığını vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

”Vakıflar Genel Müdürlüğü daha önce evlere şenlik bir yönetime sahipti, ben eski Genel Müdürümüz Yusuf Beyazıt’ı da, mevcut genel müdürümüzü de huzurunuzda tebrik ediyorum. İlgili bakan arkadaşlarımız meseleye sahip çıkmışlardır. Devlet ciddiyetine ve ecdadın hatırasına saygı duyulacak şekilde Vakıflar idare edilmiştir. Vakıflar içinde bulunduğu çıkmazdan çıkarılmıştır. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum, Vakıfbank, Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlıdır. Vakıfbank da geçmişte batık bir banka iken kara geçirilmiştir, bunu herkesin çok iyi bilmesi gerekiyor. Peki Sayın Kılıçdaroğlu’nun iddia ettiği mesele nedir? İzmir’de, Manisa’da yapılan bazı onarım ihalelerinde yolsuzluk yapıldığını iddia ediyor ve bunu da hükümetimize fatura ediyor, bunu partimize fatura ediyor. Bundan dolayı da Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu ifadelerinin gerçekle bağdaşmadığını, hilafı hakikat olduğunu ve kendisine yakışmadığını bir kez daha söylüyorum.”

İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünde 38 adet proje temini, 41 adet restorasyon ve 23 adet farklı iş ile ilgili olarak yapılan ihalelerde bazı sıkıntılar, usulsüzlükler, yolsuzlukların tespit edildiğini belirten Çelik, şunları söyledi:

”Kim tespit etmiş? Bizim hükümetimiz tespit etmiş. 15.02.2008’de konuyla ilgili soruşturma başlatılmış, yani bundan 2 yıldan daha fazla bir süre önce. Bununla ilgili olarak bir personelin sözleşmesi feshedilmiş, bölge müdürü dahil 6 personel savcılığa sevk edilmiş, suç duyurusunda bulunulmuş. Haklarında adli ve disiplin işlemi başlatılmış. 2 personel sadece disiplin yönünden soruşturmaya tabi tutulmuş ve yaklaşık 9 trilyona yakın yapılan fazla ödemeyle ilgili olarak da gerek müteahhitlerden, yüklenicilerden gerekse de sorumlu olan personelden, o paranın kendilerinden tahsili yoluna gidilmiştir. Ve bununla ilgili yasal süreç de devam ediyor, yani mahkeme süreci devam ediyor. 30 firma ve kişi bu yapılan işlerden dolayı da kamu ihalelerinden men edilmiştir. Her dönemde, her hükümet döneminde yapılan işlerde eksiklikler, aksaklıklar, usulsüzlükler ve yolsuzluklar olmuştur ve olmaya da devam ediyor. Mühim olan şudur; bir yolsuzluk tespit edildiği zaman buna hükümet sahip mi çıkmış, bunun üzerine mi gitmiş. Hükümet kararlı bir şekilde bu yolsuzlukların üzerine giderken, sorumlulardan bunun hesabını sorarken, bu yanlış yapan bürokratın kulağından tutup onu adalete teslim ederken siz şimdi AK PARTi hükümetini kutsal mekanların tamirinde bile yolsuzluk yapmakla suçluyorsunuz. Kusura bakmayın bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bu iddialarınızı ancak size iade edebiliriz.”

“Bahçeli’den duyunca gülesim geldi”

Son günlerde ”BM insani gelişim raporuyla ilgili” gerek MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu gerekse diğer bazı muhalif sözcülerin beyanlarının bulunduğunu hatırlatan Çelik, ”Şöyle bir ifade kullanılıyor; ‘Türkiye ancak 83. sıraya girdi’ diyorlar. Sayın Bahçeli dün bunu söylediğinde doğrusu bunu Sayın Bahçeli’den duyunca çok gülesim geldi. Niçin? Çünkü Sayın Bahçeli’nin de ortağı olduğu hükümet, yani 57. Hükümet işbaşına geldiğinde Türkiye BM insani gelişim endeksine göre 85. sıradaydı. Ve Sayın Bahçeli’nin başbakan yardımcısı olduğu hükümet Türkiye’yi 11 basamak aşağı düşürdü, 96. sıraya geriledi” dedi.

Çelik, ”AK PARTi Türkiye’yi 96. sıradan aldı. Türkiye biliyorsunuz krizden önce 76. sıraya kadar çıkmıştı. Daha sonra geçen sene 79. sıradaydı, bu sene 83. sırada. Niçin böyle? Hesaplama yöntemleri de etkili oluyor” diye konuştu.

“Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli, lütfen İsrail ile aynı sevinci paylaşmasınlar”

NATO füze savunma sistemiyle ilgili olarak da değerlendirmelerde bulunan Çelik, şöyle konuştu:

”İran, Türkiye’nin özellikle gösterdiği çabadan dolayı, hiçbir komşusunu düşman olarak nitelendirmemesinden dolayı Türkiye’ye teşekkür ediyor. Bu işten rahatsız olan, özellikle bu füze kalkanı meselesinden dolayı rahatsız olan kim? İsrail ve bizim muhalefet. İsrail niye rahatsız oldu? İsrail’in beklentisi çok farklıydı. Niçin İsrail ile aynı lige giriyorsunuz değerli muhalefet mensupları? NATO savunma amaçlı bir şey yapıyor. Herhangi bir füze falan getirilmiş değil, olsa olsa radar olacak. NATO bir savunma paktıdır. NATO’ya Türkiye ilk kez de girmiş değil. Sayın anamuhalefet lideri diyor ki, ‘Madem ki, komşularımız tehdit değil, bunlara ne lüzum var.’ Türkiye, NATO içerisinde dünyanın en büyük ordusuna sahip. Niçin bir milyon kişilik o zaman asker besliyoruz? İlle de birisinin kapımıza dayanmış olması mı gerekiyor? Ordunuzun olması için, uçağınızın, tankınızın, topunuzun olması için ille de birilerinin sınırlarımızı ihlal edip içeriye girmesi mi gerekiyor? Muhalefetin savunma anlayışı bu mudur? Siz, böyle bir coğrafyada yaşıyorsunuz, kötü niyetli olanları veya olabilecek insanları caydıracak bir güce sahip olmalısınız. Netice itibarıyla bir savunma paktına girdiğiniz zaman orada nimet varsa paylaşırsınız, külfet varsa onu da paylaşırsınız. Yapılan budur. Onun için Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli, lütfen İsrail ile aynı sevinci paylaşmasınlar veya aynı üzüntüyü duymasınlar.”

“Dışardan üretilmiş olan, dedikodulardan ibaret”

Çelik, açıklamaların ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir gazetecinin, ”Bir iddia var, Sayın Başbakan’ın seçimlerde vekillerin yüzde 60 ile yollarını ayıracağı iddiası. Gerçekten de parti içerisinde böyle bir huzursuzluk var mı? Bir başka iddia da sayın Başbakan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın bu seçimlerde milletvekili olabileceği de konuşuluyor. Sizin yorumunuz ne olacak?” sorusu üzerine Hüseyin Çelik, şu yanıtı verdi:

”Bu istatistiği kim tuttu bilmiyorum. Yani bu yüzde 60’ı… Yüzde 59 değil, yüzde 62 değil de yüzde 60’ı kim tespit etti. Bunlar spekülasyondan ibarettir. Her dönem milletvekilli adaylığı devam eden vekiller var, kendisi aday olmayanlar var, partileri tarafından listeye konmayan milletvekilleri var veya ön seçim yapılacaksa, ön seçimde kaybeden milletvekilleri var. Her parlamento döneminde bu böyledir. Şimdi 23, 22, 21 geriye doğru gidin aşağı yukarı her dönemde TBMM’de benzeri durumlar görürsünüz. Ama bizim partimizle ilgili olarak, Sayın Başbakan’ın telaffuz ettiği, konuştuğu, dillendirdiği veya birilerinin partimiz içinde bir yetkilinin konuştuğu dile getirdiği böyle bir şey olmamasına rağmen tamamen huzursuzluk yaratmaya yönelik, dışardan üretilmiş olan, dedikodulardan ibarettir. Bu konuyla ilgili olarak en ufak bir şey konuşulmadığı, görüşülmediği gibi gündeme de gelmemiştir. Sayın Başbakan dün yaptığı toplantıda da kesinlikle bir kelime ile de olsa bundan söz etmemiştir. Sayın Başbakanımızın kızı Sayın Sümeyye Erdoğan’ın milletvekili olup olmayacağına kendisi karar verir. Daha doğrusu milletvekili adayı olup olmayacağına, aday adayı olup olmayacağına kendisi karar verir. Her Türk vatandaşı gibi eğer o şartları taşıyorsa, o da müracaat edebilir, aday adayı olabilir, aday olabilir, olursa milletvekili seçilebilir veya seçilmeyebilir. Dolayısıyla bu tamamen bir faraziyeden ibarettir. Bu da herhalde biraz gündem doldurmak için söylenen ifadelerden bir tanesidir. Ama Sümeyye Hanım, birikimi, tahsili itibarıyla milletvekilliğine layık mıdır uygun mudur diye sorarsanız, elbette milletvekilliğine uygun olduğunu, layık olduğunu düşünürüm. Yetişmiş, iyi yetişmiş bir bayan arkadaşımızdır ama bu kararları kendisi ve ailesi verecek.”

“Klasik CHP budur”

Çelik, ”Bugün 3 general görevden alındı, ilk kez gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Bunun üzerine Başbakan bir değerlendirme yaptı. CHP’den de ilk tepkiler geldi ‘sivil darbe ve intikam operasyonu olduğu ifade ediliyor, siz ne diyeceksiniz?” sorusu üzerine de şunları kaydetti:

”Ben bunu, CHP’nin çıkmazı olarak değerlendiririm. Biliyorsunuz Yüksek Askeri Şura ile ilgili olarak da Sayın Kılıçdaroğlu ‘TSK’nın teamülleri vardır, bu teamüllere uyulmak zorundadır, kimse bunlara karışmasın’ anlamına gelebilecek ifadeler kullandı. Teamül dediğimiz şeyler, tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelen şeylerdir. Bir memlekette Anayasa varken, kanunlar varken, hukuk varken ve demokrasinin evrensel prensipleri ve normları varken kimse teamüllerle filan iş yapamaz. Eğer Türkiye gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Cumhuriyet olacaksa ki arzumuz iddiamız budur, Anayasamızda da Cumhuriyetin vasıfları ifade edilirken bu yazılır. Eğer böyleyse, sivil memur için, sivil kamu çalışanları için yapılan neyse, prosedür neyse tabi oldukları kanunlar farklı olabilir ama hukukun işletilmesi açısından bir farklılık ben şahsen görmüyorum. Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan kanunlara ve Anayasa’ya aykırı bir tutum ve davranış içerisinde olursa, aynı partide olmamazı rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Ama böyle bir şey olmadığına göre, yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka demokrasiye aykırı bir tutum olmadığına göre, CHP budur işte, klasik CHP budur. ‘TSK’nın teamülleri var karışmayan’ diyen zihniyetle. Şimdi bugün buna ‘sivil darbe’ diyen zihniyet maalesef aynı yerden, aynı zihniyetten kopan bir anlayıştır.”

“Polislerin askerliğiyle ilgili son nokta koyulmuş değil”

”Polislere askerlikle ilgili düzenleme gündeme geldi. Bu gündeme geldikten sonra bazı meslek kuruluşları da benzer düzenlemenin kendilerini de kapsaması için harekete geçtiler. Özellikle öğretmenler ve doktorlar bu konuda herhangi bir çalışma söz konusu olacak mı?” sorusunu Çelik, şöyle yanıtladı:

”Zaten, doktorlarımızın çok önemli bir kısmı, askerlik yaptığı zaman tabip olarak askerliklerini yapıyorlar. Genel acemilik eğitiminden sonra doktor olarak birliklerinde çalışıyorlar. Öğretmenlerimizin en azından bir kısmı, öğretmen asker olarak askerliklerini yapıyorlar. Öğretmenlerle ilgili düzenleme çok daha önce yapılmış olan bir düzenlemedir. İki şeyi birbirine karıştırmamak lazımdır. ‘Efendim işçiler de esnaf da müracaat etsin’ Esnaf da desin ki ‘Ben iyi satış yaparım kantinde askerliğimi yapayım’ Böyle bir anlayış olmaz. Polisle ilgili niçin böyle bir şey yapılıyor. Polis kolejine giden bir delikanlı düşünün, ilköğretimden sonra polis kolejine gitmiştir, sonra polis akademisini bitirmiştir. Tıpkı askeri liseye giden bir öğrenci gibi, veya Harp Akademisini bitiren bir öğrenci hangi şartlardan geçiyorsa, polislik mesleğine, özellikle akademiye gidenler için söylüyorum. Polis koleji ve akademisine gidiyor. Adeta bir polislik eğitim ve disiplini içinde yetişiyor. Silah kullanmaysa silah kullanma. Silah kullanma, savunma… Biz, askerlik hizmetini niçin yapıyoruz. Askerlik hizmeti vatan savunması için değil mi? Eğer bir polis memurumuz iyi atıcıysa, iyi nişancıysa, kuşu gözünden vuruyorsa ona ‘tekrar gel ille de uzun dönem askerlik yap’ demenin bir anlamı var mı? Kaldı ki bu konu üzerinde çalışılan bir konudur. Yani ‘polislerle ilgili olan düzenleme bütün diğer meslek erbabını da kapsasın’ demek doğru değil. Kaldı ki polislerle ilgili olarak da son nokta konulmuş değil. İçişleri Bakanlığı bu mesele üzerinde çalışıyor Milli Savunma Bakanlığı ile konuyu birlikte çalışacaklar bir sonuca vardıklarında da kamuoyuyla bu paylaşacak.”

24.11.2010