“AB İle İlgili Tutumumuz ‘Cennet’ ve ‘Cinnet’ Boyutunda Değil”

“AB İle İlgili Tutumumuz ‘Cennet’ ve ‘Cinnet’ Boyutunda Değil”


Doç. Dr. Çelik:

“AB İle İlgili Tutumumuz ‘Cennet’ ve ‘Cinnet’ Boyutunda Değil”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç Dr. Hüseyin Çelik, AK Parti’nin Avrupa Birliği ile ilgili tutumunun, cennet ve cinnet boyutunda bir tutum olmadığını belirterek, “Avrupa Birliği’ne tam üye olursak bu cennet olur, girmezsek cinnet olur veya Avrupa Birliği’ne girersek cinnet olur, girmezsek cennet olur şeklindeki uç tavırlar AK Parti’ye göre değildir. Avrupa Birliği ile eşit ve onurlu bir müzakere süreci yürütüyoruz” dedi. Çelik ayrıca, Avrupa Birliği’ndeki bazı ülkelerin liderleri ve tavırlarından dolayı, siyasi kriterleri yerine getirdiği için müzakereye başlayan Türkiye’ye karşı keyfi olarak öne sürülen ön şartlar olduğunu da ifade etti.

Çelik, AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı. Hüseyin Çelik, dün 10 Kasım’da Atatürk’ün anıldığını ve anlaşılmaya çalışıldığını ifade ederek, şunları söyledi:

”Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle andık. Türkiye’de milli lider olarak bütün toplum tarafından benimsenen Mustafa Kemal Atatürk, belli çevreler tarafından maalesef darbelerin ilham kaynağı, ötekileştirmenin bir aracı, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi yaşamayan, hissetmeyen, hayatını kendisi gibi tanzim etmeyen insanlara karşı adeta bir tehdit unsuru olarak kullanılmıştır. Türkiye’de Atatürkçüler vardır. Maalesef Atatürkçü geçinenler vardır ve en kötüsü Atatürkçülükten geçinenler vardır. Kimi kastettiğimi, bu tasnifte kimlerin olduğunu arif olan anlar. Bununla ilgili çok fazla adres vermeye gerek yoktur.”

“Türkiye’den kaynaklanan bir ihmal söz konusu değil”

Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilgili 13’üncü İlerleme Raporu’nun yayınlandığını belirten Çelik, “Bugüne kadar 13 kez Avrupa Birliği Türkiye ile ilgili ilerleme raporu yayınladı. Ama şunu iftiharla ifade edebilirim ki, bir manada bir dış gözetim vasıtası olan, Türkiye’ye dışarıdan tutulan bir ayna olan bu ilerleme raporları bizim özeleştiri yapmamıza, eksikliklerimizi, yanlışlarımızı, hatalarımızı telafi etmemize de yardımcı olan bu ilerleme raporlarının en olumlusu ve Türkiye adına büyük ilerlemelerin kaydedildiği ifade edilen en son ve en önemli raporlardan birisiydi” dedi. Çelik şunları söyledi:

“33 fasılda Avrupa Birliği’yle müzakereler şu anda yürütülmektedir, 23’ünde çok ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. 7’sinde sınırlı gelişme ve ilerleme kaydedildiği ifade ediliyor, 3 tanesinde de çok çok az ilerleme kaydedildiği ifade edilmektedir. Ama bu çok az dedikleri, çok sınırlı dedikleri fasıllar ve başlıklar bildiğiniz gibi Avrupa Birliği’ndeki bazı ülkelerin ve bazı liderlerin maalesef müdahaleleri sonucu böyle olmuştur. Bu, Türkiye’den kaynaklanan bir eksiklik, Türkiye’den kaynaklanan bir aksaklık veya bir gevşeklik veya bir ihmal değildir. Avrupa Birliği’ndeki maalesef bazı ülkelerin liderleri bazı ülkelerin tavırlarından dolayı, aslında siyasi kriterleri geçmiş olan, siyasi kriterleri yerine getirdiği için müzakereye başlayan Türkiye’ye karşı keyfi olarak öne sürülen ön şartlardan maalesef ibarettir. Avrupa Birliği, yargı bağımsızlığı, kamu yönetimi, yolsuzluklarla mücadele, güvenlik güçlerinin siyasi denetime tabi tutulması, insan hakları, işkencenin ortadan kaldırılması, işkenceye sıfır tolerans gibi Türkiye’nin tavırlarını, kötü muamele ve bu gibi konularda çok ciddi gelişmelerin kaydedildiğini ve bu anlamda Türkiye’nin çok doğru bir zeminde hareket ettiğini, politikalarını buna göre geliştirdiğini ifade etmiştir. Özel hayatın ve ailenin dokunulmazlığı, aile kurumuna saygı, kişisel verilerin korunması, düşünce özgürlüğü alanında meydana gelen gelişmeler, din ve vicdan özgürlüğü konusundaki ilerlemeler, sendikal haklar, işçilerimize verilen, memurlarımıza verilen sendikal haklar, farklı etnik gruplarla ilgili kültürel alanda yapılan düzenlemeler, eksikliklerin, aksaklıkların giderilmesi, kamu alımları, yerlerinden olan vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi, terör ve terörden zarar gören vatandaşların zararlarının tazmini gibi konularda Türkiye’nin üzerine düşen, bir hukuk devletine yakışan gelişmeler, ilerlemeler kaydettiği bu raporda ifade edilmektedir. Bilgi ve araştırma alanlarında, sağlık alanında, ulaştırma, eğitim, enerji gibi konularda Türkiye’nin tavrı, tutumu ve kaydettiği gelişmelerden övgüyle söz edilmektedir. Dış ilişkiler, komşularıyla münasebetler konusunda da Avrupa Birliği yine Türkiye’nin tutumunu, duruşunu büyük çapta övmektedir ve bu konudaki gelişmeleri teşvik eden bir üslup kullanmaktadır.”

“KKTC’ye verilen sözler Avrupa Birliği’nce tutulmadı”

Avrupa Birliği’nin eleştirdiği, Avrupa Birliği’nin eksiklik, aksaklık, yanlışlık olarak değerlendirdiği bazı hususların olduğunu da kaydeden Çelik, “Mesela, partiler arasındaki ilişkiler meselesinde, kadın hakları ve kadınların toplumdaki statüsüyle ilgili olarak, basın özgürlüğüyle ilgili, gazetecilerle ilgili bazı meselelerde, tutuklu sürelerinin uzunluğu, ruhban okulunun hala açılmamış olması gibi konularda da Avrupa Birliği 13. İlerleme Raporunda Türkiye’ye yönelik eleştiriler vardır ve ortaya konulan eksiklikler, aksaklıklar, yanlışlar vardır” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği’nin tutumu Rumlardan yana bir tutum olarak devam etmektedir. Kıbrıs Rum Kesiminden yana bir tutumdur bu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine verilen sözler maalesef Avrupa Birliği tarafından tutulmamıştır, izolasyonlar kaldırılmamıştır. Ama her vesileyle, özellikle limanların Rumlara açılması tekrar tekrar gündeme getirilmektedir. Bu konudaki eleştirilerini haklı bulmamız söz konusu değildir. Avrupa Birliği’nin bu konuda çifte standartlı tavrı maalesef devam etmektedir. Biraz önce de söyledim, Türkiye’ye karşı peşin hükümlü olan, Türkiye’ye karşı tavırlı olan bazı maalesef ülkeler ve onların siyasi liderleri vardır. Ümit ederiz ki onlar da bu tavırlarını geçen zaman içerinde, daha doğrusu önümüzdeki süre içerisinde gözden geçirirler. Ve Türkiye olması gereken mecrada Avrupa Birliği’ne tam üye olur.”

“AB Karşısında dayatmalara boyun büken bir Türkiye yok”

AK Parti’nin Avrupa Birliği ile ilgili tutumunun, cennet ve cinnet boyutunda bir tutum olmadığını ifade eden Çelik, şunları söyledi:

“Avrupa Birliği’ne tam üye olursak bu cennet olur, girmezsek cinnet olur veya Avrupa Birliği’ne girersek cinnet olur, girmezsek cennet olur şeklindeki uç tavırlar AK Parti’ye göre değildir. Avrupa Birliği ile eşit ve onurlu bir müzakere süreci yürütüyoruz. Ve Türkiye vakarlı bir tutum sergilemektedir. Avrupa Birliği karşısında ezik büzük olan, her türlü şu veya bu şekilde dayatmalara boyun büken bir Türkiye değil, doğruya doğru diyen, yanlışa yanlış diyen, müzakeresini yapan ve Türkiye’nin ve halkımızın menfaatine olan uyarılarda da Avrupa Birliği’ni haklı bulan tutumunu sürdürmektedir. Bu konuda dediğim gibi Avrupa Birliği’nin kendi iç öz eleştirimizi yapmamıza yardımcı olan raporlarını da bu vesileyle bir kazanım olarak görüyoruz. Ama eleştirilmesi gereken hususları da elbette eleştirmeye devam edeceğiz. Bazı küçük ülkelerin, Arnavutluk gibi, Bosna Hersek gibi ülkelerin vizesiz Avrupa’ya gitmesiyle Türkiye’nin vize durumunu mukayese eden ve bu yönüyle Hükümetimize yüklenmeye çalışan bazı siyasiler vardır. Herkesin bilmesi gereken bir şey var değerli arkadaşlar; 2004 1 Mayıs’ında Avrupa Birliği’ne üye olan, tam üye olan 10 ülkenin toplam nüfusu, Türkiye’nin nüfusu kadar etmiyordu. Nüfusu 2 milyon, 3 milyon olan ülkelerle, nüfusu 73 milyon olan Türkiye’yi aynı kefeye koyarak kimsenin değerlendirme hakkı yoktur. Avrupa Birliği’ne tam üye olduğu zaman Türkiye, Almanya’dan sonra Avrupa Parlamentosunda en fazla sandalyeye sahip ülke olacaktır. Ve Türkiye’ye karşı, elbette nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkeye karşı Avrupa Birliği’nin bazı ülkelerinde maalesef İslamifobia altında yaşayan, Müslümanları sevmeyen, Müslümanlığa karşı peşin tutum takınan Hristiyanlık fanatizmi ile olaylara bakan kimseler de vardır, partiler de vardır. Irkçı mülahazalarla bizi istemeyenler vardır, yabancılara düşman oldukları için bize karşı olanlar vardır. Bize karşı olanların farklı farklı sebepleri olabilir. Ama Türkiye’nin büyük bir ülke olması, 73 milyon nüfusa sahip olması ve bu 73 milyon nüfusun da çok genç bir nüfus olması, bazı ülkeleri bu manada endişeye de sevk ediyor. Onun için diğer ülkelerle mukayeseler yapılırken, bu hususların göz önünde bulundurulması gerekiyor.”

“Bugün IMF tarafından yönetilen ve yönlendirilen değil, IMF’nin yönetimine tabip olan bir Türkiye var”

Türkiye’nin hangi süreçlerden geçerek bugünlere geldiğinin altını çizen Çelik, şöyle devam etti:

“Avrupa Birliği, bugün Türkiye’nin özellikle bu son ilerleme raporundaki durumuna baktığımız zaman, daha önce hep yerden yere vurulan, faili meçhul cinayetlerle anılan, vesayet altındaki yargıdan söz edilen, vesayet altındaki siyasetten söz edilen, her konuda ve her meselede askerin referans kabul edildiği bir Türkiye olarak dünyaya tanıtılan bir Türkiye’den söz ediliyordu, bunlar raporda yer alıyordu. Problemleri konuşulmayan ve birçok yasağı olan, yasak üstüne yasağı olan, problemleri dile getiren insanların tutuklandığı, şu veya bu şekilde kötü muamelelere tabi tutulduğu, adil yargılamadan söz edilemeyen, birçok konuda dediğim gibi, sıkıntılarla iç içe olan bir Türkiye’den söz ediliyordu. Faili meçhullerin neredeyse hayatın günlük rutini haline geldiği maalesef bir Türkiye’den söz ediliyordu, bizim devraldığımız Türkiye böyle bir Türkiye’ydi. İşkencenin yaygın olduğu bir Türkiye’den söz ediliyordu. Farklılıklara kapalı, farklı etnik grupların birçok problemle boğuştuğu ve maalesef ayrımcılıklara tabi tutulduğu, ötekileştirildiği bir Türkiye’den söz ediliyordu. Çetelerin, derin devletin, mafyaların adeta hayata hakim olduğu, kurumlara hakim olduğu bir Türkiye manzarasından söz ediliyordu. Peki bugünkü Türkiye nedir? Bugün dışarıda ve içeride itibarı olan, yargı bağımsızlığını sağlamaya çalışan, güvenlik güçlerini özellikle siyasi denetim altında tutan, tutmaya çalışan, Anayasasını değiştiren, kısmen değiştiren, değiştirmeye çalışan, demokratik standartlarını yükselten, üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçen dünyadaki 3’te 1 ülkeyle vizeyi kaldıran, dünyanın 3’te 1’iyle vize problemini ortadan kaldıran, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Uzakdoğu’da, Kafkaslar’da, Amerika’da, Afrika’da, dünyanın dört bir yanında saygınlığı, itibarı olan bir ülkeden söz ediyoruz. Dünyanın 17. büyük ekonomisi, son 12 ayda 112 milyar dolarlık ihracat yapmış, faiz oranları yüzde 8’in altına inmiş olan, enflasyon oranını dizginleyen, yüzde 8 gibi bir rakama indiren bir Türkiye’den söz ediyoruz. Sadece şu rakamı söyleyeyim size: Şu anda tarihinde Merkez Bankası rekor düzeyde dövize sahiptir. AK Parti’nin devraldığı Türkiye’de 26,5 milyar dolarlık Merkez Bankasının döviz rezervi vardı, şu anda 80,3 milyar dolarlık döviz rezervi olan bir Türkiye var. Ve 2002 yılında sosyal devlet, özellikle sosyal harcamalar kapsamında bütçesinin sadece yüzde 14,5’ini ayırabilen Türkiye, 2010 yılında yüzde 28,6’sını sosyal harcamalara ayırmış olan bir ülkedir. Hani fakirlik edebiyatı yapılıyor ya, vatandaşın sefaletinden, fakirliğinden, fukaralığından dem vuran muhalefete bunu özellikle söylüyorum; 2002 yılında yüzde 14,5, 2010 yılında yüzde 28,6’lık bütçeyi sosyal harcamalara ayıran bir Türkiye’den söz ediyoruz arkadaşlar. Rakamsal olarak da 17 milyar Türk lirasından 81 milyar Türk Lirasına, yani eski ifadeyle 17 katrilyondan 81 katrilyona çıkan bir ülke var. 9 milyon Yeşil Kartlısını insanca tedavi eden bir ülke var. İnsanca yaşamalarını sağlamaya çalışan bir ülke var. 2010 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun açıklarına bütçeden ayrılan kaynak ne kadar biliyor musunuz? 52 katrilyon Türk Lirasıdır. Bu, ayrılan rakam, sene sonu itibariyle belki daha fazla gerçekleşebilir. Bu ne içindir? Bu, halkımızın başta sağlık olmak üzere insanca yaşamasını temin etmek için yapılan fedakarlıklardır, devlet olarak yapılan fedakarlıklardır. Muhalefet sabah-akşam felaket tellallığı yapıyor, vatandaşın adeta yaşama sevincini yok ediyor, ruhunu karartacak ne varsa onu söylüyor. Bir rakam daha vereyim. 2002 yılında asgari ücret 184 liraydı. 184 lira bugünkü döviz kuruyla, bakın o gün döviz daha da yüksekti. O günkü kura göre değerlendirirseniz 1.7’idi dolar devraldığımızda, bugün dolar çok daha düşük bir kurdadır. 120 küsur dolar ediyordu, 184 Türk Lirası olan asgari ücret 120 küsur dolar ediyordu. Peki bugün asgari ücret ne kadar? 600 lira, ne kadar dolar ediyor? 400 küsur dolar ediyor arkadaşlar. Peki bu çok büyük bir para mıdır? Ama şimdi el insaf derler, 120 dolar bir tarafta, 420 dolar bir tarafta. Dolar bazında derseniz bu böyledir. Türk Lirası olarak dediğiniz zaman da ciddi manada Türkiye’de gelişmeler sağlanmıştır. Bunu kimse göz ardı edemez arkadaşlar. Şimdi dış politika boyutuna bakıyorsunuz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin üyesi olan Türkiye var, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinin Başkanı olan Türkiye var. Medeniyetler İttifakının Eşbaşkanı olan bir Türkiye var. IMF tarafından yönetilen ve yönlendirilen değil, IMF’nin yönetimine tabip olan bir Türkiye var. Biliyorsunuz IMF’nin Yönetim Kuruluna bir Türk’ün atanması söz konusudur. Ve Avrupa Konseyi biliyorsunuz dönem başkanlığına, Parlamentonun değil, Avrupa Bakanlar Konseyinin dönem başkanlığına şu anda o sırayla olduğu için Türkiye 6 ay boyunca Avrupa Konseyini idare eden bir ülke durumundadır. En çetrefilli bölgesel meselelerde arabuluculuğu teklif edilen, arabulucu olarak devreye girmesi istenen bir Türkiye var. Komşularıyla iyi ilişkiler kuran. Hani yurtta sulh, cihanda sulh diyorduk. Kendi içerisinde barış sağlamaya çalışan, terörü elemine etmeye çalışan. Ama kendi komşularıyla dostane ilişkiler kuran bir Türkiye var ve bu Türkiye dünyada saygı gören bir Türkiye’dir. Bakın ben size bir yayından söz edeyim, ki bunu biliyorsunuz 23 Ekim’de The Economist’te çıkan bir yazı. “Türkiye, Batı’ya sırtını mı dönüyor” başlıklı 14 sayfalık yazıda Türkiye’nin onurlu duruşu, Türkiye’nin hayır diyebilen tavrı, ama Batı dünyasıyla da dünya meselelerini rahatlıkla konuşan, buna katkı sağlayan, ama özgün bakış açışı olan, kendi dış politikasında haysiyetli, onurlu bir duruş sergileyen Türkiye’den övgüyle söz ediliyor. Ve içeride bizim muhalefetin o ürettiği korku paranoyasının aksine bu paranoyak duruşun kesinlikle Türkiye için doğru olmadığı vurgulanıyor.”

11.11.2010