Genel

CHP Grup Başkanvekili Sn. Muharrem İnce, 19 Temmuz 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, AK Parti Hükümetleri döneminde, kendince İsrail'e yönelik politikalarımızdaki çelişkilerden söz etmiş, şahsımla ilgili olarak da bir iddiada bulunmuştur. İnce, konuşmasında, “13 Şubat 2009'da Genel Başkan Yardımcınız Hüseyin Çelik imzasıyla bütün okullara gönderilen genelgede 'İsrail'in mallarını boykot etmeyin' denildi mi?” diye soruyor. Peşinen söyleyeyim: DENİLMEDİ.

Konunun aslı şudur: Milli Eğitim Bakanlığım döneminde, yine İsrail'in Gazze'ye saldırıları ile ilgili olarak toplumumuzda ciddi bir hassasiyetin var olduğu bir zamanda, Yabancı Sermaye Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri ziyaretime gelerek, Türkiye'de faaliyet gösteren, binlerce insana istihdam sağlayan, ülkemize vergi veren, ekonomimize ciddi katkılar sağlayan birçok  Uluslararası firmanın kasıtlı bir şekilde, hiç ilgisi olmadığı halde İsrail'le ilişkilendirilerek söz konusu firmaların mallarının boykot edilmesi çağrısında bulunulduğunu, yalan ve yanlış bilgilerle kamuoyu hassasiyetinin istismar edilerek haksız rekabet oluşturulduğunu, okullarımızın ve öğrencilerimizin de buna alet edildiğini örnekleriyle aktardılar.

Ben de Küresel sermayenin önemine vurgu yapan, ülkemizin yabancı yatırımcılar nezdindeki güvenine zarar verilmemesi gerektiğine dikkat çeken bir genelge yayımlayarak okullarımızın ve öğrencilerimizin bu yanlışlıklara alet edilmemesini istedim.

13 Şubat 2009 tarih, 2009/17 sayılı Genelge’de “İsrail mallarını boykot etmeyin” veya bu anlama gelecek bir ifadeye asla yer verilmemiştir. Genelge'de “İsrail” kelimesinin geçtiği birinci paragraf şöyledir:

“İsrail'in Gazze'ye saldırılarını finanse ettiği iddiasıyla Türkiye'de bulunan birçok Uluslararası şirkete ve ürünlerine yönelik boykot çağrıları yapıldığı, çeşitli kurumların bu yönde girişimleri olduğu, bu faaliyetlerde okullarımızın ve öğrencilerimizin de kullanılabileceği duyumları alınmıştır.”

Ayrıca söz konusu Genelge, ekte de mevcut olup, tümü rahatlıkla görülebilir.

Bugün de genelgedeki tavır ve yaklaşımımın, ülkemizin ve halkımızın menfaatleri doğrultusunda doğru bir tavır ve duyarlılık olduğunu düşünüyorum. Hükümetlerimizin bu doğru yaklaşımındandır ki, 2002'de ülkemizdeki yabancı sermayeli şirket sayısı 3200 iken, bu sayı 2014'ün birinci yarısında 38.000'i geçmiştir. 1923-2002 yılları arasında ülkemize gelen doğrudan yatırım sermayesi, 19 milyar dolar iken; 2002-2014 yılları arasında bu rakam 145 milyar dolar olmuştur. Bu vizyona sahip olmayanların bizim yaptıklarımızı anlaması elbette mümkün değildir.

Hal böyle iken, çarpıtmaları ile ünlü CHP' li Grup Başkanvekilinin meseleyi bu şekilde sunması ve daha çok aşırı uçların yayın organlarının buna asli şekliyle değil, Sayın İnce'nin sunuş biçimiyle yer vermesi ahlaktan ve dürüstlükten yoksun bir davranıştır.

Bizim İsrail'le ilgili samimiyetimizi sorgulamak, samimiyet kelimesiyle asla bir araya gelemeyeceklerin haddi değildir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Parti Sözcüsü

AÇIKLAMADA BAHSİ GEÇEN GENELGE:

Çelik, AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

İsrail’in, Filistin’de, Gazze’de sergilediği vahşeti, katliamı şiddetle kınadığını ve orada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğini belirten Çelik, “Sözüm ona medeni dünya, bu insanlık dramı karşısında bir şeyler yapar, sesini yükseltir diye umut ediyorum” dedi.

Bir gazetecinin 4 eski bakanla ilgili fezlekelerin kamuoyuna ne zaman açılacağı yönündeki sorusu üzerine Çelik, konuyla ilgili yeni, esrarlı, gizli, kapağı açılmamış bir şey olmadığını, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bunları grup toplantısında izlettiğini söyledi.

TBMM'de kurulan soruşturma komisyonlarının Meclis tarafından yapılan yargılama olduğunu ve Meclis'in adı geçenlerin Yüce Divan'a sevkedilmesine gerek olup olmadığına karar vereceğini ifade eden Çelik, “Bu kadar hayati bir meselede bazı şeylerin çalakalem yapılmasını kimse beklememelidir, hukukun ruhuna, adil yargılanma hakkına her meselede vurgu yapıyorsak, bu meselede de vurgu yapmamız gerekiyor. Süreç devam ediyor, kimsenin süreci tıkamak gibi bir amacı olamaz. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de ortaya çıkacak, bizi rahatsız edecek, bizim bilmediğimiz, sizin bilmediğiniz hiçbir şey de yok” dedi.

Soma ile ilgili torba yasada, SEKA'nın özelleştirilmesinin önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik hükümlerin de yer aldığını anımsatan bir gazetecinin, “Siz, bu düzenlemeyi etik buluyor musunuz?” sorusu üzerine Çelik, “Torba yasada ne Albayraklar geçiyor ne SEKA geçiyor. İsme, adrese yönelik bir düzenleme yapılamaz” yanıtını verdi.

Bir özelleştirmenin kamu yararına olup olmadığına yargının değil, millet adına siyasi otoritenin karar verebileceğini vurgulayan Çelik, “Bunun adrese teslim, Ahmet, Mehmet için çıkarılan kanun olduğunu söyleyen arkadaşlar kendi yorumlarını katıyor” dedi.

Hüseyin Çelik, İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın, Hazreti Muhammed'e yönelik bazı sözlerinin kamuoyunda tartışıldığını anımsatan bir gazetecinin, değerlendirmelerini sorması üzerine şöyle konuştu:

“Kim tarafından yapılırsa yapılsın, hangi ağızdan çıkarsa çıksın Hazreti Peygamber ile ilgili söylenmiş olan rahatsız edici bir söze tepki gösterilmesini normal karşılarız. Ancak Sayın Ala'nın böyle bir ifade kullandığı dile getirildi. Sayın Ala, bununla ilgili neyi söylediğini, kastettiğini izah etti. Buradan bir cımbızlama yapıldığı ortaya konuldu. Birbirimizin konuşmalarının bir cümlesini alarak, sağını solunu atarak, boyayarak, mercek altına alarak, karesini alarak eğer değerlendirirsek, söylenen her kelimeden, cümleden dolayı birilerine linç uygulayabilirsiniz. Benim Peygamberime kim ne söylerse söylesin, kim bütün Müslümanları rahatsız ve rencide edici bir söz söylerse elbette ona tepki gösterilmesi Müslüman olmanın gereğidir, ama Sayın Ala bu konuda niyetinin, kastının bu olmadığını söyledi.”

“Gazzeliler ölmediği zaman da yaşamıyor”

Çelik, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına ve ateşkes çağrısına Hamas'ı ikna etmeye yönelik Türkiye'nin bir çalışması olup olmayacağı, bu konuda AK Parti'nin tavrının ne olacağı sorusuna da şöyle yanıt verdi:

“Yaşarken ölmek' diye bir ifade var. Aslında Gazzeliler ölmediği zaman da yaşamıyor. Gazzeliler bir açık hava hapishanesinde yaşıyor. Bu insanlar kendi yurtlarında mahpus olarak yaşıyorlar, bunlar ilaçtan bile mahrum olarak yaşıyorlar. Son Mısır yönetiminin de tavrından dolayı Gazze daha bir köşeye sıkışmış vaziyettedir. Gazze'ye uygulanan ambargonun kalkması gerekiyor. Gazzeli insanların sadece nefes almaları onların yaşadığı anlamına gelmiyor. Onlara hayatın bütün nimetlerini çok gören, onlara hürriyeti çok gören, onlara en hayati, insani ihtiyaçları bile çok gören bir İsrail anlayışı var.

Eğer bir ateşkes uygulanacaksa, şunun altını çizmeliyiz; Türkiye'nin tavrını birileri yanlış değerlendirmesin. Biz, antisemitizmi bir insanlık suçu olarak görüyoruz. Bir bütün olarak Yahudilere düşmanlığı, insanlığa düşmanlıkla eş değer görüyoruz. Bizim kendi ülkemizdeki Musevi vatandaşlarla bir derdimiz yok, İsrail'de olup bitenlerden dolayı birilerinin onlara nefret oklarını yöneltmesini de biz asla insani bulmuyoruz. İsrail halkıyla da bizim bir derdimiz yok. Bizim derdimiz yıllardır İsrail'i yönetenlerin uyguladığı vahşet ve katliamdır. Eğer Hamas veya diğerleri bu konuda bir talepte bulunuyorsa gerçekten bıçak kemiğe dayandığı içindir.”

Hüseyin Çelik, İsrail ile diplomatik ilişkilerin normalleşmesi için Türkiye'nin şartlarından birinin de Gazze'ye uygulanan ambargonun kalkması olduğunu anımsatarak, “İsrail bu konuda her zaman o malum tavrıyla bir şey yapıyormuş gibi gösterip, ama esasında yapmadılar, yapmaya da niyetleri yok gibi görünüyor” dedi.

Türkiye'nin ağırlıklı güdeminin cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu ifade eden Çelik, Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, adaylık sürecinde başbakanlık görevinden istifa etmesine yönelik talep ve eleştirilere Yüksek Seçim Kurulunun, istifa etmeye gerek bir durumun olmadığı yönünde kesin bir cevap verdiğini söyledi.

Muhalefet partilerinin bu süreçteki eleştirilerinin, başarısızlık ve hezimet için mazeret üretmekten ibaret olduğunu savunan Çelik, halkın muhalefetin eleştirilerine prim vermediğini, bütün bunların seçim için mazeret üretme çabası olarak gördüğünü kaydetti.

Cumhurbaşkan adayları Erdoğan ve Ekmelettin İhsanoğlu'nun eşit şartlara sahip olmadığı, TRT ve diğer bazı medya organlarının İhsanoğlu'na yer vermediği eleştirilerini de cevaplayan Çelik, Erdoğan'ın aynı zamanda başbakanlık görevinde bulunduğunu anımsatarak, görevi gereğince medyada daha çok yer almasının doğal olduğunu belirtti.

“Tatlıses ve Gencebay ile taverna sanatçısına ilgi aynı olabilir mi?”

“CHP'nin, '30 Mart seçimlerinde İstanbul adayımıza medya tarafından gösterilen ilgi, verilen yer, diğer partilerin adaylarına da verilsin' diye bir iddiasına rastladınız mı?” diyen Çelik, “Ses sanatçıları derneği gibi bir dernek kuruluyor, İbrahim Tatlıses veya Orhan Gencebay aday. Onların medyadan göreceği ilgiyle bir taverna sanatçısı da bu işe taliptir, onun göreceği ilgi aynı olabilir mi? Süper Lig'de 18 takım var, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'a yer verildiği kadar, düşme bandında olan takımlara o kadar yer veriliyor mu? 18 takıma eşit yer verilsin diyen var mı? Böyle birşey oldu mu? Şahsiyetlerin kendilerinden kaynaklanan karizmayla ilgili, yaptığı görevle ilgili olaydır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde siyasi partilerin masraflarını üstlenerek, mitingler, toplantılar düzenleyebileceklerini anlatan Çelik, “2014 yılı için AK Parti'ye Hazine'den ödenen para 177 milyon liradır. CHP ve MHP'ye ödenen para da 138 milyon liradır. Hazine, AK Parti'ye para veriyor da size nasihat mı veriyor, size başka bir şey mi veriyor? Siz miting düzenlediniz de Sayın Ekmelettin İhsanoğlu'nu kürsüye çıkarıp, konuşturdunuz da size mani olan mı var? Sayın İhsanoğlu'nu çıkardınız ortaya, garibi kendi haline bıraktınız, sonra buna bir ajans buldunuz, o da gitti, bula bula 'ekmek için Ekmelettin'i buldu. Bunu yaparsanız birilerinin sizi ti'ye almasına, kafa bulmasına, alay etmesine mani olabilir misiniz?” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun vatandaşlara yönelik, “tıpış tıpış, adam gibi gelip oy kullanacaksınız” sözlerini de eleştiren Çelik, “Şu anda elinde birşey yokken sen kürsüleri yumrukluyorsun Sayın Kılıçdaroğlu. Sayın Başbakan böyle bir şey söyleseydi ne buyurganlığı ne diktatörlüğü kalırdı. CHP'nin genlerinde devlet zoruyla, zorla, tehditle oy kullandırmak var. Millete adamlık dersi vermek sana mı kaldı Kılıçdaroğlu” ifadelerini kullandı.

İhtiyaç sahibi vatandaşlara kömür dağıtımı yapılmasını da seçim yatırımı olarak gören ve bunu eleştirenlere de yanıt veren Çelik, “Bu iddia terbiyesizliğin ta kendisidir. Kömür dağıtımı asgari 4 ay sürüyor. 2 milyon ton kömür dağıtılıyor. Anadolu'da insanlar kışlık odununu, yakacağını yazdan hazırlar, kışa hazırlık diye bir şey var. 100 bin adet kamyon bu işte görevlendiriliyor, tren hariç. Bu ülkenin topraklarından çıkartılan kömürü, bu ülkenin mağdur, halivakti yerinde olmayan insanlarına dağıtıyoruz, bu bugüne mahsus bir şey değil. Makarna dediniz, kömür dediniz, bunlar tutmaz arkadaşlar” dedi.

Hüseyin Çelik, “Ekmek için Ekmeleddin”, ben Ekbel Bey'in yerinde olsam oturup düşünürüm. 'Ben icraat yapmam'diyor. Peki ekmeği nasıl büyüteceksin? Kaldı ki bu ekmeğin hamuru bayat bir hamur. Türkiye'de halkının ekmeğini büyütmüş bir lider karşısında böyle bir iddiayla ortaya çıkmışsanız, insanlar size gülerler” diye konuştu.

AK Parti iktidarında ekonomik gelişmeleri anlatan Çelik, Başbakan Erdoğan'ın tarafsız olmayacağına yönelik ifadelerine ilişkin de şöyle konuştu:

“Sayın Başbakanın söylediği şudur; elbette Sayın Başbakan iyiyle kötü çatışması olduğu zaman iyiden yana taraf olacak, tarafsız olmayacak. Doğru ile yanlış çatışırsa Sayın Başbakan doğrudan yana olacak, tarafsız olmayacak. Haklı haksız söz konusu olduğunda haklıdan yana tavrını koyacak. Güzel çirkin söz konusu olduğu zaman güzelliklerin yanında olacak, çirkinliklerin yanında olmayacak. Zalim mazlum ikileminde bugüne kadar olduğu kadar Sayın Başbakan elbette mazlumun yanında yer alacak. İsrail Filistin söz konusu olduğu zaman tabii ki Filistin'in yanında olacağız. Hainin yanında değil vatanperverin yanında bir duruş sergilememiz lazım. 'Devletin varlığı ve bütünlüğü' bu konuda tereddüdü olan mı var? Şunun çok iyi bilinmesi lazım. Sayın Başbakan Köşke çıktığı zaman devlet adına millete ayar çekmeyecek. Köşkten millet için devlet adamı olacak. Devlet adına milletin ensesinde boza pişiren bir görüntü görmeyeceksiniz. Sayın Gül de bunu yapmadı. Olması gereken buydu. Herkes bulunduğu makama kendi rengini verir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'ın da İhsanoğlu'nun kendisine yaptığı nakdi yardımın ardından sosyal medyada kullandığı “Başbakana gönderdiğini de bana gönder, bende yok, onda çok” ifadelerini de eleştiren Çelik, “Sayın Selahattin Demirtaş, hiç boşuna timsah gözyaşı dökme. Senin sırtını dayadığın silahlı gurupların halktan topladığı haraçlar varya ondan size bolca aktarılır merak etme. Senin belediyelerinin vatandaşlardan hangi türlü yollarla para topladığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Biz biliyoruz kimde neyin olduğunu” dedi.

Demirtaş'ın vizyon belgesi olarak açıkladığı “Yeni Yaşam Çağrısı”nın kendisini çok memnun ettiğini dile getiren Çelik, “Bütün varlığını insan öldürtmek ve kan dökmek üzerine oturtmuş, bundan beslenen bir terör örgütünün uzantısı olan bir siyasi partinin lideri cumhurbaşkanı adayı olmuş ve hayattan, yaşamdan söz ediyor. Bu çok güzel bir şey, temenni ederim ki Türkiye kazançlı çıkar, herkes kazançlı çıkar” ifadelerini kullandı.  

Hüseyin Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, “Erdoğan, Köşk'e çıkarsa biz Köşk'e gitmeyiz” sözlerine de “Sayın Bahçeli siz Köşke gitmezseniz, Sayın Başbakan hasretinden helak olur. Onun için canınız isterse gidin, istemezse gitmeyin. Bizim karşımızda şu partiler ittifak oluşturdular deniliyor, biz halkla ittifak diyoruz” diye konuştu.

“Dünyanın en yalancı insanları, muhattaplarını yüksek sesle yalancılıkla suçlayanlardır aslında” diyen Çelik, Kılıçdaroğlu'nun “madencilere hükümet tarafından verilen sözler tutulmadı” ifadelerinin yalan olduğunu savundu.

Madencilikle ilgili dünyadaki örneklerin incelendiğini, madencilikle ilgili yeni bir yönetmeliğin dün itibariyle Başbakanlığa sunulduğunu belirten Çelik “Oksijen Ferdi Kurtarma Üniteleri” adı altına yeni tedbirler alındığını, milimetrik olarak madenlerde nelerin olup olmamasına kadar herşeyin düzenlendiğini söyledi.

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın katıldığı televizyon programında siyasi hayatını anlattığını, orada 1990'lı yıllarda kızının “baba bir akşamını da bize ayır” diye not iliştirdiğini söylediğini anımsatarak, Kılıçdaroğlu'nun dün grup toplantısında “kızı Esra'nın doğumu 1983. Esra doğmadan babasına not yazmış” sözlerini eleştirdi. Çelik, “Sayın Kılıçdaroğlu buradan sana ekmek çıkmaz. Müflis tüccar eski defterleri kurcalar diyoruz ya siz müflis siyasetçilersiniz. Biz, Ekmeleddin İhsanoğlu'na kefiliz… Size kim kefil olur?” diye sordu.

Son günlerde Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin müellifi bulunduğu Risale-i Nur Külliyatı’nın basımının engellendiği veya devlet tekeline alındığı yönünde bazı basın ve yayın organlarında çeşitli iddialar yer almıştır ve bu yayınlar devam etmektedir.

Öncelikle şunun altını çizmek isterim ki, Risale-i Nur’ların basım ve yayımının zorlaştırıldığı, engellendiği veya devlet tekeline alındığı iddiaları kesinlikle doğru değildir.

Daha önce Twitter üzerinden bazı açıklamalar yapmıştım. Burada bir kez daha problemi ve bu problemin nasıl aşılmaya çalışıldığını kamuoyu ile paylaşmak isterim.

1-Kanunen bir müellifin vefatından sonra basılı eserler 70 yıl boyunca koruma altındadır. Yani bir müellifin atanmış veya sıhri (akrabalıktan kaynaklanan) varislerinin izni olmadan 3. Şahıslar bu eserleri basamazlar.

2- Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatının üzerinden 54 yıl geçmiştir ve daha 16 yıl boyunca bu eserler koruma altında olacaktır.

3- Daha önce  bandrol alıp Külliyatı basan birçok yayınevi koruma süresinin dolduğunu beyan etmiş ve ilgililer de beyana itibar ederek işlem yapmışlardır. Herhangi bir itiraz olmadığı için de her isteyene bandrol verilmiştir.

4-Bediüzzaman Hazretleri, sağlığında 10’dan fazla talebesini atanmış varis tayin etmiş ve eserlerinin basımını onlara havale etmiştir.

5- Son yıllarda Risale-i Nur eserlerinde bazı gereksiz sadeleştirmeler ve tahrifatlar yapılınca hayatta bulunan atanmış varis olan talebeler, mahkemeye müracaat etmişlerdir. Bu müracaat üzerine, Risalelerin kanunlara aykırı şekilde basıldığı ortaya çıkmıştır.

6-Atanmış varislerin elindeki belgeler, noter tasdikli olmadığı için mahkeme ilk etapta, söz konusu şahısların Bediüzzaman’ın atanmış varisleri olduğunu kabul etmemiştir. Mahkeme süreci halen devam etmektedir. Dolayısıyla şu aşamada “Ağabeyler” denen varislerin birilerine basım için muvafakat vermeleri mümkün değildir.

7- Bunun dışında Bediüzzaman Hazretleri’nin 4 kanuni varisi vardır. Merhum Abdülmecid Ünlükul ‘un kızı Saadet Hanım ile Merhum Suat Ünlükul’un üç evladı. Bu varislerden dördünün birden bir yetki belgesini imzalamaması halinde işlem yapmak kanunen mümkün değildir. Saadet Hanım, hiç kimseye muvafakat vermeme konusunda kararlılığını sürdürmektedir.

8-Her iki yol ve koldan konu çözülemediği  için mevzu Sayın Başbakan’a intikal etmiş ve Sayın Başbakan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ömer Çelik’e meseleyle ilgili bir çözüm üretmek üzere talimat vermiştir.

9- Torba Kanun kapsamında yapılan düzenleme ile koruma süresi dolmadan eserlerin kamuya mal edilmesi, dolayısıyla basılıp yayımlanması mümkün kılınmaktadır.

10- “Eskiden herkes istediği gibi basıyordu” diyenler çıkacaktır. Şu anda mahkemede devam eden davadan dolayı eskinin sürdürülmesi mümkün değildir.

11- İşaratül-İ’caz’ı Diyanet eliyle basıp dağıtan iktidarın Risale-i Nurların neşrine mani olmak veya zorlaştırmak gibi bir tavrı olamaz.

12- Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin “Ağabeyler” denen talebeleri Kültür Bakanı’nı ziyaret ederek gündemdeki düzenleme ile ilgili muvafakatlarını ve memnuniyetlerini bildirmişlerdir.

13-Başta Sayın Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik olmak üzere, konuyla ilgili tüm bürokratlarla yaptığım görüşmelerde, hepsinin bu problemi çözme yönünde son derece iyi niyetli çabalar içerisinde olduklarını gördüm.

14- Ayrıca gündemdeki yasal düzenlemeye yönelik itirazları olanlar, bugüne kadar alternatif bir çözüm önerisi getirmemişlerdir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik

Genel Başkan Yardımcısı

Parti Sözcüsü

Çelik, partisinin İl Başkanlığınca düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, ramazanda sıcak ve oruca rağmen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin millet ve memleket davası için yollarda olduğunu söyledi.

AK Parti'nin halkla ittifak yapacağını anlatan Çelik, 12 Eylül referandumunda CHP, MHP ve BDP'nin ittifak yaptığını anımsattı.

Çelik, şunları dile getirdi:

“2010 referandumunda CHP ile MHP, ret cephesinde anlaştı. BDP de boykot etti yani ittifak yaptılar. 26 maddelik anayasa değişikliği eski Türkiye'yi yeni Türkiye yapacak yolun kilometre taşıydı, çok önemliydi. Ret ve boykot cephesine, şer ittifaklarına rağmen halkımız sandığa gitti ve mührünü yeni Türkiye'den yana kullandı. Bugün yine 'çatı, baca adayı' diye ittifak yapıyorlar. Biz de ittifak ederek seçime gideceğiz. Halkımızla ittifak ederek seçime gidereceğiz ve halkın güveniyle bu işi bitireceğiz.”

Çelik, cumhurbaşkanı seçiminde eski Türkiye'nin arızalı alışkanlıklarıyla yeni Türkiye'nin güzelliklerinin yarışacağını ifade etti.

Programda AK Parti İl Başkanı Ahmet Uzer, AK Parti Gaziantep Milletvekili Halil Mazıcıoğlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de konuştu.

Çelik ve partililer, daha sonra Başbakan Erdoğan'ın siyah-beyaz resminin bulunduğu tabloyu imzaladı.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, bugün yaptığı basın toplantısında, her zaman olduğu gibi önüne konan “Hakaretnâme” metnini okumuş, Sayın Başbakan başta olmak üzere Anketörlere ve Sayın Başbakan'ı destekleyen kesimlere bir yığın hakarette ve iftirada bulunmakla yetinmemiş, YSK'yı da alenen tehdit etmiştir.

Sayın Bahçeli'nin kendisi, hayırlı hiçbir şey yapmadığı veya yapamadığı için, oturduğu yerden kimin ne yapması ve ne yapmaması gerektiği ile ilgili olarak ahkam kesmektedir.

Kendisi ve rehberi Sayın Kemal Kılıçdaroğlu milletin önüne çıkma cesareti gösteremedikleri gibi, partilerinden birini de aday yapmaya yürekleri yetmemiştir.

Sayın Bahçeli, Sayın Başbakan'ın adaylık vizesi alamayacağını ve siyasî ömrünün çürümekte olduğunu iddia etmektedir.

Öncelikle Sayın Bahçeli bilsin ki demokrasilerde siyasetçilere vizeyi halk sandıkta verir. Sayın Başbakan, Ak Parti'nin kuruluşundan beri 8 sefer sandıkta artan bir destekle milletinden hep vize almıştır. Ancak bu halk, yıllardır size ve ortağınız olan CHP'ye vize vermediği gibi, yaptığı tercihle tüm iftira ve hakaretlerinizi size iade etmiştir.

Esas çürüyen, sizin ortağınızla beraber özlemini duyduğunuz Eski Türkiye anlayışıdır. Halk kimin çürüdüğünü kimin her gün kendisini ve ülkesini yenileyerek yeniden doğduğunu çok iyi görüyor ve takdir ediyor.

Sayın Bahçeli ve Tüm Çatı'ya çıkanlar, şimdiden çatının çatırdadığını görmenin telaşı içindedirler. Sayın Başbakan'ın Başbakanlıktan istifa etmesi gerektiği ile ilgili tezleri, seçim sonrası mukadder olan hezimetlerine bir kılıf bulma çabasından başka bir şey değildir. Daha önce de kamuoyu ile paylaştığımız gibi bir kez daha söylüyoruz ki Sayın Başbakan'ın istifasını gerektirecek siyasî, ahlâkî ve yasal hiçbir gerekçe yoktur.

Sayın Bahçeli, 2002'deki seçime Başbakan Yardımcısı olarak girerken rakipleriyle olacak haksız rekabetten hiç söz etmemiştir. Ancak vatandaş, bu sıfatına rağmen kendisini de partisini de TBMM'nin dışına atmıştır.

Her genel seçim, aynı zamanda bir BAŞBAKANLIK seçimidir. Genel seçime giderken bugüne kadar hangi başbakan rakipleriyle eşit şartlarda rekabet etmek adına istifa etmiştir. Dünyanın hangi ülkesinde makamda bulunanlar, tekrar o makama talip olurken istifa ediyor?

2007 referandumu ile yapılan Anayasa değişikliği ile artık adaylar Cumhurbaşkanlığına 5'er yıllık iki dönem için seçilebilecekler. “Başbakan, aday olduğu için başbakanlıktan istifa etmelidir” diyen mantığa göre birinci dönemin sonunda ikinci 5 yıl için aday olan Cumhurbaşkanının da istifa etmesi gerekiyor. İkinci dönem için aday olacak Cumhurbaşkanının rakipleri de cumhurbaşkanı olmayacaklarına göre, bu kafaya göre, o zaman da haksız rekabet olacak.

İsmet Paşa ve merhum Ecevit, sıfırlanarak seçimi kaybettiklerinde Başbakanlık koltuğunda oturuyorlardı. Halkın tercihi eğer siz değilseniz, sizi istemiyorsa, hangi makamda olursanız olun sizi oradan alaşağı eder. Tıpkı Sayın Bahçeli'yi ettiği gibi.

Sayın Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne aday olduğu zaman, dokunulmazlığı olan bir milletvekili idi. Kadir Topbaş'ın ise dokunulmazlığı yoktu. Kemal Bey, Topbaş'la eşit şartlarda rekabet etmek için Milletvekilliğinden istifa etti mi?

30 Mart seçimlerinde CHP, MHP ve BDP'li belediye başkanları, rakipleriyle eşit şartlarda yarışmak için Belediye Başkanlığından istifa mı ettiler?

Üniversite rektörlükleri dahil, seçimle gelinen makamlarda bulunanlar seçim için istifa etmezler.

Dünyadaki ve ülkemizdeki benzer uygulamalar da hep böyle olmuştur.

Sayın Bahçeli'nin bir başka iddiası da Sayın Başbakan'ın sanal açılışlar yaptığıdır. Sayın Bahçeli! Halkımız sizin kadar dünyadan bîhaber değildir. Başbakan sanal açılışlar yapsaydı 12 yıldır başbakan kalamazdı. Bir tek gerçek olmayan açılış gösterin ki vatandaş nezdinde alay konusu olmayın. Ama sadece iddia edersiniz ispat edemezsiniz. Sayın Bahçeli! Başbakanlık zor iştir. Zirvelerde rüzgarlar sert eser. Siz Başbakan Yardımcısı olarak eteklerde bile ancak 3 yıl dayanabildiniz. Sayın Başbakanı 12 yıldır zirvede tutan sanal değil gerçek zeminlerde siyaset ve icraat yapmasıdır.

Devlet Bey, Sayın Başbakanı “detone olan bir şarkı”ya benzetiyor. Detone olan devam edemez. Sayın Başbakan ve Partisi bunca tuzak ve badireyi aşarak yoluna devam ettiğine göre, milletimiz bu şarkıya gür sesle eşlik ettiğine göre, Sayın Bahçeli siz yine ofsayta düşüyorsunuz. Ama iyi olan Sayın Bahçeli'nin hareketimizin bir şarkı olduğunu kabul etmesidir. Unutmayın ki, sizin gürültünüze rağmen halkımız hep liste başı olan bu şarkıyı zevkle dinliyor.

Sayın Bahçeli'nin en komik iddiası, “Sanki Hitler'in ruhu Başbakan'a nüfûz etmiş” şeklindeki iddiadır.

Peşinen söyleyeyim ki, bizim Hitler'le maddi ve manevi bir tanışıklığımız veya akrabalığımız yoktur. Bizim bildiğimiz, Hitler'in meşhur kitabının yıllarca Sayın Bahçeli ve onun gibilerinin başucundan hiç eksik olmadığıdır.

Sayın Bahçeli, kendileri dışındaki herkesi bölücü olarak niteleme hastalığına yakalanmıştır. Eğer onun ” bölücü” olarak nitelediği Başbakan ve Partisi olmasaydı şu anda Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu, en azından siyaseten PKK ve paralelindeki kadrolara tümüyle teslim edilmiş olacaktı. Çünkü orada ne Sayın Bahçeli'nin partisi ne de ortağının partisi var. Yani anlayacağınız orada Çatı'nızın çivisi bile yok ama Ak Parti var. Siz fiilen kafanızda ülkeyi ve insanı zaten bölmüşsünüz. Onun için hepiniz mahalli ve mevzii partilersiniz. Türkiye'nin her yerinde var olan ve tüm vatandaşları kucaklayabilen Ak Parti'den başka siyasi hareket var mı?

Sayın Bahçeli “bölücü” derken sanırım kendi yansımasından söz ediyor.

Sayın Bahçeli haddini aşarak kimin Cumhurbaşkanı olup kimin olamayacağına, hatta kimin aday olup olamayacağına dair ahkam kesiyor. Kimin aday olup olmayacağına Anayasamız ve kanunlarımız, kimin Cumhurbaşkanı olacağına ise kadirşinas halkımız karar verir. Sayın Bahçeli'ye de kendisini gereksiz yere paralamak kalır.

Kamuoyuna saygıyla arz olunur.

 

Doç. Dr. Hüseyin Çelik

Genel Başkan Yardımcısı

Parti Sözcüsü

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Toplantısı'nın ardından gazetecilere açıklama yaptı, soruları cevaplandırdı.

Çelik, partiyi doğrudan ilgilendiren meselelerin dışında daha çok Türkiye gündemiyle ilgili konuları ele aldıklarını söyledi.

Gündemde cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin bulunduğunu ifade eden Çelik, toplantıda gerek seçim takvimi gerekse bundan sonraki süreçle ilgili Seçim İşleri Başkanlığınca bilgilendirme yapıldığını, bunun dışında iç ve dış siyasi gelişmeler ile ekonomik ve sosyal gelişmelerin ayrı başlıklar halinde değerlendirildiğini aktardı.

Özellikle ülkedeki güvenlik meseleleri ve çözüm süreciyle ilgili Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın heyete bilgi verdiğini söyleyen Hüseyin Çelik, son olarak TBMM'ye sevk edilen Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Yasa Tasarısıyla ilgili detaylı bilgi aldıklarını belirtti.

Hüseyin Çelik, ekonomiyle ilgili olarak Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci tarafından Türkiye ve dünyadaki ekonomik gelişmelerle ilgili olarak heyetin bilgilendirildiğini söyledi.

TBMM'nin çalışma takviminin temmuz sonuna kadar uzatıldığını anımsatan Çelik, TBMM'nin çalışma takvimiyle ilgili Grup Başkanvekili Nurettin Canikli'nin heyete bilgi verdiğini ve AK Parti grubunun Meclis'teki çalışmalarının daha sağlıklı olabilmesi için kanaatlerin dile getirildiğini bildirdi.

ATO Kongre Merkezinde dün yapılan toplantıda AK Parti'nin kendi cumhurbaşkanı adayını açıkladığını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 12 yıla yaklaşan başbakanlığından sonra 311 AK Parti milletvekilinin imzasıyla cumhurbaşkanlığına aday gösterildiğini anımsatan Çelik, şöyle konuştu:

“Biz adayımızı gösterdik. Teşkilatımızda yapılan istişareler sonucunda ortaya çıkan ismi halkımıza takdim ediyoruz, halkımızın takdirine bırakıyoruz, halkımıza emanet ediyoruz. Bugüne kadar 8 sefer halkımızın önüne sandık gitti. Bunun altısı seçimdi. 3'ü genel, 3'ü yerel seçim olmak üzere 6 seçim ve 2 referandumda halkımız hiçbir zaman bizi mahçup etmedi, bizi yalnız bırakmadı. Hep bizimle beraber oldu, bizim tezlerimizi destekledi ve bize her seçimde daha büyük destekler verdi, elimizi güçlendirdi, kendi geleceğini güçlendirdi. 

Bu seçimde de aynı şeyin olacağına inanıyoruz. Nitekim yapılan kamuoyu araştırmaları bunu gösteriyor. Başbakanımızın dün itibarıyla adaylığı artık herkes tarafından bilinmektedir. Ayın 4'üne kadar aday başvuruları var. 4 ile 8 arasında itiraz süresi bulunuyor. Ayın 10'unda cumhurbaşkanlığı adayları kesinleşecek. 11'inde Resmi Gazete'de yayınlanacak ve yine 11'inde propaganda dönemi başlamış olacak. 

Bu seçimde ilk kez yurt dışında bulunan vatandaşlarımız da oy kullanacak. Bu seçimin önemli bir özelliği de budur. İlk kez yurt dışındaki vatandaşlarımız sınır kapılarının dışında kendi bulundukları ülkelerde oy kullanacak. Bununla ilgili olarak da her türlü tedbir alınmıştır. 21-25 Temmuz arasında yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız sandığa giderek oylarını kullanacak. Ayın 26'sında da gümrük kapılarında oy kullanma işlemi başlayacak ve 31 Temmuz itibarıyla seçim yasakları başlayacak. Seçim yasaklarının getirdiği neyse diğer seçimlerdeki yasaklar neyse bu seçimde de aşağı yukarı böyle olacaktır.”

En büyük siyasi makam

AK Parti'nin her zaman olduğu gibi disiplinli, son derece organize ve kararlı şekilde bu seçime hazırlandığını belirten Çelik, “Dün çok güzel, çok düzenli bir başlangıç yapıldı. Salondaki basın mensupları salonun tertibi, disiplini, bütün olup bitenlerden etkilendiklerini söylediler. Onlara da söyledim, hiçbir başarı tesadüfi değil. AK Parti çok iyi organize olan bir kadroya sahiptir, kurumsallaşmış bir partidir ve bugüne kadar bütün seçimlerde bu performansı ortaya koymuştur. İnşallah bu seçimde de aynı şey devam edecek” diye konuştu.

CHP Gelen Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisinin grup toplantısındaki açıklamalarına da değinen Çelik, şunları söyledi:

“Kılıçdaroğlu dün yine malum tavrıyla malum üslubuyla bazı açıklamalarda bulundu. Kendince 10 maddede kimin cumhurbaşkanı adayı olamayacağını açıkladı. Mesela diyor ki hırsızdan cumhurbaşkanı adayı olmaz, yalancıdan cumhurbaşkanı adayı olmaz, şaibeliden cumhurbaşkanı adayı olmaz ve bu devam ediyor. Tabii ki yola çıktıklarında siyasetçiden cumhurbaşkanı adayı olmaz diye başladılar. Çünkü siyasetçi olmamalı. Siyaset o kadar kötü bir şey ki bu arkadaşların gözünde. Kendi yaptığı işi bu kadar bu kadar küçük gören, bu kadar tahkir eden bu kadar tezyif eden bir anlayışı ben anlamakta güçlük çekiyorum. 

Ben açıkçası Kılıçdaroğlu'nun önceki hafta yaptığı, dün sürdürdüğü bu beyanlarını bütün CHP'lilere bir haksızlık ve hakaret olarak değerlendiriyorum. O zaman insana sorarlar, yalancıdan cumhurbaşkanı adayı olmaz, demek ki siz yalancı olmayan birini bulamadınız partiniz içinde. Hırsızdan olmaz diyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisinde bulamadınız mı böyle birilerini, şaibesi olmayan birilerini bulamadınız mı?

Türkiye'de en büyük siyasi makam cumhurbaşkanlığı makamıdır. Siyaset toplumu ve devleti idare etme sanatıysa siyaset halkın mutluluğu ve refahını en üst düzeye çıkarmak için yapılması gereken her şeyse bunun ilmiyse siz siyaseti nasıl bu kadar tahkir ve tezyif edebilirsiniz. Parti politikalarının oraya taşınmaması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Buna hepimiz şapka çıkarırız. Ancak 'Siyasetçi olmasın, siyaset buraya yaklaşmasın' dediğimiz zaman bizatihi kendinizi ve siyaset kurumunu küçümsediğinizi, siyasetçileri ve siyaset kurumunu tezyif ettiğinizi bilmeniz gerekiyor. Bunu yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. En önce CHP'li milletvekillerinin buna tepki göstermesi gerekiyor.”

Dünya lideri

Kılıçdaroğlu'nun “Türkiye ve dünyada saygınlığı olmayan biri cumhurbaşkanı adayı olamaz” dediğini anımsatan Çelik, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun tüm Türkiye'de ve dünyada saygınlığı zaten tavan yapmış. Buna kim güler arkadaşlar, buna kim ağlar Allah aşkına” diye konuştu.

CHP'ye oy veren kitle üzerinde yapılan anketlerde, 'Kılıçdaroğlu eğer cumhurbaşkanı adayı olursa oy verir misiniz?' sorusuna ancak yüzde evet 20'nin oy verdiğini ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

“Kendi partiniz içinde bile sizin saygınlığınız bu düzeydeyse babadan, atadan gelen  geleneksel Cumhuriyet Halk Partilidir, oyunu veriyor ona saygı duyarım, kendi partiniz üzerindeki saygınlığınız bile bu derecedeyse siz başbakanın yurt içinde ve yurt dışındaki saygınlığından bahsediyorsunuz. Başbakan bir dünya lideri olarak bilinmektedir. Bizzat Doğan Grubunun sahibi Aydın Doğan'a Merkel'in söylediği bir söz var: 'Avrupa'da iki lider vardır, Tony Blair ve Recep Tayyip Erdoğan' demiştir. Tony Blair ayrıldı gitti. Bunu bizatihi Aydın Doğan bize anlattı. Doğan'ın yanında olan gazeteciler var bunu kendilerine sorun. 

Böyleyken siz saygınlığı dünyada ve Türkiye'de saygınlığı olmayan insanlardan bahsediyorsunuz. Ortadoğu'nun sokaklarına gittiğiniz zaman, Avrupa'ya, Amerika'ya, Karayipler'e, Pasifik'e gittiğiniz zaman Kemal Kılıçdaroğlu'nu bir Allah'ın kulu tanımaz. Kılıçdaroğlu, Avrupa'da, Ortadoğu'da dünyanın dört bir yanında dolaşsın orada Türk televizyonlarını seyreden bizim vatandaşlarımız dışında kaç kişi tanır Kılıçdaroğlu'nu? Dolayısıyla öyle bir şey söyleyin ki sizin insanlar nezdinde inandırıcılığınız olsun.”

Ortak deklarasyon

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin ortak deklarasyona da değinen Hüseyin Çelik, “Beş siyasi parti genel başkanı yan yana gelmiş ve çatı adaya destek olmak üzere bir bildiri yayınlayıp altına imza koymuşlar buna da büyük uzlaşma demişler. Önce kendiniz büyük olmalısınız ki bir büyük uzlaşma yapasınız” ifadesini kullandı.

“Deklarasyona imza koyan genel başkanları yan yana sıraladığımız zaman şöyle bir değerlendirme yapılabilir” diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“3+1+0+0+0 eşittir kaç? Dört. Hepsi o kadar. Hemen hemen hiçbir şey. Türkiye'de 70 küsur parti var biliyorsunuz. Bunları getirip yan yana koyun bir bildiri yayınlayın. 60 parti üzerinde uzlaştı da diyebilirsiniz. Ben size daha ilginç bir örnek vereyim. Buna da Kılıçdaroğlu grup toplantısında büyük uzlaşma ortaya koyduk diyor. Türkiye'de bir uzlaşma kültürü olması gerektiğini söylüyor, bunu uzun boylu anlatıyor. Demokraside uzlaşma kültürün esas olduğunu ve MHP ile yaptıkları uzlaşmadan söz ediyor.

Hatırlayın Ahmet Necdet Sezer seçildiği zaman, ben de TBMM'de 21. dönem milletvekiliydim. Meclis'te grubu bulunan 5 siyasi parti yan yana dizildi ve uzlaştılar. DSP merhum Ecevit, MHP Devlet Bahçeli, sonra ANAP Mesut Yılmaz, DYP Tansu Çiller ve Fazilet Partisi Recai Kutan. Beşi bir araya geldi, Anayasa Mahkemesinin o dönemki başkanı Ahmet Necdet Sezer'i cumhurbaşkanlığına aday gösterdiler ve destekleyeceklerini söylediler.

Nitekim Ahmet Necdet Sezer birkaç tur sonucunda seçildi. Peki bu uzlaşmadan Türkiye için büyük bir talih mi çıktı? Büyük bir baht mı çıktı? Türkiye'nin yurt dışında ve yurt içinde itibarı mı büyüdü. Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığı Türkiye'ye en az Moğol istilası kadar zarar vermiştir. O dönemi hatırlamaya çalışın. Vesayetçi dönemlerin 1960'ta Cemal Gürsel ile başlayan, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk ile devam eden, Kenan Evren ile şekillenen bu halkanın bir sivil parçasıydı. Sözüm ona sivil parçasıydı. Militarist bir anlayışa sahip olmak üniformayla ilgili bir mesele değil, kafanın içiyle ilgili bir meseledir. Cumhurbaşkanlığı makamı milli irade ve siyasete ayar çekilen bir makam olarak işlem görüyordu, Ahmet Necdet Sezer de bunun en önemli temsilcilerinden biri olarak görev yaptı. Üstelik bu 5 siyasi parti TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerdi öyle tabela partiler de değildi.”

Uzun vadeli stratejiler, programlar hazırlanıyor

Genel Başkan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, cumhurbaşkanı olması halinde partinin geleceğine ilişkin konuların MKYK’da gündeme gelip gelmediği sorusu üzerine Çelik, AK Parti’nin bir iki günlük değil uzun vadeli stratejiler, programlar hazırladığını ifade ederek 10 Ağustos’taki seçimlerde Erdoğan’ın birinci turda cumhurbaşkanı olması halinde, bu konunun konuşulacağını, o tarihe kadar tek hedeflerinin cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu kaydetti.

Çelik, AK Parti’nin geleceğiyle ilgili senaryoların daha partinin kurulduğu gün başladığını, o dönemde gazeteleri ziyaret ederken, parti hakkındaki senaryoların kendilerine anlatıldığını, Erdoğan hakkındaki siyasi yasağın kalkmayacağının söylendiğini belirtti. 

Başbakan Erdoğan’ın, 3 Kasım 2002’deki seçimlerde milletvekili adayı olmadan seçim kampanyası yaptığını, partisinin 363 milletvekili çıkardığını ama milletvekili olamadığını hatırlatan Çelik, o dönemde de partide kavga çıkmadığını, Erdoğan’ın istişareleri sonunda Abdullah Gül’ün 58’inci hükümeti kurduğunu, Başbakan Erdoğan’ın da Siirt’ten milletvekili seçilmesinin hemen ardından Gül’ün siyasi nezaket göstererek istifa ettiğini anımsattı.

Hüseyin Çelik, “AK Parti’de acaba bir çatlama olur mu, restleşme olur mu, küsüşme olur mu, ayrışma olur mu beklentisi içinde olanlar boşuna burada kendileri için gelecek aramasınlar. Onlara buradan gelecek çıkmaz. Siyasi partiler, kendi maharetleriyle marifetleriyle projeleriyle halka yakınlıklarıyla bu işleri yapacaklar. Partimizin geleceğinden bir endişemiz yok. AK Parti’nin geleceği Türkiye’nin geleceğiyle adeta örtüşmüş durumda. Türkiye’nin geleceği de parlak olacaktır, AK Parti’nin geleceği de parlak olacaktır, bundan kimsenin endişesi olmasın” diye konuştu. 

“Makro vizyon ortaya konulacak”

 Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da yapmayı planladığı cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası toplantısı ve toplantıda sunulacak cumhurbaşkanlığı seçim vizyonu belgesiyle ilgili bilgi istemesi üzerine şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında elbette oradaki köprüden, tarımdan, tarım politikaları şöyle olacak, bayındırlık şöyle olacak, eğitimdeki detaylar, ekonomideki detaylar değil, orada bir makro vizyon ortaya konulacak. Şu anda o vizyon belgesi çalışılıyor, onu hazırlıyoruz ve o tarihe yetiştirmeye çalışıyoruz. O tarihte bu yetiştiği zaman onu tıpkı bundan önceki seçimlere girerken size verdiğimiz seçim beyannameleri gibi olacak.”

 Çelik, bugüne kadar halkın huzuruna afaki sloganlarla çıkmadıklarını, “cekli, caklı” ifadeler kullanmadıklarını belirterek şöyle devam etti:

“İlk seçimde biliyorsunuz halk ekibimizin çok icraatını belki bilmiyordu, ilk seçimde Sayın Başbakanın karizması ve ekibimizin, kadromuzun inandırıcılığı bize yüzde 35 oy getirdi, sonra 1,5 yıllık icraatımız oldu, vatandaşımız bizim kredimizi 42’ye çıkardı, sonra 47’ye çıkardı, 2009’da 3 puanlık bir gerileme ama daha sonra yüzde 50’ye çıkardı. Mahalli seçimlerde yüzde 42 olan, bizim 2004’den sonraki 2009’daki 38-39 olan oy oranımız yüzde 45,5’a çıktı. Dolayısıyla biz her seçime giderken yaptıklarımızı vatandaşlara anlatıyoruz, yapacaklarımızı anlatıyoruz. Bizim liderimiz, partimizin genel başkanı, Türkiye’de 12 yılla yakın başbakanlık yapmış olan bir lider, şu anda Türkiye’de cumhurbaşkanı adayı oldu. Elbette halka bir vizyon belgesiyle çıkması gerekiyor. Siz buna seçim beyannamesi diyebilirsiniz ama Türkiye dünyanın neresinde olacak, dünyadaki gelişmeler Türkiye için ne anlam ifade ediyor, hukuk derken ne anlıyoruz, insan hakları derken ne anlıyoruz, demokrasinin standartları derken ne anlıyoruz, kucaklayıcılık derken ne anlıyoruz, huzur barış içinde yaşamak derken ne anlıyoruz, bunların tabii ki orada yer alması gerekiyor.”

“Orkestra şefliği yapacak”

“Sayın Başbakanımız, malumunuz cumhurbaşkanı olduğu zaman güçler arasında erkler arasında orkestra şefliği yapacak” diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunu yapacak olan bir insan, bu konularda topluma ne söylüyor, tabii ki orada onlar orada yer alacak ve esas İstanbul’da yapılacak olan toplantı, bir çeşit resmi seçim kampanyasının başlangıcı olacak. Başbakanımızın illerde yapacağı mitingler olacak. Yazılı elbette görsel medyada meramımızı anlatacağız. Yazılı medyadan yararlanacağız. Görsel medyadan yararlanacağız. Açık hava özellikle propaganda ve reklam araçlarından yararlanacağız ama bizim partinin en büyük kazancı ve en büyük avantajı yüz yüze insanların nabzını tutmaktır. Onların yüreğini tutmaktır. Bugüne kadar yaptığımız gibi inşallah bundan sonra da bunu yapacağız.”

“Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, sizin 'Balyoz bal gibi darbe planıdır' açıklamanız nedeniyle adil yargılamaya müdahale ettiğiniz gerekçesiyle hakkınızda suç duyurusunda bulundu. Bununla ilgili yorumunuz olacak mı” sorusuna Çelik, şu yanıtı verdi:

“Şimdi varsayın ki 12 Eylül 2010’da 26 maddelik Anayasa değişikliği paketi halk tarafından kabul edilmedi, böyle bir Anayasa değişikliği yapılmadı, böyle varsayın. Alt kademe mahkeme karar veriyor, temyiz mahkemesi olan mahkeme de bunu onaylıyor ve hüküm kesinleşiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin dışında gidilecek bir yer var mıydı? Şimdi birinci kademe mahkeme bir şey söylüyor, temyiz mahkemesi de onu kabul ediyorsa o artık yargı tarafından hüküm haline getirilmiştir. Ben, ‘Balyoz bal gibi darbe eylem planıdır’ derken bu tesadüfen ağzımdan çıkmış bir söz değil, Sayın Özden Örnek de onun gibi binlerce örnek de benim aleyhimde davalar açabilir. Ben bugün de söylüyorum yarın da söyleyeceğim, ‘evet, Balyoz bal gibi darbe eylem planıydı ama planıydı fakat gerçekleşmeye fırsat bulunamadı.’ Dolayısıyla o günde söyledim, bugün de söylüyorum, kimse halkın aklıyla alay etmesin. Bir oyun oynadınız, adına ‘harp oyunu’ dediniz ama milli iradeye karşı oyunu oynadınız. Bu da mahkemeler tarafından tespit ve tescil edildi. Burada üzerinde durmamız gereken şey şudur: Adil yargılanma hakkı, ister Balyoz davası, ister Ergenekon davası, birilerini suçlu duruma düşürmek için birileri delil üretmişse kurunun yanında yaşı yakmak için özel bir gayret göstermişse bunlar da ortaya çıkarılacaksa çıkarılması gerekiyorsa elbette çıkarılsın. İnsanların adil yargılanma hakkı var, ister Balyozcu, ister Ergenekoncu ister KCK’cı, PKK’lı kim olursa olsun adil yargılanma ‘insanım’ diyen herkesin hakkıdır. Ama benimle ilgili dava açtılar diye, benim o sözümden nedamet gösterecek değilim, pişmanlık duyacak değilim. Ben bugüne kadar Balyoz davasıyla ilgili lehte ve aleyhte yazılan birçok şeyi okuyan, bunun muhakemesini yapan bir insan olarak bunu söylüyorum. Dolayısıyla açabildikleri kadar dava açabilirler.” 

Çelik, MKYK Toplantısı'nın ardından düzenlenen basın toplantısında, cumhurbaşkanlığı seçimleri için üç adayın gösterildiğini belirterek CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na ''Yine hırsız, yalancı gibi laflarla bakın siz bir seçim atlattınız. 30 Mart'ta boyunuzun ölçüsünü de aldınız. Sizin yaptığınız bu dezenformasyonun, bu hakaret ifadelerinin, bu küfretmenin halkta bir karşılığı olmadı'' diye seslendi.

Siyasetçinin nezih bir dil kullanması gerektiğini ifade eden Çelik, Türkiye'nin gündeminde bulunan cumhurbaşkanlığı konusunun MKYK Toplantısı'nda ağırlıklı olarak ele alındığını söyledi. Çelik, sürecin huzur, barış içerisinde sürmesi dileğinde bulundu.

Sivas Madımak'ta yaşanan acı olayın bugün yıl dönümü olduğunu hatırlatan Çelik, ''Ben orada hayatını kaybeden aydınlarımıza, sanatçılarımıza, vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Onların hala acılarını yüreklerinde taşıyan ailelerine de başsağlığı dileklerimi ifade etmek istiyorum. Biz ülkemizin huzurunun, birliğinin, dirliğinin ve bu nimetin farkında olmalıyız. Bu nimetin kıymetini bilmeliyiz'' diye konuştu.

''Siyasi istikrar Türkiye için büyük bir talih''

Mezhepçi politikaların, mezhep kavgalarının ve savaşların insanları ve ülkeleri ne hale getirdiğini görmek isteyenlerin Suriye'ye, Irak'a bakması gerektiğini belirten Çelik, şunları söyledi:

''Türkiye'yi oraya götürmek isteyen çabalar oldu. Maraş olayları bunun bir provasıydı. Çorum olayları bunun başka bir görünümüydü. Madımak meselesi hala bütün detayları ile aydınlatabilmiş bir mesele değil. Görülen mahkemeler hariç. Kim Türkiye'ye böyle bir kötülük yaptı? Kim tarihimize böyle bir kara leke düşürdü? Bu aydınlatabilmiş değil. Keşke o perde büsbütün aydınlatılıp kalksa ve birileri sözüm ona vatanperverlik adına, birileri şu veya bu adına bu vatana en büyük kötülüğü niye yaptı, bunların hepsini görmemiz aslında çok çok faydalı olacaktır.''

Siyasi istikrarın Türkiye için büyük bir talih olduğunun farkında olunması gerektiğine dikkati çeken Çelik, ''Kuzey Irak'ta Bölgesel Kürt Yönetiminin bulunduğu bölgede 9 ayda hükümet kurulabildi. Merkezi Irak Yönetimi hala kurulamadı. Bölük, pörçük, parçalı bir siyaset var. Küçük küçük siyasi partiler var. Meclis'ten bir hükümet çıkarılması son derece zordur. Biz ülkemizin şu an içinde bulunduğu siyasi durumun da kıymetini bilmemiz gerekiyor. Bu siyasi istikrarımız, ekonomik istikrara dönüşmüştür'' değerlendirmesinde bulundu. 

Çelik, 'Sağımızda, solumuzda, önümüzde, arkamızda, kuzeyimizde, güneyimizde de maalesef ateş topu halinde olan ülkeler, toplumlar var. Bu ateşin bir an önce sönmesini ve bu ateşin bize de toplumumuza da ülkemize de sıçramamasını temenni ediyoruz'' dedi.

''Anketlere göre ilk turda 50'nin üzerinde bir çoğunlukla seçilecek''

Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çelik, ''Kamuoyu anketlerinde sonuçlar nelerdir? Sayın Başbakanın adaylığının açıklanmasının ardından muhalefet 'istifa etmesi gerektiğini' söylüyor. Başbakan istifa edecek mi'' sorusu üzerine Çelik, farklı kamuoyu şirketleri tarafından yapılan 5 anketin verilerine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk turda yüzde 50'nin üzerinde bir çoğunlukla seçileceğini bildirdi.

Çelik, ''Bunlar kamuoyu araştırmaları. Fakat biz halkın iradesini hiçbir zaman için cebimizde görmedik. Halkın iradesini ipotek altına alacak kuvvet ve kudrete de sahip değiliz'' ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan'ın cumartesi gününden itibaren Samsun ve Erzurum ile mitinglere başlayacağını bildiren Çelik, bir seçimde ne yapılması gerekiyorsa Anayasa'nın ve kanunların çizdiği şekilde onu yapacaklarını ifade etti.

''Her genel seçim, bir başbakanlık seçimidir''

Çelik, şunları kaydetti:

''Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğiyle ilgili olarak Sayın Kılıçdaroğlu'nun, yardımcılarının beyanları var. MHP, HDP'nin açıklamaları var. Daha önce yaptığım basın toplantısında dedim ki, Sayın Başbakan cumhurbaşkanı adayı olursa, başbakan ve AK Parti genel başkanı sıfatlarıyla aday olacak. Her genel seçim, bir başbakanlık seçimidir. Başbakan genel seçime gittiği zaman istifa ediyor mu? Bugüne kadar bunun bir örneği var mı? Dünyada bunun bir örneği var mı? Hayır, o da yok. Ben seçime gidiyorum. Ben İsmet Paşayım, 1946'da Celal Bayar ile aynı şartlarda yarışayım diye ben başbakanlıktan istifa ediyorum. Böyle bir şey var mı Türkiye'de?''

Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı adaylığını anımsatan Çelik, ''(Ben milletvekiliyim, dokunulmazlığım var. Kadir Topbaş ile eşit şartlarda mücadele etmem için benim de dokunulmazlığımın olmaması lazım, ben de milletvekilliğimden istifa edeyim) dedi mi? İstifa etti mi, etmedi'' diye konuştu.

''Türkiye'de bunun bir örneği yoktur''

Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Sayın Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı idi. İzmir'den aday gösterildi. Ben o zaman da Sayın Yıldırım'ın, Sayın Şahin'in, Sayın Ergin'in aslında istifa etmemeleri gerektiğini söyledim. YSK da 'istifa etmeleri gerekmez' dedi. Ama o gün, genel bir kabine revizyonu yapılıyordu. O çerçevede onlar da oraya aday oldular ve değiştirildiler. Ona da gerek yoktu. 

Bırakalım bunları. Kendi kendimizi kandırmayalım. Bugüne kadar dünyada da Türkiye'de de bunun bir örneği yoktur. Sayın Başbakanın, başbakanlıktan istifa etmesi gerektiğine dair ne bir Anayasa hükmü var ne bir yasa hükmü var ne de bir YSK kararı var. YSK aldığı kararda, hangi meslek nbsp;mensuplarının, hangi görevleri yapan insanların aday olmaları halinde görevlerinden istifa edeceklerine dair bir liste yayınladı. Orada milletvekilleri, bakanlar, başbakan var mı? Yok. Peki derdiniz ne o zaman? Sayın Başbakan ile genel seçime gittiğiniz zaman 'O başbakandır, biz dezavantajlı oluyoruz. O da istifa etsin, eşit şartlarda girelim' dediniz mi?''

Çelik, ''Seçim yasakları çerçevesinde ne yapılması gerekiyorsa ne yapılmaması gerekiyorsa Sayın Başbakan elbette onlara uyacaktır. Bugüne kadar da uydu. Ama onun ötesinde siz, yasaların, Anayasa'nın ve bugüne kadar Türkiye'deki uygulamaların, teamüllerin emretmediği bir şeyi başbakandan isteme hakkına sahip değilsiniz. Sayın Başbakan da istifa etmeyecek. Boşuna kendinizi yormayın'' dedi.

Verdiğim her iki mülakatta da üzerinde durduğum ve vurguladığım hususlar şunlardır:

1- Biz, Irak'ın toprak bütünlüğünden yanayız. Türkiye'nin bugüne kadar tüm çabası hep bu yönde olmuştur. Irak'ın birliği, Irak halkının bir bütün olarak huzur, refah ve güvenliği hep önceliğimiz olmuştur. Ülkemizin bu yöndeki politikasında herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır.

2- Maalesef. Yanlış politikalardan dolayı bugün Irak, fiilen üçe bölünmüş gibi bir görünüm sergilemektedir. Asla temenni etmeyiz ama şayet Irak'ın resmen bölünmesi sözkonusu olursa Irak'taki tüm halklar gibi, Kuzey Irak'taki Kürtlerin de kendi siyasi geleceklerine, kendilerinin karar verme hakkı vardır. Böyle bir durumda Irak'taki tüm halkların kendi güvenlik ve esenliği bakımından menfaatlerinin korunacağı bir çözüm bulunması ülkemizin tercihi olacaktır.

3- Kürt ve Kürdistan kelimeleri geçmişte Türkiye'de tabu idi. Artık bu ifadeler tabu olmaktan çıkmıştır.

4- Mülakatlarda, Kuzey Irak'taki Kürtler bağımsızlık ilan ederse “tanırız” veya “tanımayız” gibi bir ifade asla kullanılmamıştır.

5- Sözkonusu açıklamalarımın dışındaki yorum, değerlendirme ve çarpıtmalar, mülakatları yayımlayan ve onlardan iktibas yapan basın ve yayın kuruluşlarına aittir.

Kamuoyuna saygı ile arz olunur.

Hüseyin Çelik
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve
Parti  Sözcüsü

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Söz Bitmeden'de Elif Çakır'ın konuğu oldu

Hüseyin Çelik'in açıklamalarından satır başları:

Soruşturma komisyonuna isimler yarın bildirilecek
 
Bu çok hassas bir mesele. Soruşturma komisyonunun kurulmasını AK Parti istedi. AK partili milletvekillerinin oylarıyla soruşturma komisyonu kuruldu. AK Parti böyle bir denetimden kaçmış olsaydı buna evet demezdi nitekim CHP'nin bize getirdiği başka soruşturma ve araştırma komisyonu talepleri de var. Eğer biz AK Partililer olarak bunlara katılmıyorsak bunları reddediyoruz. TBMM'de AK Parti çoğunluğunun istemediği komisyon kurulamaz. Buradaki hassasiyet şu, eğer siz bu konuyla ilgili olarak bir tek kelime bile açıklama yapmışsanız, fikir beyan etmişseniz sizin oraya aday olmamanız gerekiyor ama arkadaşlar bunu yaptılar ve sonuna gelindi. Daha önce de CHP'nin verdiği adaylara itirazlar yapıldı ve oradan kimi üyeler düştü mesela. Bizim arkadaşlarımız da gerekli çalışmaları ve hazırlıkları yaptılar ve yarın bu üyeler TBMM Başkanlığına teslim edilecek. Yani 4 eski bakanla ilgili TBMM'de kurulan soruşturma komisyonuna AK Parti grubu belirlediği isimleri yarın bildirecek.

AK Partinin gocunacağı bir durum yok

4 Bakan'la ilgili fezlekelerde diyorlar ya hani, 'kaçırıyorsunuz, gizliyorsunuz' diye.. Orada bilinmeyen birşey yok. Zaten Sayın Kılıçdaroğlu da grup toplantılarında oradaki konuşmaları ve vaki olduğunu iddia ettikleri ne varsa hepsini paylaşıyor. Sanal ortamda da var bu. Bu fezlekede ne varsa hepsi sanal ortamda da yayınlandı. Bazı gazeteler de çarşaf çarşaf yayınladı bunları. Dolayısıyla burada AK Partinin gocunacağı, 'Tüh! bu da ortaya çıktı' diyebileceği birşey yok ki.. O yüzden arkadaşların -özellikle de muhalefetin- bunun üzerinden lüzumsuz yere polemik yapmasının hiçbir anlamı yoktur. Yarın üyeler verilecek ve komisyon çalışmaya başlayacak. Durum bundan ibaret.

İftira edilen kişi mi ispat etmekle mükellef?

İddia sahibi iddiasını ispat etmekle mükelleftir. Ben de kalkıp 'Sayın Kılıçdaroğlu'nun İsviçre'de 18 tane hesabı vardır' desem bunu ispat etmekle mükellefim. Kılıçdaroğlu 'böyle birşey var' diyor. O zaman bu iddiasını ispat edecek. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Başbakanla ilgili sabah başka akşam başka şeyler söylüyor. Rahmetli Özal için de aynı şeyleri söylediler. Bunlar tek kelimeyle ayıptır! Siyasileri akla hayale gelmeyecek şeylerle itham edebilirsiniz. İftira edilen kişi mi bunları ispatla mükellef? İffetli bir kadına siz iffetsizlik yakıştırırsanız kendisi size iffetli olduğunu nasıl ispat edecek? Onun için Kılıçdaroğlu'nun bazı söylemleri kamuoyu nezdinde de prim yapmıyor.

Sayın Bahçeli’nin her gurup konuşması birer küfürname metnidir. Tepeden tırnağa hakaret doludur. Sayın kılıçdaroğlu’nun da öyle.

Kılıçdaroğlu, Geçen Çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu’nun açıklamasından sonra kimlerin Cumhurbaşkanı adayı olamayacağını söyledi. “ Hırsızlar Cumhurbaşkanı adayı olamaz, yalancılar cumhurbaşkanı adayı olmaz, Hakkında şaibe olanlar olmaz, vs, vs, vs”

Bende haklı olarak şunu sordum: Bu bütün CHP’lilere hakaret değil mi? CHP’de bu vasıfları taşımayan kimse bulamadınız mı? CHP’de böyle olmayan birini bulamadınız mı?

CHP’de yalancı olmayan insanlarda var, hırsız olmayan insanlar da var, Hakkında şaibe olmayan insanlar da var. Siz diyorsunuz ki bunlar olamaz. Dolayı ile CHP’den MHP’den niye bir aday çıkaramadık? Demek ki bunlar olamaz!

AYM’NIN BALYOZ KARARI

AYM son zamanlarda çok tartışılan kararlara imza atıyordu, bu kez “Adalet tecelli etti” Hak yerini buldu denilecek bir karara imza attı, Balyozla ilgili bir karar verdi.

Siz başından beri Bal gibi bir darbe diyordunuz, AYM’nin kararını nasıl yorumluyorsunuz?

Hüseyin çelik: Balyoz eylem planı bir darbe planıdır veya bir darbe planı değildir demedi. Peki ben niye Balyoz Bal gibi bir eylem planıdır diye niye diyorum? Sebebi şu: Alt mahkeme bir darbe eylem planı olduğunu kabul etti mi? Etti. Peki Yargıtay’da bunu onadı mı? Onayladı.

Eğer biz 26 maddelik Anayasa değişikliğini yapmamış olsaydık, AYM’ye bireyse başvuru hakkı getirmemiş olsaydık bu dava bitmiş olacaktı. Hüküm infaz edildi ve bitecekti.

Hem alt mahkemenin hem temiz mahkemesinin darbe eylem planıdır dediği şeye Benim ne demem gerekiyor? Anayasa Mahkemesi 3 şey söylüyor

1- Dönemim Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök, Dönemin Kara kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın şahit olarak dinlenmediğini, talep edildiği halde siz bunları dinlemediğiniz için bu bir eksikliktir.

2- Dijital delillerin değerlendirilmesiyle ilgili olarak yapılan şikâyetler ciddiye alınmadı. Dijital delillerle ilgili olarak itirazlar var, itirazları hesaba katmalıydınız, yeniden değerlendirmeliydiniz diye karar alıyor.

3- Anayasanın 36. Maddesine göre adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

 Biz başından beri şunu söylüyoruz, Eğer birilerini suçlu duruma sokmak için hakkında delil üretilmişse, bu dijital olabilir, yazılı olabilir, kâğıt üzerinde olabilir, sahte şahitler olabilir. Böyle bir şey varsa elbette insanın buna itiraz etme hakkı var. Hukuk içerisinde hakkını arama hakkı varıdır.

BALYOZ BAL GİBİ BİR EYLEM DARBE PLANIDIR

Ben Balyoz Bal gibi bir eylem planıdır demekle yetinmedim dedim ki. Bunun böyle olmadığını söyleyenler halkın aklıyla alay ediyorlar dedim. Aynı şeyi yine söylüyorum. Evet Balyoz Bal gibi bir eylem darbe planıdır.

İçeriden çıkanların söylemlerine bakarsanız Engin Alan gibi her şey bir kumpastı gibi açıklamaları var ne diyorsunuz?

Elif Hanım kimse ayranım ekşi demez! Bu güne kadar hüküm yiyipte ben bunu hak ettim diye rastladınız mı?
Bizim aklımızla alay ederseniz, kurura bakmayın bizde sizin aklınızla alay ederiz. Bu arkadaşlar beraat mı etti? HAYIR. Bunlar da temize bir daha gelecek. Onlarla ilgili beraat hükümleri verildikten sonra yâda verilirse o zaman bun insanlar çıkıp şu bize Haksızlık yaptı diyebilirler. Ama Daha tahliye edilmişken, tahliye etmek beraat etmek değildir.  Tahliye edilmişken bir bakıyorsunuz kof kabadayılıklar yapıyorlar, çıkıp tehdit ediyorlar, tehditler savuruyorlar. Bu toplumun bu tehditlere karnı toktur. İster emekli general olun, ister muazzaf general olun kimse kimseye televizyon aracılığı ile tehditler gönderemez.
 
ÇÖZÜM SÜRECİ TASARISI

Bu meseleye AK Parti gibi güçlü bir parti neşter atmak zorunda

Hatırlarsanız 19 Mayıs'ta Başbakan'ın başkanlığında tatil olmasına rağmen bir toplantı yaptık ve bu toplantıda ben de vardım. Toplantıda çözüm süreci masaya yatırıldı. Öncelikle şunun altını çizelim, çözüm sürecinde birinci aşama neydi? Silahlar susacak ve Türkiye'deki militanlar yurt dışına çekilecekti. Sonra silahlar bırakılıp eve dönülecekti. Eller tetikten çekildi, insan öldürülmedi ancak PKK büyük bir şımarıklıkla ve haddini aşarak yol kesmeye, insan kaçırmaya, şantiye basmaya, vergilendirme adı altında esnaftan haraç almaya ve seçimlerde silahlı bir unsur olarak BDP'ye destek olmaya devam etti. Bir kere madem böyle bir süreç başlattık bitirmek zorundayız. Türkiye'nin bir daha silahlı çatışmalara tahammülü yoktur. Bu meseleye güçlü, tek partiye dayanan AK Parti gibi bir iktidar neşter atmak zorunda.
 
Terörle mücadele eden güvenlik birimlerinin korunması

Geldiğimiz noktada bu tasarının 2 ayağı var. Birincisi, güvenlik güçleri terörle mücadele ederken siyasi iradenin kendilerine verdiği talimatı yerine getirirken daha sonra eğer bir suçlu muamelesine tabi tutulurlarsa -bu insanlar geleceklerinden endişe duyar ve çoluk çocuğu perişan olur- bu insanların korunması lazım. Tıpkı Hakan Fidan'da olduğu gibi. Sayın Fidan'da biliyorsunuz Oslo'daki görüşmelere Başbakan'ın talimatıyla gitti ve daha sonra 'Gel ifade ver. Suç işledin' dediler kendisine. Bu, terörle mücadele eden herkesin keyfi davranacağı anlamına gelmiyor. Keyfilik olmayacak.  Diğer ayağı da şu, dağdan inmeleri gerçekleştirmemiz lazım. Dağa çıkanlar gelmeli, sosyal hayata entegre olmalı, ailelerine kavuşmalı ve normal hayata karışmalı. Bunun için geçmişte çıkarılan yasalar derde deva olmadı. Eve dönüş yasası, itirafçı olma gibi yasalar… Biz başından beri şunu söylüyoruz, eğer yasal bir düzenleme gerekirse biz bunu yaparız diyoruz. Bu yasalar yeterli gelmiyorsa bunu tamamlamamız lazım. Sayın Beşir Atalay'ın 'Üzerinde çalışıyoruz. Son noktaya geldik' dediği bu yasa tasarısı bunu içeriyor. Dağdan inmeleri kolaylaştıran, bu insanların rehabilitasyonunu sağlayan,suç işlemediği tespit edilen kimselerin sosyal hayata karışması için bir çerçeve yasa yapılıyor.

Halfeti Kaymakamlığı Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünce başkentte, el sanatları sergisi açıldı.

TBMM Mustafa Necati Kültür Evi'ndeki açılış törenine AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfü Akar, Türk Hava Kurumu Genel Müdürü Yusuf Güngör, Halfeti Kaymakamı Mehmet Keklik, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürü Metin İzci, Ankara Şanlıurfalılar Dernek Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri, Gaziantep Halfeti Dernek Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dayısı araştırmacı yazar Abdullah Satoğlu, Cumhurbaşkanı Turizm Danışmanı Ayça Adalılar ve çok sayıda davetli katıldı. 

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, burada yaptığı konuşmada, kendisinin Gaziantep Milletvekili olduğunu hatırlatarak, “Birecik Baraj Gölü, Gaziantep ve Şanlıurfa arasında güzel bir yer. Sizlere bir güzel haberin müjdesini vereyim. Birecik Gölü'nde turizmin emrinde çalışması için güzel bir gemi yaptırıyoruz. İnşallah en kısa zamanda hizmete girecek” dedi.

TBMM Başkan Vekili Yakut da sergiye emeği geçenlere teşekkür etti. Böyle çalışmaların kültürlerin gelecek nesillere aktarılmasında büyük önem taşıdığına dikkat çeken Yakut, 1980'de Halfeti'de Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığını o günden bu güne dostluklarının irtibatlarının hep sürdüğünü ifade etti.

GAZİANTEP

SOSYAL MEDYA

302Subscribers+1
1,024,206FollowersFollow

SON GÖRÜNTÜLENLER

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Ağrı'ya gelen Çelik, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nde düzenlenen ''Siyaset Akademisi''nde yaptığı konuşmada, çözüm sürecine ilişkin yıllardan beridir Doğu'dan,...