Genel

Doç. Dr. Hüseyin Çelik: “Erken Seçim Olmayacak”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Sayın Doç. Dr. Hüseyin Çelik, 4 Mayıs’ta Kanal 24’de yayınlanan “Moderatör Gece” kuşağında Fuat Kozluklu’nun Anayasa Değişikliğine ilişkin sorularını yanıtladı. Hüseyin Çelik, “Biz Türkiye’yi demokratikleştirmeye çalışıyoruz” derken, erken seçimin söz konusu olmadığını; seçimin 2011 yaz aylarında yapılacağını söyledi.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik, 1982 Anayasasının bir darbe dönemi Anayasası olduğunu söyleyerek,”Toptan değiştirilemedi; kenarından, kıyısından kısmen vesaire değiştirildi. Her alanda demokratikleşme yürürken, her alanda demokratik standartlarımız yükselirken, yargımızın yerinde kalması, bir darbe dönemi yargısı olarak kalması doğru olur muydu?” dedi. Bugün Anayasa Mahkemesi ile birlikte HSYK’nın da şekli, işleyişi ve yapısının 82 Anayasasıyla belirlendiğini kaydeden Çelik, “Ve o gün bugündür de burada bir değişiklik yapılmadı. Bakın köprünün altından çok sular geçti, 28 yıl geçti ve o gün doğan çocuklar çoluk çocuğa karıştılar. Ve askerliklerini yapan genç insanlar oldular, ama Anayasamızda hâlâ bu hükümler devam ediyor” diye konuştu.

“Bu demokratikleşmeye herkesin destek vermesi, kimsenin rahatsız olmaması gerekiyor”

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde en fazla mahkumiyet alan ülke olma unvanını elinde bulundurduğunu ifade eden Çelik, “Hakkında en çok insan hakkı ihlali yapılan ülkeler arasında 2’nci sıradayız Rusya’nın ardından. Yüksek yargımızın bunu değerlendirmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu demokratikleşmeye aslında herkesin destek vermesi gerekiyor, kimsenin de bundan rahatsız olmaması gerekiyor” dedi. “2003 tarihinden itibaren AK PARTi’nin içine yönelik bazı fitne kazanları kaynatılmaya çalışıldı” diyen Çelik şöyle devam etti:

“Acaba AK PARTi’yi, nasıl bir şekilde böleriz? Nasıl demoralize ederiz, nasıl çalışamaz hale getiririz, çalıştıramaz hale getiririz şeklinde bazı maalesef ayak oyunları yapıldı; ama, 8 yıldan beridir bizim grubumuz buna sımsıkı direndi, birçok badire atlatmış olmamıza rağmen, e-muhtırayla karşılaşmış olmamıza rağmen, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çok kötü bir sürprizle karşılaşmış olmamıza rağmen, kapatma davasıyla muhatap olmamıza rağmen, hakkımızda günlükler hazırlanmasına rağmen ve icraatlarımız esnasında çeşitli çevrelerden maalesef çok ciddi engellemeler ve sıkıntılarla karşılaşmış olmamıza rağmen, biz Türkiye’deki değişim ve dönüşüm arzusunu idare eden bir parti olduk, Türkiye’de ilklere imza attık. Gerçekten uçurumun kenarına gelmiş, ümitleri tükenmiş olan bir Türkiye vardı, hiç kimse bunu unutmasın. Onların ötesinde 2002’de kepenkleri kapanmış, sanayisi dibe vurmuş, borsası çökmüş olan, dövizin başını alıp gittiği bir ülke vardı; bu işin maddi tarafıydı. Öte taraftan çeteler her tarafa sızmış, faili meçhul cinayetlerin, işkencelerin, hukuksuzluğun her türlüsünün olduğu bir ülke. Ama AK PARTi iktidarıyla birlikte halkın iradesi yönetime hakim olmaya başladı, bu da birilerini rahatsız etmeye başladı, statükocuları rahatsız etmeye başladı ve biz düzenimizi kurmuştuk, ne güzel gidiyorduk diyen insanları rahatsız etmeye başladı. Tabii bu kadroyu bir şekilde acaba biz nasıl birbirine düşürürüz, acaba bu Partiyi nasıl böleriz, acaba bu Hükümeti nasıl çalışamaz hale getiririz hep oyunları sergilendi.”

“Milletvekilleri hür iradeleriyle oy kullandılar”

Gizli oylamada milletvekillerine baskı yapıldığı yönündeki eleştirileri de değerlendiren Çelik, şöyle konuştu:

“Biz milletvekillerinin özellikle gizli oylamalarda iradesine ipotek koymaya tevessül etmedik ve buna asla tenezzül etmedik. Yani efendim gidip kapalı kabinin yanında duralım, önünde duralım, zarfının içine bakalım, onu kontrol edelim, çünkü bunun insan iradesine yönelik bir haksızlık olarak değerlendiriyoruz. Arkadaşlar hür iradesiyle oy kullandılar.”

“Türkiye’nin istikrara ihtiyacı var”

Erken seçim tartışmalarına da yanıt veren Hüseyin Çelik, “Sonuç ne olursa olsun Türkiye’de erken seçim olmayacak. Seçim 2011 yılında yaz aylarında olacak” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Çünkü Türkiye’nin istikrara ihtiyacı var, şu andaki ekonominin içerisinde bulunduğu durum bir seçimi kaldırabilecek durumda değildir. Bakın biz daha nekahet dönemindeyiz, krizden kurtulduk nekahet dönemindeyiz.Hastanın hastalığının tekrar nüksetmemesine çok dikkat etmeliyiz.”

01.07.2010



Doç Dr. Hüseyin Çelik’in Basın Toplantısı

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Sayın Doç. Dr. Hüseyin Çelik, AK PARTi Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:

Değerli basın mensupları,

Bildiğiniz gibi, bir süre önce CHP eski Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’la ilgili olarak internet ortamında bazı görüntüler yayımlanmış ve Sayın Baykal bunun üzerine bir basın toplantısı yaparak CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmiştir.

Sayın Baykal söz konusu basın toplantısında istifasını açıklarken kendisine komplo kurulduğunu söylemiş ve çok açık bir biçimde bundan hükümeti ve Sayın Başbakan’ı sorumlu tutmuştur.

Halbuki, olayın duyulmasından hemen sonra Sayın Başbakan kendisinden beklenen hassasiyet ve nezaketi göstermiş; hem görüntülerin yayından kaldırılması, hem de bu olayın hiçbir zeminde dillendirilmemesi yönünde gerek ilgili bakanlara gerekse de partisinin yöneticilerine gerekli talimatları vermiştir.

Hal ve gerçek bu iken Sayın Baykal, “İktidar zirvesinin bilgisi ve onayı” olmadan bunun olamayacağını söyleme bedbahtlığına düşmüştür.

Sayın Başbakan, haklı olarak Sayın Baykal’ın bu ithamını “Ahlaksız bir iftira” olarak nitelemiş, elinde bir belge veya bilgi varsa bunu savcılığa vermesini istemiştir.

Sayın Baykal, bunu yapacağına Cumhuriyet Savcısı’nın kendi bilgisine başvurmasını bile reddetmiş, gerçeğin ortaya çıkması yönünde çaba harcayacağına mağdur ve mazlum rolü oynamayı tercih etmiştir.

Değerli basın mensupları,

Elbette dedikodular üreterek, komplolar hazırlayarak, montajlı görüntüler icat ederek insanların haysiyet ve onurları ile oynamak; onların aile şerefine leke sürmek ve kişilerin iffetine kara çalmak hukuken suç, dinen günah, ahlaken ayıp, örfen ise namertliklerin en büyüğüdür.

Böyle bir haksızlığa uğramış kişi veya kişiler kim olurlarsa olsunlar yanlarında hem devletlerini hem de insaf ve vicdan sahiplerini bulma hakkına sahiptirler.

Ne var ki, Sayın Baykal kendisi ile ilgili olarak ortaya sürülen görüntülere konu olan olayı yalanlamamış, bunun yerine kendisine komplo kurulduğu ve bunun arkasında iktidarın olduğu iftirasına sığınmıştır.

Sayın Baykal da bu ülkenin tüm vatandaşları gibi şayet kendisine bir haksızlık yapıldığına inanıyor idiyse devletten, hükümetten, usulü dairesinde ve uygun bir dille gereğinin yapılması talebinde bulunabilirdi. Ancak bunun yolu, bu kirli olayın ve teşhirciliğin içine iktidarı çekmek değildir. Kendi üzerine yapışan veya yapıştırılan pisliği iktidara da bulaştırma çabası, musibet anında ortak arama zavallılığından başka bir şey değildir.

Bu ülkede yaşayan herkes çok iyi biliyor ki, internet ortamında aleyhinde en çok yayın yapılan; şahsı, hükümeti ve partisiyle ilgili kara propaganda yapmak amacıyla en fazla site açılan lider Sayın Başbakan’dır.

Sayın Başbakan’la ilgili olarak yapılan gerçek dışı, onur kırıcı, hakaretamiz yayınların önüne geçilebilmiş olsaydı, Sayın Baykal’ın iddiası belki bu kadar gülünç olmazdı. Ayrıca sanal âlemdeki bu sıkıntı Türkiye’ye mahsus bir sıkıntı da değildir.

Sayın basın mensupları,

Sayın Başbakan’ın dün Yunanistan’a hareket etmeden önce bir gazetecinin sorusu üzerine “Mağduriyet” meselesine getirdiği izah, aslında kamu vicdanının hal diliyle söyledikleridir. Sayın Başbakan sadece halkının büyük bir çoğunluğunun hissiyatına tercüman olmuştur.

Sayın Başbakan oldum olası aile mahremiyetine, insanların kutsallarına, kişilerin iffet ve şerefine saygı duymuş; kendisine yapılmasını istemediği şeylerin, siyasi rakipleri de olsa, başka insanlara da yapılmasını istememiş, bilgisi, iradesi ve gücü dâhilinde ise bunlara hep mani olmuştur.

Değerli basın mensupları,

Sayın Baykal, dün yine içerisinde bulunduğu normal olmayan ruh haliyle, Sayın Başbakan’ı “fitne, fesat ve dedikodu siyaseti” yapmakla, dedikodulardan medet ummakla suçlamıştır.

Sayın Baykal, bu haliyle bugüne kadar olan siyasetinde olduğu gibi, düşman üreterek, düşman icat ederek varlığını sürdürmeye çalışan, hedef gösterdiği düşmanının büyüklüğünden kendisine pay çıkarmaya çalışan zavallıların durumuna düşmüştür.

Bütün kamuoyu bilmelidir ki, Sayın Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, AK siyasetin mensupları, fitneye, fesada, dedikoduya, komploya iltifat da etmez, itibar da etmez.

Belden aşağı vurarak siyaset yapma, kirli zeminlerden ve kirli ilişkilerden medet umma bizim tarzımız da değildir, tavrımız da değildir.

Esasen Sayın Baykal, bu pişkin tavrıyla toplumumuzun hassasiyetlerini, ailenin kutsallığını ve Türk toplumunun değer yargılarını hiçe sayan bir aymazlık içindedir.

Şayet kendisine izafe edilenler doğruysa, bunun utanç ve mahcubiyetiyle hem kel hem de fodul tavrı içerisinde olmamalı ve bir kahraman edasıyla ortalıkta dolaşmamalı. Şayet kendisine izafe edilenler yalan ve iftira ise bunu kesin bir dille yalanlamalı, vakar içerisinde hukuk mücadelesini yapmalı, insanların şüphelerini izale edecek ne kadar vasıta varsa onlara başvurmalıdır. Ancak kendisine komplo kurulduğunu söylerken de yeni komplo teorilerine başvurmamalıdır.

Değerli basın mensupları,

Türk toplumunu, istemeden de olsa meşgul eden bu nahoş olayın CHP Kurultayı’nın sadece iki hafta öncesine rastlaması düşündürücü değil midir? Özellikle bu zamanlamaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Sayın Baykal, Sayın Başbakanımız, hükümetimiz ve partimizle ilgili terbiye sınırlarını zorlayan ne söylerse söylesin, biz yine onun hukukunu kendi hukukumuz kabul edeceğiz. İster partisinin başına dönsün ister dönmesin hükümetimiz bu olayın aydınlatılması için yapabileceklerinin tümünü yapacaktır.

Sayın Baykal bilmelidir ki, kem söz sahibine aittir. Sayın Başbakanımıza izafe ettiği o yakışıksız sözlerin hepsinin tam da kaynağına yakıştığını ifade etmek isterim.

15.05.2010

TBMM’DE GÖRÜŞÜLMEKTE OLAN ANAYASA DEĞİŞKLİK PAKETİ İLE İLGİLİ BASIN BİLGİLENDİRME NOTU -6 28.04.2010

Dün (27.04.2010) TBMM’de 1.Tur müzakereleri yapılan Anayasa değişiklik paketinin 23, 24 ve 25. maddeleri 330’un üzerinde oy alarak geçmiştir.

22. madde ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Kuruluşu ve işleyişi yeniden düzenlemektedir. Buna göre;

1- Mevcut durumda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 7 asıl ve 5 yedek üyeden oluşan sayısı 21 asıl ve 10 yedek üyeye çıkarılmaktadır. Aynı işlevi gören Kurul Fransa’da 18, İtalya’da 27, İspanya’da 21, Polonya’da 25, Portekiz’de 17 üyeden oluşmaktadır.

2- Mevcut durumda Bakan ve Müsteşar dışındaki asıl ve yedek 10 üyenin 6’sını Yargıtay Genel Kurulu, 4’ünü Danıştay Genel Kurulu seçmektedir.

Yapılan değişiklikle 31’e çıkarılan üye sayısının bakan ve müsteşar hariç geleceği kaynaklar ve seçilme biçimleri şöyledir:

Seçici Kurum/Kaynak

Seçeceği

Asıl üye Yedek üye

Atama Mercii

Yargıtay Genel Kurulu

3

2

Yargıtay Genel Kurulu, Doğrudan

Danıştay Genel Kurulu

1

1

Danıştay Genel Kurulu, Doğrudan

Adli ve İdari İlk Derece Mahkemeleri Hakim ve Savcıları

7 Adli

3 İdari

4 Adli

2 İdari

Doğrudan

Türkiye Adalet Akademisi

1

1

Genel Kurul, Doğrudan

Cumhurbaşkanı (Üst düzey yönetici, öğretim üyesi ve Avukatlardan)

4

Cumhurbaşkanı

Asıl üye Yedek Üye

Toplam 19+2 Toplam

10

(Bakan, Müsteşar)

3- Mevcut halde Adalet Bakanı tüm toplantılara katılmakta ve oy kullanmaktadır. Değişiklikle Adalet Bakanı, üç kuruldan oluşan yeni yapıda kurul toplantılarına katılamayacak, sadece Genel Kurula katılacaktır.

4- Mevcut durumda, Müsteşar katılmadığı zaman toplantı yapılamamakta, değişiklikle bu şart kaldırılmaktadır.

5- Mevcut durumda tüm hakim ve savcıların denetimi, bakana bağlı Adalet Bakanlığı Müfettişleri tarafından ve Bakan’ın izni ile yapılmakta; yeni yapıda adalet müfettişleri HSYK’ya bağlı olacak, hakim ve savcıları denetleyecek bu müfettişlerin atamaları, görevlendirilmeleri bu kurulca yapılacaktır.

6- Mevcut durumda HSYK kararları üzerinde yargı denetimi ve etkili iç itiraz mekanizması mevcut değildir. Yeni düzenleme ile ihraçlara yargı yolu açılmakta, diğer tasarruflarla ilgili iç itiraz mekanizmaları getirilmektedir.

7- Mevcut durumda üyelerin tümünü Sayın Cumhurbaşkanı kendisine her üyelik için arz edilen 3 aday arasından seçip atamakta iken, yeni durumda Sayın Cumhurbaşkanı sadece 4 üyeyi atayacaktır.

8- Mevcut durumda, yüksek yargının dışında, HSYK’ya üye olma imkanı bulunmamakta iken, yeni düzenleme ile ilk kademe mahkemeleri, asıl ve yedek 16 üyeyi seçmektedir.

9- Mevcut durumda HSYK’nın bir müstakil binası, sekreteryası ve kendine mahsus bütçesi yokken; yeni düzenleme ile tüm bu imkanlar sağlanmaktadır.

10- Mevcut yapıda Yargıtay ve Danıştay çoğulcu değil çoğunlukçu bir yapıda HSYK’ya üye seçmekte, yeni düzenleme ile bloklaşma ve çoğunluğun tüm üyeleri seçmesine engel olunmakta nispi temsile dayalı bir seçim yöntemi getirilmektedir.

HSYK’nın yapısının değiştirilmesi üzerine hem muhalefetin hem bazı çevrelerin anlaşılmaz bir şekilde kıyamet kopardığı kamuoyunun bilgisi dahilindedir.

Hükümetimizin bu yolla yargıyı kuşatmak istediği, yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatının ortadan kaldırılacağı iddia edilmektedir.

Aksine HSYK daha güçlü ve daha çoğulcu ve siyasi etkinin uzağında bir kurum haline getirilmektedir.

Peki, buna rağmen itirazlar nereden kaynaklanmaktadır? İtirazların esas sebebi kapalı kast sisteminin ortadan kaldırılmasından kaynaklanan durumdur. Mevcut halde HSYK üyelerini, Yargıtay, Danıştay seçiyor; sonra HSYK bu iki kuruma seçilecekleri belirliyor. Karşılıklı birbirini var eden bu yapı demokratik değil, asla sağlıklı değil.

Tüm uluslararası mukayeseli hukuk uygulamaları, medeni ve kalkınmış dünya örnekleri, AB Müktesebatı, Avrupa Konseyi ve buna bağlı çalışan ilgili kurulların tavsiye kararları, halkımızın yargıdan beklentisi ve bu yöndeki ihtiyaçları, yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı prensibi, yeni düzenlemelerde esas alınmıştır.

Bu değişiklik yapılırken, bizzat yargı kurumlarının talepleri, siyasi partilerin öteden beri hazırladıkları taslaklar ve STK’ların önerileri de büyük çapta göz önünde bulundurulmuştur.

24. madde ile AK Parti hükümetlerinden önce etkinliği ve işlerliği olmayan, ancak 2003’ten beri ekonomik politikaların oluşturulması ve uygulanmasında çok önem verilen Ekonomik ve Sosyal Konsey anayasal güvenceye kavuşturulmaktadır. Böylelikle hükümetin ilgili bakanlarının, gerektiği zaman bizzat Sayın Başbakanın, ilgili sivil toplum kuruluşları ve Meslek odalarının temsilcileriyle bir araya gelmesi, keyfi ve isteğe bağlı, hükümetten hükümete değişebilecek bir durum olmaktan çıkarılmakta ve zorunlu hale getirilmektedir.

Bu durum katılımcı demokrasinin ve ülke menfaatlerinin gereğidir.

25. madde ile 12 Eylül darbesini yapanları, onların tayin ve tespit ettikleri hükümet üyelerini ve yine Milli Güvenlik Konseyi’nin oluşturduğu Danışma Meclisi Üyelerini sorumsuz, yargılanamaz, hesap sorulamaz bir konuma getiren Anayasa’nın geçici 15. maddesi ortadan kaldırılmaktadır.

Türkiye’nin medeni milletler camiasında hakkettiği yeri alması için yapılan bu değişikliklere, kimlerin hangi gerekçe ve mülahazalarla karşı çıktığı kamuoyunun gözünden kaçmamaktadır.

Dün akşam yapılan oylamalar esnasında özellikle geçici 15. maddenin kaldırılması konusunda muhalefet, tabii olduğu samimiyet sınavından geçememiş, adeta vesayetin devamından yana tavır almıştır.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı


Doç. Dr. Hüseyin Çelik’in Basın Toplantısı…

Çelik: “Biz Meseleyi Vicdan Mahkemesine Götüreceğiz”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Anayasa değişiklik paketini halka anlatabilmek için 15 Mayısta ”Türkiye Buluşmaları” programının ikincisini başlatacaklarını belirtti.

Çelik, AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen AK PARTi Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısıyla ilgili parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

MKYK’da TBMM’deki Anayasa değişikliğiyle ilgili çalışmaların ve bundan sonraki sürecin ele alındığını bildiren Çelik, toplantıda bunun dışında iç ve dış siyasi gelişmelerin değerlendirildiğini, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın demokratik açılımın seyrine, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın da Yunanistan ve global ekonomideki son gelişmelere ilişkin bilgi verdiğini anlattı.

Toplantıda parti teşkilatı ile TBMM Grubu çalışmalarının ele alındığını belirten Çelik, TBMM gündemiyle ilgili bilgilendirme yapıldığını ifade etti.

Çelik, TBMM’nin gelecek hafta çalışmayacağını hatırlatarak, açıldıktan sonra AK PARTi TBMM Grubu’nun çalışmalarına devam edeceğini kaydetti.

”Referandum sürecinde AK PARTi’nin nasıl bir kampanya yöntemi izleyeceğinin” sorulması üzerine Çelik, TBMM’deki görüşmelerde 330’un üzerinde oy alan Anayasa değişiklik paketinin Cumhurbaşkanlığı’na sunulduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, bu paketi incelemek için 15 günlük süresi bulunduğunu anımsatan Çelik, ancak Cumhurbaşkanı Gül’ün bu süreyi kullanmayacağını düşündüğünü dile getirdi.

Çelik, son yasal değişiklik gereği 60 gün sonra, Temmuz ortalarında referanduma gidileceğini ifade etti.

Halkın, bu konuda ortaya bir irade koyacağını belirten Çelik, ”Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu referandumda da milletimizin iradesine inanıyoruz, inanmaya da devam edeceğiz” dedi.

Bu referandum kampanyasının AK PARTi’nin bir kampanyası olmayacağına dikkati çeken Çelik, siyasi partilerin değil, milletvekillerinin Anayasa değişiklik tekliflerini hazırladığını hatırlattı.

Çelik, halkın büyük bir çoğunluğunun bu referandumda Anayasa değişikliğine destek vereceğine inandığını ifade ederek, şunları kaydetti:

”Elbette bu Anayasa değişikliğinin niçin yapıldığını, hangi dertlere deva olacağını, bireysel hak ve özgürlüklerin arttırılması, demokratik standartların yükseltilmesi, Türkiye’nin gerçek anlamda hukuk devleti olması için bu Anayasa değişiklik paketinin neler getirdiğini, kadınlarımız, çocuklarımız, özürlülerimiz, yaşlılarımız, şehitlerimizin dul ve yetimleri için, gazilerimiz için, işçilerimiz, memurlarımız için ne getirdiğini, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı ne anlam ifade ediyor, HSYK’nin verdiği ihraç kararlarının yargı denetimine alınması ne anlam ifade ediyor, Anayasa Mahkemesi’nin, HSYK’nın yapısının değiştirilmesi ne anlam ifade ediyor, tüm bunları elbette TBMM zemininde milletvekilleriyle paylaştığımız gibi milletimizin kendisiyle de paylaşacağız.”

CHP’nin, bu değişiklikleri Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini ifade ettiğini anımsatan Çelik, mahkemelerin Türk milleti adına karar verdiğine işaret etti.

”Onlar Anayasa Mahkemesine götürüyorlar. Biz de meseleyi milletin vicdan mahkemesine götüreceğiz” diyen Çelik, ”milletin vicdan mahkemesinin terazisinin şaşmaz bir terazi olduğunu” ve buradan gerekli kararın çıkacağını ifade etti.

Çelik, şunları söyledi:

”Anayasa değişiklik paketinin doğru anlaşılması için gerekli çalışmaları yapacağız. Yazılı dokümanlar hazırlayacağız. Sanal alemde yapılması gerekenler yapılacak. Belki salon toplantıları yapılacak, açık hava toplantıları yapılacak ve bu mesele halkımıza en doğru şekliyle en anlaşılır şekliyle ifade edilecektir. Temenni ediyorum ki demokrasinin gereği olan nezaketten asla taviz verilmesin. Gerginlik ve gerilime dayalı bir kampanya yapılmasın.”

Siyasetin rekabet zemininde yapıldığını, ancak nezaket olmadığı zaman bu rekabetin ”insanları canavarlaştıracağını” savunan Çelik, ”Kendi saadetini başkasının felaketinde arayanlar, başka insanları ancak karalamakla şahsiyetlerini ayaklar altına almakla kendisinin bir şey olacağını zannedenler her zaman hüsrana uğramışlardır” dedi.

“Başbakan Erdoğan, internet medyasıyla buluşacak”

”Demokratik açılım”ı halka anlatabilmek için ”Türkiye Buluşmaları Toplantıları” düzenlediklerini hatırlatan Çelik, şöyle devam etti:

”15 Mayısla birlikte Türkiye sathında, ‘Türkiye Buluşmaları’ programının ikincisini başlatıyoruz. Bu sefer büyük ilçeleri de dahil ediyoruz. Halkımız bizi Meclisteki muhalefetten çok daha iyi anlıyor. Onlara meramımızı anlatacağız. 23 Mayısta da ‘Dolmabahçe Buluşmaları’ kapsamında spor adamlarıyla bir araya gelecek Sayın Başbakanımız. Burada Süper Lig takımlarımızın başkanları olacak. Olimpik federasyonların başkanları olacak. Bir de toplumumuzda herkesin bildiği, tanıdığı, saygın spor adamları olacak. Aynı günün öğleden sonrasında da internet medyasıyla Sayın Başbakanımızı buluşturacağız. Böylelikle radyocularla olan, yazarlarla, sinema ve ses sanatçılarıyla olan buluşmamız gibi bu sefer de spor adamları ve internet medyasıyla bir araya gelerek Türkiye’nin gündemini onlarla da paylaşacağız.”

Çelik, ”Referandum süresine ilişkin yapılan son yasal değişikliğin, bir yıl dolmadığı için bu referandumda uygulanamayacağı” yönündeki tartışmaların hatırlatılması üzerine ise ”referandumun seçim olmadığı ve burada belli makamlar için belli kişilerin seçilmeyeceği” karşılığını verdi. ”Böyle bir yorumun son derece zorlama bir yorum olacağını” savunan Çelik, ”Halka gitmeyelim” diyenlerin totaliter yapılar olduğunu söyledi.

07.05.2010

TBMM’DE GÖRÜŞÜLMEKTE OLAN ANAYASA DEĞİŞKLİK PAKETİ İLE İLGİLİ BASIN BİLGİLENDİRME NOTU -5-
27.04.2010

Dün (26.04.2010) TBMM’de 1.tur müzakereleri yapılan Anayasa değişiklik paketinin 19, 20, 21 ve 22 maddeleri 330’un üzerinde oy alarak geçmiştir.

19. madde ile vatandaşlarımıza Anayasa Mahkemesi’ne, bireysel başvuruda bulunma hakkı verilmektedir.

Birçok gelişmiş demokratik ülkede, kişilerin ihlâl edilen hak ve özgürlüklerinden dolayı Anayasa Mahkemelerine müracaat etme hakkı vardır. Mevcut durumda, bizim vatandaşlarımızın böyle bir hakkı yoktur.

Yıllardan beri olağan yargılama yollarını tüketen vatandaşlarımız, haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde aramaktadırlar. Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkeden AİHM’de 120 bin dosya mevcuttur. Türkiye 13 bin dosya ile Rusya’dan sonra hakkında en çok şikayette bulunulan ikinci ülke; en çok mahkumiyet alan birinci ülke durumundadır.

Bu durum, hem ülkemizin milletler camiasında itibarını zedelemekte hem de ülkemiz milyonlarca Euro tazminat ödemek zorunda kalmaktadır.

Kamu gücü tarafından hak ve özgürlükleri ihlal edilen vatandaşlarımızın, olağan kanuni yollardan ve mahkemelerden sonuç alamamaları durumda Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmaları, evrensel hukuk normlarına uyum sağlamamız açısından da önemli bir adım olacaktır.

Aynı madde ile Yüce Divan kararlarının yeniden incelenmesi talebinde bulunma hakkı getirilmekte; Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanlarının Yüce Divan’da yargılanmaları hükme bağlanmıştır.

20. madde ile 17 üyeli Anayasa Mahkemesi’nin iki bölüm ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmekte, bölümleri ve Genel Kurul’un bakacakları davaların özelliğine göre toplantı yeter sayıları ve karar yeter sayılarının ne olacağı, başkan ve başkanvekillerinin seçimi, duruşmalı ve duruşmasız davaların hangileri olacağı gibi hususlar düzenlenmektedir.

Paketin 21.maddesi ile Askeri Yargı ile ilgili 145. maddede yapılan değişikliğe paralel olarak, Askeri Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işlemleri, mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenmesi öngörülmekte ve mevcut metinde yer alan “askerlik hizmetinin gerekleri” ibaresi Askeri Yargı’nın da bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi amacıyla madde metinden çıkarılmıştır.

Paketin 22. maddesi, 21. maddesindeki aynı amaçları gerçekleştirmek amacıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin de kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işlerinin yeniden düzenlenmesi sağlanmıştır.

1982 Anayasası ile ilgili olarak bugüne kadar birçok değişiklik yapılmış ama yargı ile ilgili elle tutulur bir değişiklik yapılmamıştır. Her alanda Türkiye’de ciddi bir demokratikleşme faaliyet ve gayreti sürerken yargının bunun dışında kalması söz konusu olamaz. Anayasa Mahkemesi’nden başlayarak yargının demokratikleşmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Türkiye’nin normalleşmesi, medeni ülkeler içerisindeki saygın yerini alması için bu paketle halkımızın hakemliğine başvurmak gerekli hale gelmiştir.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı

TBMM’DE GÖRÜŞÜLMEKTE OLAN ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİ İLE İLGİLİ BASIN BİLGİLENDİRME NOTU – 4 –
26.04.2010

Dün (25.04.2010) TBMM’de 1. Tur müzakereleri yapılan Anayasa değişiklik paketinin 16, 17 ve 18. maddeleri 330’un üzerinde oy alarak geçmiştir.

Paketin 16. maddesine göre Anayasa’nın 145. maddesinde değişiklik yapılarak askeri mahkemelerin kuruluşu, işleyişi; sivillerin askeri mahkemelerde, asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmaları yeniden düzenlenmektedir.

Birçok gelişmiş ülkede, ayrı bir askeri yargı sistemi yoktur. Asker kişiler de adliye mahkemelerinde yargılanmaktadırlar. Bazı ülkelerde ise askeri mahkemeler, sadece disiplin mahkemesi olarak oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır.

Anayasa’nın 145. maddesinde yapılan değişiklikle, askeri mahkemelerin görev alanı, askeri suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmıştır. Ülkemizde mevcut yapı ile askeri yargının alanı, demokrasi ve hukuk devleti standartlarının dışında çok geniş tutulmuştur. Bu durum, yargı organları arasında görev uyuşmazlığına ve kargaşaya yol açmaktadır.

Taraf olduğumuz konuyla ilgili tüm uluslararası belgelerde Türkiye’deki bu durum, demokrasi adına eleştirilmektedir.

Yine Anayasa değişiklik paketinin 16. maddesindeki bir başka fıkra ile sıkıyönetim ve savaş hallerinin dışında sivillerin askerî mahkemelerde yargılanmasına son verilmektedir.

Asker kişiler, sadece askeri suçlarla ilgili askeri mahkemelerde yargılanacaklar; öte yandan asker kişilerin devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine ait davalar, mutlaka sivil mahkemelerde görülecektir. Hatırlanacağı üzere daha önce konu ile ilgili olarak yapılan bir kanuni düzenleme, Anayasa Mahkemesi tarafından 145. maddeye aykırı bulunarak iptal edilmişti.

Bu arada paketin 16. maddesine göre, askeri mahkemelerin kuruluşu, işleyişi, buralarda görev yapacak hakim ve savcıların özlük hakları kanunla düzenlenecektir. Ancak Askeri mahkemelerde de yargı bağımsızlığını temin etmek için Anayasa’nın 145. maddesinde askeri hakim ve savcıların bağlı bulundukları komutanlıklarla ilişkilerinde esas kabul edilen “askerlik hizmetinin gerekleri” ifadesi çıkarılmış, yerine “mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı” ifadeleri getirilmiştir.

Böylelikle, askeri hakim ve savcıların ast-üst ilişkilerinin, emir ve komuta zincirinin etkisinde kalmadan, sicil sıkıntısı yaşamadan daha bağımsız yargılama yapmaları sağlanmış olacaktır.

Paketin 17. maddesi ile Anayasa’nın 146. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin teşkili ve işleyişi yeniden düzenlenmektedir.

Mevcut durumda 11 asıl 4 yedek üyeden oluşan Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı, hepsi asıl olmak üzere 17’ye çıkarılıyor.

Mevcut durumda Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’nin asıl ve yedek üyelerinin tamamını atamaktadır. Yeni düzenleme ile üyelerin 4’ünü Sayın Cumhurbaşkanı doğrudan, 10’unu ise diğer kurumların göstereceği adaylar arasından seçer ve atar.

Yeni düzenleme ile Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesinin hangi kaynaklardan ve kimler tarafından seçileceği tablo halinde gösterilmiştir.

Aday Gösterecek Kurum

Aday Göstereceği

Sayı

Seçecek / Atayacak

Kurum / Makam

Sayıştay Genel Kurulu

2

TBMM 2

Baro Başkanları

1

TBMM 1

Cumhurbaşkanı (Doğrudan)

(Üst kademe yöneticileri,

Serbest Avukatlar, Birinci Sınıf Hakim ve Savcılar, Anayasa Mahkemesi Raportörleri arasından)

4

Cumhurbaşkanı 4

Yargıtay

(Kendi üyeleri arasından)

2

Cumhurbaşkanı 2

Danıştay

(Kendi üyeleri arasından)

2

Cumhurbaşkanı 2

Askeri Yargıtay

(Kendi üyeleri arasından)

1

Cumhurbaşkanı 1

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

(Kendi üyeleri arasından)

1

Cumhurbaşkanı 1

YÖK

(Hukuk, iktisat, Siyasal Bilimler Dallarında ihtisas sahibi Doçent ve Profesörler)

3

Cumhurbaşkanı 3

TOPLAM

17

17

Böylelikle Anayasa Mahkemesi’ne birçok kaynaktan üye atanması sağlanmış, daha çoğulcu ve demokratik bir yapı oluşturulmuştur.

Gelişmiş Batı ülkesinde Parlamentoların, devlet ve hükümet başkanlarının, millet meclisi ve senato başkanlarının Anayasa mahkemesi için üye belirlemesi yaygın bir uygulamadır. Bu düzenleme ile bizim Anayasa Mahkememiz, demokratik ülkelerdeki Anayasa mahkemelerine benzer bir yapıya kavuşturulmaktadır.

18. madde kapsamında, Anayasa’nın 147. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin bu kurumda çalışma süreleri 12 yıl ile sınırlandırılmıştır. Anayasa Mahkemesi üyeleri bir kez aynı görev için seçilip atanabilirler.

Dün TBMM’de yapılan müzakereler esnasında Muhalefet Partileri, demokratik yollarla, nezih bir dille yapamadıkları muhalefeti, küfür ve hakarete varan kaba ve saldırgan bir dil kullanarak yapmaya tevessül etmişlerdir. Sayın Meclis Başkanı’na, Sayın Başbakan’a, hükümete, AK Parti’ye ve mensuplarına sokak diliyle hitap edip, saldırmak milletimizin gözünden kaçmamaktadır.

Sayın Meclis Başkanı, Sayın Başbakan, Sayın Hükümet üyeleri, devlet adamlığı ciddiyetinin gereği olarak; İktidar Partisinin mensupları iktidarda olmanın verdiği sorumlulukla tahammül ve sabır gösteriyorsa bu durum, muhalefet tarafından acz olarak yorumlanmamalıdır. Herkes kendisine yakışanı yapar. Biz AK Parti olarak sözlü ve fiili kabalıkları, hakaret ve argo içeren konuşmaları TBMM’nin ciddiyeti ve mehabetiyle bağdaştırmadık, bağdaştırmayacağız.

Yapmak zor, yıkmak kolaydır. Biz muhalefetin yıkıcılığındaki kolaycılığa tenezzül etmedik ve etmeyeceğiz.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı

TBMM’DE GÖRÜŞÜLMEKTE OLAN ANAYASA DEĞİŞKLİK PAKETİ İLE İLGİLİ BASIN BİLGİLENDİRME NOTU -3-
25.04.2010

Dün (24 Nisan 2010) tarihinde TBMM’de Anayasa değişiklik paketinin 12, 13, 14 ve 15.maddeleri müzakere edilmiş ve 4 madde de 330’un üzerinde oy alarak geçmiştir.

Değişiklik Paketinin 12.maddesi ile Askeri personelin YAŞ (Yüksek Askeri Şura) kararları ile Ordu’dan ilişiğinin kesilmesi yargı denetimine dahil edilmektedir.

Anayasa’nın 125. maddesinin mevcut haline göre, idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabidir. Ancak bunun iki istisnası vardır: Sayın Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemler ile Yüksek Askeri Şura Kararları yargı denetimine tabi değildir.

Yıllardan beri birçok askeri personel, çoğu zaman subjektif değerlendirmeler, şahsi ve aile hayatları ile ilgili birçok ithamla karşı karşıya bırakılarak ordudan ilişikleri kesilmiş ancak hukukun en temel prensiplerin biri olan “savunma hakkı” bu insanlardan esirgenmiştir. Kuvvet Komutanlıklarından, komutanların inisiyatifi ile atılanlar, mahkemelere müracaat etme hakkına sahipken, YAŞ kararları ile Ordu’dan ilişiği kesilenlerin askeri mahkemeler dahil mahkemelere müracaat ederek haklarını araması Anayasa engelinden dolayı mümkün olamamıştır.

Her darbe, en büyük zararı bizzat Ordu’ya vermiştir. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra 230 küsuru general olmak üzere binlerce subay Ordu’dan atılmış ve ordudaki birçok tecrübeli komutan ne yazık ki en faydalı dönemlerinde kendilerini, hem de mağdur olarak, TSK’nın dışında bulmuşlardır.

12 Eylül 1980 Darbesi, bu anlamda bir tasfiyeye gitmemiş ancak Anayasa’nın 125. maddesinin verdiği yetkiyle şimdiye kadar yaklaşık 1500 subay ve astsubay, sorgusuz sualsiz ordudan atılmıştır. Bu insanların kendileri ve aile fertleri için büyük bir travma olan bu durum, maalesef her YAŞ toplantısından sonra devam etmiştir.

Elbette ordu mensuplarının suç işleme imtiyazı yoktur. Askeri disiplinin ne anlama geldiğini herkes bilir. Ne var ki, suçlu kabul edilip rütbeleri sökülen ve ardından kendisini işsiz, güvencesiz sokakta bulan insanların suçlu olup olmadığına mahkemelerin karar vermesi gerektiği aklın, vicdanın ve hukuk devleti olmanın gereğidir.

Aynı madde ile Anayasa’nın 125. maddesinin 4. fıkrasında, yapılan yeni bir düzenleme ile yargının “yerindelik” denetimi yapamayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Yargısal denetim hakkı “hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” ifadesi, tereddütleri ortadan kaldıracaktır.

Esasen 125. maddenin 4. fıkrası, yargı denetimini, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlandırmış, yürütmenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde yargının idari işlem tesis etmesi yasaklanmıştır. Ancak, uygulamada yargı, bugüne kadar maalesef yerindelik denetimi yaparak idarenin elini kolunu bağlayan, ekonomiye büyük zararlar veren kararlara imza atmıştır.

Kamu yararı gibi subjektif bir kavramla birçok özelleştirme kararı iptal edilmiş, küresel sermayenin Türkiye’de yatırım yapması ile ilgili birçok zorluk çıkarılmıştır. Sadece 90’lı yıllarda Telekom’un özelleştirilmesine mani olunması sonucu Türkiye, yaklaşık 25 milyar dolarlık zarara uğratılmıştır.

25 milyar dolarla, Türkiye’nin eğitim ve sağlık alt yapısı bir yılda İsviçre’nin düzeyine getirilebilir.

Bu düzenleme, yönetenlerin yargı denetiminden kaçması anlamına gelmez. Sadece yargı kendi alanında, yürütme de kendi alanında kalacaktır.

13. madde ile yapılan düzenleme ile 6. maddede memurlara verilen toplu iş sözleşmesi hakkına paralellik sağlamak üzere Anayasa’nın 128. maddesine “ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” şeklinde bir cümle ilave edilmiştir.

14. madde ile memurlara verilen her türlü disiplin cezası yargı denetimine verilmiştir. Muhalefet tarafından, Hükümetin, yargı denetiminden kaçtığı şeklindeki ithamların yanlışlığını ve yersizliğini gösteren maddelerden birisi de budur. Mevcut uygulama ile kamu çalışanlarına verilen uyarma ve kınama cezalarından dolayı yargıya başvurulamıyor. Subjektif değerlendirmeleri, keyfi olabilecek tasarrufları ortadan kaldırma bakımından bu düzenleme anlamlı bir adım olmuştur. Kamu çalışanlarının arzusu istikametinde yapılan bu düzenleme ile yıllardır devam eden bir haksızlık ortadan kaldırılmış olacaktır.

15. maddedeki düzenleme ile Anayasa’nın 144. maddesinde önemli bir değişiklik yapılmaktadır.

Yine iddiaların aksine bu madde ile Yargı bağımsızlığı çok daha güçlü bir hale getirilmektedir.

Bugüne kadar, Adalet Bakanlığı bünyesindeki tüm personelin, hakim ve savcılar dahil, denetlenmesi Adalet Bakanı’na bağlı Adalet müfettişlerince yapıla gelmiştir.

144. maddede yapılan değişiklikle, hakim ve savcı sınıfı dışındaki Adalet hizmetleri personelinin denetimi, Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak yeni kurulacak Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca yapılacak; hakim ve savcıların denetimi ise Anayasa’nın 159.maddesinde yapılan bir düzenleme ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bırakılmaktadır. Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, bu sınıftan, sadece savcıların idari denetimini yapacaktır.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, partimizin ve hükümetimizin üzerinde en çok titrediği ve hassasiyetle durduğu konulardan birisidir. Tüm bu düzenlemeler yapılırken demokratik standartları yüksek, hukuk sistemi oturmuş ülkelerdeki uygulamalardan da yararlanılmaktadır. Şu veya bu partiye veya iktidara göre bir hukuk sistemi değil; 21. yüzyılın kalkınmış, gelişmiş, halkıyla ve dünyayla barışık Türkiye’sine göre bir hukuk sistemi oluşturulmak istenmektedir. Tüm gayret ve amaç bundan ibarettir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı

TBMM’DE 1.TUR MÜZAKERELERİ DEVAM ETMEKTE OLAN ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİ İLE İLGİLİ BİLGİ NOTU -2-

23.04.2010

Dün TBMM’de yapılan müzakereler sonucu Anayasa Değişiklik Paketinin 9, 10, 11. maddeleri 330’un üzerinde oy alarak geçmiştir.

9. madde ile Kamu Denetçiliği Kurumu kurulmaktadır. Batılı ülkelerde Ombudsmanlık Kurumu olarak bilinen Kamu Denetçiliği ile ilgili olarak daha önce çıkarılan bir kanun, Anayasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Bu düzenleme ile Kamu Denetçiliği Anayasal alt yapıya kavuşturulmaktadır.

İdarenin her türlü iş ve işleminden dolayı haksızlığa uğrayan, uygunsuz bir muamele ile karşılaşan vatandaşların şikayetlerini, mahkemelerin dışında, çok daha seri ve ilk elden çözüme ulaştırabilecekleri böyle bir mekanizmanın kurulması, şimdiye kadar gecikmiş bir hizmettir.

Bilgi edinilmesi, kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması ve vatandaşın idare karşısında elinin güçlenmesi ve kişi haklarının garanti altına alınması demokratikleşmenin olmazsa olmazıdır. Bu bağlamda, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.

Bu düzenleme ile AK Parti hükümeti, denetimden kaçma iddialarının aksine, kendi üzerinde yargının yanı başında yeni bir denetim mekanizması kurmaktadır. Bunu da demokrasilerdeki hesap verilebilirlik anlayışının bir gereği olarak yapmaktadır.

10. maddedeki düzenleme ile partisinin kapatılmasına eylem ve söylemleri ile yol açan milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesine dair Anayasa’nın 84. maddesinin son fıkrası ortadan kaldırılmaktadır.

Mevcut uygulama ile milletvekilliği düşen bir milletvekili, bir sonraki seçimde bağımsız milletvekili olarak seçilip meclise dönebilmektedir. Böylelikle verilen ceza anlamsız hale gelmektedir.

Türkiye’deki mevcut uygulama, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 1 nolu protokolünün 3. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.

AİHM’nin, bu uygulamalardan dolayı ülkemizin aleyhine verdiği kararlar vardır.

Ayrıca bir milletvekilinin suç işlemesi durumunda, dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması yolu her zaman açıktır.

Bu düzenleme ile hem seçme ve seçilme temel hakkının özünü yok eden ölçüsüz bir yaptırım niteliğinde olan bu uygulama yürürlükten kaldırılmakta hem de taraf olduğumuz uluslararası hukuk belgeleriyle çelişen bir durum düzeltilmektedir.

Paketin 11. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın seçimi ve görevde kalma sürelerini düzenlemektedir.

Daha önce milletvekilliği seçimi 5 yılda bir yapılırken, Referandumla kabul edilen Anayasa Değişikliği ile milletvekilliği seçimlerinin yapılması dört yılda bir olarak düzenlenmiştir. 11. madde, TBMM Başkanlık Divanı’nın seçimi ve görev süresini bu yeni duruma uyarlamaktadır.

TBMM Genel Kurulu’nda muhalefetin görüşmeleri sabote etmek, meclisi tıkamak, yapılan bu hayırlı işi engellemek için ne tür çabalar içinde olduğu milletimizin gözünden kaçmamaktadır.

AK Parti grubu, gerekirse günde 20 saat çalışarak 28 yıllık darbe Anayasasını, hiç olmazsa kısmen, değiştirmek konusunda kararlıdır. 2011 seçimlerinden sonra halkımızın iradesiyle teşkil edecek olan yeni Meclis’te, bütünüyle, demokratik ve sivil bir Anayasayı halkımıza armağan etmek bizim için büyük bir şeref olacaktır.

Muhalefetin tüm hırçınlık, taşkınlık, yer yer hakaret ve saldırılarına, üstlendiğimiz büyük görevin bilinci ve iktidar olmanın sorumluluğu ile sabır gösteriyoruz. Başkalarının yanlış yapması, bizi halkımız adına doğruları yapmaktan, aklın gereği olan doğrulardan vazgeçirmeyecektir.

Basınımıza ve kamuoyuna saygı ile arz olunur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı

TBMM’de Görüşülmekte Olan Anayasa Değişiklik Paketi İle İlgili

Basın Bilgilendirme Notu -1-
22.04.2010

19 Nisan 2010 tarihinden beri TBMM’de görüşülen Anayasa Değişiklik Paketinin ilk 9 maddesi ile ilgili 1.tur müzakere ve oylamalar tamamlanmış ve 330’un üzerinde oy alarak geçmiştir.

Şimdiye kadar 1.tur müzakeresi ve oylaması yapılan Değişiklik Paketi’nin 1.maddesine göre kadınlar, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, şehitlerimizin dul ve yetimleri ile gazilerimiz hakkında ekstra iyileştirici tedbirlere başvurulması, onlara avantaj sağlayacak uygulamaların hayata geçirilmesi Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olmayacaktır. Adı geçen kesimlerle ilgili pozitif ayırımcılık yapılması böylelikle anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

Değişikliğin kabul edilen 2. maddesi ile bundan böyle insanların izni ve bilgisi olmadan kendileri ile ilgili özel bilgiler başkasına verilmeyecek ve insanlar birileri tarafından fişlenemeyeceklerdir.

Değişikliğin 3.maddesi ile yurt dışına çıkma sınırlaması, daraltılmış; küçük vergi borçlarından dolayı bile insanların gümrük kapılarından çevrilmesi, yurt dışına çıkmalarının engellenmesi ortadan kaldırılmaktadır.

4.madde ile geleceğimizin güvencesi, bizlere verilen emanetler olan çocukların her türlü istismara karşı korunmaları anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

5.madde ile işçilerimizin aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olmaları önündeki sınırlama kaldırılmış, böylelikle Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) koyduğu prensiplere aykırı olan bu husus düzeltilmiştir.

6.madde ile tüm memurlarımıza toplu sözleşme hakkı sağlanmıştır. Bugüne kadar Anayasa’nın 53.maddesine göre memurlarımızın toplu görüşme hakları mevcuttu ama toplu sözleşme hakları yoktu. Bu düzenlemeye göre sadece memurlar değil tüm emeklilerimiz de toplu sözleşme hakkından faydalanacaklardır.

7.madde ile grev ve lokavt hakkı ile ilgili kısıtlamalar, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kabul ettiği prensipler çerçevesinde kaldırılmıştır.

8.madde ile siyasi partilerin kapatılması ile ilgili dava açılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tek başına vereceği bir karar olmaktan çıkarılmış, kurumsal idam anlamına gelen siyasi partilerin kapatılması ile ilgili dava açılması meclisin iznine bağlanmıştır. Bugüne kadar Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile 25 parti kapatan Türkiye, bu yönü ile ne yazık ki uluslararası camiada çok kötü bir şöhrete sahiptir.

Bugün bu not hazırlanırken 9.madde üzerindeki müzakereler devam ediyordu.

Bugün de çalışmalarına devam eden TBMM yarın 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Anayasa müzakerelerine ara verecek, 24 Nisan Cumartesi günü kalınan yerden görüşmelere devam edilecektir.

Müzakereler boyunca muhalefet partileri, ülkedeki işsizlikten, tarım kesiminin, esnafın, tüccarın, sanayicinin ekonomik problemlerinden söz etmişler ve toplumun, Anayasa değişikliği gibi bir talebinin olmadığını iddia etmişlerdir.

Öncelikle bilinmelidir ki, Anayasa değişikliği yapmak, her kesimin ekonomik problemleri ile ilgilenmemek anlamına gelmez. Hükümetimiz her alanda ülkenin imkanlarını zorlayarak halkımızın refah ve mutluluğu için alınabilecek her tedbiri almaktadır. Daha kısa bir süre önce Sayın Başbakanımız, esnaf ve sanatkarlarımız, kobilerimizle ilgili hükümetimizin aldığı tedbirler paketini açıkladı.

Türkiye, küresel krizden en az zararla ve en erken çıkabilen ve hasarları gidermeğe çalışan bir ülke olmuştur. Başta IMF olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, Türkiye’nin artık dışarıdan bir desteğe ihtiyaç duymadan kendi imkanları ve kendi gücüyle yoluna devam edebilen bir ülke olduğunu açıklamıştır.

Bir ülkede demokratik standartların yüksek olması, oturmuş bir hukuk sistemine ve uluslararası sermayeye güven veren bağımsız ve tarafsız bir yargı gücüne sahip olmak, elbette ekonomik kalkınmanın olmazsa olmaz şartlarındandır.

Bütün bunların ötesinde insan sadece biyolojik bir varlık olmadığı için, insani değerleri sadece maddi unsurlarla izah etmek insanı anlamamak demektir.

“Fayda” ve “önem” anlayışı, büsbütün maddi olursa, birçok insani özellik ve güzellikten vazgeçilmiş demektir.

Biz AK Parti iktidarı olarak insanları hiçbir zaman özgürlük ile güvenlik arasında bir tercihle karşı karşıya bırakmadığınız gibi, insanımızı maddi refahla özgürlük arasında bir tercihe de zorlamıyoruz.

Askeri rejimler döneminde güvenlik gerekçesiyle tüm hak ve özgürlükler rafa kaldırılırdı. Totaliter tüm yapıların karakteristiği budur. Ne var ki biz insanların bir yanda hak ve özgürlüklerin tadını çıkarırken, bir yandan da güven içinde olmalarını arzuluyoruz. İnsanlar, hem maddi refah içinde olsunlar hem de 28 yıldır olduğu gibi, bir darbe dönemi Anayasasına mahkum olmasınlar.

İnsan, sadece mideden ibaret bir varlık değildir. Bizim, ruh ve mana dünyası dediğimiz bir dünyamız var. Hürriyet, bağımsızlık, hak, hukuk, adalet, bireysel ve milli onur, şahsi ve kolektif itibar, şan, şeref vb. kavramların maddi unsurlarla izah edilmesi mümkün değildir. Ekmeksizlikle, özgürlüksüzlük aynı derecede açlığa yol açar. Biri bedenimizin, diğeri aklımızın ve ruhumuzun açlığı anlamına gelir. AK Parti, yaratılmışların en şereflisi olan insanı hem maddi hem manevi olarak mutluluğa ve tokluğa layık görmektedir.

Tüm bu yazılanlar, Anayasa Paketinin bir ekonomik boyutunun olmadığı anlamına gelmez. Anayasa değişiklik paketinin, referandum esnasındaki giderlerden başka ekonomik götürüsü yoktur. O da yaklaşık 10 km’lik otoban için yapılan harcama kadar bir giderdir. Ne var ki, bu Anayasa değişikliğinin, ön ve ufuk açması bakımından, büyük ekonomik getirisi vardır. İşin bu tarafını müstakil bir bilgi notuyla sizinle paylaşacağız.

Birilerinin zannettiği gibi, çiftçiye, köylüye, işçiye, tüccara veya sanayiciye; duble yola, eğitim veya sağlık harcamalarına gidecek kaynak Anayasa’ya harcanmıyor. Bu ülkede para pul gerektirmeden yapılacak birçok iş vardır ve bu paket bunlardan birisidir.

1921 Anayasası İstiklal Savaşı sürerken yapıldı. 1924 Anayasası ise Savaşın külleri içinden çıkan bir ülkenin Anayasası idi. O gün milli irade ekonomik problemler var diye Anayasa yapmaktan vazgeçmedi.

Muhalefet sürekli olarak bu konuda çarpıtmalar yaptığı için, şapla şekeri birbirine karıştırdığı için bu hususta da bazı açıklamalar yapma gereği duyduk.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı

Milliyet Gazetesi’ne Cevap

Sayın Deniz Baykal’ın Van’da uğradığı yumurtalı saldırıdan sonra, başta Sayın Baykal olmak üzere CHP’li yetkililerin saldırıyı benim organize ettiğim yönündeki iddiaları, benim buna gösterdiğim tepki ve verdiğim cevaplar malumlarınızdır. CHP’li yetkililer, konuyu benimle ilişkilendirmek için önce kardeşlerimin adını zikrettiler; bu tutmayınca, yalan çıkınca bu sefer bugünkü (11.04.2010) gazetenizde yer alan haberde olduğu gibi benim bacanağımın amcası, kardeşimin kayın biraderi gibi kendilerince delillere sarıldılar. Yarın bacanağımın amcasının damadının kardeşi(!) gibi bir haberi de gazetenize yazdırırlarsa artık buna da şaşırmayacağım. Bunun bir sonraki adımı benim Hz. Âdem’de Sayın Baykal’la olan akrabalığım da olabilir!

Gazetenizde yer alan haberde Sayın Yılmaz Ateş’e ait beyanların tamamı yalandır. Ben hiçbir açıklamamda Aslan Yılmaz’ı tanımadığımı söylemedim. Benim bacanağım Veysel Göl 14 yıllık kamu görevlisi olup, işletme fakültesi mezunudur. Atamasıyla ilgili yasalara, ehliyet, liyakat ve kıdem kriterlerine aykırı hiçbir durum yoktur.

Aslan Yılmaz’ı tanımıyorum demedim ama gerçekten haberinizde yer alan bacanağım Veysel Göl’ün amcası Mehmet Göl’ü sokakta görsem tanımam.

CHP’nin, Van’da sadece 150 kişiye hitap eden Sayın Baykal’ın hayal kırıklığını, partisinin Van’daki zaafını, organizasyon bozukluğunu bir mazerete sığınarak telafi etme zavallılığına, ne yazık ki bu haberinizle sizde alet oluyorsunuz.

Bir Protestocu Daha Çelik’le Akraba Çıktı” haberini üstelik Sayın Ateş’in ifadesi olarak tırnak içinde değil, neredeyse gazetenizin bir gazetecilik başarısı olarak sunuyorsunuz.

Sayın Ateş’in açıklamalarını Milliyet ve Posta Gazetelerinin dışında hiçbir gazete ciddiye almamıştır. Posta Gazetesi haberi çok küçük görürken, Türkiye’nin anlı, şanlı, köklü Milliyet Gazetesi, ne yazık ki bu tavrıyla CHP’nin şahsıma karşı yürüttüğü karalama kampanyasında CHP’nin tarafı olduğunu göstermiştir.

Konuyu bilgilerinize sunarım.

Selamlar.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı
Parti Sözcüsü

11.04.2010

GAZİANTEP

SOSYAL MEDYA

302Subscribers+1
1,017,079FollowersFollow

SON GÖRÜNTÜLENLER

Yerel gazetelerde yayınlanması amacıyla hazırlanan, Başbakanımız ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın bayram mesajını içeren görsel ve yazılı materyallere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz....