Açıklamalar

Ancak, AK PARTi’nin İl Seçim Kurulu nezdindeki itirazı ve bu itirazın değerlendirme süreci devam etmektedir. Dolayısıyla Yalova’da henüz seçimin sonucu kesin olarak belli değildir.

İtirazlar sonucu yapılan tüm değerlendirmelerden sonra çıkacak olan sonuç, elbette başta Yalovalılar olmak üzere herkesin saygı duyması gereken sonuç olacaktır.

Ayrıca, Adana, Ağrı ve Hatay illerinde AK PARTi’nin yapmış olduğu itirazlarla ilgili işlem ve değerlendirmeler devam etmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Parti Sözcüsü

Geçen Hafta AK PARTi Genel Merkezi'nde düzenlediğim bir basın toplantısında, ODTÜ arazisinden geçen yolla ilgili yaptığım bazı değerlendirmeler, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Melih Gökçek aleyhinde maksatlı bir biçimde kullanılmaktadır.

Basın toplantısında söylediğim “Melih Gökçek de kıyamete kadar belediye başkanı olarak kalmayacaktır.” cümlesinin önüne ve arkasına bakmayıp “Bakın AK PARTi yönetimi de Melih Gökçek'ten rahatsızdır.” şeklinde yorum yapanlar ya art niyetli ya da okuduğunu anlamayanlardır.

Aşağıda sözkonusu basın toplantısının konuyla ilgili bölümünden ajansların yaptığı bir özeti veriyorum. Ayrıca yaptığım Basın toplantısının tam metnine ve videosuna akparti.org.tr'nin Tanıtım ve Medya başkanlığı bölümünden ulaşılabilir.

Ben aksine Sayın Melih Gökçek'i çok ama çok başarılı buluyorum. Ankara'da oturan birisi olarak da yaptığı büyük hizmetleri takdirle yad ediyorum. Kendisiyle aynı partinin çatısı altında siyaset yapmaktan da büyük bir keyif alıyorum.

Birilerinin Sayın Gökçek'in hukuka aykırı davrandığı gibi bir iddiası varsa yargıya başvurma yolu açıktır. Esas kanunsuzluk, yapılan fiili ve fiziki engelleme çabasıdır.

Kamuoyu'na saygıyla arz ederim.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Parti Sözcüsü

EK:

24 Ekim 2013 tarihli Basın Toplantımın İlgili Bölümü:
 
ODTÜ arazisinden geçecek yolla ilgili tartışmalara da değinen Çelik, olaya konu arazinin kamunun malı olduğunun herkesçe bilinmesi gerektiğini söyledi.
 
Devletin, kurulan yeni üniversitelere arazi tahsisi yaptığını hatırlatan Çelik, AK Parti Hükümetleri döneminde açılan yeni üniversitelere de büyük arazi tahsislerinin yapıldığını bildirdi.

Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerine ait yüzlerce araziye okul yaptıklarını, Milli Savunma Bakanlığı ve dönemin Genelkurmay Başkanlarıyla bizzat görüşerek birçok kışlayı da okula çevirdiklerini vurgulayan Çelik, “Bu ODTÜ ormanları, ODTÜ'deki arazi dediğim gibi kamunun malıdır. Başbakanlığın kendi binası Hazinenin malıdır. Ben anlamadım ki sanki birisi birinin bahçesine giriyormuş gibi telaş göstermek neyin ifadesidir” dedi.
 
Çelik, tartışmaya konu olan yolla ilgili 1991 yılında Murat Karayalçın zamanında yapılan bir imar planı bulunduğunu ve imar planını ODTÜ İnşaat, Mimarlık ve Şehircilik fakülteleri'nin birlikte yaptığını belirtti.
 
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in kesilecek veya yeri değiştirilecek her ağaç için 10-15 yaşlarında 10 ağacı getirip dikmeyi taahhüt ettiğini hatırlatan Çelik, şöyle devam etti:
 
“ODTÜ'nün kuruluşunda veya daha sonra belli yerler ormanlıktı, o eski haritalara lütfen bakın, birçok ormanlık alandaki ağaçlar kesilmiştir ve yerine bina yapılmıştır. ODTÜ tarafından yapılmıştır. Bunu biliyor musunuz? Niye yaptınız bu binaları? Demek ki ihtiyaç ki yaptırdınız. Yer yüzünde ağaç kesilmez,ağaç sökülmez diye bir kural yoktur. Ama dert, başka bir dert gibi geliyor bana. ODTÜ'nün Rektörü de ODTÜ'nün öğretim üyeleri de öğrencileri de şunu bilsinler ki ODTÜ bu millete aittir.”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek'in kıyamete kadar belediye başkanı olarak kalmayacağını ve Büyükşehirin bütün imkanlarının da halka ait olduğunu kaydeden Çelik, trafiği rahatlatmak üzere zamanında birçok caminin taşındığını yeni yollar yapıldığını bildirdi.
 
Çelik, şöyle devam etti:
 
“Tarihi zaruretler sizi bir yere götürürse tarihe ve kültüre karşı hassasiyetinizi kaybetmemek kaydıyla, elbette çevreci yaklaşım, elbette tarihe saygı yaklaşımı bir tarafa bırakılmamak kaydıyla, bunların yapılması gerekiyor. Peki koparılan kıyametin anlamı ne? ODTÜ, 25 bin kişilik bir camiadır. Bu gürültüleri koparan bunun 25'te 1'idir. Bütün ODTÜ'yü bu gözle görmemiz söz konusu değildir. Onun için oradaki gençlerin bir şeye karşı olma eğilimlerine de saygı duyuyorum. Karşı olabilir, 'hiç yol olmasın, ağaç olsun' diyebilir. Ama fiili engelleme yapamazsınız. İmar Planı'nın 19. maddesi açıktır. Şu anda askıdadır, gider itiraz edersiniz, İdare Mahkemesine bu yapılanlarla ilgili. İdari Mahkemeleri, bu konuda gerekli kararı verdikten sonra Bu Melih Gökçek'i de bağlar herkesi bağlar. Onun için Ankara'dan acaba bir yeni gürültü dalgası oluşturabilir miyiz. Hani hep bağırıyorlardı ya 'Ekim'de devrim var' diye. Eğer ekim devrimini böyle yapacaklarsa kusura bakmasınlar, halk onlara güler. ODTÜ de Büyükşehir de yollar da Eymir Gölü de bütün bu ormanlar da halkımızın malıdır, kamunun malıdır, milletin malıdır. Melih Gökçek de emanetçidir, Sayın Rektör de emanetçidir.”
 
ODTÜ Rektörü Ahmet Acar'ın “Elimizden başka yerleri de alacak. Eymir Gölü'nü de alacak” şeklindeki açıklamalarını hayretle karşıladıklarını belirten Çelik, “Onlar kamunun malıysa kamu yararlansın bu işten, herkes yararlansın. ODTÜ'nün başka ihtiyaçları varsa o ihtiyaçları karşılayacak olan bu ülkenin hükümetidir. ODTÜ'nün bütçesini veren de farklı harcamalar gerektiği zaman bunu karşılayan da elbette bu ülkenin hükümetidir. Bu hükümet, bu milletten aldığı paraları onlara aktarıyor. Dolayısıyla gençlerimizin de özellikle itirazcı insanların da bu makul çerçevede meseleye bakmalarını özellikle biz istirham ediyoruz” diye konuştu.

Mısır'da, halkın hür iradesi ile işbaşına gelmiş meşru yönetimi silah zoruyla devirmiş darbecilerin, demokratik namus anlamına gelen oylarına, yani iradesine sahip çıkmaya çalışan Mısır halkına uyguladığı katliamı şiddetle ve nefretle kınıyoruz.

Daha önce yaptıkları benzeri katliamlara hür dünyadan kayda değer bir tepkinin gelmemesi öyle anlaşılıyor ki darbecileri cesaretlendirmiştir.

Başından beri vurguladığımız gibi, dünyanın neresinde olursa olsun, darbe kim tarafından ve kime karşı yapılırsa yapılsın partimiz ve iktidarımız, darbelerin ve darbecilerin karşısında, demokrasinin ve halkın yanında olmuştur ve bundan sonra da olmaya devam edecektir. Bu darbe yönetiminin zaliamane eylemlerine karşı partimiz ve iktidarımız insanlık vicdanının sesi olmaya devam edecektir.

Silaha, şiddete ve kaba kuvvete baş vurmadan, meşruiyyet içinde kalarak demokratik mücadele veren Mısır halkının bu onurlu ve haklı mücadelesini destekledik ve sonuna kadar destekleyeceğiz.

AK Parti olarak başta BM olmak üzere ,etkili ve yetkili tüm uluslararası kuruluşları ve camiaları, Mısır'daki bu vahşeti, bu katliamı, bu insanlık dramını sona erdirmek için acilen müdahil olmaya, Mısır'ın gayrimeşru yönetimine gereken tavrı takınmaya davet ediyoruz.

Bu katliamda, darbeye “darbe” diyemeyenlerin, daha önceki katliamlara olması gereken tepkiyi vermeyenlerin ve darbecileri finanse edenlerin büyük günah ve vebali olduğu da unutulmamalıdır.

Dualarımız ve iktidarımızın tüm diplomatik girişimleri elbette ki, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Mısır halkından yana olacaktır.

Kamuoyuna saygıyla arz olunur.

Hüseyin Çelik

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü

Bu görüşme sonunda hem sanatçılar ve Taksim Platformu Üyeleri hem de İktidar kamuoyuna gerekli açıklamaları yapmıştır.

Bugün bazı basın-yayın organlarında, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun toplantıya ilişkin bazı beyanlarına yer verilmiştir.

Esasen adı geçen şahıs, toplantıya katılması öngörülen isimlerden biri değildi. Birkaç kişiyle beraber Resmi Konut’a gelmiş ve sanatçıların ricasıyla dinleyici olarak salona alınmıştır.

Toplantının sonunda adı geçen kişi söz almadan ayağa kalkmış, 4 saat boyunca sanki hiçbir şey konuşulmamış gibi, sözlerini dikte ettirircesine bizce makul olmayan beyanlarda bulunmuştur. Bunun üzerine  Sayın Başbakan kendisine sözlü olarak tepki göstermiş, bu esnada toplantı bitmiş olduğu için de ayağa kalkarak salondan ayrılmıştır.

Adı geçenin, Sayın Başbakan’ın üzerine yürüdüğünü beyan etmesi tamamen gerçek dışı ve hayal mahsulüdür.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.                            

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Genel Başkan Yardımcısı
Parti Sözcüsü

“29 Haziran 2012 tarihinde Hatay'ın Dörtyol ilçesinde, Hatay milletvekillerimizden Hacı Bayram Türkoğlu'nun oğlu İstemi Kağan Türkoğlu'nun da adının karıştığı bir olay meydana gelmiş ve olay savcılığa intikâl etmiştir.

Savcılık, davalı olan bazı polis memurlarının, müştekî İstemi Kağan Türkoğlu ve Ömer Uzun tarafından teşhis edilmesini talep etmiştir.

Kimin haklı kimin haksız olduğuna elbette ki bağımsız yargı karar verecektir. Ancak teşhis  amaçlı olsa da bazı emniyet mensuplarının basına yansıyan görüntülerde olduğu gibi bir muameleye maruz kalmasını parti olarak asla tasvip etmediğimizi, Hatay  Valiliği’nin konu ile ilgili soruşturma açmasını yerinde bulduğumuzu kamuoyuna saygıyla arz ederiz.”  

Doç. Dr. Hüseyin Çelik 

AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı

Parti Sözcüsü

AK Parti Geenel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, bir medya organına verdiği demeçle ilgili açıklamalarda bulundu.

Çelik yazılı açıklamasında şunları söyledi:

Gazeteci Sayın Ömer Şahin’e verdiğim bir mülakat, bugünkü Radikal Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Ancak gazete şahsıma ait olan bazı görüşleri ve temennileri, sanki bir hükümet eylem planıymış gibi veya parti kurullarında görüşülen ve karara bağlanan bazı hususların açıklanmasıymış gibi yansıtmaktadır.
 
İleri demokratik standartların gereği olarak, sivil asker ilişkileri ve ordumuzun konumu bağlamında yaptığım açıklamalar içerisinde “Ege Ordusunun kaldırılması” gibi bir ifade yer almamaktadır. Gazetenin bu iddiası, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kaç ordu komutanlığından oluşacağı ve bu komutanlıkların nerede konuşlanacağı gözden geçirilmelidir” ifadesinden yola çıkılarak gazete tarafından yapılmış bir yorumdur.

Türkiye, 2023 vizyonunun gereği olarak, elbette ki medeni ve kalkınmış ülkelerde sivil ve asker ilişkileri, orduların konumu neyse bu standartlara kavuşmalıdır.

Sözü edilen 15 madde AK PARTi’nin kurumsal kimliği tarafından tartışılmış ve hükümete önerilmiş 15 madde olmadığı gibi; bu konular, hükümet tarafından karara bağlanmış bir eylem planı da değildir.

Bütün bu meseleler, Türkiye’nin demokratikleşmesi bağlamında hep konuşulan, üzerinde yazılıp çizilen konulardır. Ben de bir milletvekili olarak, bu konular üzerinde kafa yoran birisi olarak bunları tartışmaya açıyorum. Bu ve benzeri hususlar,  Türkiye’de artık tabu olmaktan çıkmıştır. Türkiye, artık bütün bu konuları medeni ölçüler içerisinde sükûnetle ve sağduyuyla tartışabilecek fikri olgunluğa sahiptir.

Kamuoyunun adı geçen gazetedeki haberi bu açıklamalarım doğrultusunda değerlendirmesini rica ederim.


Doç. Dr. Çelik: “Türkleri Sorumlu Tutmak Kabul Edilebilir Bir şey Değil”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Libya’da olup bitenlerden Türkleri sorumlu tutmanın kesinlikle kabul edilebilecek bir şey olmadığını söyledi.

Çelik, AK PARTi MKYK Toplantısı’nın ardından düzenlediği basın toplantısında değerlendirmelerin ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Hüseyin Çelik ”Libya’da yaşananların ardından Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin oğlu, yaşananlardan Türkleri de sorumlu tuttu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

”Sayın Cumhurbaşkanımızın da bir açıklaması oldu. Bu güne kadar Libya’da ekonomik faaliyetler dolayısıyla, müteşebbis olarak giden, orada çalışan hiç bir vatandaşımızın Libya’nın iç işlerine karıştığı veya oradaki olaylar içinde yer aldığı kesinlikle tespit edilememiştir. Bizim, başkasının işine karışmak gibi bir niyetimiz olmadı, bundan sonra da olmaz, vatandaşlarımızı da özellikle bundan alıkoymaya çalışıyoruz. Orada olup bitenlerden Türkleri sorumlu tutmak kesinlikle kabul edilebilecek bir şey değildir. Sayın Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin yaptığı açıklamada daha çok tarihe bir atıf var. Tarihte Osmanlılar asırlarca Libya’da bulundular, Libya’nın fatihleri olarak bulundular. Daha sonra arkasından İtalyanlar’ın hakimiyeti geldi. Buraya atıfta bulunarak bugün Libya’nın Libyalılara ait olduğunu ifade ediyor ama eğer bu formatta söylenmiş bir sözse bu talihsiz bir beyandır. Libya dost ve kardeş bir ülkedir, halkı Türk halkına büyük sevgi ve sempati duyan bir halktır. Biz de onlara büyük sevgi ve sempati ile bakarız. Onların bu süreci, en az zararla geçirmesini temenni ediyoruz. Biz, demokratik standartlar, evrensel hukuk prensipleri, evrensel hukuk prensipleri, insan hak ve özgürlükleri konusunda şu veya bu ülke arasında bir farlılık gözetmeyiz. Bu konudaki bakışımız ve duruşumuz evrensel bir duruş ve bakış açısıdır. Her ülkenin farklı bir yapısı ve her ülkede olup bitenlerin de farklı şartları vardır. Bu şartlar ve yapı göz önünde bulundurularak hareket edilmelidir. Türk Hükümetinin de hareket tarzı budur.”

“12 Martta büyük ihtimalle süreç başlamış olacak”

Çelik, ”12 Haziranda yapılması düşünülen milletvekili genel seçimi takvimiyle ilgili sürecin sorulması üzerine” şu değerlendirmeyi yaptı:

”Daha önceki örneklere bakılarak bu konuda bir karar alınabilir veya bir kanun çıkarılabilir. Ama büyük ihtimalle TBMM’nin kararı olarak bu seçim kararı alınacaktır. Mart ayının başında bu karar alınacak ama 12 Martta seçim takviminin işleyeceği şekilde bir karar alınacaktır. Bu konuda grup başkanvekillerimiz gerekli hazırlıklarını yapmıştır. En geç 2 Martta bu karar alınmış olacak ve 12 Martta büyük ihtimalle süreç başlamış olacaktır. 90 günlük süreç çalışacağına göre, 12 Haziranda milletvekilliği genel seçimi yapılmış olacaktır.”

Bir gazetecinin kendisinin de Vanlı olduğunu anımsatarak, ‘Vanlı’lar, Van gölüne, ‘Van denizi’ der mi demez mi?” sorusuna da Çelik, ”Vanlılar, Van gölüne ‘Van denizi’ der ama tabii haritada, coğrafyada onun nasıl yer aldığı, nasıl bulunduğu önemlidir. Dolayısıyla herkes, kendi çevresinde, yöresinde, coğrafyasında bulunanı farklı şekilde isimlendirebilir. Bu bir detaydır buna fazla takılıp kalmayalım” karşılığını verdi.

“Siz bugüne kadar herhangi bir illegal örgütün tabelasına rastladınız mı”

Çelik, bir konuya daha değinmek istediğini belirterek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ”Ergenekon nerede, ben de gidip üye olayım” sözlerini sarf ettiğini anımsattı. Bu beyanın ”talihsiz” olduğunu dile getiren Hüseyin Çelik, şöyle devam etti:

”Ergenekon avukatlığını daha önce Sayın Baykal üstlenmişti. Bir sanığın avukatı olmak, o sanıkla aynı suçu işlemek veya işlediği suçu onaylamak anlamına gelmez. Savunma hakkı kutsal bir haktır ve bütün mahkemelerde son söz savunmaya aittir. Dolayısıyla şu veya bu davanın avukatı da olabilirsiniz. Ancak gerçek avukatlıkla siyasi avukatlığı birbirine karıştırmamamız gerekiyor. Sayın Deniz Baykal, Sayın Kılıçdaroğlu veya bir başkası, milletvekili olmaz, şu anda bir siyasi olmaz, avukatlık yapar, istediği davanın avukatlığını alabilir. Ama siz siyasi partinin, anamuhalefet partisinin avukatı olduğunuzu ilan ederseniz buna ‘siyasi avukatlık’ denir. Siz, o davayı siyasallaştırmış olursunuz. Bunun da kabul edilebilir yanı yoktur ama kendisi, bir kademe ileriye taşıdı. Ve ‘nerededir ben gidip üye olayım’ dedi. Sormak istiyorum; siz bugüne kadar herhangi bir illegal örgütün tabelasına rastladınız mı, telefon numarasına rastladınız mı, basılı evrakına rastlandınız mı, adresine rastladınız mı? Hangi illegal örgütün şurada genel merkezi, şurada şubeleri bulunmaktadır, şurada tabelaları bulunmaktadır? Dolayısıyla şu ifade bile başlı başına talihsiz bir ifade olmuştur. Kendisi bunları söyleyen bir lider.”

CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun Sivas olaylarıyla ilgili olarak da Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın avukatlık yaptığı döneme ilişkin sözleriyle ilgili olarak da Çelik, ”Bu da talihsiz bir yaklaşımdır. Sayın Hayati Yazıcı fiili olarak avukatlık yaparken yani mesleğini icra ederken oradaki bazı sanıkların avukatlığını yapmıştır. Mesele bundan ibarettir. Savunma hakkı kutsal bir haktır. Sayın Hayati Yazıcı’nın orada avukatlık yapmış olması Sivas’ta olup bitenleri onayladığı anlamına gelmez” dedi. Hüseyin Çelik, Kılıçdaroğlu’nun, bir yerde Ergenekon’un adresini arıyorsa, bunu bulamayacağını belirterek, ”Ama kendisi, Ergenekon nerededir çok iyi biliyor kendisi” diye konuştu.

“Sayın Başbakan’ın kime, ne zaman ne söyleyeceği siparişlerle temin edilmez”

Çelik, bir gazetecinin, ”CHP, Başbakan’ın Libya konusunda açıklama yapmamasını Kaddafi ödülünü almasına bağladı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ödülün iadesi gündeme gelebilir mi? Sayın Başbakan Mısır konusunda net açıklamalarda bulundu, Libya ile ilgili de benzer bir çağrı yapacak mı? Yoksa oradaki Türklerin sayısının çok olması mı buna engel?” sorusu üzerine de şu değerlendirmeyi yaptı:

”Benim yaptığım açıklamaları kaçırmış olmalısınız. Meddah 3 gün 3 gece Zaloğlu Rüstem’in kahramanlıklarını anlatmış, kendisini dinleyenlerden biri ‘her şeyi anladım ama bu Zaloğlu Rüstem erkek mi kadın mı?’ diye sormuş. 25 bin vatandaşımız orada, onların can ve mal emniyeti bizim milli menfaatlerimiz, Libya halkının menfaatleri, huzur ve barış içinde olması bizim önceliğimizdir. Sayın Başbakan’ın kime, ne zaman ne söyleyeceği ve nasıl hitap edeceği siparişlerle temin edilmez. Devlet yönetimi milli menfaatleri gözetmeyi gerektirir. Herhalde bu sözlerim size çok şey anlatmış olmalı. Onun için ‘Sayın Başbakan şunu yapacak mı, yapmayacak mı’ şeklinde, bir ülke için olan, bir toplum için olan şeyi illa da diğerine uyarlamak gibi huyumuzdan vazgeçmeliyiz. Ama biz, insan hakkının her yerde insan hakkı olduğunu düşünüyoruz. İnsan hak ve özgürlükleri her yerde insan hak ve özgürlüğüdür. Dünyanın neresinde olursa olsun halklar kendi geleceklerini tayin etme hakkına sahip olmalıdırlar. Buradaki duruşumuz evrensel bir duruştur, söylemimiz de evrensel bir duruştur. Bu sözlerimden sonra arif olanlar gereğini almıştır. Ariflere fazla tarife gerek yok.”

Bir gazetecinin, ”Kaddafi ödülü ile ilgili” sözleri üzerine de Çelik, ”Söyledim işte… Olması gerekeni söyledim” karşılığını verdi.

Hafta sonunda tutuklu subayların eşlerinin Anıtkabir’i ziyaretiyle ilgili soru üzerine de Çelik, ”Hukuk dışına taşmamak kaydıyla yasaların belirlediği çerçevede hareket etmek kaydıyla, insanlar kendi tepkilerini, insanlar taleplerini şu veya bu şekilde dile getirebilirler” dedi. Çelik, demokratik bir hukuk devletinde bunların yolunun açık olduğunu ifade ederek, ”İllegal bir harekete meyil etmemek şartıyla kaba kuvvete başvurmamak kaydıyla insanların tepki ve taleplerini bir şekilde dile getirebileceklerini” söyledi.

21.02.2011


Doç. Dr. Çelik: “Süheyl Batum’un Sözleri CHP’nin Tarihi Misyonunun Bir Dışavurumu”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Genelkurmay Başkanlığının bugün yaptığı açıklamayla ilgili olarak, ”Burada adeta bir denge politikası yapılmış. Bir taraftan bir CHP’linin söylediği ipe sapa gelmez ifadelere tepki gösterirken, bu ipe sapa gelmez ifadelere tepki gösteren AK PARTililerin de bu kapsama dahil edilmiş olmasını doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum” dedi. Çelik, ayrıca Süheyl Batum’un sözlerinin CHP’nin tarihi misyonunun bir dışavurumu olduğunu belirterek, “Eğer ordu topluma ve siyasete vesayet ederse, eğer ordu muhtıra verirse, eğer ordu darbe yaparsa veya darbeye teşebbüs ederse Sayın Süheyl Batum ve onun gibi düşünenler bu orduyu sevecekler, TSK’yı sevecekler. O zaman TSK’nın mensuplarını kahramanlar olarak görecekler” diye konuştu. Çelik, düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, TBMM’nin olası gündemi ile ilgili bilgi verdi. TBMM’nin seçime kadar gündeminin yoğun olduğunu kaydeden Çelik, TBMM’nin milletvekili adaylıkları belli olduktan sonra da bir süre çalışacağının tahmin edildiğini belirterek, CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’un Türk Silahlı Kuvvetleri konusunda yaptığı açıklamaya değindi. Hüseyin Çelik, şöyle konuştu:

”Bu söylemi, bu ithamı çok çirkin bulduğumuzu, bir siyasiye yakışmadığını, bir anayasa profesörüne bunun yakışmadığını ifade etmek isterim. Bizim bir kere ordumuzun ABD tarafından şekillendirildiğini ifade ediyor. ABD’nin bizim ordumuzun içini boşalttığını söylüyor, içini oyduğunu söylüyor. Kim bizim ordumuzu yıkmış, nasıl yıkmış, nasıl kağıttan bir kaplanmış bunu kamuoyuna ferasetini havale ediyorum. Bu söylem kabul edilebilecek bir söylem değildir. Peki bunu niçin söylüyor? Aslında Sayın Batum’un sözleri CHP’nin tarihi misyonunun bir dışavurumudur. Eğer ordu topluma ve siyasete vesayet ederse, eğer ordu muhtıra verirse, eğer ordu darbe yaparsa veya darbeye teşebbüs ederse Sayın Süheyl Batum ve onun gibi düşünenler bu orduyu sevecekler, TSK’yı sevecekler. O zaman TSK’nın mensuplarını kahramanlar olarak görecekler. Ama ordu kendi görevine çekilirse, TSK’nın yayınladığı basın bildirisinde de ifade edildiği gibi ‘sadece güvenlik alanındaki görevlerini en iyi şekilde yerine getirme gayreti içinde olan TSK’nın siyasi tartışmalara konu edilmesi ne ülkemize ne de herhangi bir siyasi görüşe fayda sağlayacaktır’ şeklinde TSK’nın bir tepkisi var. Sadece güvenlik görevi üstlenen, bizim sınırlarımızı koruyan, görev verildiği zaman içerde güvenliği sağlamaya destek ve yardımcı olan TSK’yı ille de siyasetin içine çekmek, ona siyasi vesayet görevi yüklemek ve geçmişteki bazı maalesef yanlışları ve alışkanlıkları tekrar TSK içinde görmek arzusu ne yazık ki CHP’nin tarihi misyonuna uyan bir anlayıştır. Sayın Süheyl Batum da bunu dile getirmiştir.”

“Kimsenin kimseyi yıktığı yok”

Süheyl Batum’a, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer partililerden çok daha farklı tepkilerin gelmesini beklediğini ve olması gerekenin de bu olduğunu belirten Çelik, ancak bu konuda parti içinden bir tepki gösterilmediğini ifade etti. Hüseyin Çelik, şöyle devam etti:

”Bu tepki gösterilmediğine göre veya gösterilemediğine göre o zaman CHP kurumsal olarak bu görüşleri benimsemiştir. TSK’nın basın açıklamasında iki siyasi partinin mensuplarının yaptığı açıklamalardan bahsediyor. Bir siyasi parti, ki bu CHP’dir. Kimsenin kimseyi yıktığı yok. Demokratik bir ülkede TSK da polis teşkilatı da istihbarat güçleri de bütün silahlı güçler millet adına siyasi iradenin emrindedir. Halkının emrindedir. Halkının ona yüklediği görevleri yerine getirir. Siyasi irade, siyasi iktidarlar halktan aldıkları yetkiyi kullandıkları zaman ancak meşru olurlar. Ancak siyasi irade bu meşruiyeti üzerinde taşıdığı sürece TSK ve polise talimat verir ve halk adına bu görevlerini yapmalarını sağlar. Onlara da yasalarla, Anayasa ile biçilmiş olan görevler vardır. Kendi görevlerinin bilincinde olan dünyanın bütün çağdaş orduları bu sınırda kalırlar. CHP bu durumdan hoşlanmıyor bunu benimsemiyor. AK PARTili arkadaşlarımızın yaptığı açıklamalarda, CHP’nin bu tavrı kınanıyor. Yapılan basın açıklamasında sanki iki türlü açıklama yapılmış da siyasete alet edilmiş gibi bir ifade vardır. Bu ifadeleri de doğru bulmadığımızı ifade etmek isterim. Burada adeta bir denge politikası yapılmış. Bir taraftan bir CHP’linin söylediği ipe sapa gelmez ifadelere tepki gösterirken, bu ipe sapa gelmez ifadelere tepki gösteren AK PARTililerin de bu kapsama dahil edilmiş olmasını doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.”

”Mısır’daki insanlar kendi CHP’si ile hesaplaşıyor”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Hüseyin Çelik, seçmenlerin bakış açısı ile ilgili anket konusunda sorulan bir soru üzerine şöyle konuştu:

”Bizim ülkemizde hiçbir insanın hayat tarzına müdahale edilmediği gibi hiçbir insana da yaşam biçimi ve hayat tarzı dayatmıyoruz. Burası demokratik, laik bir ülkedir. İnsanlar kendi hayat tarzlarını kendileri benimserler. İnsanlar kendi dinini kendisi seçer, mezhebini kendisi seçer. İsteyen ibadetini yapar, isteyen yapmaz. İsteyen öyle giyinir, isteyen böyle giyinir. İsteyen öyle eğlenir, isteyen böyle eğlenir. Türkiye’de hepimizin de karşılaştığı, gördüğü, şahit olduğu gibi bu konuda bir sıkıntı bir kısıtlama söz konusu değildir. Nitekim ankette yüzde 86 insanın da ‘benim hayat tarzıma böyle bir müdahale yoktur’ diye beyanda bulunması da bunun bir göstergesidir. Ama bütün toplumlarda insanların öyle veya böyle endişeleri olabilir. Laiklikle ilgili, yaşam tarzıyla ilgili endişeleri olanlar olabildiği gibi, din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili endişeleri olan vatandaşlarımız da var. Şu veya bu meseleyle ilgili insanların endişeleri olabilir. İnsanların endişelerini medeni ölçüler içerisinde demokratik yollarla kendilerini yöneten insanlara bence ifade etmeliler. 8 yıldan beri AKP’nin ortaya koyduğu performans ve icraatlar da göstermiştir ki Türkiye’de demokratik bir yönetim vardır ama demokrasimizin eksiklikleri vardır. Bu eksiklikleri tamamlamak gibi hepimizin bir gayreti olması gerekiyor. Mısır’da, Tunus’ta bütün Ortadoğu’da herkes Türkiye’yi örnek gösteriyor, Türkiye’yi örnek alıyor. Türkiye’de olup bitenler etrafımızdaki insanlar için ilham kaynağı oluyor. Bazı kerameti kendinden menkul köşe yazarları aynı şeylerin Türkiye’de de olabileceği imasında bulunuyorlar. Esasen oralarda olan şeyler jakoben, dayatmacı devlet anlayışına karşı halkın isyanıdır, halkın baş kaldırmasıdır. Yani Mısır’daki insanlar kendi CHP’si ile hesaplaşıyor, kendi dayatmacı ideolojik dayatma içinde olan devleti ile hesaplaşıyor. Türkiye bunu demokratik yollarla yapıyor.”

Çelik, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in CHP’ye yaptığı ziyaret konusunda sorulan bir soru üzerine, ”Bildiğim kadarıyla bu bir son dakika ziyareti değil, önceden tasarlanmış bir iade-i ziyarettir. Bunu normal karşılıyoruz. Bunda bir anormallik yok. Nitekim yapılan açıklamalar da bu yöndedir” dedi.

07.02.2011


Doç. Dr. Çelik: “AK PARTi Hesapları Açık ve Şeffaftır”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Torba Kanun’un 183’üncü maddesinde yer alan düzenlemeyle ilgili açıklamalarına ilişkin, ”CHP’de her kafadan ses çıkıyor, kimse ne yaptığını bilmiyor derken CHP’li dostlarımız rahatsız oluyorlar. CHP’de orkestra şefi maharetli değil derken rahatsız oluyorlar. Kendi arkadaşlarınız bu düzenlemeyi (Torba Kanun’un 183. maddesi) yapmış. Siz çıkıp da bunu grup toplantınızda bu şekilde, AK PARTi’nin bir suçuymuş gibi anlattığınızda sizin samimiyetinize inanırlar mı? AK PARTi hesapları ve harcamaları açık ve şeffaftır” dedi.

Çelik, AK PARTi Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dile getirdiği bazı iddialarla ilgili açıklamalarda bulundu.

“Bunu tek kelime ile ayıplıyorum”

CHP’lilerce, AK PARTi’nin harcamalarıyla ilgili bazı iddialar dile getirildiğini anımsatan Çelik, şunları kaydetti:

”Partilerin hesaplarını Anayasa Mahkemesi inceler. Mahkemenin, 2010 yılı kesin hesap incelemelerine göre, AK PARTi’yle ilgili 5 yıl için ‘uygun görülmeyen’ harcama tutarı 63 bin TL’dir. Uygun görülmeyen harcamalar nelerdir? ‘Parti adına değil, kişiler adına düzenlenen belgeler var.’ deniliyor. O da nedir? Bir arkadaşımız, bir genel başkan yardımcımız, bir milletvekilimiz, bir MYK üyemiz, bir ile gitmiş. Uçak bileti almış. Uçak bileti parti adına değil de şahıs adına kesilmiş. Anayasa Mahkemesi diyor ki ‘Hayır, parti adına kesilmesi lazım. Bunu kabul etmiyorum.’ Otelde kalmış, fatura parti adına değil de şahsı adına kesilmiş. Burada yapılan yolsuz bir harcama söz konusu değil. Fatura kaybolmuş, faturanın noter tasdikli sureti verilmiş. Anayasa Mahkemesi diyor ki ‘Hayır, aslını istiyorum.’ Bunu uygunsuz harcama olarak görüyor. Bu tür harcamalardır. Sayın Kılıçdaroğlu, AK PARTililer sanki tonlarca parfüm almış, bütün bu parfümleri de Sayın Başbakan sabah akşam sıkmış gibi bir açıklama yaptı. Bu tek kelime ile ayıp. Sayın Kılıçdaroğlu’na kelimeleri öğretmek istiyorum.

Fransızca ‘Parfümeri’ kelimesine ‘Itriyat’ denilirdi. ‘Itriyat’ veya ‘parfümeri’ sadece parfüm manasında değil, parfümeri, kozmetik olarak da geçer. Bizim genel merkezde makyözümüz var, berberimiz var. Buralara alınan spreyden tutun da aklınıza gelecek ne kadar makyaj malzemesi, parfümeri malzemesi varsa tüm bunların toplamı, ne kadar biliyor musunuz? 5 yılda, toplam 2 bin 768 TL. Yılda 500 TL. Şimdi sanki, sabah akşam kendi özel bakımlarını partiye yaptırıyorlarmış, Başbakan veya buradaki partililer yapıyormuş gibi çıkıp bunu grup toplantınızda anlatacaksınız veya burada AK PARTililer’in uygunsuz, yolsuz bir harcama yaptıklarını söyleyeceksiniz, ima edeceksiniz. Bunu tek kelime ile ayıplıyorum.”

AK PARTi’nin 63 binine karşın CHP’nin harcaması 1 milyon 35 bin TL”

Çelik, CHP’nin, uygun görülmeyen harcamalarıyla ilgili ise, ”CHP’liler yemeğe gitmişler, garsona bahşiş vermişler. Onu gider göstermişler. Resmi gazetede geçer. 16.12.2010’daki resmi gazetede AK PARTi ve CHP’nin harcamalarını göreceksiniz. Başka ne var? Tahrifatla ödenmesi gereken tutarlarda fazla ödeme yapmak, evrak sahteciliği yapmak. AK PARTi’nin 63 binine karşın CHP’nin harcaması 1 milyon 35 bin TL. Başka ne var? Mükerrer gider kaydı var. Yapılan harcamayı tekrar tekrar yapılmış gibi göstermek. Halk TV’nin kendisinin yapması gereken ödemeleri CHP’nin parasından yapmak. Bu da 236 milyon TL tutarında” diye konuştu.

”CHP’de her kafadan ses çıkıyor, kimse ne yaptığını bilmiyor derken CHP’li dostlarımız rahatsız oluyorlar”

Çelik, Torba Kanun’un 183. maddesinin 3. fıkrasında yer alan ”Siyasi partiler amaçlarına ulaşmak için siyasi faaliyet kapsamında her türlü harcamayı yapabilir”şeklindeki düzenlemeyle ilgili, Kılıçdaroğlu’nun, ”Torba Kanun’a bir madde daha eklediler. İstedikleri gibi harcama yapabilirler, parfüm alacaklar ya ondan” diye açıklamada bulunduğunu belirtti. Bu düzenlemeye ilişkin talebin CHP’den geldiğini savunan Çelik, düzenlemenin CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Edip Uğur, CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek tarafından birlikte formüle edildiğini söyledi. Çelik, ”CHP’de her kafadan ses çıkıyor, kimse ne yaptığını bilmiyor derken CHP’li dostlarımız rahatsız oluyorlar. CHP’de orkestra şefi maharetli değil derken rahatsız oluyorlar. Kendi arkadaşlarınız bu düzenlemeyi (Torba Kanun’un 183. maddesi) yapmış. Siz çıkıp da bunu grup toplantınızda bu şekilde, AK PARTi’nin bir suçuymuş gibi anlattığınızda sizin samimiyetinize inanırlar mı? AK PARTi hesapları ve harcamaları açık ve şeffaftır” açıklamasında bulundu.

02.02.2011


AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Çelik:


“Ergenekon’un Kazdığı Çukurlara Gömdüğünüz Delilleriniz Varsa, Hepsini Çıkarın”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Kayseri’deki yolsuzluk iddialarına ilişkin olarak, ”Ben diyorum ki; kasanızda bir defter varsa, belge varsa, Ergenekon’un kazdığı çukurlara gömdüğünüz başka delilleriniz varsa, hepsini çıkarın” dedi. Çelik, AK PARTi Siyaset Akademisi Programına katılmak için gittiği Kayseri’de, AK PARTi İl Teşkilatı’nı ziyaret etti. Çelik, burada düzenlediği basın toplantısında, Kayseri’deki yolsuzluk iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kayseri’nin ”bozkırın ortasında, Anadolu’nun göbeğinde bir başarı hikayesi” olduğunu ifade eden Çelik, ”Kayseri’nin şehircilikte, mimaride,özelikle marka bir şehir oluşturmadaki performansı, sadece Türkiye’de değil, dünyada da övünebileceğimiz bir örnektir. Başta Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere, ilçe belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz, bakanlarımız, Ankara siyaseti, yereldeki yönetim, mülki idare ahenk içinde çalışıyorlar. Birçok ilin Kayseri’nin bu başarı örneğinden büyük dersler çıkarması gerekiyor” diye konuştu. Çelik, kentteki yatırımlar hakkında da bilgiler vererek, şöyle devam etti:

”Böyle başarılı bir şehre, bu kadar güzelliklerin paylaşıldığı şehre, bir yafta vurmaya çalışıyorsunuz, iftira atıyorsunuz; tam bir yalan rüzgarı. Herhalde CHP’li arkadaşlarımız ‘Yalan Rüzgarı’ dizisinden çok etkilenmiş olmalılar. Bakın önce Sayın Kılıçdaroğlu dedi ki ’26 sayfalık iddianame kayıp’. Son açıklamasında diyor ki ’emniyette’. 17 kişilik çeteden bahsediyor. Büyükşehir Belediye Başkanımız diyor ki ’17 kişilik çete değil, Hacı Ali Hamurcu 50 kişinin adını vermiş’. Bu da tutmadı. Bu sefer dedi ki ‘Avukat Yakup Erikel’in Kayseri’ye geldiğinde otel parasını Büyükşehir ödedi’, o da yalan çıktı. ‘Efendim bir LPG istasyonuna rüşvet karşılığı ruhsat verdiler, 9 katlı, yanında da bina var, içinde market, restoran, düğün salonu var’ dedi. Bir bakıyoruz bina 2 katlı, restoran da yok, düğün salonu da yok, 9 katlı da değil; 9 kat yalan söylenmiş. Bunların hepsi fos çıktı ve Sayın Kılıçdaroğlu yalan söyleyen akıl hocaları sayesinde her seferinde Kayseri’ye tosluyor, Kayseri’deki gerçeklere tosluyor. Ertesi gün yeni bir şey icat ediyor -bugün gazetelerde de var- güya olayı kapatan savcının hanımı Büyükşehir Belediyesinde çalışıyormuş. Bakıyoruz, sayın savcının eşi Büyükşehir Belediyesinin yaptığı eğitim hizmetlerini üstlenen bir yüklenici firma var, firmanın 115 eğitmeninden birisi. Sertifikalı bir eğitmen, bin 500 lira da para alıyormuş. Eğer savcı 4-5 yıl önce bunu kapattıysa ve Büyükşehir Belediyesi tarafından mükafatlandırılacaksa 4-5 sene önce mükafatlandırılırdı. 3 ay önce işe girmiş hanımefendi.”

“Bunun adı ‘çamur atma siyasetidir”

İddiaların tutar tarafı olmadığını belirten Çelik, Kılıçdaroğlu’nun ”kişinin kimden ne kadar rüşvet aldığıyla ilgili defteri, elyazısı bizdedir, kasada saklıdır” sözünü anımsatarak, şöyle devam etti:

”Sözünü ettiği herhalde Hacı Ali Hamurcu’dur. Hacı Ali Hamurcu birilerinden rüşvet aldıysa, Büyükşehir Belediye Başkanı bunu zaten mahkemeye sevk etti, hakkında işlem yaptı ve mesele böyle çıktı ortaya. Ben şimdi buradan basın aracılığıyla Sayın Kılıçdaroğlu’na, CHP’lilere bir çağrıda bulunuyorum; insanların haysiyet ve şerefleriyle oynamayın. Elinizde sağlam deliller varken, kimseyi yolsuzlukla ve hırsızlıkla suçlamayın, bumerang gibi size geri döner. Ben diyorum ki; kasanızda bir defter varsa, belge varsa, Ergenekon’un kazdığı çukurlara gömdüğünüz başka delilleriniz varsa, hepsini çıkarın. Savcı diyor ki ‘kimde ne delil varsa bana getirsin’. CHP’liler, Sayın Kılıçdaroğlu oradan diyor ki ‘Savcının görevi delil toplamak’. Sen ‘benim kasamda’ diyorsun, zorla mı alacak? 8 yıldır AK PARTi iktidardadır ve 2004’ten beri de belediyelerin yüzde 60’ı AK PARTilidir. Eğer bildiğiniz bir yolsuzluk, usulsüzlük, kamuya zarar veren, devlet malına zarar veren, yetimin hakkını yemeye yönelik bir şey varsa, bir tespitiniz varsa, derhal mahkemelere gidin, savcılıklara teslim edin gereği yapılsın. Eğer yapmaz da sadece bunu sözlü olarak ifade ederseniz, bunun adı ‘çamur atma siyasetidir’. Duvara çamur at, tutmazsa izi kalır.”

“Nitelikli dolandırıcılıktan, resmi evrakta sahtecilikten yargılanan arkadaşlarına baksın”

”Sayın Kılıçdaroğlu ille de yolsuzluk, ille de usulsüzlük arıyorsa, yakınına, en yakınındakilere baksın, nitelikli dolandırıcılıktan yargılanan arkadaşlarına baksın, resmi evrakta sahtecilikten yargılanan arkadaşlarına baksın” diyen Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Bu da yakında ortaya çıkacak, göreceksiniz. Onun için tekrar altını çiziyorum, temiz siyaset tamam, rekabetçi siyaset, sonuna kadar, rekabet dürüstlük gerektirir, rekabet nezaket gerektirir. Şimdi siz AK PARTi’nin Büyükşehir Belediye Başkanını, onun çalışma arkadaşlarını, camiamızı bir yalan rüzgarı ile lekelemeye çalışacaksınız; kamuoyu bunlara inanmıyor ve kanmıyor. Buyurun, sıfır, baştan delillerinizi götürün adliyeye, savcılıklara, yeniden, baştan yargılama yapılsın. Kimin ne suçu varsa, kimin ne ihmali kusuru varsa bu ortaya çıksın. ‘Efendim niye mülkiye müfettişleri buraya gelmemiş?’ Biliyorsunuz idari suçlarla ilgili olarak valilikten muhakkik tayin edilir. Bir vali muavini bunu incelemiş, incelemeden sonra bir suç unsuru bulursanız o zaman bakanlıktan müfettiş istersiniz ve gelin bunun üzerine gidin dersiniz. Böyle bir şey bulunmamış. Savcının hanımını belediyede çalışmakla suçluyorsunuz, diyorsunuz ki ‘şeytan üçgenin de o da var’. Mülkiye müfettişi de İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Senin lehine, senin istediğin gibi bir rapor çıkmayınca ‘o da hükümetin emrindedir’ diyeceksin. Bütün alem, bütün dünya, bütün denetim mekanizmaları yolsuzluk ve usulsüzlük içinde de siz sağlam mısınız. Bu yaklaşım kabul edilebilir bir yaklaşım değil.”

Çelik, yurt dışına gidildiğinde Türkiye’nin imajının daha yakından görüldüğünü ve hissedildiğini ifade ederek, ”bütün dünya Türkiye’yi takdir ederken, Kılıçdaroğlu’nun uçuk kaçık vaatlerle iktidara gelebilmek için her türlü vasıtayı meşru kabul ettiğini” ifade etti. Kayseri’ye her gelişinde güzelliklere tanık olduğunu ancak bunu görebilmek için de göz olması gerektiğini dile getiren Çelik, ”Kayseri gibi bir şehirde, şehri ortasından ikiye bölen bir nehir var. Sayın Özhaseki gibi de başarılı bir belediye başkanı var. Belediye Başkanı, nehirden karşıdan karşıya geçerken suyun üzerine basa basa geçiyor. Sayın Kılıçdaroğlu gibi bazıları da onu halkın gözünden düşürmek için ‘bakın başkanınız yüzme bile bilmiyor’ diyorlarmış. Kronik muhalif olmak budur. Siz iyiyi takdir ederseniz, bir şeye karşı çıktığınızda da inandırıcılığınız olur. Kayserilinin ak ve pak yüzüne birilerinin kara çalması operasyonunun tutmayacağını ve CHP’nin bundan önceki bütün iddialarında olduğu gibi bu iddiada da gerçeğe tosladığını, hakikate tosladığını, başarıya tosladığını ve halkın mahşeri vicdanında mahkumiyet gibi bir engelle karşılaştığını ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

31.12.2010

GAZİANTEP

SOSYAL MEDYA

302Subscribers+1
1,054,132FollowersFollow