Açıklamalar


AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Çelik:

“24 Saat Size Süre Veriyoruz, Bütün Aleme İlan Etmezseniz Sizi Namert, İftiracı İlan Edeceğiz”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç Dr. Hüseyin Çelik, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan Erdoğan ile ilgili ”Senin mali sicilin bozuk, elimde belgeler var” dediğini ve ”Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde bir bankada havuz hesabı açtırarak, belediye şirketlerinden para aktardığına” dair iddiada bulunduğunu belirten Çelik, CHP liderine, ”Eğer bunu ispat edecek elinizde iddia varsa, 24 saat size süre veriyoruz bunu Cumhuriyet savcılıklarına teslim etmez veya bunu çıkıp televizyonlarda bütün aleme ilan etmezseniz sizi namert, iftiracı ilan edeceğiz” dedi. Çelik ayrıca, iddialarda bulunan Kılıçdaroğlu’na, ”CHP ile ilgili de bir ahlaksız video sızmıştı. Sayın Kılıçdaroğlu, bu video sizi genel başkanlığa taşıyabilir ama Wikileaks belgeleri de bu çirkin üslubunuz da bu karalamalarınız da bu hakaretleriniz de sizi başbakanlığa, CHP’yi de iktidara taşımaz” dedi.

Çelik, AK PARTi Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin AK PARTi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili eleştirilerine yanıt verdi. Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan Erdoğan ile ilgili ”Senin mali sicilin bozuk, elimde belgeler var” dediğini ve ”Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde bir bankada havuz hesabı açtırarak, belediye şirketlerinden para aktardığına” dair iddiada bulunduğunu belirten Çelik, CHP liderine, ”Eğer bunu ispat edecek elinizde iddia varsa, 24 saat size süre veriyoruz bunu Cumhuriyet savcılıklarına teslim etmez veya bunu çıkıp televizyonlarda bütün aleme ilan etmezseniz sizi namert, iftiracı ilan edeceğiz” dedi. Çelik, Kılıçdaroğlu’nun bu iddialarının 9 Nisan 1999’da dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır’ın Başbakanlık, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıya dayandığını; yazıda, ”Belediyeye bağlı şirketlerin seçim çalışmaları nedeniyle Refah Partisine para aktardığı, bundan da Belediye Başkanı Erdoğan’ın haberdar olduğuna dair duyum alındığının” belirtildiğini aktardı. Çelik, o dönemde iddiaların araştırıldığını ve ispat edilemediğini kaydetti. Bu iddiaların 2003’te dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından da dile getirildiğini anlatan Çelik, ”Bu iddiaları son 4 yıldır hiçbir savcı gündeme getirmedi de siz neden o zamandan bu yana belgeleri ortaya koymadınız. Buna çamur atma, iftira siyaseti denir. Kılıçdaroğlu bunu hep yapıyor. Kılıçdaroğlu, doğru formatında yalanı çok iyi beceren bir siyasetçidir” diye konuştu. CHP’nin, camilerin inşasında yolsuzluk yapıldığıyla ilgili iddialarını hatırlatan Çelik, camiler konusunda CHP’nin dosyalar dolusu sabıkası olduğunu söyledi. ”Elimde CHP’nin yok ettiği camilerin AK PARTi tarafından yeniden yapıldığına dair belgeler var” diyen Çelik, belgeleri basın mensuplarına gösterdi.

“Tweet’ini sevsinler”

Çelik, Kılıçdaroğlu’nun, TBMM önünde eylem yapan öğrencilerle ilgili ”Hırsızlık yapsa içeri girer, hayali ihracat yapsa AKP’den milletvekili olur” şeklindeki sözlerini de hatırlattı. Hüseyin Çelik, milletvekilleri hakkında 724 fezleke bulunduğunu, bunun 496’sının BDP, 125’inin AK PARTi, 71’inin CHP ve 29’unun MHP milletvekillerine ait olduğunu anlattı. Fezlekesi olan milletvekillerinin partilere oranını ise şöyle sıraladı: ”AK PARTi’nin yüzde 37, CHP’nin yüzde 70, MHP’nin yüzde 41.”

CHP milletvekilleri hakkındaki 71 dosyanın ”hakaret, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, tehdit, kasten yaralama, karşılıksız çek, Ergenekon silahlı örgütüne üye olmak” gibi suçları içerdiğini belirten Çelik, AK PARTi’liler hakkında bu suçlardan daha hafif suç vasıflarıyla ilgili dosyalar bulunduğunu söyledi. CHP’li bazı belediyelerdeki yolsuzluklarla ilgili açılan soruşturmaları da anımsatan Çelik, ”Yıllardır iktidara gelemediniz, iktidara gelseydiniz Türkiye’nin eti değil, kemiği de kalmazdı” diye konuştu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Wikileaks belgeleriyle ilgili yaptığı açıklamaları da eleştiren Çelik, ”ABD’li diplomatların CHP patentli, CHP malı dedikodularına Sayın Kılıçdaroğlu hemen atladı. CHP ile ilgili de bir ahlaksız video sızmıştı. Sayın Kılıçdaroğlu bu video sizi Genel Başkanlığa taşıyabilir ama Wikileaks belgeleri de, bu çirkin üslubunuz da bu karalamalarınız da bu hakaretleriniz de sizi başbakanlığa, CHP’yi de iktidara taşımaz” dedi. Hüseyin Çelik, sosyal paylaşım sitesi Twitter’da Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Erdoğan’la ilgili iletisini de eleştirerek, ”Sayın Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’a yönelik yazısı ‘senin gibi zalime’ diye başlıyor. ‘Tweet’ini sevsinler. Böyle bir şey olabilir mi? Sayın Kılıçdaroğlu, diplomatik dedikoduların üzerine atlayarak kendi ülkesine haksızlık etmiştir. Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir” şeklinde konuştu. Kılıçdaroğlu’nun ”Dersimli” olduğunu belirten Çelik, AK PARTi olarak her türlü ırkçılığı ve bölgeciliği ayaklar altına aldıklarını, Kılıçdaroğlu’nun Türk, Kürt, Alevi, Sünni, doğulu, batılı olmasının kendileri için fark etmeyeceğini söyledi. Çelik, ”Ama sayın Kılıçdaroğlu, kendisine karşı bile dürüst değil. Kendisi Dersimli, Alevi-Kürt olmasına rağmen ‘CHP içindeki geleneksel yapı beni bu halimle kabul etmez, bana tahammül edemez’ endişesi ile bir anda Türkmen oldu çıktı. İnsanların kendi kimliği ile ilgili bu kadar oportünist olması kabul edilebilir değil” diye konuştu.

“Her grup toplantısında birer küfürname, birer hakaretname okuyan bir Bahçeli ile karşılaşıyorsunuz”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaları eleştiren Çelik, Bahçeli’nin bugün gazetecilerle bir araya geldiğini belirtti. Çelik, şunları söyledi:

”Gazeteci arkadaşlarla da görüştüm Sayın Bahçeli ikili münasebetlerinde, insanlarla karşı karşıya gelip konuştuğu zaman son derece kibar, son derece beyefendi bir görüntü veriyor. Fakat grup toplantısına çıktığı zaman o metinleri kim yazıyorsa orada adeta her grup toplantısında birer küfürname, birer hakaretname okuyan bir Bahçeli ile karşılaşıyorsunuz. Sayın Bahçeli’ye buradan sesleniyorum; Bu metinlerinizi kim yazıyorsa lütfen onları değiştirin. Bu metinlerle, bu metinlerdeki ifadelerinizle, bu konuşmalarınızla insanların ikili olarak karşı karşıya geldiği Devlet Bahçeli arasında çok büyük zıtlıklar vardır ve insanlar istemeden ‘Bahçeli vardır, Bahçeli’den içeri’ demek zorunda kalıyor.”

”Kemal Türkler davasını sanki hükümet engelledi iddiasında bulunmak hezeyandır”

DİSK’in kurucu genel başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesine ilişkin davanın 30 yılı aşması üzerine zaman aşımına uğradığını anımsatan Çelik, geciken adaletin adalet olmadığını belirtti. Davanın Yargıtay’da sadece 4 yıl beklediğini belirten Çelik, ”Sizin işte o toz kondurmadığınızı mekanizmalar var ya, referandum süresince avukatlığını yaptığınız o mekanizmaları sorgulayınız. Yargı reformunu AK PARTi bunun için gündeme getiriyor, HSYK’nın yapısını değişmesini AK PARTi bunun için gündeme getiriyor” dedi. Söz konusu davanın zaman aşımına uğramasından ”büyük elem ve üzüntü” duyduklarını da ifade eden Çelik, ”Kemal Türkler davasını sanki hükümet engelledi iddiasında bulunmak hezeyandır” dedi.

“Bu iddiaların sahipleri vicdanen engellidir”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AK PARTi’nin engelliler ve kadınlar için çalışma yapmadığı iddiasında bulunduğunu belirten Çelik, bunların gerçeği yansıtmadığını söyledi. Ortopedik, zihinsel ve birçok engelin rehabilitasyonunun mümkün olduğunu vurgulayan Çelik, ”Bir çeşit engellilik vardır onun rehabilitasyonu mümkün değildir, bu da vicdanen engelli olmaktır, gönülden engelli olmaktır. Bu iddiaların sahipleri vicdanen engellidir” diye konuştu. AK PARTi döneminde Özürlüler Kanunu’nun çıkarıldığını anımsatan Çelik, özürlüler ve yakınlarına sunulan hizmetlere ilişkin bilgi verdi. Çelik şunları söyledi:

“Sayın Kılıçdaroğlu, bu iddiaların sahipleri vicdanen engellidir. Ne yapmış AK PARTi? Yıllar yılı hep eksikliği hissedilen bir Özürlüler Kanunu vardı. AK PARTi Hükümeti çıkardı bunu 2005 tarihinde. Evde annesi bir özürlü çocuğa bakıyorsa, annesinin hesabına bir asgari ücret kadar maaş yatırıyoruz. İkinci özürlü çocuğu varsa bir hanımefendinin, teyzesi bakıyorsa ona da bir asgari ücret kadar maaş veriyoruz. Ve şu anda 276 bin 786 kişi evde bakım almış vaziyette. Buna 1 yılda harcanan para ise 1 katrilyon 150 trilyon Türk Lirasıdır, 1 milyar 150 milyon Türk Lirasıdır. Şimdi bunu görmezlikten nasıl gelirsiniz, bu olmamış gözüyle nasıl bakarsınız? Öte yandan biz iktidara gelmeden önce engelli olup da işçi olarak çalışanların sayısı 10 bin 883 kişiydi. Peki şimdi ne kadar? 2009 sonu itibariyle 27 bin kişidir. Artış yüzde 200’e yakın. Memur 6 bin 103 kişiydi, şimdi 14 bin 330. Bunları nasıl görmezlikten gelirsiniz. Öte taraftan özel eğitim alan kişiler için özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri vardı eskiden. AK PARTi’ye kadar sayısı ne kadardı? Sadece 104 taneydi. Peki şimdi? 1.686 adet özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi var. 20 bin kişi eğitiliyordu, 20 bin özürlü eğitiliyordu. Şimdi kaç özürlü eğitiliyor? 216 bin 106 kişi bu rehabilitasyon merkezlerinde eğitime tabi tutuluyor ve ne yapılıyor biliyor musunuz? Özürlü bireyler evinden alınıyor, devlet tarafından taşınıyor, tekrar evine teslim ediliyor. Efendim, özürlüler için, engelliler için ne yaptınız derseniz, vergi muafiyetleri getirildi, günlük hayatlarını sürdürmeleri için kullandıkları birçok araç gereç için KDV muafiyeti getirilmiştir. Özürlü çocuğu olan anneler 5 yıl erken emekliye sevk ediliyor. Bu düzenlemeler AK PARTi Hükümeti döneminde yapılmıştır. Bunları kamuoyu çok iyi biliyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bilmediği bir şey daha var. Diyor ki Türkiye’de 9 milyon engelli var. Dünya Sağlık Örgütü bu engelliliği nasıl hesaplar biliyor musunuz? Kronik kalp hastaları, diyabetik hastalar, yani bütün şeker hastaları da bu rakama dahildir. Diyor ki Kılıçdaroğlu ‘Türkiye’de sokakta görünmüyorlar bunlar.’ Sayın Kılıçdaroğlu bu özürlü tanımına ortopedik engelli, görme engelli, işitme engelli, dilsiz, sağır dediğimiz insanlar, otistik, spastik kimleri anlıyor? Eğer Türkiye’de bu kadar 9 milyon insan olsaydı gerçekten Türkiye’nin durumu çok zor olurdu. Gerçek manada özürlülük tanımı yapılacaksa, gerçek manada eğitilmesi gereken özürlü Türkiye’de 350-400 bin civarındadır. Yani 9 milyon falan değil. Ama AK PARTi Hükümeti gerçekten insanlığın gereği olan, sosyal devletin gereği olan ne varsa bunu bugüne kadar fazlasıyla yapmıştır ve bundan sonra da yapmaya devam edecektir. Sayın Kılıçdaroğlu’nu memnun etmek için değil. Halkımızı, insanımızı memnun etmek için yapılmıştır bunlar, bundan sonra da yapılmaya devam edecektir.”

“İlk defa 2007 seçimlerinde yüzde 9’u aşan oranda TBMM’ye hanım girmiştir”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AK PARTi’nin kadınlar için de bir çalışma yapmadığı iddiasında bulunduğunu belirten Çelik şöyle devam etti:

“Bir iddia daha, biliyorsunuz 5 Aralık 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. 1935 seçimlerinde Meclis’e giren hanım sayısı yüzdesi itibariyle yüzde 4,1’dir. Bizim hanımlarla ilgili de bir şey yapmadığımızı söylüyor Cumhuriyet Halk Partililer, başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere. İlk defa 2007 seçimlerinde yüzde 9’u aşan oranda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne hanım girmiştir, 50 milletvekili vardır bunun 30’u AK PARTilidir. Oransal olarak da bu manada birinci sırada olan AK PARTi’dir. Yeterli mi? Elbette yeterli değil. Peki başka ne yapılmıştır? 2010’da yapılan Anayasa değişikliğinde, referanduma sunulan Anayasa değişikliğinde, kadınlara pozitif ayrımcılık getirilmiştir. Öte yandan 2004’te eşitlik kavramı Anayasaya girmiştir. İlk defa AK PARTi hükümetleri döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kadın ve Erkeklerde Fırsat Eşitliği Komisyonu kurulmuştur, aile mahkemeleri kurulmuştur ve aileler içerisindeki uyuşmazlıklarda evli hakimlerin davalara bakmaları sağlanmıştır, bunlar hep hanımlar lehine yapılan şeylerdir. Töre cinayetleriyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde araştırma komisyonları kurulmuştur. Bununla ilgili azami derecede tedbirler alınmıştır. İş Kanununda özellikle kadına yönelik tacizler suç kapsamına alınmıştır ve bunların cezaları artırılmıştır. Dediğim gibi çocuğu özürlü olan anne 5 yıl erken emekli olabiliyor. Ve 2000’de AK PARTi iktidara geldiği zaman okumaz, yazmaz olan kadınlarımızın oranı yüzde 19,4’tü. 2009 sonu itibariyle, ki 2010’da da anne-kız okuldayız gibi bir kampanya var benim Bakanlığım döneminde başlayan, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin himayesinde yürütülen bir okuma-yazma seferberliğidir, Yüzde 20’ye yakın okumaz, yazmaz kadın varken, 2009 sonu itibariyle bu yüzde 11’e düşürülmüştür. Şimdi bu derece çaba varken, bu kadar güzel şeyler yapılmışken efendim bir şey yapılmadı demek yanlış. 2008’de çıkarılan kadınlarla ilgili teşvik paketinde hanımların öncelikli olarak çalıştırılması hedeflenmiştir ve krize rağmen hanım istihdamında 3 puan artış meydana gelmiştir. Ben bunları sayıyorum, vicdan sahipleri bunu takdir eder. Köre şimdi gecedir demişler, ne zaman gündüz oldu ki demiş. Kör için her zaman gecedir. Arkadaşlar eğer vicdan gözünüz kapalıysa yapılan iyi şeyleri de görmezsiniz, iyi şeyleri de eleştirirsiniz ve gülünç olursunuz. Özürlüler için AK PARTi Hükümetinin neler yaptığını, kadınlarımız için neler yaptığını hepimiz çok iyi biliyoruz.”

“İsrail hükümetinden diplomatik dilde taziye bekliyoruz, özür bekliyoruz”

Bir gazetecinin Mavi Marmara gemisine yapılan saldırının ardından İsrail’in, mağdurların ailelerine 100’er bin dolar tazminat ödeme önerisinde bulunduğuna ilişkin bazı haberlerin olduğunu anımsatması üzerine Çelik, bu konuya ilişkin yabancı bir ajanstan haber geçtiğini söyledi. Bununla ilgili Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden bilgi aldığını ifade eden Çelik, konuyla ilgili sadece bir haberin olduğunu, resmi bir bilginin bulunmadığını söyledi. Saldırıya ilişkin Başbakan Erdoğan’ın birçok açıklamasının olduğunu da anımsatan Çelik, şöyle konuştu:

”Mavi Marmara ile ilgili 9 canımız gitti. İsrail hükümetinden diplomatik dilde taziye bekliyoruz, özür bekliyoruz. Ayrıca tazminat ödenmesi gerekiyor. Sayın Başbakan’ın İsrail’in kendisi ile İsrail halkı ile bir derdi yoktur. Sayın Başbakan’ın, AK PARTi’nin, Hükümet’in de Türkiye’deki Musevi vatandaşlarımızla bir problemi yoktur. Onların hepsi bizim birinci sınıf vatandaşlarımızdır. Bir tekinin kılına da halel, zarar gelmesini istemiyoruz, bu konuda çok hassasız. Bizim dünya Musevileri ile de bir derdimiz yok. Antisemitizm bizim kenarımızdan,kıyımızdan geçmez. Fakat İsrail hükümetini eleştirmek antisemitizm demek değildir. Türk hükümetini eleştirenler Türk düşmanlığı mı yapıyor? Biz Netanyahu’nun başında bulunduğu hükümetin Filistin halkına yaptığı cevr-u cefadan rahatsız olduğumuzu her vesileyle dile getiriyoruz. Bizim İsrail halkı ile bir problemimiz yok.”

09.12.2010


Doç. Dr. Çelik: “BDP İle Görüşmenin Birkaç Gün İçerisinde Gerçekleşeceğini Ümit Ediyorum”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, BDP ile görüşmenin aslında daha önce yapılması gereken bir görüşme olduğunu; ancak çeşitli sebeplerle gerçekleşmediğini belirterek, “Ben de bunun birkaç gün içerisinde gerçekleşeceğini ümit ediyorum” dedi.

Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Çelik, Bir gazetecinin, “BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın,

Diyarbakır’da gelecek birkaç gün içerisinde Hükümetle görüşmelerin gerçekleşeceğini” açıkladığını anımsatması üzerine, Hükümetin veya iktidar partisinin TBMM’de grubu bulunan bir siyasi partiyle görüşmesinin niye bu kadar olağanüstü hale getirildiğini veya algılandığını anlamakta güçlük çektiğini söyledi. BDP’nin TBMM’de grubu bulunduğunu, hatta BDP Grup Başkan vekilinin imzası olmadan danışma kurulu önerisinin dahi oluşmadığını, bütün partilerin ortak imza attıklarını dile getiren Çelik, şunları söyledi:

“Bu açıdan ilk defa yapılmış bir görüşme değil. Grup başkanvekilleri düzeyinde, genel başkan yardımcıları düzeyinde sürekli bütün siyasi partilerle görüşmeler yapılıyor. Sayın Demirtaş’ın yaptığı açıklama doğrudur. Aslında bu daha önce yapılması gereken bir görüşmeydi ama çeşitli sebeplerden dolayı gerçekleşmedi. Ben de bunun birkaç gün içerisinde gerçekleşeceğini ümit ediyorum.”

“Hukuk devletinde kim neden hoşlanmazsa hoşlanmasın, kendini mahkeme, polis, adliye yerine koyarak kendine hukuk icat edemez”

“Tophane’de bulunan bir sanat galerisinde dün akşam meydana gelen saldırıya” ilişkin soru üzerine de hem İçişleri Bakanı ile hem de İstanbul Valisi ile görüştüğünü kaydeden Çelik, şöyle devam etti:

“Mesele faili meçhul bir mesele değildir. Hem şu anda o olayın faili konumunda olan 7 kişi gözaltındadır. Bu kişiler içeri alınmıştır. İfadeleri alınmıştır, mahkemeye sevk edileceklerdir. Türkiye bir hukuk devletidir. Kim hangi yanlışı yaparsa yapsın o yaptığı yanlışın kendi yanına kar kalmaması gerekiyor. Ama mesele gerçekten anlatıldığı gibi midir, değil midir? Bunun gerçekten başka sebepleri var mıdır? Söylendiği gibi 30 kişi midir? ’30 kişi’ deniliyor gazetelerde fakat içeriye alınan fail konumunda emniyette sorgusu devam eden 7 kişidir. Konunun detaylarıyla ilgili olarak İstanbul valisinin bir açıklaması var, bunu mutlaka takip etmişsinizdir. Bir kez daha altını çizmek istiyorum hukuk devletinde kim neden hoşlanmazsa hoşlanmasın, kendini mahkeme, polis, adliye yerine koyarak kendine hukuk icat edemez. İnfaz yapamaz, kendini polis yerine, asker yerine, jandarma yerine, hakim ve savcı yerine koyamaz. Hukuk devletinde de böyle şeylere müsamaha edilemez. Gereği neyse polise intikal etmiş bir meseledir, bunun gereği yapılacaktır.”

Çelik, BDP ile Hükümetten hangi yetkilinin görüşeceği yönündeki soruya, “Hükümetten bir randevu talebinde bulunulduğuna göre, bunu Hükümet takdir edecektir. Sayın Başbakan kendi de görüşmek isteyebilir. Yardımcılarından birini de görevlendirmek isteyebilir” karşılığını verdi.

22.09.2010



Doç. Dr. Çelik: “Yoğun Göç Alan Ege ve Akdeniz Hattında Sahil Milliyetçiliği Ortaya Çıktı”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Habertürk Televizyonu’nda yayınlanan “Türkiye’nin Nabzı” programında Didem Yılmaz’ın sorularını yanıtladı. Referandum sonuçlarını değerlendiren Çelik, Akdeniz ve Ege hattındaki illerin Doğu ve Güneydoğu’dan çok fazla göç alan iller olduğunu söyleyerek, “Bu illerde özellikle göçlerle birlikte bir sahil milliyetçiliği ortaya çıktı. Bakın, klasik milliyetçi muhafazakar çizgi değil; bir sahil milliyetçiliği orada ortaya çıktı. Bu gelen göçlerden bir rahatsızlık ortaya çıktı” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Adana’da, Antalya’da, Mersin’de Akdeniz Belediyesi’ni BDP aldı. O zaman DTP’ydi, aldı. Oralarda BDP’nin de bir potansiyeli var ve özellikle maalesef bu terör örgütünün de yönlendirmesiyle orada ciddi rahatsızlık verici hadiseler meydana geliyor. MHP ve CHP sanki bunlar iktidardan kaynaklanıyormuş gibi çok kötü kullandılar. Demokratik açılım sürecinde de sanki PKK terörü AK PARTiyle birlikte başlamış, sanki demokratik açılım başlatıldı diye terör başlamış gibi, şehit cenazeleri sanki demokratik açılıma bağlıymış gibi bir propaganda yapıldı. Bu çok çirkin ve kara bir propagandaydı. Bildiğiniz gibi 1 yıl önce demokratik açılım süreci fiili olarak bir program olarak başladı; ama 1984’ten beri terör var ve şehit cenazeleri geliyor. Bir kere bu göçlerle birlikte bu illerde demografik yapı değişti, orada tabi göçlerden gelen insanlar köyleri boşaltılan insanlardı. Bunu çok iyi sosyolojik bir tahlile tabi tutmak gerekiyor. Göç eden, göçe bir manada zorlanan, insanlar şu veya bu sebepten göçe zorlanan insanlar gayri memnun insanlar olarak çoğunlukla oralara gittiler. Oralarda gettolaşmalar meydana geldi. Şimdi Mersin’e dikkat edin. Mersin’de 4 parti var; AK PARTi var, CHP var, MHP var, BDP var. AK PARTi, MHP, CHP aşağı-yukarı birbirine yakın oylar alıyor. İkinci dereceden BDP’den orada bir varlığı var. Bu sahil milliyetçiliği dediğim gibi bir manada bu demografik yapının değişmesinden dolayı duyulan bir rahatsızlığın ifadesidir.”

“AK PARTi’nin niyetiyle ilgili hala kuşkular taşıyorlarsa, onların kuşkularını gidermek bizim görevimizdir”

‘PKK’yla müzakere yapılıyor, PKK meşrulaştırılıyor, PKK terörüne göz yumuluyor, PKK’yla mücadele değil, müzakere yapılıyor’ şeklinde çok kötü ve kirli bir propaganda yapıldığını kaydeden Çelik, şunları söyledi:

“İç Anadolu’da bu bir yansıma bulmadı. İç Anadolu’daki milliyetçi insanlar daha çok muhafazakar insanlardır ve Hükümete, Sayın Başbakan’a bizim yaptıklarımıza inandılar bu insanlar. Dikkat ederseniz bu Yozgat’ta, Çorum’da, Çankırı’da, ne bileyim Kırıkkale’de, Amasya’da yansıma bulmuyor veya Aksaray’da, Niğde’de ciddi anlamda bir yansıma bulmuyor. Çünkü, buradaki insanlar muhafazakar milliyetçi gruplar AK PARTi’nin gerçek anlamda ne yapmak istediğini anladılar. Ama sahilde dediğim gibi ulusalcı bir şu anda dalga oluşturulmaya çalışıldı. Tabi ulusalcılıkla milliyetçiliği ben aynı görmüyorum. Ulusalcılık daha çok manevi sinirleri alınmış milliyetçiliktir. Ve bir şey daha var sahillerde, başından beri. AK PARTi 8. yıldır iktidardadır. İnsanların yaşam biçimi, yaşam tarzı üzerinde acaba AK PARTi’nin gizli bir niyeti var mı, bir baskı oluşturacak mı şeklinde bazı insanlar endişe ve korku pompalıyorlar. Halbuki biz de diyoruz ki insanlara, kardeşim biz 2004’ten beri mahalli idarelerde iktidardayız. 2002’ten beri de merkezi Hükümette iktidardayız. Biz kimin hayat tarzına karıştık? Biz insanlara yaşam biçimi falan dayatmıyoruz… Bu Anayasa değişiklik paketinde de insanların hayat biçimine, hayat tarzına müdahale anlamına gelebilecek bir madde değil, bir fıkra, bir kelime, bir cümle kimse gösterebilir mi? İşte bu çirkin, kara propaganda budur, yalan üzerine tesis edilmiş olan siyaset budur. Demek ki bazı insanlar da bunu satın alabiliyorlar. Dediğim gibi insanları böyle ürkütmeye, korkutmaya, sizin hayat tarzınıza müdahale edilecek, sizin yaşam biçiminize müdahale edilecek, kıyafetinize müdahale edilecek şeklinde, siz rahat istediğiniz gibi yaşayamayacaksınız şeklinde bir kötü propaganda yapıldı. Buna da demek ki inanan bir insan kitlesi var. AK PARTi’nin niyetiyle ilgili hala kuşkular taşıyorlarsa, onların kuşkularını gidermek bizim görevimizdir. Biz bir kere şunu söylüyoruz: Biz 73 milyon insanın hepsini kucaklıyoruz. Bırakın hayat tarzı şu veya bu şekilde olanlar, bakın AK PARTi Türkiye’de gayrimüslimlerle ilgili ciddi manada iyileştirmeler, açılımlar yapmıştır. Benim Yahudi vatandaşım varsa o da başı dik Türk vatandaşı olarak hayatına devam etsin. Benim Ermeni vatandaşım varsa gitsin ibadetini yapsın. Farklı dine, farklı inanca, mezhebe sahip olabilir, ama Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşı olması, vatandaşlık ödevlerini yerine getirmesi bizim için 1. sınıf makbul ve hür bir vatandaş olması için yeterlidir. Rum vatandaşlarımızla ilgili, hakeza Alevi vatandaşlarımızla ilgili, hakeza bu memleketin Kürt vatandaşlarıyla ilgili hakeza bütün bu açılımları yapan, bu ülkede biz farklı renkleriz, gökkuşağındaki renkler nasıl ki rengarenkse, birinin diğerine dönüşme mecburiyeti yoksa, o farklı renkler bir arada durunca bir güzellik unsuru oluyorsa bu toplumu da böyle görmemiz lazım.

“AK PARTi’nin oy oranı yüzde 47,6”

Oy oranlarına ilişkin son yapılan araştırmalar hakkında da bilgi veren Çelik şunları söyledi:

“Pollmark’ın yaptığı bir istatistiğe göre bizim işte bu referandum esnasındaki kampanya döneminde de Sayın Başbakanımız, bizler kendimizi halka daha iyi anlatabildik, yaptıklarımızı anlattık. AK PARTi’nin oylarında da ciddi bir yükselme oldu. Yüzde 45,5’ti. Ama şimdi ismini vermeyeyim rızasını almadığım için. Çok saygın ve bütün aşağı-yukarı kamuoyu anketleri çoğu zaman tutan bir firma bir araştırma yaptı, tabi ona araştırmayı yaptırtan firmayla bir anlaşması olduğu için yayınlanmamak kaydıyla yaptığı için, bu referandum esnasında AK PARTi’nin oy oranı yüzde 47,6’ya çıktı. Şimdi bunu öncelikle ifade edeyim. AK PARTi aslında yüzde 48’lik bir kitleyi kendisine inandırmış. Yani her sokaktaki 2 vatandaştan birisi zaten AK PARTi’ye inanıyordu. Yüzde 58’lik bir oran çıktı. Bu da Türkiye açısından çok bence anlamlı bir şey oldu. Sayın Başbakanımız, bağımsız ülkücülere de, Kürt aydınlarına da, bize şu veya bu şekilde destek veren bütün herkese, Saadet Partisine de, Büyük Birlik Partisine de, diğer bazı sol partilere de, 12 Eylül mağduru solculara da, STK’lara da, herkese teşekkür etti. Biz de ayrıca kendisine teşekkür ediyoruz, bize oy verdiyse sağ olsun.”

“Kenan Evren de hakim karşısına çıkmalı”

12 Eylül mağdurlarının referandumun hemen ertesinde 13 Eylül’de mahkemelere darbecilerin yargılanması için yaptıkları başvuruyu da değerlendiren Çelik, “Mahkemeye gidip hemen müracaat edenler biraz acele ettiler, şunun için acele ettiler. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu henüz referandum sonucunu resmen ilan etmedi. Resmen ilan etmediği için de henüz yürürlüğe girmedi. Ama diyelim ki yarın ilan ederse, bir gün sonra ilan ederse o zaman yürürlüğe girecek. Yani o insanlar biraz da sembolik olarak gidip sanırım müracaat ettiler” dedi. 12 Eylülcülerin zaman aşımından dolayı yargılanamayacağına ilişkin tartışmalara da değinen Çelik, şöyle devam etti:

“Peki, yargılanır mı 12 Eylülcüler? Biz dikkat ederseniz bu tartışmalar üzerine bir bildiri yayınladık, AK PARTi Tanıtım ve Medya Başkanlığı olarak biz bir basın açıklaması yaptık ve dedik ki; bir kere, bir; adeta darbecileri kutsayan ve onlara bir zırh giydiren bu geçici 15. madde ayıbından Türkiye’yi kurtarıyoruz, bir kere yargılanmaz hükmünü ortadan kaldırıyoruz. Geçici 15. madde olduğu sürece, kim, hangi mağdur müracaat ederse etsin, 12 Eylülcüler ve onların destekçileri, onların şürekası yargılanır mıydı? Yargılanmazdı. Peki, müruru zaman var mıdır, yani hani 30 yıl geçince zaman aşımına uğrar diyorlar ya. Peki 12 Eylül 1980, 12 Eylül 2010, 30 yıl doldu. İşte zaman aşımı var kabul edilse bile, 12 Eylülcüler bütün icraatlarını 12 Eylül 1980 günü mü yaptılar? Sonraki esas bütün iş, birçok işkence, zulüm sonraki 3 yıl içerisinde yapıldı. Böyle kabul etseniz bile, müruru zaman vardır deseniz bile bu 30 yıl dolmadı. Yani en azından 12 Eylülcüleri 3 yıllık icraatı olarak düşünürseniz 3 yıla kadar birçoğunun süresi var, onu bir kere söyleyeyim. İki; biz müruru zamanın başlamadığı kanaatindeyiz, niye başlamadı? Bir kere kum saati çevrilmemişti. Siz yargılanamaz hükmü koyduğunuz için, yargılama başlayacak ki müruru zaman söz konusu olsun. Başlamamış olan bir şeyin dolması söz konusu olabilir mi? Yani siz arabanıza petrol akıtmamışsınız, düğmeye basmamışsınız, petrol dolmadı, miadı da dolmadı, böyle bir şey olamaz. Dolayısıyla, orada süre dondurulmuştur. Yargılama başladıktan sonra ve Yüksek Seçim Kurulu bu sonuçları açıkladıktan sonra müruru zaman süreci başlar; bizim kanaatimiz bu. Peki, buna kim karar verecek? Buna yargının karar vermesi lazım. Meclis’te niye bir madde konmadı? O CHP yöntemidir. Biliyorsunuz bir kere hukuk tekniği itibariyle, kanun yapma tekniği itibariyle böyle bir şey yapma söz konusu değildir. Örneğin, şimdi şu anda sigara içmek yasaktır değil mi, yasak değil mi? Çünkü kapalı yerlerde sigara içmek yasaktır ve cezası var. Peki 5 yıl önce sigara içmek yasak mıydı kapalı yerlerde? Değildi. Şimdi siz 5 yıl önce sigara içenleri de cezalandırmak üzere bir kanun çıkarıyorsunuz, diyorsunuz ki 5 yıl önce sigara içenler de cezalandırılsın. Böyle bir şey yapamazsınız, kanunlar makabline şamil değildir, yani kanunlar çıktığı günün öncesini yargılayamaz. Ama 60 darbesini yapan çete, Demokrat Partilileri geçmişteki 10 yıl önceki, 7-8 yıl önceki icraatlarından dolayı mahkum edebilmek için bu tür kanunlar çıkardılar. Bu hukuk yapma tekniği itibariyle böyle bir şey söz konusu değildir.”

Kenan Evren’in de hakim karşısına çıkması gerektiğini ifade eden Çelik, “Herkes çıkmalı. Bu darbede katkısı olan. Sayın Evren de, 12 Eylül’de kimin dahili varsa gidip bence hesap vermesi lazım” dedi. Çelik darbecilerin yargılanmasına ilişkin olarak şöyle devam etti:

“Ben tekrar söylüyorum, zaman aşımının başlamadığını, bu sürecin başlamadığını, dolayısıyla dolmadığını ifade ediyorum. Efendim, geçmiştekileri ille de yargılamak için siz bir kanun çıkarsaydınız, bunu yargının yorumuna bırakmasaydınız şeklindeki yaklaşım, kanun yapma tekniğini, özellikle hukuk mantığını bilmeyen insanların söylediği bir şeydir. AK PARTi’nin CHP’den de farkı budur.”

15.09.2010


Doç. Dr. Çelik: “Bugün Seçim Olsa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da AK PARTi Birinci Partidir”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Habertürk Televizyonu’nda yayınlanan “Türkiye’nin Nabzı” programında Didem Yılmaz’ın sorularını yanıtladı. Çelik, referanduma ilişkin olarak BDP’nin boykot kararının tam olarak hedefine ulaşamadığını belirterek, “Doğu’da ve Güneydoğu’da 23 vilayet var. Ve aslında boykotun tam başarılı olduğu, yarım yamalak başarılı olduğu, şöyle kenarından, kıyısından geçtiği 9 vilayet var. Bunun dışındaki 14 vilayette Doğu’da ve Güneydoğu’da boykot tutmamıştır. Bugün seçim olsa, Doğu’da da, Güneydoğu’da da AK PARTi yine 1. partidir, bunu böyle değerlendirmek lazım” dedi.

BDP’nin sahip olduğu 8 belediye olduğunu hatırlatan Çelik, şunları söyledi:

“Iğdır’da ve Tunceli’de boykot tutmadı, sıfır tuttu. Bu ikisini çıkarın, kaldı 6 vilayet. Şırnak’ta ve Hakkari’de boykot tam anlamıyla başarılı oldu. Birinde yüzde 6,8 katılım, yani referanduma katılım 6,8. Yüzde 93,2 de katılım olmamış, boykot var. Şırnak’ta yüzde 22’lik bir katılım var. Bu iki sınır ilinde maalesef insanlar tehdit edilmiştir, insanlara şantaj yapılmıştır, insanlara fiziki güç kullanılmıştır ve insanlar sandık başına gönderilmemiştir. Diyarbakır, Batman, Siirt ve Van belediyeleri de DTP’nin, yani BDP’nin elinde. Bu illerde de kısmen, yani yarım yamalak diyebileceğimiz yarı yarıya bir boykotun uygulanması var ve oralarda da yarı yarıya tutmuştur. 2007 Ekim’inde yapılan referandumda Diyarbakır’da katılım yüzde 53’tür, il bazında yüzde 53’tür. Niçin? Diyelim ki yerel seçimlerde yüzde 80’dir de, milletvekili seçiminde yüzde 70’tir, niçin referandumda yüzde 53’tür? Hiçbir boykot yokken, 2007 referandumunda bir boykot var mıydı? Yoktu. Niye bu kadar düşük? Çünkü, diyelim ki mahalli seçimlerde birinin bir akrabası il genel meclis üyeliğine adaydır, birisinin belediye meclis üyeliğine adaydır, birisi belediye başkanlığına adaydır, birisi büyükşehir belediye başkanlığına adaydır, birisi muhtarlığa adaydır, çokça aday olduğu için, çok fazla adayın olmasından dolayı seçimlere ilgili her zaman daha fazladır, orada şahıslar ön plana çıkıyor. Ama referandumlarda böyle bir mecburiyet yoktur. Ve Diyarbakır’da yüzde 53’tür. Bu yüzde 53 iken 2007’de, bu boykottan dolayı yüzde 35’e, yani 17 puanlık bir düşüş var orada. Boykot yarım başarılı olmuştur. Yani Diyarbakır’da, Batman’da, Siirt’te, Van’da, hatta buraya belediyesi BDP olmayan Muş’u da ilave edebilirsiniz, Bitlis’i ilave edebilirsiniz. Bingöl’de ise ciddi manada boykot tutmamıştır.

“Van’da 220 bin kahraman insan gitmiş oyunu kullanmıştır”

Baskılara boyun eğmeyen, ben demokratik hakkımı kullanacağım diyen, medeni cesaret örneği ortaya koyan insanların gidip oyunu kullandığını ifade eden Çelik, “Van’da 220 bin kahraman insan vardır, gitmiştir oyunu kullanmıştır. 100 küsur bin, 120 bin insan Batman’da bunu yapmıştır. 200 küsur bin, 268 bin insan bunu Diyarbakır’da yapmıştır, bunu göz ardı etmemek lazım” dedi. Devletin buna neden engel olamadığı yönündeki eleştirilere de değinen Çelik, “Şimdi bayram gezmesi adı altında birisi geliyor sizin evinize ve sizi tehdit ediyor. Sizin çoluk çocuğunuz var, ben bunu gidip şikayet edersem başıma iş açılır diye susuyorsunuz. Maalesef insanlar bu şekilde sindiriliyor. Devlet sokakta gerekli güvenlik önlemlerini alıyor; ama evinden çıkmayan insana bir şey yapamazsınız” dedi.

“BDP’nin Kürt meselesiyle ilgili olarak eğer söyleyecek bir sözü varsa biz bunu her zaman dinlemeye hazırız”

Çelik, AK PARTi Hükümeti’nin PKK ile müzakere yaptığı iddialarına ilişkin olarak da şunları söyledi:

“Referandum kampanyası sırasında AK PARTi’yi kendilerince zor duruma düşürmek için birileri yine bir şey attı ortaya, işte AK PARTi Hükümeti PKK ile müzakere yapıyor. Bir PKK ileri geleninin verdiği bir beyanattan yola çıkarak böyle bir iddia ortaya atmışlardı, Sayın Bahçeli bunu dillendirdi, diğerleri bunu dillendirdi. Ama biz bir basın açıklaması yaptık. Ayrıca Sayın Başbakan meydanlarda bunu net bir şekilde ifade etti. Biz dedik ki, hiçbir zaman AK PARTi Hükümeti ve AK PARTi bir terör örgütüyle masaya oturmaz, müzakereye oturmaz. İllegal bir örgütle, illegal bir terör örgütüyle bu anlamda bir muhatap alınma söz konusu değildir ve olamaz dedik, bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: BDP, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu olan bir siyasi parti, halkın iradesine bu manada saygı duyuyoruz. Şimdi BDP’nin Kürt meselesiyle ilgili olarak, Doğu ve Güneydoğu ile ilgili olarak, Türkiye’nin diğer meseleleriyle ilgili olarak eğer söyleyecek bir sözü varsa, eğer gerçekten çözüm anlamında getirip masaya koyabileceği bir şey varsa, biz bunu her zaman dinlemeye hazırız. Çünkü onlar halkın temsilcileridir ve biz öyle görüyoruz. Ama kardeşim, siz ne diyorsunuz, buyurun gelin oturalım, konuşalım dediğiniz zaman, eğer siyasetçi siyasetçiyle konuşmayıp da siyasetçi bir terör elebaşını eğer muhatap olarak gösterirse, burada kusura bakmayın biz hiçiz demek istiyorsunuz. Yani bir siyasi parti olarak siz kendi varlığınızı inkar ediyorsunuz demektir. Bu da asla çözüme katkı sağlamaz. Bir şeyin daha altını çizmemiz gerekiyor. BDP’nin sanki Kürtlerin yegane temsilcisiymiş gibi, Türkiye’deki bütün Kürt kitlesini temsil ediyormuş gibi bir edayla, bir tarzla, bir tavırla, bir üslupla konuşması da doğru değil. Niye? Şimdi soruyorum BDP’li arkadaşlara, diyorum ki Türkiye’de ne kadar Kürt var? 20 milyon var diyorlar. Peki 20 milyon Kürt var, siz 2,4 milyon oy alıyorsunuz, her 1,5 vatandaştan biri de seçmendir. Bunu 1,5’la çarptığınız zaman, bu 3,5 milyon eder. Demek ki siz 3,5 milyonluk bir kitlenin sempatisini kazanmış olan bir Partisiniz. Peki geriye kalan 16,5 milyon nerede, eğer 20 milyon Kürt varsa, O zaman siz her 6 Kürt’ten birinin oyunu alıyorsunuz demektir. Geçtik, peki 15 milyon Kürt varsa, 5 Kürt’ten birinin oyunu alıyorsunuz demektir veya desteğini alıyorsunuz demektir. BDP yüzde 5,5-6 oy alıyor diye ve Kürtçülük üzerinden siyaset yapıyor diye Kürtlerin temsilcisi olamaz. Peki, şimdi aynı mantıkla olaya baktığımız zaman, MHP yüzde 15 oy aldı. Şimdi MHP Türkçülük üzerinden siyaset yapıyor diye, MHP’yi Türkiye’deki Türklerin temsilcisi olarak görebilir misiniz? MHP tek başına Türklerin temsilcisi değil, BDP tek başına Kürtlerin temsilcisi değil. Dolayısıyla herkesin konumunu, yerini çok iyi bilmesi gerekiyor. Peki, BDP birilerinin temsilcisi midir? Evet, Türkiye’deki 3,5 milyon insanın sempatisini kazanmış olan bir siyasi partidir. Ve bu yönüyle makul, meşru, mantıklı bir önerileri varsa, bir çözüm projeleri varsa, biz bunu dinlemeye, onlarla konuşmaya, onları muhatap almaya hazırız. Ama, bize Kandili eğer adres olarak gösterirlerse, bize İmralı’yı adres olarak gösterirlerse, bu kesinlikle çözüm istemek, çözüme katkı sağlamak falan anlamına gelmez.”

PKK’nın 20 Eylül’e kadar eylemsizlik kararını da değerlendiren Çelik, “Bu takvimi tayin ve tespit eden Hükümet falan değil. Onlar kendilerince bir takvim belirlemişler. Ama eğer 20 Eylül’de devlet, Hükümet bize muhatap olmazsa, biz tekrar terör başlatırız derlerse, kimse Hükümetten veya devletten gidip terör örgütüne, terör örgütünün elebaşlarına muhatap olmasını bekler mi, böyle bir şey söz konusu olabilir mi?” dedi.

15.09.2010

Doç. Dr. Çelik: “Bu Anlaşmada Türkiye Kendisini Hiçbir Siyasi Kayıt İle Sınırlandırmamıştır”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hüseyin Çelik, 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri ile imzalanan anlaşmayla ilgili olarak, “22 Eylül 2003 tarihinde Sayın Ali Babacan, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı sıfatıyla Amerikalılarla, Türkiye’nin Irak’ın işgaliyle doğan ekonomik zararlarının telafi edilebilmesi için 8,5 milyar dolar krediye çevrilebilir 1 milyar dolarlık bir hibe için anlaşma imzalamışlardır. Bu anlaşmada Türkiye kendisini hiçbir siyasi kayıt ile sınırlandırmamış, Kuzey Irak’a gerekli hallerde asla girmeme taahhüdünde bulunmamıştır” dedi.

Çelik, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu basın toplantısında, 2003 yılında Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan anlaşmaya ilişkin iddialara da yanıt verdi. Çelik, 2003 yılında Ali Babacan’ın Amerika Birleşik Devletleri yetkilileriyle imzaladığı bu anlaşmayı Kılıçdaroğlu ve Partisinin yıllardır adeta ağızlarına sakız haline getirdiklerini ifade etti. Çelik anlaşamaya ilişkin şunları söyledi:

“İşin özü şudur: 22 Eylül 2003 tarihinde Sayın Ali Babacan, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı sıfatıyla Amerikalılarla, Türkiye’nin Irak’ın işgaliyle doğan ekonomik zararlarının telafi edilebilmesi için 8,5 milyar dolar krediye çevrilebilir 1 milyar dolarlık bir hibe için anlaşma imzalamışlardır. Bu anlaşmada Türkiye kendisini hiçbir siyasi kayıt ile sınırlandırmamış -bunun altını çiziyorum- bu anlaşmada Türkiye kendisini hiçbir siyasi kayıt ile sınırlandırmamış, Kuzey Irak’a gerekli hallerde asla girmeme taahhüdünde bulunmamıştır. Ancak Amerikan tarafı, Türkiye’nin Irak’a tek taraflı müdahalede bulunmasını, ödemenin geri kalanını askıya alma sebebi sayacağını ifade etmiştir. Bunu şuna benzetebilirsiniz: Kıbrıs Barış Harekatından önce Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden silah ve mühimmat alıyordu. Kıbrıs’a yapılan bir müdahalede Amerika’nın ambargo koyacağı belliydi ve bu ifade edilmekteydi. Nitekim bunu yaptılar. Ama bu, onların böyle davranması veya davranacağı, bizim Kıbrıs Barış Harekatını yapmayacağımız anlamına gelmiyor; meseleyi buna çok rahatlıkla benzetebilirsiniz. Türkiye’de ekonomik şartların hızla iyileşmesi üzerine yapılan yeniden değerlendirmede 8,5 milyar dolarlık krediye veya 1 milyar dolarlık hibeye gerek olmadığı sonucuna varılmış ve anlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne onay için gönderilmemiş, dışişleri bakanlıkları arasındaki nota teatisiyle anlaşma iptal edilmiştir; meselenin özü, aslı, esası budur değerli arkadaşlar. CHP, 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesinde bu meseleyi yine diline dolamış, bunun üzerine 4 Temmuz 2007 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’nın 101 numaralı Bakanlık açıklamasıyla mesele kamuoyuyla paylaşılmıştır. Söz konusu açıklama, hala Dışişleri Bakanlığının web sitesindeki yerinde durmaktadır, bunu buradan çıkınca rahatlıkla tıklayıp görebilirsiniz. Şimdi gerçek bu iken, hal böyle iken Sayın Kılıçdaroğlu’nun Sayın Başbakanı ihanetle suçlaması ve bu anlaşmayı Sayın Başbakanın yakasına asacağım şeklindeki yakışıksız ifadeleri, kesinlikle yine dediğim gibi milletin ferasetine, milletin değerlendirmesine sunulacak olan bir meseledir.”

28.07.2010


Doç. Dr. Çelik: “Bu İlkel ve Kaba Üslup Sayın Bahçeli’ye ve Türk Siyasetine Yakışmıyor”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin üslubuna ilişkin olarak, “Sayın Bahçeli, dün yayınladığı basın açıklamasıyla ne yazık ki ağzını bozma seanslarına devam etmektedir. Sayın Başbakanı etnik bölücülük yapmakla itham eden Sayın Bahçeli’nin kesinlikle aynaya bakması gerekiyor… Bizim dağarcımızda Sayın Bahçeli’nin sarf ettiği küfürler ve hakaretler yoktur. Biz hançeremizi bunlarla kirletmedik ve bundan sonra da kirletmeyeceğiz. Bu ilkel ve kaba üslup, Sayın Bahçeli’ye ve Türk siyasetine yakışmıyor” dedi.

Düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı konuşmalardaki üslubunu eleştirdi. Çelik, “MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli, dün yayınladığı basın açıklamasıyla ne yazık ki ağzını bozma seanslarına devam etmektedir. Sayın Başbakanı etnik bölücülük yapmakla itham eden Sayın Bahçeli’nin kesinlikle aynaya bakması gerekiyor” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Sayın Bahçeli unutmamalıdır ki, Türkiye’nin değişerek gelişmesine mani olmak, 12 Eylül Anayasasının kısmen de olsa değişmesine engel olmak ve statükocuların ekmeğine yağ sürmek gibi hususlarda kendisi istese de, istemese de, bu durumdan hoşnut olsa da, olmasa da şu anda PKK’nın ve onun siyaset tarzında safında yer almaktadır. Bir kez daha söylüyorum; bizim dağarcımızda Sayın Bahçeli’nin sarf ettiği küfürler ve hakaretler yoktur. Biz hançeremizi bunlarla kirletmedik ve bundan sonra da kirletmeyeceğiz. Bu ilkel ve kaba üslup, Sayın Bahçeli’ye ve Türk siyasetine yakışmıyor. Bunu her vesileyle söyledik; bize küfredenlere, bize hakaret edenlere aynı hakaret ve küfürlerle karşılık vermeyeceğiz ve bu küfür ve hakaret sahiplerini milletimizin mahşeri vicdanına havale edeceğiz.”

“Türkiye’de antidemokratik ne kadar kanun varsa bunları kaldırmayı AK PARTi kendi varlık sebebi sayar”

Toplantının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doç. Dr. Hüseyin Çelik, “CHP, 35. maddeyle ilgili değişik önerisini Meclis’e sunmaya hazırlanıyor, orada bir cümle değişikliği söz konusu. Nasıl değerlendiriyorsunuz” yönündeki soruya şöyle cevap verdi:

“Biz başından beri Cumhuriyet Halk Partisi’nin 35. madde konusunda samimi olmadığını, referandum süresinde topu taca atma niyetinde olduğunu hep söyledik. Bildiğiniz gibi dün Sayın CHP Sözcüsü yaptığı açıklamada 35. maddeyi bütün olarak kaldırma niyetinde olmadıklarını ve orada bazı eğip bükmelerle, bazı şartlarla bir teklif vereceklerini ifade etmiştir. Sayın Başbakanımız meydanlarda söyledi, “biz 35. maddeyi kaldırmaya hazırız, siz hazır mısınız?” Öyle anlaşılıyor ki, demek ki CHP hazır falan değil. Tekliflerini versinler, arkadaşlarımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Grubumuz, Grup başkan vekillerimiz, ilgili arkadaşlarımız bunu inceleyeceklerdir, değerlendireceklerdir ve bu konuyla ilgili biz Parti olarak kendi tavrımızı da ayrıca ortaya koyacağız. Tekrar altını çizmek istiyorum; Cumhuriyet Halk Partisi bunu hep yapmıştır. Sayın Kılıçdaroğlu hep meydanlarda veya kendisine mikrofon uzatıldığı zaman bir iddiada bulunmaktadır, bir çıkış ortaya koymaktadır. Sonra Partisindeki herhalde ağabeyleri onu uyarmaktadır. Ondan sonra da bir tavır değişikliğiyle, bir U dönüşüyle her zaman Türkiye karşı karşıya kalmaktadır. Bunun böyle olduğunu dün Sayın Süha Okay’ın yaptığı açıklamadan da anlamış bulunuyoruz. Tekrar söylüyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisine tekliflerine versinler, biz de siz de hep birlikte görelim, bakalım Cumhuriyet Halk Partisi ne teklif ediyor.”

Çelik, AK PARTi’nin, 35. maddenin kaldırılmasıyla ilgili bir teklif sunup sunmayacağı yönündeki soruyu ise şöyle cevapladı:

“Türkiye’de antidemokratik ne kadar kanun varsa, ne kadar Anayasa maddesi varsa, ne kadar yasak varsa, bunları kaldırmayı AK PARTi kendi varlık sebebi sayar. Ve geldiğimizden beri biliyorsunuz Türkiye’nin demokratik standartları yüksek bir ülke olması, Türkiye’nin gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet olması, Türkiye’de siyaset üzerindeki vesayetin ortadan kalkması ve güçler ayrılığı prensibinin tam olarak yerine oturmasını temin etmek için büyük bir gayret içerisindeyiz. Bakın 35. madde, Anayasayla belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumayı Türk Silahlı Kuvvetleri’ne görev olarak vermiştir. Darbe yapmak, bizatihi Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasına aykırıdır. Dolayısıyla, eğer bu madde değiştirilecekse, CHP’nin söylediği gibi böyle kenarından, kıyısından dolanarak değil adam akıllı bir değişiklik yapılması gerekiyor. Ben daha önce bir teklifte bulundum, madem Hükümet veya iktidar ayrımı yapmıyoruz, biliyorsunuz kanun teklifi vermek için ille de iktidar olmak gerekmiyor, o tasarıdır, Hükümet tasarı getirebilir. Bunun dışında her milletvekili bireysel olarak kanun teklifinde bulunabilir, parti grupları kanun teklifi verebilir. Dolayısıyla, burada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Sayın Başbakanımız teklif etti, eğer CHP bu konuda samimiyse, bununla ilgili bir komisyon kurulur ve olması gereken şekil, format belirlenir ve kamuoyuna da bu açıklanır, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu meseleyi ele alır, doğru olan budur.”

Adana’daki cenaze töreninde İçişleri Bakanı ile Emniyet Genel Müdürünün de bulunduğu törende Balyoz Davasında hakkında yakalama kararı olan 6. Kolordu Komutanın da yer alması ve herhangibir işlem yapılmamasına ilişkin görüşleri de sorulan Çelik, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Bir komutanla Sayın İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü bir araya geldiği zaman Sayın İçişleri Bakanı veya Emniyet Genel Müdürü efendim bu tutuklananlar arasındadır, adı tutuklananlar listesindedir diye herhalde yakasına yapışacak halleri yok bunların. Şimdi iki şeyi birbirine karıştırmayalım; bu ülke bir hukuk devletidir ve bu işleri yargı yapar. Bir şeyin daha bilinmesi gerekiyor: Herhangi bir insanın, bu üst düzeyde bir insan olabilir, sıradan bir vatandaş olabilir. Aranması, yakalanması, tutuklanması işlemi İçişleri Bakanlığının veya Emniyet Genel Müdürünün görevi değil. Bu durumda polis bu işle görevlendirilir, eğer kırsal alandaysa jandarma bu işle görevlendirilir, ama jandarma ve polis bu esnada savcının emrinde bir insan olarak çalışır ve adli kolluk vazifesi yapar. Yani, bu iddia edildiği gibi bu tutuklanmalarda İçişleri Bakanlığının veya Emniyet Genel Müdürlüğünün doğrudan müdahil olması söz konusu değildir, bu durumda polis adli kolluk görevi yapmak üzere Cumhuriyet savcılarının emrindedir, bu iki şeyi birbirine karıştırmamız gerekiyor.”

“CHP’nin demokrasi anlayışı bu”

Bingöl’ün Yedisu ilçesinde Belediye Başkanının referandumda “evet” oyu kullanacağını açıklaması üzerine CHP yönetimi tarafından Disiplin Kuruluna sevk edilmesine ilişkin bir soru üzerine de Çelik şunları ifade etti:

“CHP’nin demokrasi anlayışı budur. Böyle bir konuda, referandumda siz bağlayıcı grup kararı da alamazsınız, kendi parti mensuplarınızı böyle bir meseleden dolayı da cezalandıramazsınız, bu doğru değil. Netice itibariyle Belediye Başkanı çıkmıştır orada bir irade beyanında bulunmuştur. Belediye Başkanının başka vatandaşların oyunu ipotek altına almak gibi bir hakkı da yok, yetkisi de yok. Ama kendisi kendi oyunun evet olacağını söylemiştir. Şimdi bundan dolayı eğer bir insan ihraç talebiyle disipline sevk ediliyorsa, bunu yapan partinin demokrasi anlayışı halk tarafından elbette sorgulanacaktır, burada söylenebilecek başka bir şey yok.”

28.07.2010

Doç. Dr. Hüseyin Çelik’in Basın Açıklaması…

17.07.2010

Önceki gün, bir televizyon kanalında, geçmişte Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde görev yapan Özel Harekât Timleri içerisinde bazı yanlış adamların bulunduğunu ve bunların bazı yanlış tutum ve davranışlarından dolayı birçok insanın PKK’nın safına itildiğini ifade ettim. Bu sözler kimseyi itham ve ilzam etmek için söylenmiş sözler değil, bir tespitten ibaretti.

Bunun üzerine Sayın Bahçeli, dün Aksaray’da şahsıma yönelik çok çirkin itham ve iftiralarda bulunmuştur. Sayın Bahçeli, benim “Türk düşmanı, inkârcı, iftiracı ve nankör” olduğumu beyan buyurmuş!

Öncelikle tüm bu itham ve iftiraları kendisine iade ediyorum. Benim Türk düşmanı olmam için ırkçı olmam lazım. Hayatım boyunca en çok ırkçılıktan nefret ettim. Sayın Bahçeli’ye “Türkler” isimli telif – tercüme kitabımı gönderirsem belki iftirasını geri alır.

Hüseyin Çelik, hiç bir zaman Türk düşmanı olmadı ama her zaman, her çeşit bölücülük, ayrımcılık ve ırkçılığa düşman oldu.

Sayın Bahçeli, son bir yıldır, başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere hükümetimize, partimize ve mensuplarına karşı son derece bayağı ve bol küfürlü bir dil kullanmaktadır. Dünkü beyanları bu hezeyanlar serisinin başka bir versiyonudur.

Ben, ülkenin her köşesinde görev yapan, sıradan vatandaşa karşı müşfik, sevecen ve güvercin olan, teröristlere karşı ise şahin olan tüm güvenlik güçlerine her zaman şükran borçlu olduğumuzu ifade ettim.

Tüm Özel Harekât Timleri’ni toptan itham eden, yargılayan bir tutumum hiçbir zaman olmamıştır. Ben, bu timler içerisindeki bazı yanlış adamlardan söz ettim.”MHP militanı” ifadesini kullandım ama ülkücüleri toptan ilzam ve itham eden bir kelime bile kullanmadım.

Bütün meslek hayatı boyunca Türk diline, edebiyatına ve kültürüne hizmet etmiş ve bu alanlarda birçok eser vermiş bir akademisyen ve hiçbir etnik ayrım yapmadan 73 milyonluk Türk milletine ibadet aşkıyla hizmet veren bir siyasetçi olarak Sayın Bahçeli’yi ve partisinin bazı mensuplarını, şahsıma yönelik sözlerinden dolayı kınıyor, kendilerini halkımızın maşeri vicdanına havale ediyorum.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı
Parti Sözcüsü


CHP İl Kongresi Esnasında Van’da Meydana Gelen Olaylarla İlgili Basın Açıklaması

1- Benim veya herhangi bir Genel Merkez görevlisinin hiçbir surette bu meseleyle ilgisi de yok, bilgisi de yok.

2- 2 Nisan Cuma günü, yani olayın cereyan ettiği gün, MKYK toplantımızın ardından yaptığım mutat basın toplantısı esnasında Sn. Baykal’ın, bu olayı benim ve akrabalarımın organize ettiğine dair iddiası soruldu. Ben kesin bir dille bu işle uzaktan yakından alakam olmadığını, bu eylemin esasen bir Ak Parti organizasyonu da olmayacağını ifade ettim.

Akraba olarak bula bula, Sayın Baykal’ın programının yapıldığı Düğün Salonunun altında dükkanı bulunan kardeşimin kayınbiraderi bulundu ve buradan hareketle konu benimle ilişkilendirilmeğe çalışıldı. Kendi kayınbiraderimden bile sorumlu olamayacağım gibi, kardeşlerimin kayın biraderlerinden sorumlu tutulmam akılla bağdaşmaz.

3- Protestocular arasındaki 4 AK Partili gösterilerek bunun bir AK Parti Organizasyonu olduğu CHP tarafından iddia ediliyor. Orada onlarca BDP’li, eski CHP’li herhangi bir parti ile ilişkili olmayan sıradan vatandaşlar var. CHP ısrarla partimizi ve şahsımı konu ile ilişkilendirme gayretiyle bu gerçeği gizliyor.

Nitekim mahalli basına beyanat veren esnaftan birçok insan, bunun spontane bir tepki olduğunu ve kimsenin teşvikiyle değil, kendi iradeleriyle Sayın Baykal’ı protesto ettiklerini söylüyorlar.

4- Van’da, CHP üyelik kartını Sn. Kılıçdaroğlu’na uzatarak “bunu Sayın Baykal’a götür, taşımaktan utanıyorum” diyen vatandaşın görüntüleri basına intikal etti. Bu durumu CHP, söz konusu iddialarla örtbas etmeğe çalışıyor.

5- Ben, “konunun benimle ilişkili olduğuna dair iğne ucu kadar bir delil bulunursa Sn. Baykal’dan 72,5 milyonun huzurunda özür dilerim” dedim. CHP’li Sn. Ateş “Sn. Çelik, demek istiyor ki ben işimi sağlam yaparım, iz bırakmam” diyor.

Bu yorumu ayıplıyorum. Benim sözümü böyle çarpıtmak ancak CHP zihniyetinin yapabileceği bir şeydir. Aynı iddiamda ısrarlıyım.

6- Benim 2 Nisan’da MKYK toplantımızdan sonra yaptığım basın toplantısı esnasında konu ile ilgili açıklama yapmış olmamı, CHP, “suçluluk telaşı ile” yapılmış bir açıklama olduğunu iddia ediyor.

Halbuki ben o basın toplantısında Parti Sözcüsü sıfatıyla Partimiz adına yapılanları ayıpladığımızı ve kınadığımızı açık bir dille ifade ettim.

Konunun benimle ve Genel Merkezimizle ilgili olmadığını zaten biliyordum. Basın Toplantısı yapmadan önce Van İl Başkanımızı arayarak bilgi aldım. Van İl Başkanımız, Parti olarak işin içinde olmadıklarını, girişimin AK Partiyle ilgisinin bulunmadığını söyledi.

Geç açıklama yapıp, geç tepki göstermiş olsaydık, bu sefer CHP’liler niçin geç tepki gösterdiğimizi sorgulayacaklardı.

7- AK Partinin siyasetinde kaba kuvvet ve şiddetin yeri yoktur ve olamaz. Biz Demokratik yollarla, yasal zeminde Sayın Baykal’la veya başka birileriyle ilgili olarak bir protesto organizasyonu yapmak istersek, bunu açıkca yaparız ve sahipleniriz. Ancak bizim siyasi terbiyemizde Siyasi Parti Liderlerine taş, yumurta ve benzeri cisimler atmak; liderlerin yakasına yapışmak yoktur.

8- Salı günü, (06.04.2010) AK Parti Genel Merkezi’nde yaptığım Basın Toplantısında, konunun Yargıya intikal ettiğini, suçlu bulunacak kişi veya kişilerin, kim olursa olsun, Partimizden ve İktidarımızdan himaye görmeyeceğini açık bir dille ifade ettim. Aynı Basın Toplantısında Sayın İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü’ne çağrıda bulunarak, olayda şayet bir güvenlik zaafı varsa veya ihmali olan güvenlik görevlileri varsa onlarla ilgili de gereğinin yapılmasını Parti olarak talep ettiğimizi ifade ettim.

Nitekim dün (08.04.2010) itibariyle Sayın İçişleri Bakanımızın talimatıyla iki mülkiye müfettişi konuyu araştırmak üzere görevlendirilmiştir.

9- 4 AK Partilinin protestocular arasında yer alması, AK Partinin kurumsal olarak bunun arkasında olduğunu göstermez.

Ayrıca taş atan, yumurta atan bir AK Partili tespit edilirse onları parti olarak cezalandırırız. Nitekim bu amaçla Van İl Başkanlığı bir inceleme başlatmıştır. Sözlü protestoya gelince, bunların çok daha ileri olanlarını CHP’li Milletvekilleri Sayın Başbakan TBMM kürsüsünde konuşurken yapıyorlar. TBMM oturumlarında özellikle Sayın Başbakan kürsüde konuşurken CHP’li milletvekilleri hiç de yakışık almayan laflar atmaları da kamuoyunca bilinmektedir.

CHP’li vekillerin Sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili, Sayın Başbakan’la ilgili terbiye sınırlarını zorlayan aleni hakaret içeren ifadelerine bugüne kadar Sayın CHP Genel Başkanı’nın seyirci kaldığı da herkesçe bilinmektedir.

10-Haziran 2005 tarihinde, Sayın Başbakan’a Trabzon’da yumurta atan Ethem Küçük isimli şahıs, bir ay sonra, zamanın CHP’li Trabzon Belediye Başkanı tarafından işe alınarak ödüllendirilmiştir. Biz sadece Sayın Baykal’a değil, tüm siyasi parti liderlerine atılmış taşı, kendi liderimize atılmış gibi değerlendirir ve gereğini yaparız.

11-CHP Genel Başkanı, Van’da uğradığı hayal kırıklığını, Partisinin oradaki zaafını bir mazerete sığınarak izah etmeğe çalışıyor. Bu boşuna bir gayrettir.

12-Şahsımla ve kan bağım olan hiçbir akrabamla ilişkili olmadığı halde Sayın Baykal’ın adımı vererek, konuyu benimle ilişkilendiren iftirasına karşı bir liralık manevi tazminat davası açtım. Konuya Yargının daha bir açıklık getireceğine inanıyorum. Kaldı ki, birinin kan bağı bulunan yakınları bile, bir yanlış yaparsa, suçların kişiselliği prensibinden dolayı o insanı, suça iştirak etmediği veya bir şekilde suçla ilişkili olmadığı sürece sorumlu tutamazsınız.

13-Başta Sayın Baykal olmak üzere, CHP’liler benim bilgim ve haberim olmadan Van’da hiçbir şeyin olamayacağını iddia ediyorlar. Nitekim bu tutum, dönemin 100.Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın’ın tutuklanması esnasında da aynen sergilenmiştir.

Sayın Başbakanımızın Van’a son gelişi esnasında yapılan protesto gösterileri, araba yakmalar, esnafın işyerlerine verilen zararlar ve daha bir çok kaba kuvvet ve şiddet içeren görüntüler hala toplumun hafızasında mevcuttur. Eğer iddia edildiği gibi bir gücüm olsaydı, ben önce bunlara mani olurdum.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı

09.04.2010

GAZİANTEP

SOSYAL MEDYA

302Subscribers+1
1,020,416FollowersFollow

SON GÖRÜNTÜLENLER