Haberler


Doç. Dr. Çelik: “Bugün Seçim Olsa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da AK PARTi Birinci Partidir”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Habertürk Televizyonu’nda yayınlanan “Türkiye’nin Nabzı” programında Didem Yılmaz’ın sorularını yanıtladı. Çelik, referanduma ilişkin olarak BDP’nin boykot kararının tam olarak hedefine ulaşamadığını belirterek, “Doğu’da ve Güneydoğu’da 23 vilayet var. Ve aslında boykotun tam başarılı olduğu, yarım yamalak başarılı olduğu, şöyle kenarından, kıyısından geçtiği 9 vilayet var. Bunun dışındaki 14 vilayette Doğu’da ve Güneydoğu’da boykot tutmamıştır. Bugün seçim olsa, Doğu’da da, Güneydoğu’da da AK PARTi yine 1. partidir, bunu böyle değerlendirmek lazım” dedi.

BDP’nin sahip olduğu 8 belediye olduğunu hatırlatan Çelik, şunları söyledi:

“Iğdır’da ve Tunceli’de boykot tutmadı, sıfır tuttu. Bu ikisini çıkarın, kaldı 6 vilayet. Şırnak’ta ve Hakkari’de boykot tam anlamıyla başarılı oldu. Birinde yüzde 6,8 katılım, yani referanduma katılım 6,8. Yüzde 93,2 de katılım olmamış, boykot var. Şırnak’ta yüzde 22’lik bir katılım var. Bu iki sınır ilinde maalesef insanlar tehdit edilmiştir, insanlara şantaj yapılmıştır, insanlara fiziki güç kullanılmıştır ve insanlar sandık başına gönderilmemiştir. Diyarbakır, Batman, Siirt ve Van belediyeleri de DTP’nin, yani BDP’nin elinde. Bu illerde de kısmen, yani yarım yamalak diyebileceğimiz yarı yarıya bir boykotun uygulanması var ve oralarda da yarı yarıya tutmuştur. 2007 Ekim’inde yapılan referandumda Diyarbakır’da katılım yüzde 53’tür, il bazında yüzde 53’tür. Niçin? Diyelim ki yerel seçimlerde yüzde 80’dir de, milletvekili seçiminde yüzde 70’tir, niçin referandumda yüzde 53’tür? Hiçbir boykot yokken, 2007 referandumunda bir boykot var mıydı? Yoktu. Niye bu kadar düşük? Çünkü, diyelim ki mahalli seçimlerde birinin bir akrabası il genel meclis üyeliğine adaydır, birisinin belediye meclis üyeliğine adaydır, birisi belediye başkanlığına adaydır, birisi büyükşehir belediye başkanlığına adaydır, birisi muhtarlığa adaydır, çokça aday olduğu için, çok fazla adayın olmasından dolayı seçimlere ilgili her zaman daha fazladır, orada şahıslar ön plana çıkıyor. Ama referandumlarda böyle bir mecburiyet yoktur. Ve Diyarbakır’da yüzde 53’tür. Bu yüzde 53 iken 2007’de, bu boykottan dolayı yüzde 35’e, yani 17 puanlık bir düşüş var orada. Boykot yarım başarılı olmuştur. Yani Diyarbakır’da, Batman’da, Siirt’te, Van’da, hatta buraya belediyesi BDP olmayan Muş’u da ilave edebilirsiniz, Bitlis’i ilave edebilirsiniz. Bingöl’de ise ciddi manada boykot tutmamıştır.

“Van’da 220 bin kahraman insan gitmiş oyunu kullanmıştır”

Baskılara boyun eğmeyen, ben demokratik hakkımı kullanacağım diyen, medeni cesaret örneği ortaya koyan insanların gidip oyunu kullandığını ifade eden Çelik, “Van’da 220 bin kahraman insan vardır, gitmiştir oyunu kullanmıştır. 100 küsur bin, 120 bin insan Batman’da bunu yapmıştır. 200 küsur bin, 268 bin insan bunu Diyarbakır’da yapmıştır, bunu göz ardı etmemek lazım” dedi. Devletin buna neden engel olamadığı yönündeki eleştirilere de değinen Çelik, “Şimdi bayram gezmesi adı altında birisi geliyor sizin evinize ve sizi tehdit ediyor. Sizin çoluk çocuğunuz var, ben bunu gidip şikayet edersem başıma iş açılır diye susuyorsunuz. Maalesef insanlar bu şekilde sindiriliyor. Devlet sokakta gerekli güvenlik önlemlerini alıyor; ama evinden çıkmayan insana bir şey yapamazsınız” dedi.

“BDP’nin Kürt meselesiyle ilgili olarak eğer söyleyecek bir sözü varsa biz bunu her zaman dinlemeye hazırız”

Çelik, AK PARTi Hükümeti’nin PKK ile müzakere yaptığı iddialarına ilişkin olarak da şunları söyledi:

“Referandum kampanyası sırasında AK PARTi’yi kendilerince zor duruma düşürmek için birileri yine bir şey attı ortaya, işte AK PARTi Hükümeti PKK ile müzakere yapıyor. Bir PKK ileri geleninin verdiği bir beyanattan yola çıkarak böyle bir iddia ortaya atmışlardı, Sayın Bahçeli bunu dillendirdi, diğerleri bunu dillendirdi. Ama biz bir basın açıklaması yaptık. Ayrıca Sayın Başbakan meydanlarda bunu net bir şekilde ifade etti. Biz dedik ki, hiçbir zaman AK PARTi Hükümeti ve AK PARTi bir terör örgütüyle masaya oturmaz, müzakereye oturmaz. İllegal bir örgütle, illegal bir terör örgütüyle bu anlamda bir muhatap alınma söz konusu değildir ve olamaz dedik, bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: BDP, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu olan bir siyasi parti, halkın iradesine bu manada saygı duyuyoruz. Şimdi BDP’nin Kürt meselesiyle ilgili olarak, Doğu ve Güneydoğu ile ilgili olarak, Türkiye’nin diğer meseleleriyle ilgili olarak eğer söyleyecek bir sözü varsa, eğer gerçekten çözüm anlamında getirip masaya koyabileceği bir şey varsa, biz bunu her zaman dinlemeye hazırız. Çünkü onlar halkın temsilcileridir ve biz öyle görüyoruz. Ama kardeşim, siz ne diyorsunuz, buyurun gelin oturalım, konuşalım dediğiniz zaman, eğer siyasetçi siyasetçiyle konuşmayıp da siyasetçi bir terör elebaşını eğer muhatap olarak gösterirse, burada kusura bakmayın biz hiçiz demek istiyorsunuz. Yani bir siyasi parti olarak siz kendi varlığınızı inkar ediyorsunuz demektir. Bu da asla çözüme katkı sağlamaz. Bir şeyin daha altını çizmemiz gerekiyor. BDP’nin sanki Kürtlerin yegane temsilcisiymiş gibi, Türkiye’deki bütün Kürt kitlesini temsil ediyormuş gibi bir edayla, bir tarzla, bir tavırla, bir üslupla konuşması da doğru değil. Niye? Şimdi soruyorum BDP’li arkadaşlara, diyorum ki Türkiye’de ne kadar Kürt var? 20 milyon var diyorlar. Peki 20 milyon Kürt var, siz 2,4 milyon oy alıyorsunuz, her 1,5 vatandaştan biri de seçmendir. Bunu 1,5’la çarptığınız zaman, bu 3,5 milyon eder. Demek ki siz 3,5 milyonluk bir kitlenin sempatisini kazanmış olan bir Partisiniz. Peki geriye kalan 16,5 milyon nerede, eğer 20 milyon Kürt varsa, O zaman siz her 6 Kürt’ten birinin oyunu alıyorsunuz demektir. Geçtik, peki 15 milyon Kürt varsa, 5 Kürt’ten birinin oyunu alıyorsunuz demektir veya desteğini alıyorsunuz demektir. BDP yüzde 5,5-6 oy alıyor diye ve Kürtçülük üzerinden siyaset yapıyor diye Kürtlerin temsilcisi olamaz. Peki, şimdi aynı mantıkla olaya baktığımız zaman, MHP yüzde 15 oy aldı. Şimdi MHP Türkçülük üzerinden siyaset yapıyor diye, MHP’yi Türkiye’deki Türklerin temsilcisi olarak görebilir misiniz? MHP tek başına Türklerin temsilcisi değil, BDP tek başına Kürtlerin temsilcisi değil. Dolayısıyla herkesin konumunu, yerini çok iyi bilmesi gerekiyor. Peki, BDP birilerinin temsilcisi midir? Evet, Türkiye’deki 3,5 milyon insanın sempatisini kazanmış olan bir siyasi partidir. Ve bu yönüyle makul, meşru, mantıklı bir önerileri varsa, bir çözüm projeleri varsa, biz bunu dinlemeye, onlarla konuşmaya, onları muhatap almaya hazırız. Ama, bize Kandili eğer adres olarak gösterirlerse, bize İmralı’yı adres olarak gösterirlerse, bu kesinlikle çözüm istemek, çözüme katkı sağlamak falan anlamına gelmez.”

PKK’nın 20 Eylül’e kadar eylemsizlik kararını da değerlendiren Çelik, “Bu takvimi tayin ve tespit eden Hükümet falan değil. Onlar kendilerince bir takvim belirlemişler. Ama eğer 20 Eylül’de devlet, Hükümet bize muhatap olmazsa, biz tekrar terör başlatırız derlerse, kimse Hükümetten veya devletten gidip terör örgütüne, terör örgütünün elebaşlarına muhatap olmasını bekler mi, böyle bir şey söz konusu olabilir mi?” dedi.

15.09.2010


Doç. Dr. Çelik: “Bu İlkel ve Kaba Üslup Sayın Bahçeli’ye ve Türk Siyasetine Yakışmıyor”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Hüseyin Çelik, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin üslubuna ilişkin olarak, “Sayın Bahçeli, dün yayınladığı basın açıklamasıyla ne yazık ki ağzını bozma seanslarına devam etmektedir. Sayın Başbakanı etnik bölücülük yapmakla itham eden Sayın Bahçeli’nin kesinlikle aynaya bakması gerekiyor… Bizim dağarcımızda Sayın Bahçeli’nin sarf ettiği küfürler ve hakaretler yoktur. Biz hançeremizi bunlarla kirletmedik ve bundan sonra da kirletmeyeceğiz. Bu ilkel ve kaba üslup, Sayın Bahçeli’ye ve Türk siyasetine yakışmıyor” dedi.

Düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı konuşmalardaki üslubunu eleştirdi. Çelik, “MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli, dün yayınladığı basın açıklamasıyla ne yazık ki ağzını bozma seanslarına devam etmektedir. Sayın Başbakanı etnik bölücülük yapmakla itham eden Sayın Bahçeli’nin kesinlikle aynaya bakması gerekiyor” dedi. Çelik şöyle devam etti:

“Sayın Bahçeli unutmamalıdır ki, Türkiye’nin değişerek gelişmesine mani olmak, 12 Eylül Anayasasının kısmen de olsa değişmesine engel olmak ve statükocuların ekmeğine yağ sürmek gibi hususlarda kendisi istese de, istemese de, bu durumdan hoşnut olsa da, olmasa da şu anda PKK’nın ve onun siyaset tarzında safında yer almaktadır. Bir kez daha söylüyorum; bizim dağarcımızda Sayın Bahçeli’nin sarf ettiği küfürler ve hakaretler yoktur. Biz hançeremizi bunlarla kirletmedik ve bundan sonra da kirletmeyeceğiz. Bu ilkel ve kaba üslup, Sayın Bahçeli’ye ve Türk siyasetine yakışmıyor. Bunu her vesileyle söyledik; bize küfredenlere, bize hakaret edenlere aynı hakaret ve küfürlerle karşılık vermeyeceğiz ve bu küfür ve hakaret sahiplerini milletimizin mahşeri vicdanına havale edeceğiz.”

“Türkiye’de antidemokratik ne kadar kanun varsa bunları kaldırmayı AK PARTi kendi varlık sebebi sayar”

Toplantının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doç. Dr. Hüseyin Çelik, “CHP, 35. maddeyle ilgili değişik önerisini Meclis’e sunmaya hazırlanıyor, orada bir cümle değişikliği söz konusu. Nasıl değerlendiriyorsunuz” yönündeki soruya şöyle cevap verdi:

“Biz başından beri Cumhuriyet Halk Partisi’nin 35. madde konusunda samimi olmadığını, referandum süresinde topu taca atma niyetinde olduğunu hep söyledik. Bildiğiniz gibi dün Sayın CHP Sözcüsü yaptığı açıklamada 35. maddeyi bütün olarak kaldırma niyetinde olmadıklarını ve orada bazı eğip bükmelerle, bazı şartlarla bir teklif vereceklerini ifade etmiştir. Sayın Başbakanımız meydanlarda söyledi, “biz 35. maddeyi kaldırmaya hazırız, siz hazır mısınız?” Öyle anlaşılıyor ki, demek ki CHP hazır falan değil. Tekliflerini versinler, arkadaşlarımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Grubumuz, Grup başkan vekillerimiz, ilgili arkadaşlarımız bunu inceleyeceklerdir, değerlendireceklerdir ve bu konuyla ilgili biz Parti olarak kendi tavrımızı da ayrıca ortaya koyacağız. Tekrar altını çizmek istiyorum; Cumhuriyet Halk Partisi bunu hep yapmıştır. Sayın Kılıçdaroğlu hep meydanlarda veya kendisine mikrofon uzatıldığı zaman bir iddiada bulunmaktadır, bir çıkış ortaya koymaktadır. Sonra Partisindeki herhalde ağabeyleri onu uyarmaktadır. Ondan sonra da bir tavır değişikliğiyle, bir U dönüşüyle her zaman Türkiye karşı karşıya kalmaktadır. Bunun böyle olduğunu dün Sayın Süha Okay’ın yaptığı açıklamadan da anlamış bulunuyoruz. Tekrar söylüyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisine tekliflerine versinler, biz de siz de hep birlikte görelim, bakalım Cumhuriyet Halk Partisi ne teklif ediyor.”

Çelik, AK PARTi’nin, 35. maddenin kaldırılmasıyla ilgili bir teklif sunup sunmayacağı yönündeki soruyu ise şöyle cevapladı:

“Türkiye’de antidemokratik ne kadar kanun varsa, ne kadar Anayasa maddesi varsa, ne kadar yasak varsa, bunları kaldırmayı AK PARTi kendi varlık sebebi sayar. Ve geldiğimizden beri biliyorsunuz Türkiye’nin demokratik standartları yüksek bir ülke olması, Türkiye’nin gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet olması, Türkiye’de siyaset üzerindeki vesayetin ortadan kalkması ve güçler ayrılığı prensibinin tam olarak yerine oturmasını temin etmek için büyük bir gayret içerisindeyiz. Bakın 35. madde, Anayasayla belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumayı Türk Silahlı Kuvvetleri’ne görev olarak vermiştir. Darbe yapmak, bizatihi Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasına aykırıdır. Dolayısıyla, eğer bu madde değiştirilecekse, CHP’nin söylediği gibi böyle kenarından, kıyısından dolanarak değil adam akıllı bir değişiklik yapılması gerekiyor. Ben daha önce bir teklifte bulundum, madem Hükümet veya iktidar ayrımı yapmıyoruz, biliyorsunuz kanun teklifi vermek için ille de iktidar olmak gerekmiyor, o tasarıdır, Hükümet tasarı getirebilir. Bunun dışında her milletvekili bireysel olarak kanun teklifinde bulunabilir, parti grupları kanun teklifi verebilir. Dolayısıyla, burada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Sayın Başbakanımız teklif etti, eğer CHP bu konuda samimiyse, bununla ilgili bir komisyon kurulur ve olması gereken şekil, format belirlenir ve kamuoyuna da bu açıklanır, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu meseleyi ele alır, doğru olan budur.”

Adana’daki cenaze töreninde İçişleri Bakanı ile Emniyet Genel Müdürünün de bulunduğu törende Balyoz Davasında hakkında yakalama kararı olan 6. Kolordu Komutanın da yer alması ve herhangibir işlem yapılmamasına ilişkin görüşleri de sorulan Çelik, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Bir komutanla Sayın İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü bir araya geldiği zaman Sayın İçişleri Bakanı veya Emniyet Genel Müdürü efendim bu tutuklananlar arasındadır, adı tutuklananlar listesindedir diye herhalde yakasına yapışacak halleri yok bunların. Şimdi iki şeyi birbirine karıştırmayalım; bu ülke bir hukuk devletidir ve bu işleri yargı yapar. Bir şeyin daha bilinmesi gerekiyor: Herhangi bir insanın, bu üst düzeyde bir insan olabilir, sıradan bir vatandaş olabilir. Aranması, yakalanması, tutuklanması işlemi İçişleri Bakanlığının veya Emniyet Genel Müdürünün görevi değil. Bu durumda polis bu işle görevlendirilir, eğer kırsal alandaysa jandarma bu işle görevlendirilir, ama jandarma ve polis bu esnada savcının emrinde bir insan olarak çalışır ve adli kolluk vazifesi yapar. Yani, bu iddia edildiği gibi bu tutuklanmalarda İçişleri Bakanlığının veya Emniyet Genel Müdürlüğünün doğrudan müdahil olması söz konusu değildir, bu durumda polis adli kolluk görevi yapmak üzere Cumhuriyet savcılarının emrindedir, bu iki şeyi birbirine karıştırmamız gerekiyor.”

“CHP’nin demokrasi anlayışı bu”

Bingöl’ün Yedisu ilçesinde Belediye Başkanının referandumda “evet” oyu kullanacağını açıklaması üzerine CHP yönetimi tarafından Disiplin Kuruluna sevk edilmesine ilişkin bir soru üzerine de Çelik şunları ifade etti:

“CHP’nin demokrasi anlayışı budur. Böyle bir konuda, referandumda siz bağlayıcı grup kararı da alamazsınız, kendi parti mensuplarınızı böyle bir meseleden dolayı da cezalandıramazsınız, bu doğru değil. Netice itibariyle Belediye Başkanı çıkmıştır orada bir irade beyanında bulunmuştur. Belediye Başkanının başka vatandaşların oyunu ipotek altına almak gibi bir hakkı da yok, yetkisi de yok. Ama kendisi kendi oyunun evet olacağını söylemiştir. Şimdi bundan dolayı eğer bir insan ihraç talebiyle disipline sevk ediliyorsa, bunu yapan partinin demokrasi anlayışı halk tarafından elbette sorgulanacaktır, burada söylenebilecek başka bir şey yok.”

28.07.2010

Doç. Dr. Çelik: “Bu Anlaşmada Türkiye Kendisini Hiçbir Siyasi Kayıt İle Sınırlandırmamıştır”

AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hüseyin Çelik, 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri ile imzalanan anlaşmayla ilgili olarak, “22 Eylül 2003 tarihinde Sayın Ali Babacan, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı sıfatıyla Amerikalılarla, Türkiye’nin Irak’ın işgaliyle doğan ekonomik zararlarının telafi edilebilmesi için 8,5 milyar dolar krediye çevrilebilir 1 milyar dolarlık bir hibe için anlaşma imzalamışlardır. Bu anlaşmada Türkiye kendisini hiçbir siyasi kayıt ile sınırlandırmamış, Kuzey Irak’a gerekli hallerde asla girmeme taahhüdünde bulunmamıştır” dedi.

Çelik, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu basın toplantısında, 2003 yılında Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan anlaşmaya ilişkin iddialara da yanıt verdi. Çelik, 2003 yılında Ali Babacan’ın Amerika Birleşik Devletleri yetkilileriyle imzaladığı bu anlaşmayı Kılıçdaroğlu ve Partisinin yıllardır adeta ağızlarına sakız haline getirdiklerini ifade etti. Çelik anlaşamaya ilişkin şunları söyledi:

“İşin özü şudur: 22 Eylül 2003 tarihinde Sayın Ali Babacan, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı sıfatıyla Amerikalılarla, Türkiye’nin Irak’ın işgaliyle doğan ekonomik zararlarının telafi edilebilmesi için 8,5 milyar dolar krediye çevrilebilir 1 milyar dolarlık bir hibe için anlaşma imzalamışlardır. Bu anlaşmada Türkiye kendisini hiçbir siyasi kayıt ile sınırlandırmamış -bunun altını çiziyorum- bu anlaşmada Türkiye kendisini hiçbir siyasi kayıt ile sınırlandırmamış, Kuzey Irak’a gerekli hallerde asla girmeme taahhüdünde bulunmamıştır. Ancak Amerikan tarafı, Türkiye’nin Irak’a tek taraflı müdahalede bulunmasını, ödemenin geri kalanını askıya alma sebebi sayacağını ifade etmiştir. Bunu şuna benzetebilirsiniz: Kıbrıs Barış Harekatından önce Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden silah ve mühimmat alıyordu. Kıbrıs’a yapılan bir müdahalede Amerika’nın ambargo koyacağı belliydi ve bu ifade edilmekteydi. Nitekim bunu yaptılar. Ama bu, onların böyle davranması veya davranacağı, bizim Kıbrıs Barış Harekatını yapmayacağımız anlamına gelmiyor; meseleyi buna çok rahatlıkla benzetebilirsiniz. Türkiye’de ekonomik şartların hızla iyileşmesi üzerine yapılan yeniden değerlendirmede 8,5 milyar dolarlık krediye veya 1 milyar dolarlık hibeye gerek olmadığı sonucuna varılmış ve anlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne onay için gönderilmemiş, dışişleri bakanlıkları arasındaki nota teatisiyle anlaşma iptal edilmiştir; meselenin özü, aslı, esası budur değerli arkadaşlar. CHP, 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesinde bu meseleyi yine diline dolamış, bunun üzerine 4 Temmuz 2007 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’nın 101 numaralı Bakanlık açıklamasıyla mesele kamuoyuyla paylaşılmıştır. Söz konusu açıklama, hala Dışişleri Bakanlığının web sitesindeki yerinde durmaktadır, bunu buradan çıkınca rahatlıkla tıklayıp görebilirsiniz. Şimdi gerçek bu iken, hal böyle iken Sayın Kılıçdaroğlu’nun Sayın Başbakanı ihanetle suçlaması ve bu anlaşmayı Sayın Başbakanın yakasına asacağım şeklindeki yakışıksız ifadeleri, kesinlikle yine dediğim gibi milletin ferasetine, milletin değerlendirmesine sunulacak olan bir meseledir.”

28.07.2010

Doç. Dr. Hüseyin Çelik’in Basın Açıklaması…

17.07.2010

Önceki gün, bir televizyon kanalında, geçmişte Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde görev yapan Özel Harekât Timleri içerisinde bazı yanlış adamların bulunduğunu ve bunların bazı yanlış tutum ve davranışlarından dolayı birçok insanın PKK’nın safına itildiğini ifade ettim. Bu sözler kimseyi itham ve ilzam etmek için söylenmiş sözler değil, bir tespitten ibaretti.

Bunun üzerine Sayın Bahçeli, dün Aksaray’da şahsıma yönelik çok çirkin itham ve iftiralarda bulunmuştur. Sayın Bahçeli, benim “Türk düşmanı, inkârcı, iftiracı ve nankör” olduğumu beyan buyurmuş!

Öncelikle tüm bu itham ve iftiraları kendisine iade ediyorum. Benim Türk düşmanı olmam için ırkçı olmam lazım. Hayatım boyunca en çok ırkçılıktan nefret ettim. Sayın Bahçeli’ye “Türkler” isimli telif – tercüme kitabımı gönderirsem belki iftirasını geri alır.

Hüseyin Çelik, hiç bir zaman Türk düşmanı olmadı ama her zaman, her çeşit bölücülük, ayrımcılık ve ırkçılığa düşman oldu.

Sayın Bahçeli, son bir yıldır, başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere hükümetimize, partimize ve mensuplarına karşı son derece bayağı ve bol küfürlü bir dil kullanmaktadır. Dünkü beyanları bu hezeyanlar serisinin başka bir versiyonudur.

Ben, ülkenin her köşesinde görev yapan, sıradan vatandaşa karşı müşfik, sevecen ve güvercin olan, teröristlere karşı ise şahin olan tüm güvenlik güçlerine her zaman şükran borçlu olduğumuzu ifade ettim.

Tüm Özel Harekât Timleri’ni toptan itham eden, yargılayan bir tutumum hiçbir zaman olmamıştır. Ben, bu timler içerisindeki bazı yanlış adamlardan söz ettim.”MHP militanı” ifadesini kullandım ama ülkücüleri toptan ilzam ve itham eden bir kelime bile kullanmadım.

Bütün meslek hayatı boyunca Türk diline, edebiyatına ve kültürüne hizmet etmiş ve bu alanlarda birçok eser vermiş bir akademisyen ve hiçbir etnik ayrım yapmadan 73 milyonluk Türk milletine ibadet aşkıyla hizmet veren bir siyasetçi olarak Sayın Bahçeli’yi ve partisinin bazı mensuplarını, şahsıma yönelik sözlerinden dolayı kınıyor, kendilerini halkımızın maşeri vicdanına havale ediyorum.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı
Parti Sözcüsü


CHP İl Kongresi Esnasında Van’da Meydana Gelen Olaylarla İlgili Basın Açıklaması

1- Benim veya herhangi bir Genel Merkez görevlisinin hiçbir surette bu meseleyle ilgisi de yok, bilgisi de yok.

2- 2 Nisan Cuma günü, yani olayın cereyan ettiği gün, MKYK toplantımızın ardından yaptığım mutat basın toplantısı esnasında Sn. Baykal’ın, bu olayı benim ve akrabalarımın organize ettiğine dair iddiası soruldu. Ben kesin bir dille bu işle uzaktan yakından alakam olmadığını, bu eylemin esasen bir Ak Parti organizasyonu da olmayacağını ifade ettim.

Akraba olarak bula bula, Sayın Baykal’ın programının yapıldığı Düğün Salonunun altında dükkanı bulunan kardeşimin kayınbiraderi bulundu ve buradan hareketle konu benimle ilişkilendirilmeğe çalışıldı. Kendi kayınbiraderimden bile sorumlu olamayacağım gibi, kardeşlerimin kayın biraderlerinden sorumlu tutulmam akılla bağdaşmaz.

3- Protestocular arasındaki 4 AK Partili gösterilerek bunun bir AK Parti Organizasyonu olduğu CHP tarafından iddia ediliyor. Orada onlarca BDP’li, eski CHP’li herhangi bir parti ile ilişkili olmayan sıradan vatandaşlar var. CHP ısrarla partimizi ve şahsımı konu ile ilişkilendirme gayretiyle bu gerçeği gizliyor.

Nitekim mahalli basına beyanat veren esnaftan birçok insan, bunun spontane bir tepki olduğunu ve kimsenin teşvikiyle değil, kendi iradeleriyle Sayın Baykal’ı protesto ettiklerini söylüyorlar.

4- Van’da, CHP üyelik kartını Sn. Kılıçdaroğlu’na uzatarak “bunu Sayın Baykal’a götür, taşımaktan utanıyorum” diyen vatandaşın görüntüleri basına intikal etti. Bu durumu CHP, söz konusu iddialarla örtbas etmeğe çalışıyor.

5- Ben, “konunun benimle ilişkili olduğuna dair iğne ucu kadar bir delil bulunursa Sn. Baykal’dan 72,5 milyonun huzurunda özür dilerim” dedim. CHP’li Sn. Ateş “Sn. Çelik, demek istiyor ki ben işimi sağlam yaparım, iz bırakmam” diyor.

Bu yorumu ayıplıyorum. Benim sözümü böyle çarpıtmak ancak CHP zihniyetinin yapabileceği bir şeydir. Aynı iddiamda ısrarlıyım.

6- Benim 2 Nisan’da MKYK toplantımızdan sonra yaptığım basın toplantısı esnasında konu ile ilgili açıklama yapmış olmamı, CHP, “suçluluk telaşı ile” yapılmış bir açıklama olduğunu iddia ediyor.

Halbuki ben o basın toplantısında Parti Sözcüsü sıfatıyla Partimiz adına yapılanları ayıpladığımızı ve kınadığımızı açık bir dille ifade ettim.

Konunun benimle ve Genel Merkezimizle ilgili olmadığını zaten biliyordum. Basın Toplantısı yapmadan önce Van İl Başkanımızı arayarak bilgi aldım. Van İl Başkanımız, Parti olarak işin içinde olmadıklarını, girişimin AK Partiyle ilgisinin bulunmadığını söyledi.

Geç açıklama yapıp, geç tepki göstermiş olsaydık, bu sefer CHP’liler niçin geç tepki gösterdiğimizi sorgulayacaklardı.

7- AK Partinin siyasetinde kaba kuvvet ve şiddetin yeri yoktur ve olamaz. Biz Demokratik yollarla, yasal zeminde Sayın Baykal’la veya başka birileriyle ilgili olarak bir protesto organizasyonu yapmak istersek, bunu açıkca yaparız ve sahipleniriz. Ancak bizim siyasi terbiyemizde Siyasi Parti Liderlerine taş, yumurta ve benzeri cisimler atmak; liderlerin yakasına yapışmak yoktur.

8- Salı günü, (06.04.2010) AK Parti Genel Merkezi’nde yaptığım Basın Toplantısında, konunun Yargıya intikal ettiğini, suçlu bulunacak kişi veya kişilerin, kim olursa olsun, Partimizden ve İktidarımızdan himaye görmeyeceğini açık bir dille ifade ettim. Aynı Basın Toplantısında Sayın İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü’ne çağrıda bulunarak, olayda şayet bir güvenlik zaafı varsa veya ihmali olan güvenlik görevlileri varsa onlarla ilgili de gereğinin yapılmasını Parti olarak talep ettiğimizi ifade ettim.

Nitekim dün (08.04.2010) itibariyle Sayın İçişleri Bakanımızın talimatıyla iki mülkiye müfettişi konuyu araştırmak üzere görevlendirilmiştir.

9- 4 AK Partilinin protestocular arasında yer alması, AK Partinin kurumsal olarak bunun arkasında olduğunu göstermez.

Ayrıca taş atan, yumurta atan bir AK Partili tespit edilirse onları parti olarak cezalandırırız. Nitekim bu amaçla Van İl Başkanlığı bir inceleme başlatmıştır. Sözlü protestoya gelince, bunların çok daha ileri olanlarını CHP’li Milletvekilleri Sayın Başbakan TBMM kürsüsünde konuşurken yapıyorlar. TBMM oturumlarında özellikle Sayın Başbakan kürsüde konuşurken CHP’li milletvekilleri hiç de yakışık almayan laflar atmaları da kamuoyunca bilinmektedir.

CHP’li vekillerin Sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili, Sayın Başbakan’la ilgili terbiye sınırlarını zorlayan aleni hakaret içeren ifadelerine bugüne kadar Sayın CHP Genel Başkanı’nın seyirci kaldığı da herkesçe bilinmektedir.

10-Haziran 2005 tarihinde, Sayın Başbakan’a Trabzon’da yumurta atan Ethem Küçük isimli şahıs, bir ay sonra, zamanın CHP’li Trabzon Belediye Başkanı tarafından işe alınarak ödüllendirilmiştir. Biz sadece Sayın Baykal’a değil, tüm siyasi parti liderlerine atılmış taşı, kendi liderimize atılmış gibi değerlendirir ve gereğini yaparız.

11-CHP Genel Başkanı, Van’da uğradığı hayal kırıklığını, Partisinin oradaki zaafını bir mazerete sığınarak izah etmeğe çalışıyor. Bu boşuna bir gayrettir.

12-Şahsımla ve kan bağım olan hiçbir akrabamla ilişkili olmadığı halde Sayın Baykal’ın adımı vererek, konuyu benimle ilişkilendiren iftirasına karşı bir liralık manevi tazminat davası açtım. Konuya Yargının daha bir açıklık getireceğine inanıyorum. Kaldı ki, birinin kan bağı bulunan yakınları bile, bir yanlış yaparsa, suçların kişiselliği prensibinden dolayı o insanı, suça iştirak etmediği veya bir şekilde suçla ilişkili olmadığı sürece sorumlu tutamazsınız.

13-Başta Sayın Baykal olmak üzere, CHP’liler benim bilgim ve haberim olmadan Van’da hiçbir şeyin olamayacağını iddia ediyorlar. Nitekim bu tutum, dönemin 100.Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın’ın tutuklanması esnasında da aynen sergilenmiştir.

Sayın Başbakanımızın Van’a son gelişi esnasında yapılan protesto gösterileri, araba yakmalar, esnafın işyerlerine verilen zararlar ve daha bir çok kaba kuvvet ve şiddet içeren görüntüler hala toplumun hafızasında mevcuttur. Eğer iddia edildiği gibi bir gücüm olsaydı, ben önce bunlara mani olurdum.

Doç. Dr. Hüseyin Çelik
AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı
Tanıtım ve Medya Başkanı

09.04.2010

GAZİANTEP

SOSYAL MEDYA

302Subscribers+1
1,012,824FollowersFollow

SON GÖRÜNTÜLENLER

AK Parti'nin yerel seçim hazırlıkları hakkında bilgi veren Çelik, yerel seçim kampanya hazırlıklarını kendisinin başında olduğu bir komisyon tarafından yürütüldüğünü, aday belirleme...